Özdebir: Enerjide Verimlilik Sağlayan Rekabette Avantajlı Olacaktır

   2019-05-23

OSTİM Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Center for Energy and Value Issues (CEVI) iş birliğiyle düzenlenen “7. Uluslararası Enerji ve Değer Konferansı” Ostim OSB Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir Konferansın açılışında bir konuşma yaptı.

Özdebir’in konuşması şöyle:

“Dünya örnekleri bize gelişme yolundaki ülkelerde kalkınma ile beraber sanayinin kapsamının ve yapısının farklılaştığını, teknolojik düzeyinin yükseldiğini, hizmet ve ticaret sektörlerinin göreli konumunun iyileştiğini söylemektedir. Gelişme yolundaki  Türkiye de bu süreçten geçmektedir.

Yıllardır sanayicilik yapan  biri olarak üretimi bir kültür olarak görüyorum. Çevremizdeki ülkeler ile karşılaştırıldığında Türkiye’de bu üretim kültürünün oldukça gelişmiş olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim.

Türkiye ekonomisi doğal kaynağa dayalı bir ekonomi değildir. Bazen keşke doğal kaynaklarımız olsaydı dediğimiz oluyor ama iktisat literatürü göstermiştir ki, doğal kaynağın olduğu ülkelerde görülen “doğal kaynak laneti”, bu ekonomileri pek çok durumda geriye götürmüştür.

Enerji kaynakları sınırlı olan ve enerjide dışa bağımlı olan Türkiye büyüyebilmek için üretim yapmıştır ve ürettikçe imalat kültürü gelişmiştir. Zor kazandığımız bu kültürü kaybetmeksizin geliştirmek için hepimize çok önemli görevler düşmektedir.

Kavramsal olarak ilk defa 1750’li yıllarda kullanılan enerji, sanayi devrimine ve günümüze kadar insanlık tarihinin en önemli ihtiyacı olarak karşımıza çıkmaktadır. Endüstri devrimi ile meydana gelen makineleşme ve sanayi sektörünün hız kazanması, enerji kullanımında da artış meydana getirmiştir. Birçok konuda olduğu gibi sanayi ve enerji kavramı da yıllar içerisinde farklılaşmış yenilenebilir enerji, yeşil sanayi, enerji verimliliği kavramları ön plana çıkmıştır.  

Yapılan simülasyonlar, enerjinin sürdürülebilir kalkınmadaki önemininin giderek artacağını ortaya koymaktadır. Son dönemde Çin-ABD gerilimi ve dünya ticaretindeki korumacı politikaların etkisi ile birlikte enerjiye olan talep azalsa da uzun dönemde, küresel enerji tüketiminin 2040 yılına kadar yüzde 28 artması öngörülmektedir. Önemli olan nokta bu artışın büyük bir bölümünün OECD dışında kalan ve gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanacak olmasıdır. Hiç kuşkusuz gelişmekte olan ülkelerin yüksek ekonomik büyüme oranları enerji tüketimlerini artırmaktadır. Gelişme yolundaki ülkeler içerisinde üretimi ile ön plana çıkan Türkiye’de enerji talebi artan ülkelerden biridir.

Türkiye’nin 1999 sonrasında yıllık ortalama %4.7, küresel kriz sonrası yıllık %6.4  büyümesi enerjiye olan talebi artırmaktadır.

Ekonomide negatif büyümenin beklendiği 2019 yılının ilk 4 ayında Türkiye’nin elektrik üretiminde, geçen seneye kıyasla önemli bir farklılaşma yaşandığını görmekteyiz.

Bu yıl elektrik üretiminde doğal gazın payı geçen yıla kıyasla yüzde 17,2 düşüş göstermiştir. Yerli kömür santrallerinin payı yüzde 16 olurken, yüzde 8 ile rüzgar enerjisi, yüzde 3 ile jeotermal enerji üretimi gerçekleşmiştir.

Yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artışa rağmen Türkiye’nin elektrik üretiminde doğalgazın payının  yüksek olması, Türkiye’nin halen enerji politikası alanında atılacak adımlarının olduğunun en net göstergesidir.

Son 10 yılda enerji alanında atılan önemli adımlara rağmen halen enerjide değer üretmek adına Türkiye’nin gidecek çok yolu bulunmaktadır. Öngörülerin gerçekleşmesi durumunda, yenilenebilir enerji dünyanın en hızlı büyüyen enerji kaynağı olarak öne çıkacaktır.   EPDK tarafından yapılan düzenlemeler sonrasında Türkiye’nin de bu alanda daha  iyi bir noktaya geleceği kanaatindeyim.

 Bildiğiniz üzere enerji politikası regülasyon, liberalleşme ve rekabet üçgeninde kurgulanan bir alandır. Türkiye başta elektrik olmak üzere kimi enerji alanlarında serbestleşmeye yönelik attığı adımlar sonrasında rekabeti tesis etmek adına düzenlemeleri hayata geçirmiştir.

Ancak geldiğimiz noktada, piyasa koşullarının rekabetçi yapıyı desteklememesi durumunda serbestleşmenin istenilen sonuçları doğuramayacağını söylemek mümkündür.

Hiç kuşkusuz enerjinin tüm alanlarında nihai hedef liberalleşme ve sonrasında rekabetçi Pazar yapısı olmak durumundadır. Ancak enerji sektörünün bir takım özellikleri bu hedefi zorlaştırmaktadır. İlk yatırım maliyetinin yüksek olması, kara geçebilmek için yüksek seviyede yatırım gerektirmesi, pazardan çıkmanın maliyetinin yüksek olması, fiyat ve talepteki belirsizlik pazarın en önemli aksaklıklarıdır.   

Bu türden bir pazar yapısı içerisinde regülatör otoriteler koydukları kurallar ile öngörülebilir, adil bir pazar yapısı tesis ettikleri sürece pazardaki özel sektör oyuncuları için önemli bir hareket alanı olabilmektedir. Ancak kuralların sürekli değiştiği, değişimin pazarı liberalize etmek yerine kapattığı, öngörülebilir olmaktan uzak pazar yapıları bir yandan verimsizliği ve aynı zamanda etkinsizliği de beraberinde getirmektedir.

Biz sanayiciler olarak, sektörümüz ne olursa olsun en temel girdilerimizin başında gelen enerjinin maliyetini düşürecek ve bu düşüşü fiyatlara yansıtacak her türlü düzenlemenin yanındayız.

Tüm bunların yanı sıra etkin bir üretim, iletim ve dağıtım sistemi enerji piyasası için nasıl bir gereklilik ise biz sanayiciler için de aynı şekilde tüketim noktasında verimlilik en önemli gerekliliktir.

Zira 4. Sanayi devrimi döneminde enerji alanında yapılacak çok şey görünmektedir. Bildiğiniz üzere 1969’da elektronik, IT ve otomatik üretim ile sanayide 3. Devrim yaşanmışken, tarihi net bir şekilde söylenememekle birlikte içinde bulunduğumuz 4. Sanayi devrimine dijitalleşme damgasını vurmuştur.

Dijital teknolojiler sanayideki enerji tüketimini kökten etkilemektedir. Yalnızca daha az enerji tüketen makinelerin yerini alması değil aynı zamanda algoritma temelli çalışan, sensörlerden gelen bilgileri işleyen sistemlerin üretim sürecine hakim olması ile birlikte enerjide verimlilik çok önemli hale gelecektir. Bu bilinçle hareket eden sanayiciler, uzun dönemli rekabet avantajı yakalayacaklardır.”