ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın Katılımıyla Gerçekleştirildi

   2021-06-11

ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın Katılımıyla çevrimiçi olarak gerçekleştirildi.

ASO Meclis üyeleri ve 35 Meslek Komitesi üyelerinin geniş katılımıyla gerçekleşen toplantıya Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül, ASO Başkanı Nurettin Özdebir, ASO Meclis Başkanı Celal Koloğlu, Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar, Ekonomik Programlar ve Araştırmalar Genel Müdürü Ahmet Yalçın Yalçınkaya ve Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürü Murat Zaman katıldı.

Toplantının açılışında ASO Başkanı Nurettin Özdebir, makro-ekonomik gelişmeleri değerlendirdi ve sanayi sektörünün yaşadığı sıkıntılarla ilgili bilgi verdi.

Özdebir’in konuşması şöyle:

“Sayın Bakanım, Sayın Başkanım, Değerli Meclis ve Komite üyeleri, hepinizi şahsım ve Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanım bu yoğun gündem içinde bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım,

2020 yılı Mart ayında başlayan ve etkisini giderek artıran pandemi nedeniyle ekonomik yaşam olumsuz etkilenmiş, reel sektör yıpranmış, cirolar düşmüş, üretim gücümüz zayıflamıştı. Bu süreçte yaşanan hem arz, hem talep, hem de finansal şok,  gelişmekte olan ülkelerin 2020 yılında %3,3 küçülmesi ile sonuçlanmıştır.

Ülkemizde de imalat sanayi salgın sonrasında en çok etkilenen sektörler arasında yer almış,    KOBİ’ler başta olmak üzere önemli üretim ve istihdam kayıpları ortaya çıkmıştır.

Ekonomik yapıda ortaya çıkan olumsuz gelişmeler sanayicinin üretim gücünün azalmasına neden olmuştur. Özellikle kurlardaki yukarı yönlü hareketler belirsizliği önemli ölçüde arttırmaktadır.  Bilindiği gibi yüksek kur hem özel sektörün hem kamunun dış borç çevrimini zorlaştırmakta ve ithalat maliyetlerini yükseltmektedir.

Ayrıca ekonominin genelinde dolarizasyonun artmasına neden olmaktadır. Kurun yükselmesinin yanı sıra önemli ölçüde oynak olması da ekonominin genelinde belirsizliğe neden olmakta ve reel sektöre öngörülebilirliğin azalması olarak yansımaktadır.

Diğer yandan da yüksek faiz, üretici kesim açısından yüksek finansman ve yüksek refinansman maliyetleri anlamına gelmektedir. Makroekonomik ve finansal istikrarsızlıktan, yüksek sermaye maliyetlerinden olumsuz etkilenen üretim kesimi, katlanılacak olan maliyet artışına rağmen, kurun makul seviyelere getirilebilmesi ve oynaklığının azaltılması hedefiyle son dönemde faiz artırımına da razı olmuştu.

Son dönemde, parasal sıkılaşma politikaları amacını realize edememiş ve ekonomi aynı anda hem yüksek faizin hem de yüksek kurun kıskacında kalmıştır. Bu olguların, yurt içinde belirsizliği artıran, ara mallardaki yüksek fiyat artışları kanalıyla üretimde aksamalara yol açan ve uluslararası piyasalarda rekabet gücümüzü aşındıran yüksek enflasyonla birlikte değerlendirilmesi, hâlihazırda reel sektörün yüzleştiği zorlukların derecesini ortaya koymaktadır.

 

Açıklanan birinci çeyrek büyüme rakamları ortaya koymuştur ki, sanayi sektörü tüm olumsuzluklara rağmen ayakta kalmayı başarmış ve büyümenin en önemli taşıyıcısı olmuştur.

2020 yılında ortalama 1,6 büyüme sağlayan sanayi üretimi, yılın ilk çeyreğinde ortalama %11,7 ve imalat sanayisinde %12,2 artış ile geride bıraktığımız son üç yıl içinde en yüksek yıllık büyümeyi kaydetmiştir.

Sanayi sektörü, yaşanan bütün zorluklara ve pandeminin sarsıcı ekonomik etkilerine karşın ekonomimizin yüz akı olmuş, büyümeye önemli katkı sağlamış ve sağlamaya devam etmektedir.

Özellikle, gayri safi sabit sermaye yatırımlarında 2020 yılı ikinci çeyreği sonrasında ciddi ivmelenme söz konusu olmuştur. İnşaat tarafında çeyreklik bazda %4,7’lik bir daralma söz konusu iken, özelikle makine ve teçhizat yatırımlarında çeyreklik bazda %30,5 ile yüksek bir artış gerçekleşmiştir. Bu rakamlar büyümenin kalitesini ortaya koyması açısından önemli bir argüman olarak karşımızı çıkmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda inşaat yatırımlarının üretim yatırımlarının üzerinde olması ve toplam gayri safi sabit sermayedeki ağırlığı, inşaat sektörünün büyümenin ana kaynaklarından biri durumunda olduğunu göstermekte iken, bu noktada büyüme dinamiklerinde olumlu bir değişim söz konusu olmuştur.

Ülkemizde üretilen toplam katma değerde, inşaatın payı düşük, imalatın payı diğer sektörlere göre yüksektir. Nitekim inşaat sektörünün toplam katma değere katkısı yaklaşık %8’dir. İmalat sektörlerinin katma değer payı artış eğilimindedir ve toplam katma değerin %20'si civarındadır.

Bu oranlar büyüme dinamizmi açısından sanayinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Lakin son dönemde emtia, ara mal ve yarı mamul ürünlerde döviz bazındaki artışlar sanayicinin üretim gücünü önemli ölçüde azaltmaktadır. Küresel emtia fiyat endeksi geçen yılın aynı dönemine göre %72 artış göstermiştir.  Kredi kullanarak üretim gücünü korumaya çalışan firmalar son dönemlerde işletme bilançolarında ciddi bozulma ile karşı karşıya kalmıştır. Diğer taraftan daha önce kullanılan kredilerin vadesinin gelmesi de sanayicinin likidite sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Büyüme dinamiklerinde ortaya çıkan değişim oldukça önemli olmasına rağmen bunun sürdürülebilirliği daha büyük önem arz etmektedir. Yılın ikinci çeyreğinde de güçlü bir sanayi üretimi beklentisi var, lakin bu artış baz etkisinden kaynaklanan bir artış olacaktır.

Mevsimsel düzeltilmiş aylık veriler sanayi sektöründe bir yavaşlamaya işaret ediyor ve üçüncü çeyrekle birlikte biraz önce ifade ettiğim kaygılardan dolayı önemli bir ivme kaybı bekliyoruz. Maliyet kaynaklı gelişmeler de üreticinin üretim yapma yeteneğini ciddi anlamada azaltmaya devam ediyor. Bu gelişmeler sonraki çeyreklerde büyüme dinamiklerini olumsuz yönde etkileyebilecektir.

 

Sayın Bakanım, Değerli Komite Üyeleri,

Bizim üretime devam etmemiz ve ayakta kalmamız gerekiyor. Son dönemde uygulamaya konulan teşvikler daha çok borcu arttıran destekler şeklinde gerçekleşti. Bu minvalde, sanayiciler olarak isteğimiz borcu arttıran değil borcu azaltıcı desteklerin devreye girmesidir.  Bugüne kadar firmalar kredi ile ayakta kalmaya çalıştı. Bu süreçte, düşük faizli kredi ve vergisel teşviklerin devreye girmesi, biz sanayicilerin üretime devam edebilmesi ve büyümenin sürülebilmesi açısından en önemli şarttır.

Sayın Bakanım sizinde yakından bildiğiniz gibi Pandemi sürecinde dünyada ülkelerin firmalara ve tüketicilere sağladığı destekler, iki ana grupta yer almaktadır. Doğrudan gelir desteği ve hibeler gibi, bütçeyi doğrudan etkileyen nakit destekleri, vergi ertelemeleri ya da muafiyetleri gibi vazgeçilen gelir anlamında bütçeyi etkileyen “çizgi üstü” destekler ile Kredi garantileri ve krediler gibi “çizgi altı” desteklerden oluşmaktadır.

Ülkelerin, destek paketlerinde bu iki gruptaki uygulamaların bir karmasından oluşan, fakat çoğu gelişmiş ülkede, OECD ülkelerinde ve yükselen ekonomilerde devletin, çizgi üstü destek dediğimiz doğrudan gelir/nakit desteklerinin ve vergi desteklerinin önemli bir payı olduğu görülmektedir.

Nitekim pandeminin başından Nisan 2021 sonuna kadar olan dönemde, firmalara ve tüketicilere sağlanan çizgi üstü desteklerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya oranı ABD’de %25,5, Euro Bölgesinde ortalama %7,8 ve G20 yükselen ekonomilerinde yaklaşık %5 olmuştur. Çizgi altı önlemlerle birlikte hesaplandığında, toplam pandemi destek paketlerinin GSYH’ye oranı yaklaşık olarak ABD’de %28, Euro Bölgesinde  %17 ve G20 yükselen ekonomilerinde  %7,7 olmuştur.

Bu veriler, değerlendirildiğinde, ilgili ülkelerde parasal genişleme yoluyla sağlanan kaynak artışının, pandemi sürecinde gelir kaybına uğrayan firmalara ve tüketicilere tahsis edildiği biçiminde yorumlanabilir. Söz konusu ülkeler, merkez bankası bilançolarındaki genişlemenin de üzerinde yer alan tutarlarda destek sağlamıştır. Bu durum, destek paketlerine merkez bankalarıyla birlikte merkezi bütçeden, hatta birçok ülkede bu süreçte oluşturulan bütçe dışı fonlarla bir arada finansman sağlandığını göstermektedir.

Türkiye’de ise 2020 yılının önemli bir kısmında parasal genişleme politikaları uygulanmış, Kasım ayından itibaren de parasal sıkılaşma yönünde politikalara geçilmiştir. Merkez Bankamızın verileriyle 2020 yılında dar tanımlı para arzı olarak ifade edilen M1 para arzındaki ortalama büyüme yaklaşık %75 gibi yüksek bir oranda gerçekleşmiştir. Bu veriden “helikopter para” ifadesinin Türkiye’de karşılığını bulduğu görülmektedir.

Geniş tanımlı para arzı olarak ifade edilen M3’teki ortalama genişleme ise yaklaşık %37 olmuştur. Parasal genişleme döneminde TCMB bilanço genişlemesinin GSYH’ye oranı ortalama %5 olmuştur.

Öte yandan pandemi sürecinde doğrudan desteklerin GSYH’ye oranı yalnızca %1,9 olmuştur. Bu oranla Türkiye, G20 ülkeleri içinde Meksika’dan sonra sonuncudur. IMF’in 2021 Nisan verileriyle kredi garantilerinin GSYH’ye oranı %6,4, toplam desteklerin oranı %9,4’tür.

Hazine ve Maliye Bakanlığımızın Mayıs 2021 verileriyle toplam desteklerin GSYH’ye oranı  %11,7, çizgi üstü desteklerin GSYH’ye oranı %2,4, kredi ve kredi garantilerinin oranı ise  %9,3’tür.

Sayın Bakanım değerli komite üyeleri,

Bu oranlardan Türkiye’de uygulanan temel destek araçlarının krediler ve kredi garantileri olduğu görülmektedir. Bu politika tercihi, finans-dışı reel sektör firmalarına yeterli desteği sağlayamamıştır. Nitekim pandemi sürecinde dünya genelinde uygulanan destek ve kurtarma programları neticesinde, firma iflas ve borç ödeyememe oranları pandemi öncesindeki değerlerin altına inmişken (OECD, IMF), Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), verilerine göre 2020 yılında Türkiye iflas artışı bakımından dünyada ilk sıradadır.

Parasal genişleme yoluyla sağlanan fonun, krizden negatif etkilenen ekonomik birimlere tahsis edildiği ülkelerde parasal genişlemeye bağlı enflasyon artışı görülmez iken, ülkemizdeki durumun tersi yönde olması, uygulanan genişlemeci politikaların nicel büyüklüklerinden ziyade, tahsis edilme biçiminin enflasyonist etkilerin oluşumuna zemin hazırladığı görülmektedir.

Türkiye’de katma değere katkısı en yüksek sektör olan sanayi sektörünün finansmanı, borcun borçla çevrildiği, yüksek riskli ve sürdürülebilir olmayan bir yapıdadır. Firmaların doğrudan finansal destekler ile genişletilmiş vergisel desteklerden oluşan çizgi üstü desteklere ihtiyacı bulunmaktadır. Krediler ve kredi garantileri tek başına uygulandığında yetersiz olup, ancak doğrudan nakit destekleri ve güçlü vergisel desteklerle birlikte uygulandığında sanayi sektörü sürdürülebilir bir finansman yapısına kavuşabilecektir.

Nitekim OECD’nin 31 Mayıs tarihinde yayımlanan Ekonomik Görünüm Raporunda da Türkiye’de krediler yerine, devletin, hane halklarına ve firmalara doğrudan mali destek sağlaması gerektiği belirtilmektedir.

Raporda özetle “KOVID-19 etkilerini hafifletmeye yönelik politika desteği, Türkiye’de kredilere odaklanmaktadır. Pandemiden kaynaklanan gelir kayıpları sürdüğü için bu durum, firmalar ve haneler için sürdürülebilir değildir. Salgının devam etmesi, düşük istihdam oranları, düşük hane halkı gelirleri ve hem firmaların hem de hane halklarının artan borç yükleri ve yüksek yeniden finansman maliyetleri, devletin doğrudan mali desteğini gerektirmektedir. Nispeten düşük kamu borcu/GSYH oranı, bu türden “hedefli ve geçici” transferlerin yapılabilmesi için gerekli mali alanın bulunduğunu göstermektedir.

Daha dengeli bir toparlanma, şeffaf ve sağlam bir makroekonomik politika çerçevesi gerektirir. Doğrudan mali destekler, finansal şeffaflığın iyileştirilmesi ve öz sermaye ile risk sermayesi piyasalarının güçlendirilmesi, aşırı kaldıraçlı firma bilançolarının yeniden dengelenmesine, firmaların hayatta kalmalarına ve gelecek vaat eden firmaların daha hızlı büyümesine yardımcı olacaktır.” ifadelerine yer verilmiştir.

Sayın Bakanım,

Reel sektör firmalarının borçluluğu son on beş yıldır hızla artmaktadır. Nitekim reel sektörün kaldıraç oranı 2009-2019 döneminde 11.5 puan artarak yüzde 71.2'ye yükselmiştir. Bu oranın pandemi sürecinde önemli ölçüde arttığı tahmin edilmektedir.

Yüksek kaldıraç seviyesi, reel sektörün düşük öz sermaye yatırımlarını ve yüksek düzeydeki borçluluğunu yansıtmaktadır. Borç birikimi, kur artışlarına bağlı olarak Türk Lirası'nın keskin değer kaybı ve döviz cinsinden borçların artan değeriyle daha da şiddetlenmektedir.

Sanayiciler olarak tüm bu zorlukları yaşarken, malesef Nisan ayında, kurumlar vergisi %25’e yükseltilmiştir. Pandemi sürecinde, birçok ülkede kurumlar vergisi oranı düşürülürken ve Türkiye’de de indirim olması beklenirken, vergi oranının arttırılması, finans-dışı reel sektör firmalarının finansman zorluklarını arttıracak bir karardır.

Özellikle sanayi firmalarının hayatta kalıp ekonomik faaliyetlerine devam edebilmeleri,  borçluluk oranlarını arttırmayan desteklerin ve vergisel desteklerin bir arada uygulanmasıyla mümkün olabilecektir.

Bu destekler, sanayi sektöründe faaliyet gösteren, şiddetli finansman zorlukları yaşayan, uygun desteklerin sağlanması halinde faaliyetlerini sürdürebilecek olan ve büyüme potansiyeli olan firmalara uygulanırsa oldukça etkin olur.

Bu şekilde seçici olan ve geçici olduğu için uzun vadeli negatif bütçe etkileri beklenmeyen desteklerin, etkili sonuç verdiği dünya uygulamalarından izlenebilmektedir.

Türkiye’de firmalara sağlanan temel destek ise kredi desteğidir. Üstelik bu kredilerin faiz oranlarının görece yüksek olduğu görülmektedir.

Nitekim OECD ve IMF verileriyle, pandemi sürecinde birçok ülke reel sektör firmalarına faizsiz kredi ve %2 ile %4 arasında değişen düşük borçlanma maliyetleri ile kredi vermektedir. OECD ülkeleri içinde sadece Meksika’da ve Türkiye'de destek amacıyla sağlanan kredilerde faiz oranı daha yüksek olup, %7 ila %17,5 arasında değişmekte, şu anda ise %20’leri aşmaktadır.

İşletmelerin indirilecek KDV yükü ile enflasyonist ortamda eriyen alacaklarla hazineyi finanse etmesi, bu yüksek faiz ve yüksek enflasyon ortamında çokta adaletli bir uyguma değildir.

Kredi borçlanma maliyetinin yüksek olması ve doğrudan mali desteklerin çok sınırlı ölçüde uygulanmış olması, Türkiye’de reel sektörün, özellikle de sanayi üreticilerinin salgın nedeniyle maruz kaldığı nakit akışı sıkıntısına ve artan finansman ihtiyacına çare olmamıştır.

Halihazırda yüksek kaldıraçla karşı karşıya olan reel sektör, krediler yoluyla borçlarında artış yaşamaktadır. Dolayısıyla borçları ve kaldıracı azaltan ve firmalara yeniden sermayelendirme imkânı sağlayan desteklerin uygulanması gerekmektedir.

Firmaların kaldıraç oranlarının çok yüksek olduğu ve re-finansman maliyetlerinin yüksek, finansmana erişimlerinin düşük olduğu mevcut koşullarda optimal destek türlerinin doğrudan nakit destekleri, sermaye enjeksiyonu ve varlık alımı olduğu söylenebilir.

Bu üç destek türü firma borçluluğunu azaltmaktadır. Doğrudan mali destekler ile sermaye enjeksiyonları, firmaların öz sermayesini arttırmaktadır.  Faizsiz kredi desteği ve güçlü vergisel destekler birlikte sağlandığında sorunları çözmek mümkün olabilecektir.

Sayın Bakanım,

Bu konjonktürde, daha önce size de bahsettiğimiz bir önerimizi tekrar hatırlatmak isterim. İkame para, tamamlayıcı para ya da sektörel para olarak adlandırdığımız önerimiz, piyasaların rahatlamasını sağlayacak, hazinenin likit dengesini de olumlu yönde etkileyecek ve piyasaya da çarpan etkisiyle önemli katkılar sağlayacaktır. Bu önerimizin bir kez daha değerlendirilmesini takdirlerinize sunuyoruz.

Sayın Bakanım son birkaç cümle ile sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Sanayi sektörüne verilecek destek, orta ve uzun vadede verimlilik artışına bağlı olarak potansiyel GSYH büyüme hızını arttıracak, ekonomide genel verimlilik ve istihdam artışını destekleyecektir. Desteklerin, verimlilik odaklı, büyümeye katkıda bulunma potansiyeline sahip firmaları hedeflemesi önemli bir kriterdir. Bu destekler, orta ve uzun vadede vergi tabanının genişlemesine ve vergi gelirlerinin artmasına da yol açacaktır.

Doğrudan mali desteklerin, faizsiz kredilerin veya parasal gevşeme yoluyla fonlanacak sermaye enjeksiyonu, varlık alımı gibi desteklerin; sektör/firma hedefli, yani seçici olması önemlidir. Geçici olması ve belirli bir program dâhilinde, çeşitli kriterlere bağlı olarak uygulanması halinde enflasyonist etki yaratması da beklenmez.

Firmaların borcunu azaltacak ve dış finansman gereksinimini azaltacak nitelikteki destekler, döviz talebinin azalmasına, dolayısıyla kurdaki yukarı yönlü baskının azalmasına neden olacaktır. Dolayısıyla etkili desteklerle firmaların kaldıraç oranlarının düşürülmesi neticesinde, kura bağlı enflasyon artış hızının bir ölçüde azalması da  mümkün olabilecektir.

Uygun üretim yapısı ise hiç şüphesiz ithalata bağımlılığı giderek azalan, yüksek katma değer üreten ve istihdam odaklı bir üretim yapısıdır.

Sanayileşme; ihracat, verimlilik ve büyüme yanında başta istihdam artışları yoluyla olmak üzere yoksulluğun hafifletilmesi, gelir dağılımının iyileştirilmesi ve gelişmiş ülke saflarına katılabilmenin önkoşulu olması açısından da en temel toplumsal hedefler arasında yer alması ve hatta bunların ana eksenini oluşturması gereken bir amaç olmalıdır.

Sözlerime burada son verirken, sayın bakana katılımı için bir kez daha teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ise enflasyonla mücadeleyi ülkenin refahı için mutlaka kazanılması gereken bir savaş olarak gördüklerini söyledi.

Bakan Elvan, ASO'nun Türkiye'nin en büyük ve en köklü sanayi odalarından biri olduğunu, başkent ekonomisinin kalbinin burada attığını belirtti.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının 2020 yılından itibaren küresel gündeme damgasını vurduğunu kaydeden Elvan, küresel ekonominin yüzde 3 ve dünya ticaretinin yüzde 8'in üzerinde daraldığını, dünya genelinde milyonlarca kişinin iş gücü piyasalarını terk etmek durumunda kaldığını bildirdi.

Elvan, ülkelerin ekonomik istikrar için uyguladığı bu politikaların küresel enflasyona, bütçe açıklarına ve borçluluk seviyelerine çok ağır yükler getirdiğine dikkati çekerek, "İçinde bulunduğumuz süreçte hem yapısal hem de dönemsel pek çok riskle karşı karşıyayız. Oluşan hasarın giderilmesi de maalesef zaman alacak." diye konuştu.

 

Yılın ilk 5 ayına ilişkin öncü göstergelerin, küresel ekonominin üretimde ve ticarette salgın öncesi seviyeleri geçtiğini gösterdiğini ifade eden Elvan, küresel değer zincirlerinde de yeniden bir şekillenme olduğunu dile getirdi.

Elvan, salgının, tedarik süreçlerinde tek bir merkeze bağlı olmanın sakıncalarını açıkça ortaya koyduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:

"Çok uluslu şirketler, kendilerine yeni üretim merkezleri arıyorlar. Bununla birlikte, tıpkı yarı iletken çip tedariki konusunda gördüğümüz gibi Almanya, ABD ve Güney Kore gibi ülkeler devasa yatırımları hayata geçiriyorlar. Şurası çok net, böyle bir konjonktürde erken harekete geçen, fırsatları en iyi şekilde değerlendiren hatta kendi fırsatını kendisi oluşturanlar salgın sonrası dönemin kazananı olacaklar. İşte biz, Sayın Cumhurbaşkanımızca kamuoyuna duyurulan Ekonomi Reform Programı'nı tam da bu amaçla hazırladık. Bir taraftan pandemiyle mücadele ederken diğer taraftan da ülkemizin ekonomi politikalarının temel rotasını belirledik."

- "Desteklerin tutarı 141 milyar lirayı aştı"

Elvan, Türkiye'nin pandemi sürecini başarıyla yürüttüğünü belirterek, "Uyguladığımız politikalarla hem toplum sağlığını hem de ekonomiyi ayakta tutacak tedbirlere özel önem veriyoruz. Bütçeden ve çeşitli fonlardan sunduğumuz desteklerin tutarı 141 milyar lirayı aşmış durumda. Yıl sonuna kadar bu tutarın 191 milyar liraya yani milli gelirin yüzde 3,4’üne ulaşmasını bekliyoruz. Kullandırılan ve ertelen krediler yoluyla ise 524 milyar liralık yani milli gelirin yüzde 9,3’ü kadar bir kaynak harekete geçti." ifadelerini kullandı.

Özellikle yükselen ekonomilerde çizgi üstü ve çizgi altı desteklerin tutarının yüzde 7,7 olduğunu, Türkiye’de bu oranın yüzde 13'ü bulduğunu vurgulayan Elvan, şöyle konuştu:

"Böylesine zorlu dönemde üretimde ve ticarette süreklilik devam ettiyse kısa çalışma ödeneği, işsizlik ödeneği, nakdi ücret desteği ve normalleşme desteği gibi mekanizmaların büyük payı var. Sanayicilerimize bu verilen desteklerin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bu pandemi sürecinde de sanayicilerin ayakta kalmasında kısa çalışma ödeneğinin son derece katkı sağladığını ifade etmek istiyorum. Bahsettiğim bu 4 uygulamayla 9,5 milyon vatandaşımıza 55 milyar liralık bir destek sunduk."

- "Enflasyonla mücadeleyi mutlaka kazanılması gereken bir savaş olarak görüyoruz"

Bakan Elvan, kadın ve genç istihdamı başta olmak üzere iş gücü piyasalarını canlandırmanın en temel öncelikleri olmaya devam edeceğini vurgulayarak, bununla birlikte fiyat istikrarının sağlanması ve cari açığın kontrol altında tutulmasının da ekonomi politikalarının odağında yer aldığını söyledi.

Enflasyonun nitelikli ve sürdürülebilir büyümenin önündeki en temel engel olduğuna dikkati çeken Elvan, şunları kaydetti:

"Yüksek enflasyonun olduğu bir ortamda nispi fiyat yapısı bozulur, uzun vadeli karar almak güçleşir, içeride yatırım yapmak zorlaşır ve kaynaklar verimsiz alanlara gider. Sanayici önünü göremediğinde ekonomik istikrardan da bahsetmek mümkün olmaz. İşte bu yüzden enflasyonla mücadeleyi bu ülkenin refahı için mutlaka kazanılması gereken bir savaş olarak görüyoruz. Sorunu bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz, para, maliye, finansal sektör ve yapısal politikalarımız uyum içinde hareket ediyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak, enflasyon ataletini engellemek amacıyla yönetilen/yönlendirilen ürün ve hizmet fiyatlandırmasını enflasyon hedeflemesi politikasına uyumlu bir şekilde uyguluyoruz. Eşel Mobil Sistemi, bazı hizmet kalemlerinde KDV indirimlerinin devamı, elektrik ve doğal gaz fiyatlarında uyguladığımız sübvansiyonlar, kamu maliyesinin üstlendiği fedakarlıklardır."

- "Yapısal politikalara hız kazandıracağız"

Elvan, son dönemde üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasında artan makasın kendilerini oldukça rahatsız ettiğini belirterek, "Üretici fiyatlarının hızlı yükselişinde döviz kuru geçişkenliği ve artan küresel emtia fiyatları temel rol oynuyor. Ülkemizin bu alandaki kırılganlıklarını azaltmak üzere yapısal politikalara hız kazandıracağız." dedi.

Salgından sadece Türkiye'nin değil, tüm ülkelerin etkilendiğine işaret eden Elvan, şunları söyledi:

"Bu sorunları bizden daha fazlasıyla birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler yaşadı. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde Kovid-19'a yakalanan hastalar hastanelere alınmadı ama biz bu sorunların hiçbirini yaşamadık. Bunu mükemmel sağlık sistemimiz ve altyapımız sayesinde gerçekleştirdik."

Yakın zamanda kuracakları Fiyat İstikrarı Komitesinin, enflasyon üzerinde risk oluşturan arz şoklarına karşı çözüm önerileri geliştirmeye odaklanacağını dile getiren Elvan, "Bu Komite, Merkez Bankası politikalarının yerini almayacak, bilakis Merkez Bankasınca uygulanan politikaları tamamlayıcı bir fonksiyon üstlenecek. Biz burada verimliliği odağımıza alarak üretim yapısında kalıcı ve rekabetçi bir yapıyı hakim kılıp fiyat dalgalanmalarının önüne geçmek istiyoruz." dedi.

Elvan, şirketlerin sermaye yapısını güçlendirici ve öz kaynakla finansmanı teşvik edici düzenlemeler yapacaklarını belirterek, "Nakit sermaye artırımında yüzde 50 olarak uyguladığımız Kurumlar Vergisi indirimini, artırılan sermayenin yurt dışından getirilmesi durumunda, yüzde 75 olarak uygulanmasına imkan veren bir düzenleme yapacağız." dedi.

Bakan Elvan, sanayi için belirledikleri vizyona değinerek, gündemlerinin, sanayinin ihtiyacını karşılamak adına "finansman, beşeri sermaye, vergilendirme ve yatırım ortamının iyileştirilmesi" alanlarında somut ve yapıcı bir politika olduğunu dile getirdi.

Elvan, Ekonomi Reform Programı'nda da finansal sektörü daha da güçlendirecek politika tedbirlerine yer verdiklerini anlatarak, böylece reel sektörün finansmana erişimini de kolaylaştırmış olacaklarını söyledi.

Bankacılık sektörünün potansiyelini daha da geliştirecek adımların yanında faizsiz finans sistemi ve sermaye piyasalarını daha da derinleştirecek politikaları hayata geçireceklerini kaydeden Elvan, bu alandaki çalışmaları önemli ölçüde tamamladıklarını bildirdi.

Bakan Elvan, bankaların yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla zor duruma düşen ancak katma değer üretme ve istihdam yaratma potansiyeli olan firmaların operasyonel anlamda yeniden yapılanmaları konusunda yol gösterici olmaları gerektiğini ifade ederek, "Bu bağlamda bankalarda, firma rehabilitasyonları için yeniden yapılandırma birimleri kurulmasını teşvik ediyoruz. Yine bankacılık sektörümüzün 'teminata dayalı' geleneksel kredilendirme yaklaşımlarının da ötesine geçip, risk yönetimine dayalı finansman uygulamalarını yaygınlaştırmasını bekliyoruz." diye konuştu.

- "Kalfa desteği" çalışmaları

Elvan, "beşeri sermaye" alanında sanayicilerin yaşadığı sıkıntıların farkında olduklarını belirterek, mesleki eğitim merkezlerini gençler için çok daha cazip kılacak politikalar uygulayacaklarını, bu alandaki çalışmaları tamamladıklarını söyledi.

Elvan, "Kalfalık döneminde alınan ücretlerde iyileşme sağlamanın yanında bu merkezlerde eğitim gören öğrencilerin ücretlerini kamu tarafı olarak karşılayarak, sizlerin (sanayiciler) üzerindeki yükleri kaldıracağız. İş gücü piyasasını yönlendirmek için 'sektörel beceri haritaları' da oluşturacağız." ifadelerini kullandı.

Böylece, sanayicilerin sektörel iş gücü planlamasını kolaylaştıracaklarının altını çizen Elvan, şöyle devam etti:

"Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki bu merkezlerde şu anda çıraklıkla kalfalık eğitimi gören yaklaşık 150 bin evladımız var. Biz bu rakamı 1 milyon çıkarmak istiyoruz ki sizin ara kademede yaşadığınız sıkıntıların üstesinden gelebilelim. Buradaki temel yaklaşımımız bu. MEB ile iş birliği halinde taslak çalışmalarımızı bitirdik. Önümüzdeki günlerde bunu sizlerle paylaşacağız."

Elvan, likidite sıkıntısı çeken mikro ve küçük ölçekli firmalara, istihdama kattıkları her bir ilave kişi için Kredi Garanti Fonu kefaletiyle destek de vereceklerini, bunu daha önce Ekonomi Reform Programı'nda da paylaştıklarını kaydetti.

- "Şirketlerin sermaye yapısını güçlendirici düzenlemeler yapacağız"

Vergi konusunda da oldukça kapsamlı politika setlerine sahip olduklarını anlatan Elvan, "Şirketlerin sermaye yapısını güçlendirici ve öz kaynakla finansmanı teşvik edici düzenlemeler yapacağız. Örneğin, nakit sermaye artırımında yüzde 50 olarak uyguladığımız Kurumlar Vergisi indirimini, artırılan sermayenin yurt dışından getirilmesi durumunda, yüzde 75 olarak uygulanmasına imkan veren bir düzenleme yapacağız." dedi.

Elvan, şunları kaydetti:

"Proje bazlı ve büyük yatırımlarda, kısmi tamamlanmayla birlikte hak kazanılan ancak yararlanılamayan yatırıma katkı tutarının, yeniden değerleme yapılmak suretiyle enflasyon etkisinden korunmasını sağlayacağız. Yeni yatırımlara yönelik teşvik programlarında, hak edilen yatırıma katkı tutarının, Kurumlar Vergisi haricindeki diğer vergi ödemelerinden de belirli oranda indirilebilmesine de imkan sağlayacağız."

Sanayicileri ve tüm mükellefleri ilgilendiren yapılandırma kanununun 2 gün önce yürürlüğe girdiğini anımsatan Elvan, yasayla getirilen yeniliklere değindi.

Bakan Elvan, Kurumlar Vergisi oranını bu yıl için yüzde 25 olarak uyguladıklarını ifade ederek, şu bilgileri paylaştı:

"Biz bu oranı yüzde 25 olarak sadece bu yıl için öngördük, önümüzdeki yıl için 23 ve müteakip yılda ise tekrar 2023 yılında yüzde 20'ye geri döneceğiz. Ancak şöyle bir ifade kullandı Sayın ASO Başkanı, dedi ki, 'Ülkeler Kurumlar Vergisini düşürürken Türkiye artırıyor'. Maalesef bu doğru değil, bugün dünyanın birçok ülkesi Kurumlar Vergisi'ni yükseltme noktasında çalışmalar yapıyor, açıklamalar yapıyor, ki Amerika Birleşik Devletleri hatırlayınız yüzde 28'e çıkarma noktasında bazı açıklamalarda bulundu. Şu anda hali hazırda ABD, Almanya, Avustralya, Avusturya, Belçika, Hollanda, Japonya, Kanada gibi pek çok ülkede Kurumlar Vergisi oranı yüzde 25 ve üzerindedir."

- "Yatırım Uyuşmazlığı Kurumunu oluşturacağız"

Elvan, yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda da önemli adımlarının olacağına işaret ederek, şunları kaydetti:

"Yatırım sürecinde karşılaşılan sorunlara hızlı çözümler üretmek amacıyla özel kesim yatırımlarını korumaya yönelik yeni bir sistem hayata geçiriyoruz. Özel kesim yatırımlarını kolaylaştırma ve hızlandırmaya yönelik olarak Yatırım Uyuşmazlığı Kurumunu oluşturacağız. Mevcut teşvik sistemini seçici ve süreli bir yapıya kavuşturarak, mükerrer uygulamalara izin verilmeyecek bir sistem kuracağız. Emsal ülkelerde yeni yatırım çekmek için uygulanan nakit teşvik modelleri ile emsal ülkelerle rekabet edecek yaklaşımlar geliştireceğiz."

Yatırım teşviklerinde uygulanan SGK prim desteği sürelerini, kadınların ve gençlerin istihdam edilmesi durumunda ilave süreler vererek uzatacaklarını bildiren Elvan, imalat sanayisinin küresel değer zincirlerine entegrasyonu için hedef ülkeler özelinde ürünler belirleyeceklerini ve bu ürünlere yönelik destek programları uygulamaya koyacaklarını da anlattı.

Elvan, katma değeri yüksek ürünler üreten ihracatçıları alacak sigortası ve alıcı kredileriyle destekleyeceklerini ifade etti.

Yurt dışı lojistik merkezleri açarak ihracatçıların yurt dışı pazarlara ve dağıtım kanallarına erişimini hızlandıracaklarını aktaran Elvan, şöyle devam etti:

"Özellikle e-ticaret açısında bu son derece önemli bir husus, ki e-ticaret ile ihracat yapmak isteyen firmalarımıza, orada bulunan Londra, Paris, Frankfurt gibi dünyanın gelişmiş ülkelerinde bu tür merkezler kurarak e-ticaret ile ihracat yapmak isteyen firmalarımıza ciddi kolaylıklar sağlayacağız. Türkiye'nin potansiyeline ve sizlerin yapabileceklerine çok büyük bir güven duyuyoruz."

- "Ödeyebileceğiniz kadar borç alın, büyük yüklerin altına lütfen girmeyin"

Hükümet olarak sanayicilerin yükünü azaltacak düzenlemeleri yapmakta kararlı olduklarını vurgulayan Elvan, sanayicilerden 4 temel beklentileri olduğunu söyledi.

İlk olarak sanayicilerin, dijitalleşmeyi teşvik eden ve rekabet gücünü artıracak yatırımlara öncelik vermelerini arzu ettiklerini ifade eden Elvan, birlikte çalıştıkları KOBİ'lerle büyüme yoluna gitmelerini tavsiye etti.

Elvan, ikinci önemli hususun borç-öz kaynak dengesinin ayarlanması olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

"Ödeyebileceğiniz kadar lütfen borç alın, büyük yüklerin altına lütfen girmeyin. Sanayi sektörü ile sermaye piyasaları arasındaki bağın daha da kuvvetlenmesi gerekiyor. Biz Bakanlık olarak, şirketlerinizin sermaye piyasalarına açılması konusunda sizlerle birlikte çalışmaya hazırız, önerilerinizi bizlere sunun. Aile şirketi hüviyetinden çıkıp, daha kurumsal bir yapıyı oluşturmaya odaklanın."

Elvan, üçüncü önemli husus olarak sanayicilerin istihdam ve teknoloji dengesini çok iyi kurmaya özen göstermesi gerektiğinin altını çizdi.

Bakan Elvan, "Dördüncü olarak da sanayinin yeşil dönüşümünü asla ıskalamamak gerekiyor. Belki sanayi devrimini kaçırmış olabiliriz, ancak bu yeşil devrimin öncülerinden biri olmak için elimizde ciddi bir şans var. Bu konuda çok güzel bir söz de var 'Talih, hazır olan zihinlere yardım eder'." diye konuştu.

- "Bizim çocuklara güvenimiz tam"

Türkiye'nin makroekonomik politikaların yönü de hedefinin de belli olduğunu dile getiren Elvan, "Şeffaflığı ve öngörülebilirliği daha da artırarak, daha dinamik, daha rekabetçi, verimliliği önceleyen, çok daha iyi işleyen ve olası tüm şoklara karşı daha dirençli bir ekonomik yapıyı kurmanın çabasındayız. Bu yapıyı, siz değerli sanayicilerimizle iş birliği içinde kuracağız." ifadesini kullandı.

Bakan Elvan, bu akşam oynanacak 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2020), A Grubu'ndaki Türkiye-İtalya maçına da değinerek, "Sözlerimi bitirmeden önce, bir futbolsever olarak Millilerimize bu akşamki maçta başarılar diliyorum. Bizim çocuklara güvenimiz tam." dedi.