ANKARA SANAYİ ODASI, 2026’NIN İLK MECLİS TOPLANTISINI YAPTI
Ankara Sanayi Odası, yeni yılın ilk Meclis Toplantısını Meclis Başkanı Celal Koloğlu başkanlığında yaptı. Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç’ın güncel ekonomik gelişmeleri değerlendirdiği, sanayicilerin sorunlarını ve çözüm önerilerini aktardığı toplantıda ASO Meclis Üyeleri de talep ve beklentilerini dile getirdi.
ASO Başkanı Seyit Ardıç, konuşmasına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Türkiye Müteahhitler Birliği tarafından düzenlenen Yurt Dışı Müteahhitlik Hizmetleri Ödül Töreni’ne değinerek başladı. Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhitlik Firması Listesi’nde yer alan, 22’si Ankara merkezli olmak üzere 45 Türk firmasının Başarı Ödüllerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden aldığını hatırlatan Başkan Ardıç, “Başta Meclis Başkanımız Sayın Celal Koloğlu’nun firması Kolin İnşaat ve Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın İhsan Çetinceviz’in firması Onur Taahhüt olmak üzere, Ankara’mızın ve ülkemizin ekonomisine güç katan tüm firmalarımızı yürekten kutluyorum. Bize yaşattıkları bu gurur tablosu için teşekkürlerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı.
“SANAYİCİLER İÇİN YEŞİL PASAPORT DÜZENLEMESİ GÜNDEME ALINMALI”
Başkan Ardıç’ın gündeminde, TBMM’ye sunulan yeşil pasaport düzenlemesine ilişkin kanun teklifi de vardı. Meslekte 15 yılını dolduran mühendis ve mimarların yeşil pasaport alabilmelerinin öngörüldüğünü hatırlatan Başkan Ardıç, “Meslek gruplarının işini kolaylaştıracak her adımı elbette değerli buluyoruz. Ancak istihdam yaratan, yatırım yapan ve ihracatla ülkeye döviz kazandıran biz sanayicilerin, yıllardır dile getirdiği benzer bir düzenlemenin hâlâ gündeme alınmamış olması, izahı zor bir eksikliktir” dedi.
Sanayicilerin işinin masa başında değil, sahada ve küresel pazarlarda olduğuna vurgu yapan Başkan Ardıç, ihracatın uluslararası temas gerektirdiğini, vize süreçlerindeki belirsizlikler ve gecikmelerin ihracat performansını aşağıya çektiğini belirterek, şunları söyledi:
“Zaman kaybı, fırsat kaybına; fırsat kaybı da sipariş ve pazar kaybına dönüşmektedir. Küresel rekabetin bu kadar sert olduğu bir dönemde biz sanayicilerin zaman kaybetme lüksü yoktur. Bu nedenle talebimiz son derece açık ve nettir. Bugünün KOBİ’sine, yarının büyük ihracatçısı gözüyle bakmalıyız. Mevcut uygulamada olan ihracat performansının yanı sıra, istihdam düzeyi, sanayi sicil kaydı ve kapasite raporu gibi somut göstergeler de yeşil pasaport verilmesinde esas alınmalıdır.”
“MESELE ÜLKEMİZİN İHRACAT KAPASİTESİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİDİR”
Sanayiciler olarak bir ayrıcalık talebinde bulunmadıklarının altını çizen Başkan Ardıç, “Ülkemizin ihracat kapasitesini büyütmeye ve küresel rekabette sanayicimizi güçlendirmeye yönelik akılcı bir destek mekanizmasıdır. Bu düzenlemenin gecikmeden gündeme alınmasını ve tüm siyasi partilerin ortak iradesiyle desteklemesini bekliyoruz. Çünkü mesele sanayicinin yeşil pasaportu değil; ülkemizin üretim gücü, ihracat kapasitesi ve sürdürülebilir kalkınma hedefleridir.”
“YENİ DÜNYA DÜZENSİZLİĞİNDE KURALSIZLIK VAR”
ASO Başkanı Ardıç, küresel gelişmelere de değinerek, “2026’ya da yeni dünya düzensizliğinin artık bizi şaşırtmayan gelişmeleriyle girdik” dedi. Yakın zamana kadar devletlerarası ilişkilerde hukuk, kurallar ve kurumların belli bir dengeyi ayakta tutabildiğini, bugün ise bu zeminin birçok alanda ortadan kalktığını söyleyen Başkan Ardıç, “Eski kurallar yok, yeni kurallar da yok. Yani artık sadece kuralsızlık var. Bugün küresel düzende güçlü olan, uluslararası kuralları tanımadığını artık gizleme gereği duymuyor” değerlendirmesinde bulundu.
İçinde bulunulan dönemin, yalnızca konjonktürel dalgalanmalarla değil, daha derin bir sistem değişimiyle okumak gerektiğini ifade eden Başkan Ardıç, şunları söyledi:
“Ekonomik ilişkiler de giderek daha fazla güç ve güvenlik ekseninde yeniden tasarlanıyor. Bu yeni dönemde ülkeler serbest ticaretin avantajlarını değil, tedarik güvenliğini; maliyet optimizasyonunu, stratejik bağımsızlığı önceleyen bir çizgiye kayıyor. Bu durum, sanayi politikalarını ve küresel ticareti kalıcı olarak dönüştürüyor. ABD Başkanı Trump’ın yayılmacı söylemleri, Ukrayna’dan Gazze’ye, Grönland’dan Venezuela’ya uzanan gelişmeler, diplomasinin yerini giderek güç dilinin aldığını gösteriyor. Komşumuz İran’da yaşanan gelişmeler, bölgesel istikrarsızlığın daha da derinleşebileceğine işaret ediyor. Bu tablo finansal piyasalar açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Jeopolitik belirsizliklerin arttığı dönemlerde küresel sermaye daha seçici davranıyor, risk iştahı dalgalanıyor ve finansman koşulları sıkılaşıyor. Enerji fiyatlarında görece bir rahatlama, kısa vadede maliyetleri düşürücü bir etki yaratsa bile, küresel belirsizlik algısının yükselmesi sermaye akımlarını sınırlayabiliyor. Geleceğe yönelik beklentilerin bozulması, dünya çapında yatırım ve tüketim iştahını da törpüleyebiliyor. Bu nedenle 2026 yılında küresel ekonomide fiyat istikrarından ziyade risk yönetimi kavramının öne çıktığını görüyoruz.”
Yaşanan bu gelişmelerin Türkiye’ye yansımasını üç temel başlıkta değerlendiren Başkan Ardıç, birincisinin enerji fiyatlarındaki oynaklığın sanayi üretiminden lojistiğe kadar geniş bir alanda maliyetleri hızla değiştirebildiğine dikkat çekti. Enerjide yalnızca fiyat seviyesini değil, arz güvenliğini ve öngörülebilirliği önceleyen bir yaklaşımın önem kazandığını söyledi.
“İHRACATÇI KOBİ’LER İÇİN ‘SABİT FAİZLİ UZUN VADELİ ÜRETİM KREDİLERİ’ PAKETİ OLUŞTURULMALI”
İkinci başlığın, küresel belirsizlik ortamında finansmana erişim konusunun sanayici ve ihracatçı açısından belirleyici hale gelmesi olduğunu ifade eden Başkan Ardıç, teşviklerin yanında, sürdürülebilir, uzun vadeli ve makul maliyetli finansman imkânlarının rekabet gücünün ana unsuru olduğunu belirterek, şu önerilerde bulundu:
“İhracata dayalı üretim yapan KOBİ'ler için 'Sabit Faizli Uzun Vadeli Üretim Kredileri' paketi oluşturulmalıdır. Diğer taraftan risk paylaşım modeliyle özel sektör tahvil ihraçlarının desteklenmesi acilen gündeme alınmalıdır.
Hazine ve Maliye Bakanlığı koordinasyonunda, Kredi Garanti Fonu’nun üst limitleri imalat sanayiine yönelik olarak artırılmalıdır.
Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası ile Eximbank, orta ve uzun vadeli sanayi finansmanı için özel kredi paketleri oluşturmalıdır.”
“REKABET GÜCÜNÜ KORUYAN VE İHRACATI DESTEKLEYEN POLİTİKALAR SÜRDÜRÜLMELİ”
Başkan Ardıç, üçüncü temel başlığın ise dış ticaret ve pazar stratejileri olduğunu belirterek, firmaların yalnızca fiyatla değil, güvenilir tedarikçi kimliği, sözleşme disiplini ve standartlara uyum kapasitesiyle öne çıkması gerektiğini söyledi.
Başkan Ardıç, “Ülkemiz açısından da bu belirsizlik sürecinde öncelik; sanayinin rekabet gücünü koruyan, ihracatı destekleyen ve enerji maliyetlerinde öngörülebilirliği artıran politikaların kararlılıkla sürdürülmesi olmalıdır” diye konuştu.
“FAİZ GERİLİYOR AMA KREDİ MALİYETLERİ HÂLÂ YÜKSEK”
Merkez Bankası’nın son faiz indiriminin enflasyonla mücadelede belirli bir mesafe alındığını ve ekonomi politikalarında daha dengeli bir döneme geçilmek istendiğini gösterdiğini söyleyen Başkan Ardıç, makro istikrarı kalıcı olarak tesis etmeye yönelik kararlı politikaları desteklediklerini belirtti.
Başkan Ardıç, faiz indiriminin sanayicinin krediye erişimini henüz kolaylaştırmadığına dikkat çekerek, “Faizler geriliyor ancak firmaların kullanabildiği kredi hacmi artmıyor; limitler dolu, vadeler kısa, maliyetler hâlâ yüksek” dedi.
“ENFLASYONLA MÜCADELE ÜRETİMİ ZAYIFLATMAMALI”
Mobilya, tekstil, hazır giyim gibi geleneksel sektörlerin üretmeye devam edebilecek bir zemin istediklerini söyleyen Başkan Ardıç, şöyle devam etti:
“Bugün yaşanan sıkışma, üretim açığından değil, finansman ve maliyet baskısından kaynaklanıyor. Enflasyondan kalıcı olarak kurtulmak elbette fedakârlık gerektiriyor; bunu kimse inkâr etmiyor. Üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracatla ülkeye döviz kazandıran biz sanayiciler de bu süreçte büyük fedakârlıklar gösterdik. Ancak taşınamaz hale gelecek yükler, ekonomik açıdan doğru bir sonuç üretmeyebilir. Bu nedenle, enflasyonla mücadele politikası istihdamı koruyan ve üretim kapasitesini zayıflatmayan bir zeminde yürütülmelidir. Unutulmamalıdır ki, üretimi kaybederek sağlanan bir istikrar, kalıcı olmayacaktır. Hükümetimizden beklentimiz nettir; üretimi, ihracatı ve istihdamı korumak. Önerimiz, emek yoğun sektörlerde, istihdamı ve ihracatı koruma şartıyla geçici bir istihdam maliyeti desteği sağlanmasıdır. Ayrıca, sanayi firmalarına yönelik kredi limitleri de yeniden ele alınmalıdır."
“KALICI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR İSTİKRARIN TEMEL KOŞULU ÖLÇEK EKONOMİLERİNİN GÜÇLENDİRİLMESİDİR”
Kur, enflasyon ve faiz ekseninde yürütülen tartışmaların Türkiye ekonomisindeki asıl yapısal sorunları gölgede bıraktığına dikkat çeken Başkan Ardıç, Kalıcı ve sürdürülebilir istikrarın temel koşulu; ölçek ekonomilerinin güçlendirilmesi ve toplam faktör verimliliğinin kalıcı biçimde artırılmasıdır. Açık denizlerde fırtına koptuğunda, dalgalar küçük tekneleri yutar, ama büyük ve donanımlı gemiler rotasında ilerlemeye devam eder. Küresel ekonomideki bu fırtınada, bizim artık küçük teknelerle okyanusu geçmeye çalışmaktan vazgeçip, birleşerek büyük gemiler inşa etmemiz şarttır” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin uzun vadeli rekabet gücünü doğrudan belirleyen kritik bir başlık olan ölçek ekonomisinin yeterince gündeme alınmadığına dikkat çeken Başkan Ardıç, şunları söyledi:
“Sanayi kapasitemiz, girişimcilik dinamizmimiz ve jeopolitik konumumuz ülkemizin küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara çıkması için önemli bir imkân sunmaktadır. Ancak tabloya yakından baktığımızda, bu potansiyelin büyük ölçüde parçalı, dağınık ve küçük ölçeklere sıkışmış bir üretim yapısı nedeniyle sınırlı kaldığını görüyoruz. Bu yapı; verimlilik artışını yavaşlatıyor, teknolojiye yatırım kapasitesini daraltıyor ve küresel ölçekte sürdürülebilir rekabet üretmemizi zorlaştırıyor.”
Sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren yaklaşık 3 milyon 800 bin işletmenin yüzde 99,7’sinin KOBİ, bunların da yaklaşık %91’inin 10’dan az çalışanı olan mikro ölçekli firmalardan oluştuğunu belirten Başkan Ardıç, “Dünya ile rekabet etmesini beklediğimiz sanayi işletmelerimizin çok büyük bir bölümü, mikro ve küçük ölçekli yapıda. Bu tablo, işletmeleri konjonktürel dalgalanmalara karşı daha kırılgan hale getiriyor. Üretim maliyetlerini artırıyor ve tasarım, marka, Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarını sınırlıyor. İhracat tarafında ise yeterli üretim hacmine ulaşılamaması, büyük pazarlara ve ölçekli alım yapan küresel müşterilere açılma imkânlarını ciddi biçimde daraltıyor” dedi. Başkan Ardıç, sanayicinin, yeterli büyüklük yakalanamadığında stratejik iş birlikleri, güvenli iş bağlantıları, değer zincirine katılma gibi yapısal taşları döşemekte zorlandığına vurgu yaptı.
Ölçek ekonomisi sorununun verimliliğe de olumsuz yansıdığını anlatan Başkan Ardıç, “Küçük işletme, bir yandan birim işgücü maliyetini yönetmeye çalışırken, diğer yandan daha yüksek teknoloji yoğunluğuna geçemediği için toplam faktör verimliliğini artıramıyor” dedi. OECD verilerinin 250’den fazla çalışanı olan firmaların, 10-19 çalışanı olanlara kıyasla saat başına yaklaşık iki kat çıktı ürettiğini, Türkiye’de KOBİ’lerde çalışan başına katma değerin yaklaşık 10 bin Euro, Avrupa Birliği ortalamasının 42 bin 600 Euro olduğuna değinen Başkan Ardıç, “Biz aynı eforla daha az üretiyoruz, çünkü sistemimiz küçük kalmaya programlanmış. Modern üretim teknikleri, yalın üretim uygulamaları, gelişmiş planlama ve stok yönetim sistemleri, sensör tabanlı izleme ve bakım çözümleri gibi araçlar, belirli bir ölçeğin altında ekonomik olarak uygulanabilirliğini kaybediyor. Böyle olunca, küçük sanayi işletmeleri; girdi maliyetlerinde dezavantajlı, ürün fiyatında baskı altında, verimlilikte de geri kalmış bir yapıyla üretimini sürdürmek zorunda kalıyor” diye konuştu.
Küçük ölçekli firmaların, sabit maliyeti yüksek olan Ar-Ge faaliyetleri konusunda da geri kaldığına, 2024 yılı verilerine göre toplam Ar-Ge harcamasının yaklaşık %10’unu KOBİ’lerin %90’ını ise büyük işletmelerin gerçekleştirdiğine dikkat çeken Başkan Ardıç, “Ölçek ekonomisi yakalanmadığında, Ar-Ge faaliyeti bir maliyet kalemi olarak görülüyor; stratejik yatırım değil, ertelenen gider oluyor. Bu resim, yeşil dönüşüm gündemiyle daha da ağırlaşıyor. İşte bu nedenle, sanayi politikasında ölçek meselesini ikincil bir başlık olarak değil; diğer tüm başlıkların üzerine inşa edildiği temel bir yapısal zemin olarak ele almamız gerekiyor” dedi.
“ŞİRKET EVLİLİKLERİ VE BİRLEŞMELER EKONOMİK EGEMENLİĞİMİZİN TEMEL TAŞI OLARAK ELE ALINMALI”
Ekonomi yönetimine ve yasa yapıcılara çağrıda bulunan Başkan Ardıç, şunları söyledi:
“Şirket evlilikleri ve birleşmeler artık bir tercih değil, ekonomik egemenliğimizin ve stratejik bağımsızlığımızın temel taşı olarak ele alınmalıdır. Küresel tedarik zincirlerinde söz sahibi olmak, teknoloji transferinde pazarlık gücü kazanmak ve katma değeri ülkemizde tutmak; ancak güçlü ve küresel oyuncularla rekabet edebilen şirketlerle mümkündür. Bu doğrultuda, firmaların kapasite büyütmesini teşvik eden kümelenme ve birleşme modellerine yönelik vergisel kolaylıklar, ölçeklendirme kredileri ve ortak Ar-Ge platformları için kamu-özel iş birliği mekanizmalarını acilen hayata geçirmeliyiz.”
“ASO ANKARA AR-GE MERKEZLERİ PLATFORMU KURACAĞIZ”
Ankara Sanayi Odası olarak üç ay içinde Ankara’da Ar-Ge Merkezleri konusundaki araştırmalarını tamamlayıp, ASO Ankara Ar-Ge Merkezleri Platformu kuracaklarını belirten Başkan Ardıç, “İşletme büyümeden, iş birliği ve kümelenme modelleri güçlendirilmeden, ortak Ar-Ge ve ortak yeşil-dijital yatırım platformları kurulmadan, sanayimizin küresel rekabette güçlü bir şekilde yer alması mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
“ANKARA YENİ SANAYİ MODELİNİN ÖNCÜSÜDÜR”
Türkiye’de imalat sanayiinde yatırım ve teknoloji bileşimindeki sınırlı ilerlemenin, birçok bölgede ölçek ekonomilerini ve üretim kapasitesini baskılarken, Ankara’nın bu eğilimden belirgin biçimde ayrıştığını söyleyen Başkan Ardıç, sözlerine şöyle devam etti:
“Başkentimiz; savunma, havacılık, elektronik, yazılım ve ileri mühendislik alanlarında kazandığı fonksiyonel derinleşme sayesinde Türkiye’nin en hızlı rekabet gücü artışı gösteren ili hâline gelmiştir. İmalat katma değerinin ulusal payı 2009’dan bu yana %45’e yakın artan Ankara; tasarım, Ar-Ge, test, entegrasyon ve ileri mühendislik gibi yüksek katma değerli fonksiyonların ölçeklenmesinden beslenen yeni bir sanayi modelinin öncüsüdür. Ankara sanayisi, 'küçük olsun benim olsun' anlayışını yıkmış; 'büyük olsun, hepimizin olsun, dünya ile yarışsın' vizyonunu hayata geçirmiştir. Bu tablo, hem savunma sanayii ekosistemimizin hem de OSB–teknopark–üniversite üçgenimizin Türkiye’ye örnek olacak bir dönüşüm gücüne sahip olduğunu gösteriyor.”
Başkan Ardıç’ın gündeminde, Türkiye’de ilk kez ASO tarafından hazırlanan ve ikincisi açıklanan İllerin Teknolojik Gelişmişlik Endeksi ASO-İLTEK de vardı. ASO-İLTEK sonuçlarının; Türkiye’nin yüksek teknolojili üretim ekosistemini yalnızca üretim hacmiyle değil, Ar-Ge, tasarım, sistem mühendisliği, yetenek seti, dijital altyapı gibi stratejik üst fonksiyonlar üzerinden analiz eden yeni bir bakış açısı sunduğunu söyleyen Başkan Ardıç, “ASO-İLTEK 2025’in ortaya koyduğu tablo nettir. Gururla ifade ediyorum ki; Türkiye’nin teknoloji üretim üssü Ankara’dır. Ankara; araştırma ve yenilikçilik kapasitesinde ilk sıradadır ve teknoloji üretiminde liderliğini korumaktadır. Bu tablo, Ankara’nın sadece “üreten ve dönüştüren” bir şehir değil; yüksek teknolojiyi üreten, mühendislik ve tasarım geliştiren, küresel rekabet gücü inşa eden stratejik bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır” dedi.
“MADEM ESKİ KURALLAR YOK, YENİ KURALLARI BİZ YAZMALIYIZ”
Ankara’dan, savunma sanayii öncülüğünde yükselen teknoloji gücünün Türkiye’nin dört bir yanına yayılması gerektiğinin altını çizen Başkan Ardıç, “Çünkü yeni dünya düzeninde yeni dönemin kurallarını; Teknolojiyi üreten, geliştiren ve ihraç edenler; yani gücü elinde bulunduranlar yazacak. Madem eski kurallar yok, o halde yenilerini başkalarının yazmasını beklememeliyiz. Ankara’nın mühendislik aklıyla, üretim gücüyle o kuralları bizzat biz yazmalıyız. Bunun için potansiyelimiz, birikimimiz, insan kaynağımız ve sanayi altyapımız var. En önemlisi; bunu başaracak birlik ve beraberliğimiz var” diye konuştu.
Başkan Ardıç, konuşmasını, 2026 yılının Türkiye için, dijitalleşme ve yeşil dönüşümü odağına alan, katma değeri yüksek, rekabetçi ve kapsayıcı bir sanayi anlayışıyla yeni bir atılımın yılı olacağına inandığını söyleyerek, şu sözlerle tamamladı:
“Dünya hızla değişirken, belirsizlikler kadar yeni fırsatlar da önümüzde duruyor. Üretim gücümüz, girişimci ruhumuz ve stratejik konumumuzla bu dönüşümün gerisinde kalmamalıyız. Şirketlerimizle, çalışanlarımızla, üniversitelerimizle ve kamu kurumlarımızla tek bir vizyon etrafında birleştiğimizde; Türkiye’yi dünyayla rekabet eden bir üretim merkezi haline getireceğimize yürekten inanıyorum. Tüm paydaşlarımızla ortak akıl ve ortak hedefler etrafında buluşarak; ülkemizin bölgesinde ve dünyada güven veren, yön gösteren imajını daha da güçlendireceğiz. Bu inanç ve kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.”