ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı Afyon’da Yapıldı

   2022-03-26

Ankara Sanayi Odası 2022 yılı ilk Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, Afyon’da gerçekleştirildi.
ASO Meclis ve 35 Meslek Komitesi üyelerinin geniş katılımıyla gerçekleşen toplantıya ASO Başkanı Nurettin Özdebir, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermayeler Genel Müdürü Dr. Mehmet Yurdal Şahin katıldı.

Toplantının açılışında konuşan ASO Başkanı Nurettin Özdebir, Ankara Sanayi Odası’nın ‘Yeşil Sanayi’ ve ‘Döngüsel Ekonomi’ hakkındaki çalışmaları, teşvik sisteminin iyileştirilmesi ve güncel ekonomik gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Özdebir’in konuşması şöyle:

“Değerli Meclis ve Komite üyelerimiz,

Dışarıda Rusya-Ukrayna savaşının yanı sıra Merkez Bankalarının faiz artırımı ve bilanço azaltma eğilimleri devam ederken, içeride söz konusu küresel gelişmelerin ortaya çıkardığı risk ve belirsizlik algısı maalesef devam ediyor. 10 yıllık ABD faizlerinde yeniden başlayan yükseliş, gelişen piyasalarda tahvil çıkışlarını artırmaya devam ediyor. Son 1 ayda gelişmekte olan ülkelerin tahvil ve hisse piyasalarından çıkış 30 milyar Dolar’a ulaştı. Bu da gelecek dönemde hem enflasyon, hem de stagflasyon eğilimlerinin artabileceği beklentisi yaratıyor. Ayrıca Merkez Bankalarının beklenen para politikalarından farklı bir politika tercihiyle karşı karşıya kalacağımız bir dönemdeyiz. Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle   enerji, emtia ve gıda fiyatlarındaki artış küresel büyüme dinamiklerini olumsuz yönde etkilerken, birçok uluslararası kuruluştan ardı ardına büyüme ile ilgili aşağı yönlü revizyonları da görüyoruz. Belki de bu süreçten en fazla etkilenen taraf AB olacaktır. Özellikle Rusya ile ekonomik entegrasyonu oldukça yüksek olan AB ve dolaylı olarak da ülkemiz üzerinde olumsuz etkilerini göreceğiz. AB tarafında resesyon riskinin fazlasıyla dillendirilmeye başlaması da başka bir olumsuzluk olarak karşımızda duruyor.

Değerli Meclis ve Komite Üyeleri

Tüm bu gelişmeler ister istemez bizim de morallerimizi bozmakta, üretim direncinin  azalmasına neden olmaktadır. Özellikle kurlardaki yukarı yönlü hareketler belirsizliği önemli ölçüde arttırmaktadır. Bilindiği gibi yüksek kur hem özel sektörün hem kamunun dış borç çevrimini zorlaştırmakta ve ithalat maliyetlerini yükseltmektedir. Ayrıca ekonominin genelinde dolarizasyonun artmasına neden olmaktadır. Kurun yükselmesinin yanı sıra önemli ölçüde oynak olması da ekonominin genelinde belirsizliğe neden olmakta ve reel sektöre öngörülebilirliğin azalması olarak yansımaktadır. Tabi tüm bu süreçler ülkemiz tarafından sanayiye yönelik olarak uygulanan stratejilerin ve politikaların güncellenmesini de zorunlu kılmaktadır. Bu güncellemeleri yaparken de bakmamız gereken önemli bir nokta daha önümüzde durmaktadır. Bu da “yeşil sanayi” ve “döngüsel ekonomi” kavramlarıdır. Bu kavramlar önümüzdeki dönemde hiç olmadığı kadar önemli hale gelecektir. Modern dünyada ülkeler ekonomik büyüme yarışı içine girmiş görünmektedirler. Hükümetlerin performansında belirleyici olan unsur, milli geliri ne kadar artırdıkları, matematiksel olarak kişi başına düşen hasılayı ne derece yükselttikleri ile ölçülüyor. Ne var ki; kaliteli yaşam, çevre kirliliği, ekolojik dengenin bozulması, küresel ısınma, sudaki yaşam, temiz suya erişim, sorumlu üretim gibi kavramların hiçbirinin karşılığını milli gelir rakamlarında görme şansına sahip değiliz. Bundan dolayı ekonomik gelişmenin ölçümünde bu yeni faktörlere de yer verilmesi gerektiğine dair görüşler, GSYH’nin ötesinde bir göstergeye ihtiyaç olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu arada BDDK yeşil varlık oranını arttırmak için tebliğ hazırlığı içinde, bu amaçla sürdürülebilirliğe yakın olan firmaların krediye erişimi ve maliyeti daha düşük olacak şekilde bir düzenleme yapılması bekleniyor. Bu kapsamda, ekonomik büyümenin ölçülmesinde çevresel ve sosyal konulara ağırlık veren pek çok yeni gösterge geliştirilmiştir. Yeşil ekonomi ya da yeşil büyüme ise son yıllarda sürdürülebilir kalkınmayla beraber yoğun bir şekilde kullanılan yeni kavramlardır. Yeşil ekonomi; insanların refahını artıran kaynakların ve çevresel hizmetlerin devamını sağlayacak doğal varlıklar korunurken, aynı zamanda da ekonomik büyüme ve kalkınmanın teşvik edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Yeşil ekonomi, biyoçeşitliliğe ve ekosisteme zarar verilmesini engellemeyi hedefler. Enerjinin ve kaynakların etkin kullanılmasını sağlar. Emisyon ve çevre kirliliğini azaltan sosyal yatırımlar sayesinde insan refahındaki büyümenin ve istihdamın artmasını hedefler. Nasıl ki 2000 yılından bu yana Fortune 500 listesindeki firmaların yarısının ismi değişmişse, bundan sonra da verimli ve etkin üretim süreçlerini ve teknolojilerini geliştiren, döngüsel ekonomi ile birlikte kaynaklarını en doğru kullanan firmalar listede yer bulacaklardır. Tüm bu gelişmeler, doğa dostu teknolojilerin ve üretim süreçlerinin ön plana çıkmasına imkân tanıyacaktır. Paris Anlaşması ile uzun dönemde, endüstriyelleşme öncesi döneme kıyasen küresel sıcaklık artışının 2°C’nin olabildiğince altında tutulmasını hedefleyen küresel girişimlerin bilincinde olarak bu konuya yalnızca üretmek değil doğaya saygılı, verimli üretimi odak noktasına koyarak yaklaşan sanayi kuruluşları üzerinde yaşadığımız kürenin geleceğini belirleyecektir. Nitekim AB tarafından yürürlüğe konulan AB Yeşil Mutabakatı ile birlikte çevre konuları AB ticaret politikalarına entegre edilmiştir. Benzer duyarlılığı sadece Avrupa Birliği’nde değil aynı zamanda Dünya Ticaret Örgütü’nde de görmek mümkündür.  AB tarafından çevrenin ticaret politikasına entegre edilmesinin kaçınılmaz bir sonucu sektörlere özel yeni kuralların getirilecek olmasıdır. AB tarafından Yeşil Mutabakat kapsamında çıkarılan çok sayıda strateji belgesi mevcuttur. Adeta bir AB Yeşil Mutabakat külliyatı oluşmuştur.

Sanayi, döngüsel ekonomi, biyoçeşitlilik, sürdürülebilirlik için kimyasal strateji bu strateji belgelerinden sadece bir kaçıdır. Sınırda karbon düzenlemesinin 1 Ocak 2023 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesi ile birlikte AB’ye ihracat yapan firmaların ürünlerindeki karbon ayak izi miktarını bildirmeleri gerekecektir. 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren de içerilen karbon değerine göre bir ödemede bulunulacaktır. Sınırda karbon düzenlemesinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında Türkiye ön sıralarda yer almaktadır. Biz de bu nedenle çok önemli bulduğumuz AB Yeşil Mutabakatının ASO Üyesi İşletmeler Üzerindeki Etkilerinin Yönetilmesi projesine başladık. Proje ile üyelerimizin ve faaliyette bulundukları sektörlerin mevcut durumu değerlendirilecek,   35 meslek komitesi  içinde yer alan firmalarımıza  ziyaretler gerçekleştirilerek risk analiz çalışmaları yapılacaktır. İşletmelerimiz için karbon ve su ayak izi hesaplamalarına ilişkin düzenleyeceğimiz eğitim programlarının yanı sıra, üye şirketlerimize karbon ve su ayak izi hesaplanması konusunda teknik destek verebilecek ekipler oluşturulacaktır. Böylece üye şirketlerimiz tedarik ve ihracat süreçlerinde özellikle enerji ve kaynak kullanımlarında karşılaşacakları düzenlemeler için hazırlık yapabilecek ve rekabet güçlerini koruyabileceklerdir. Bununla ilgili uzmanlarımız öğleden sonraki oturumda çok detaylı açıklamalar yapacak ve ayrıca sorularınızı da yanıtlayacaklardır. Bu konuda ayrıca Ankara Ticaret Odası ile birlikte önümüzdeki hafta 30-31 Mart tarihlerinde Congresium’da Ekoiklim Zirvesi ve fuarını gerçekleştiriyoruz. Ankara olarak bu konuya sahip çıkarak bir farkındalık yaratmak istedik ve büyük bir destek gördük. Çok çeşitli etkinlikler, uluslararası konuşmacılar var. TOGG ilk defa bu zirvede Ankara’da görücüye çıkacak. Renkli bir zirve olacağını tahmin ediyorum. Ben ilk gün açılışta bir konuşma yapacağım ama asıl ikinci gün bizim organizasyonumuzla “Sanayinin yeşil dönüşümü” başlıklı bir oturum gerçekleştireceğiz. Bugün burada aramızda bulunan değerli dostumuz Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu’nun moderatörlüğünde, İstanbul, Ege, Gaziantep Sanayi Odası başkanlarımızla birlikte konuşmacı olarak yer alacağım. Mutlaka sizleri de orada görmek isterim. Davetiyeleriniz gönderilmişti. Bu etkinliklere katılarak, Ankaralı sanayicilerin bu dönüşüme nasıl sahip çıktığını, hem ülkemiz hem gezegenimiz için yaratmaya çalıştığı farkındalığı herkese gösterelim.

Değerli Meclis ve Komite Üyeleri

Büyümenin sürdürülebilirliği için mutlaka ithalâta bağımlılık ve cari açıktan kurtarılması gerekir. Bunun için de yerli girdilere yönelen ithal ikameci bir politika tercihi ortaya konması zaruridir. Teşvik uygulama ve yabancı sermaye genel müdürümüz bölgesel teşvikler, proje bazlı, genel bazlı ve hamle programı kapsamında verilen teşviklerin sonuçları ile ilgili bilgi verirse morallerimizi yükselteceğine inanıyorum. Söz konusu destek sistemleri kalkınma planları ve yıllık programlarda öngörülen hedefler doğrultusunda, ülkemizin mevcut durumda veya gelecekte ortaya çıkabilecek kritik ihtiyaçlarını karşılayacak, arz güvenliğini sağlayacak, dışa bağımlılığı azaltacak, teknolojik dönüşümünü gerçekleştirecek, yenilikçi, AR – GE yoğun ve yüksek katma değerli yatırımları yakın zamanda hayata geçirecektir. Böylece daha yüksek teknoloji üretip, ihraç edebilme potansiyelimiz artacaktır.   Ürün çeşitliliğini çoğaltarak ihracat arttırılabilir, ama önemli olan yüksek katma değerli ürünlerle ihracat yapabilmektir. Yüksek fiyatlı ürün ihraç etmek yerine, yüksek katma değerli ürün ihracatına yönelip, ihracatta yerli hammadde ve yerli ara malı kullanımının artması gerekmektedir. Bunun içinde, uygun bir teşvik sistemi ile birlikte sanayicinin sermaye birikimi yapabilmesi gerekir. Ölçek büyüklüğü ile avantaj sağlayan firmaların değil; Türkiye ekonomisinin en önemli unsuru olan, KOBİ’lerimizin de yatırıma teşvik edilerek ve onların başta mekân ve finansmana erişim olmak üzere, yatırım yapmasının gerçekleştirilebilir hale getirilmesi gerekir. Ayrıca kredilerin dışında farklı finansman modellerinin geliştirilip yaygınlaştırılması da gerekir.

Değerli Meclis ve Komite Üyeleri,

Sayın Genel Müdürün bir görev alanı da yabancı sermaye konusu. O konuda da birkaç şey söyleyip konuşmamı tamamlamak istiyorum. Dünyada yaşanan gelişmeler,  FED ve Avrupa Merkez Bankası’nın likiditede sıkı duruşu, dış fonları olumsuz yönde etkilemekte, yabancı sermaye ile büyüyen ekonomimizde dış kaynağın daha zor ve daha pahalı elde edilmesine yol açmaktadır. Bu nedenle yabancı sermayenin ülke ekonomisine kazandırılması noktasında gerekli adımları atabilmeliyiz. Bunların başında da güven ortamının sağlanması gelmektedir. Yabancı yatırımcıyı çekmede hukuk sisteminin de oldukça önemli bir unsur olduğu unutulmamalıdır.  Yabancı yatımcıları ülkeye çekecek gerek hukuki gerekse ekonomik yapısal reformların devreye alınması ve ekonomi politikalarının öngörülebilir olması gerekir.”

Dört oturum halinde gerçekleşen meslek komiteleri ortak toplantısının birinci oturumda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürü Mehmet Yurdal Şahin, yatırım teşvik sistemi amaç ve mevzuatı, teşvik uygulamaları ile son dönemde yapılan değişiklikler hakkında bilgi verdi ve meclis ve komite üyelerinin sorularını yanıtladı.

İkinci oturumda, ASO 29 No’lu Özel ve Sanatsal İmalatlar Sanayi Meslek Komitesi Başkanı Hakan Karlar, Melek Yatırım Ofisi hakkında meslek komitesi üyelerine bilgi verdi.

Öğleden sonraki üçüncü oturumda ise EWA Kurumsal Danışmanlık Kurucu Ortağı Dilek Emil ve GTE Yönetici Ortağı Kemal Demirkol tarafından “ASO Yeşil Mutabakat Çalışmaları” hakkında bilgilendirme yapıldı.

Dördüncü oturumda ise ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in başkanlığında 35 Meslek Komitesi’nden gelen sorun ve öneriler değerlendirildi.


ONLINE HİZMETLER