TOBB Kadın Girişimciler Ortak Akıl Toplantısı Bolu’da Gerçekleştirildi

   2022-05-14

Ankara Sanayi Odası’nın koordinatörlüğünde çalışmalarını sürdürdüren TOBB Ankara Kadın Girişimciler Kurulunun Bolu’da düzenlenen “Ortak Akıl Toplantıları” geniş katılımla gerçekleştirildi.

Bolu Koru Otelde gerçekleştirilen toplantıya Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Dr. Veysel Tiryaki, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alişarlı, Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, Bolu TSO Başkanı Türker Ateş, ASO Yönetim Kurulu Üyesi Aytaç Dinçer, Ankara Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Temel Aktay, TOBB Ankara İl Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Belma Yılmazyiğit, çeşitli illerin KGK Başkanları, akademisyenler ve çok sayıda kadın girişimciler kurulu üyeleri katıldı. 

Toplantının açılışında konuşan TOBB Ankara Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Belma Yılmazyiğit, tarım politikaları konusunda geleceğe yönelik vizyon yaratmak üzere birlikte olduklarını ve bu toplantıda ülkenin tarım sorununa çözümler üretileceğini dile getirdi. 

Bolu TSO Başkanı Ateş de ülkenin geleceğinin üretmekten geçtiğini, geleceği üretme noktasında her sektörün değerli olduğunu, pandemi döneminde her sektöre sahip çıkmanın da ne denli öneli olduğunu öğrendiklerini, hayatın en zor günlerini iş dünyası olarak yaşadıklarını ifade etti. Pandeminin başlarında sektörel bazda tek hareket edenin ve artı verenin tarım sektörü olduğunu vurgulayan Ateş, "Bilirsiniz bütün sektörler tıkanma noktasına gelmişti. Biz tarım sektörünü ön plana çıkartmıştık." dedi.

ASO Başkanı Nurettin Özdebir de gıda arz güvenliği, tarımsal üretim ve yeşil dönüşüm hakkında değerlendirmelerde bulundu. 
Özdebir’in konuşması şöyle:

“Dünyamız maalesef, insanoğlunun hırsının yarattığı bu yükü taşıyamaz hale geldi. Ama artık sadece bugünü değil yarınları da düşünmemiz gerekiyor. Çok hızlı kirlettiğimiz bu dünyayı, çocuklarımızın geleceği için  temizleyecek adımları da yine aynı hızla atmak zorundayız. Bir sorumlu aramadan, bunda hepimizin pay sahibi olduğu bilinci ve sorumluluğuyla  davranma zamanının geldiğini düşünüyoruz. Bu nedenle; gelecek nesillerin yaşam hakkını savunmak için, gezegenimize saygı için her tür çabayı içtenlikle destekliyoruz.  Aslında çevrenin tahribatını, doğaya verdiğimiz bu zararı yıllardır hepimiz gördük ve yaşadık. Kyoto Protokolü, Paris İklim Anlaşması, BM kararları ve ardından da Avrupa Yeşil Mutabakatı bu konuya biraz daha odaklanmamızı sağladı. Artık hepimiz “yeşil sanayi” ve “döngüsel ekonomi” kavramlarının farkındayız. Bu kavramlar önümüzdeki dönemde de hiç olmadığı kadar önemli hale gelecektir.  
Ülkelerin performansını artık,  milli geliri ne kadar artırdıkları, matematiksel olarak kişi başına düşen hasılayı ne derece yükselttikleri ile değil; kaliteli yaşam, çevre kirliliği, ekolojik dengenin bozulması, küresel ısınma, sudaki yaşam, temiz suya erişim, sorumlu üretim gibi alanlardaki başarıları ile değerlendireceğiz.Bu kapsamda, ekonomik büyümenin ölçülmesinde çevresel ve sosyal konulara ağırlık veren pek çok yeni gösterge geliştirilmiştir. Yeşil ekonomi ya da yeşil büyüme ise son yıllarda sürdürülebilir kalkınmayla beraber yoğun bir şekilde kullanılan yeni kavramlardır. Yeşil ekonomi; insanların refahını artıran kaynakların ve çevresel hizmetlerin devamını sağlayacak doğal varlıklar korunurken, aynı zamanda da ekonomik büyüme ve kalkınmanın teşvik edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Yeşil ekonomi, biyoçeşitliliğe ve ekosisteme zarar verilmesini engellemeyi hedefler. Kaynakların etkin kullanılmasını sağlar. Emisyon ve çevre kirliliğini azaltan sosyal yatırımlar sayesinde insan refahındaki büyümenin ve istihdamın artmasını hedefler. Tüm bu gelişmeler, doğa dostu teknolojilerin ve üretim süreçlerinin ön plana çıkmasına imkân tanıyacaktır. Sadece üretmek değil, doğaya saygılı, verimli üretimi odak noktasına koyarak yaklaşan sanayi kuruluşları üzerinde yaşadığımız kürenin geleceğini belirleyecektir. Sınırda karbon düzenlemesinin 1 Ocak 2023 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesi ile birlikte AB’ye ihracat yapan firmalar ürünlerindeki karbon ayak izi miktarını bildirecek, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren de içerilen karbon değerine göre bir ödemede bulunacaktır. Sınırda karbon düzenlemesinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında Türkiye ön sıralarda yer almaktadır. Bu nedenle ülkemiz sanayicileri olarak topyekün bir mücadelenin içine girmek zorundayız. Çok hızlı hareket edersek bunu bir avantaja çevirebileceğimize de inanıyorum. Biz de Ankara Sanayi Odası olarak Avrupa Yeşil Mutabakatının üyelerimiz Üzerindeki Etkilerinin Yönetilmesi projesine başladık. Çok kapsamlı bir çalışma içindeyiz. Bu çalışmamız ile Ticaret Bakanlığımız tarafından yürütülmekte olan Yeşil Mutabakat Eylem Planı hedeflerinin başarılmasına da katkı sağlayacağımıza inanıyorum. Üyelerimizin geniş katılımı ile Çarşamba günü de bu konuda önemli bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıda Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki Döngüsel Ekonomi Eylem Planı, Fit For 55 paketi, Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi gelişmelerin üyelerimiz için yarattığı riskleri ve fırsatları ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızın devamında, sanayideki fırsatları, etkileri ve riskleri belirlerken, aynı zamanda bu etki ve risklerin daha iyi yönetilmesini sağlayacak bir yol haritası da oluşturacağız. Zaten çevreye duyarlı olan Ankara sanayisi, bu çalışmalarımızla ülkemize ve dünyaya örnek bir sanayi olmaya devam edecektir.

Değerli katılımcılar,
Bugün gerçekleştirilecek oturumların esas gündemi olan gıda arz güvenliği ve tarımsal üretim konusunda da görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. İklim değişikliği ile gelen küresel ısınma ve artan nüfus, gıda arzı üzerinde baskıyı arttırarak, gelecek dönemde hem ülkemizin hem de küresel ekonominin en önemli gündem maddesi olacaktır. Bugün dünyada ticarete konu olan en önemli mallar arasında gıda ürünleri gelmektedir. Küreselleşme eğilimlerinin artması ve dünya nüfusundaki artış, gıda tedarik zincirinde aksamaları beraberinde getirmektedir. Bu süreç, gıda güvenliği standartlarının iyileştirilmesi için altyapıya ve teknik kapasiteye daha fazla yatırım yapılmasını gerektirmektedir. BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre, 30 yıl sonra 10 milyara ulaşacak dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için tarımsal üretimi yüzde 50 artırmak gerekiyor. Özellikle son dönemde ortaya çıkan iklim değişikliği ile oluşan kuraklık ise risk algısını her geçen gün arttırmaktadır.  İklim değişikliğiyle artan sıcaklıklar ve azalan yağışların neden olduğu kuraklıklar; gıda üretimi ve stokların azalmasına neden olurken, diğer yandan fiyatların hızlı bir biçimde yükselmesine neden olmaktadır. Gıda konusunu artık üretim ya da enflasyonu arttırıcı etkisi üzerinden değil, bir güvenlik sorunu olarak topyekün ele almamız gerektiğini düşünüyorum.  "Petrolü kontrol ederseniz ülkeleri; gıdayı kontrol ederseniz, insanları yönetirsiniz..." diyen Henry Kissinger’in yıllar önce söylediği bu sözler, gıda arzının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Pandemi sürecinde ekonomiler içe kapanma süreci yaşamış, küresel tedarik zincirlerinde aksaklıklar ortaya çıkmıştı.
Bu süreçte, özellikle gıdada kendi kendine yetebilmenin ne kadar anlamlı olduğunu bizzat tecrübe ettik. Bu nedenle bu süreçte etkin bir planlama ile yerli üretimi yönetmemiz gerektiği açıktır. Bugün yaşadıklarımız, 1766 – 1834 yılları arasında yaşamış İngiliz İktisatçı Robert Thomas Malthus’un “nüfus teorisi” gerçekleşiyor mu sorusunu aklımıza getiriyor. Malthus’un Nüfus Teorisi, gıda üretimindeki artışın, nüfus artışından daha yavaş olacağını ve buna bağlı olarak refahın düşeceğini öngörmekteydi. Gıda arzı gelecek dönemde de en çok konuşacağımız konuların başında gelecek.  Bu süreçte özellikle ülkemizde hem gıda güvenliği hem de son dönemde yaşadığımız gıda bazlı enflasyon artışlarını kontrol altına almak için tarım politikalarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması ve bilimsel tarım politikalarına geçilmesi bir zaruret halini almıştır. Toprağın mülkiyeti bize ait olabilir, lakin bu topraklar bu coğrafyada yaşayan ve yaşayacak herkesin ortak malıdır. Serbest piyasa ekonomisi sınırsız özgürlüklerin olduğu bir piyasa değil, belirli sınırları içinde serbestliği olan bir piyasadır. Gıdadan konuşuyor isek, arazi ve ürün planlaması yapılması artık hayati bir öneme sahiptir. Bu noktada,  ekilmeyen arazilerden emlak vergisi alınarak ekilebilir hale getirilebileceği önerimizi de bir yöntem olarak dikkatlerinize sunuyorum.  
Değerli Katılımcılar,
Gıda konusu bu derecede önemliyken dikkat etmemiz gereken şeylerin başında da her alanda olduğu gibi israf gelmektedir. Özellikle gıda israfını önleyebilmek için hepimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Aslında bu konuları belki her zaman konuşuyoruz ama maalesef israfın önüne geçemiyoruz. Çocuklarımızdan başlayarak bunun önemini sürekli vurgulamalı, eğitim süreçlerimizin her adımında buna yer vermeliyiz. Belki bu söyleyeceklerim Turizm sektörünün ve otel işletmecilerinin çok hoşuna gitmeyebilir ama otellerdeki abartılı açık büfe ve herşey dahil sistemine de itirazım var. Dünya’nın kaynakları bütün insanlığı beslemeye yeter ama insanların hırslarını doyurmaya yetmiyor.”

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alişarlı da tarımla uğraşan büyük kartellerin ihtiyacı karşılama adına hastalıklara dirençli, çevre faktörlerine karşı dirençli, onlardan etkilenmeyen besin değeri daha yüksek ve rekoltesi daha yüksek tarımsal ürünler üretmeye niyetlendiklerini belirterek, "Bildiğimiz GDO'lu ürünler. Bildiğimiz pirinç altın pirinç, mısırı altın mısır diye. Soya keza öyle. Bu şekliyle üretiliyor." dedi. İnsanların GDO'lu ürünlerden korktuğuna dikkat çeken Alişarlı, "GDO'lu bir ürün aldığınız zaman bu bana ne yapacak? Bende bir değişiklik yapacak mı? Hastalıklara sebebiyet verecek mi? Bozuk gen doğada bulunan doğal genleri bozacak mı? Çevreyi tahrip mi? edecek gibi birçok korkular oluşturuyor. Sonuç itibariyle ülkemizde de konuşuldu ve sadece hayvansal gıdaların bazılarına izin verildi. Bizde insan tüketimi konusunda izin verilmedi." şeklinde konuştu.

Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Dr. Veysel Tiryaki, ise, mutlak ve mutlak suretle üretmek zorunda olunduğunu belirterek, "Odak noktamız tabi ki 85 milyonumuz. Ancak üreticilerimiz sadece 85 milyonu doyurmakla kalmıyor, aynı zamanda bu ülkede bulunan, bize sığınmak adına bizlerde misafir konumunda bulunan insanlar ve aynı zamanda ülkemize gelen milyonlarca turistin de ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu nedenle de tüm bu ihtiyaçları karşılamak adına sürdürülebilir tarımın önemi çok çok büyük." diye konuştu.
"Cumhuriyet'in 2023'ten sonra başlayacak ikinci 100 yılında da, yeni tarımsal politikalarla yolumuza devam etmeyi arzuluyoruz" diyen Tiryaki, "Yerli ve yerinde bir üretime yer vereceğiz ve bunu öne çıkaracağız. Yani ithalat yoluyla tedarik etmeye çalıştığımız, bulunurluğunu sağladığımız ürünleri de ülkemizin tarımsal alt ve üst yapısını kullanarak üretmeyi sağlayacağız." şeklinde konuştu.
Tiryaki, Türkiye'de yaklaşık 3 milyon hektarın üzerinde işlenmeyen boş alanın olduğuna dikkat çekerek, "Bu alanların ekilip biçilmesi ile 23 milyon hektar civarındaki alana 3 milyon hektar daha eklenerek 26 milyon hektarlık tarım arazilerinden maksimum şekilde faydalanmayı arzuluyoruz. Bu durum yüzde 15'lik bir artış anlamına gelir. Üretim alanlarımızı, boş bir tarla, boş bir bahçe, boş bir ahır, ağıl kalmayıncaya dek artırmak istiyoruz." dedi.
Gıda güvenliğinin bir milli güvenlik meselesi olduğuna dikkat çeken Tiryaki, şunları kaydetti:
"Ekilmedik bir karış toprağımızın, dikilmedik tek bir fidanımızın, yer varken bulundurulmadık bir ahırın, ağılın veya kümesin olmasını arzu etmiyoruz. Mutlaka bu tarlaların, bağların ve bahçelerin işlenmesi, üretim faaliyetinde kullanılması, yine hayvansal üretimde de aynı faaliyetlerin yürütülmesini sağlayacağız. Ekonomik olmayan, işletmecisine gelir sağlamayan hiçbir faaliyet sürdürülebilir değildir. Bunun bilincindeyiz. Üreticimizin ürettiği gerek bitkisel, gerekse hayvansal ürünler noktasında onları mutlu edecek uygulamaları bu çerçevede hayata geçireceğiz. Biz, eli öpülesi çiftçilerimizin ve üreticilerimizin her daim olduğu gibi daha güçlü şekilde yanlarında yer alacağız ve onları desteklemeye devam edeceğiz."
Tiryaki, bakanlık bünyesinde kurucusu kadın ve ortaklarının çoğu kadınlardan oluşan 137 Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin bulunduğunu ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "2004’ten bu yana 12 bin 646 çiftçi toplantısı yapılarak 100 bine yakın kadın çiftçinin kooperatifçilik konusunda eğitilmesi sağlanmıştır. Bunun yanı sıra 2021’de başlayan ve 30 ay sürecek olan AB Projesi ile 30 pilot ilde kadınların kooperatifleşmesinin teşvik edilmesi için çalışmalar devam etmektedir. Tarımda kadın girişimciliğini en üst seviyeye çıkarmak, yaşadıkları yörelerden göç etmelerini önlemek amacı ile 2015 yılında 'Tarımda Kadın Girişimciliğinin Güçlendirilmesi Programı' başlatılmış, 81 ilimizde 5 bin 292 kadın çiftçimiz girişimcilik eğitimi almış, program kapsamında bugüne kadar bin 237 kadın girişimci istihdam olanağı bulmuştur. Kadın çiftçilere yönelik uygulanan il özel projeleri ile de 2 bin 371 kadın çiftçi eğitim alarak 450 kadın çiftçiye istihdam ortamı sağlanmıştır."

Açılış konuşmalarından sonra ASO Ekonomi Müşaviri Prof. Dr. Murat Çetinkaya tarafından “Bozulan Enflasyon Eğilimleri ve Gıda Arz Güvenliği” konulu sunum gerçekleştirildi.

İki oturum halinde gerçekleşen ortak akıl toplantısının birinci oturumunda TOBB KGK Başkan Yardımcısı Günseli Özen moderatörlüğünde “Güvenli Tarımda Mevcut Durum ve Gelecek Planları” konulu oturum gerçekleştirildi. Oturumda 25.26. Dönem Çorum Milletvekili İlksen Ceritoğlu Kurt,  Tarım ve Orman Bakanlığı, Tarım Reformları Genel Müdür V. Kerim Üstün, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Hüseyin Atar, Kırsal Kalkınma ve Kişisel Gıda Teknolojileri Uygulama Projeleri Uzmanı Dr. Mikdat Çakır ve Bolu Belediyesi Park Bahçeler Müdürü Aylin Aydın katılarak konuşma yaptılar. 

ikinci oturumda ise TOBB Ankara Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Belma Yılmazyiğit ve İcra Komitesi Üyeleri, çeşitli illerden gelen KGK il Başkanları ve Kurul Üyeleri ile KGK Kurulu olarak farkındalık yaratacak yeni çalışmalar hakkında fikir alışverişinde bulunuldu.
 
 


ONLINE HİZMETLER