ASO’da “Ekonomide Yeni Ufuklar Buluşması”

   2022-05-18

Ankara Sanayi Odası ve DÜNYA Gazetesi işbirliği ile düzenlenen “Ekonomide Yeni Ufuklar Buluşması” paneli Ankara Sanayi Odası’nda gerçekleştirildi.

DÜNYA Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara ile DÜNYA Gazetesi yazarı Servet Yıldırım, Türkiye ekonomisinin kısa ve orta vadeli risklerini değerlendirdiler. 

ASO Meclis Başkan Yardımcısı Yavuz Işık, ASO Yönetim Kurulu ve Meclis üyelerinin de bulunduğu panelde, sanayicilerin kur, faiz, enflasyon gibi göstergelere yönelik beklentileriyle ilgili soruları da cevaplandırdı.

Hakan Güldağ:
“Rusya Avrupa’nın gazını keserse oyun biter”

DÜNYA Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, dünyayı algoritmaların yönetmeye niyetli olduğu bir döneme girildiğini belirtirken, yeni ufuklar belirlenirken makro çerçeveler kadar mikro çerçevelerin de önemli olduğunun altını çizdi. Teknolojideki değişimlerin gerek reklamların şekillerinde, gerekse reklam verilen mecralarda ciddi değişiklikler yarattığına değinen Güldağ, influencerlarla (kanaat önderi) ilgili çeşitli tartışmalar olduğunu belirtti. Güldağ, bunlara yönelik olası düzenlemelerin türbülans yaratacağı öngörüsünde bulunurken, yeni dönemdeki planların iklim değişikliğini de kapsamasının zorunlu olduğunu bildirdi.
Konuşmasında dünya ekonomisindeki gelişmelere de değinen Hakan Güldağ, ABD’nin faiz artırım sürecine atıfta bulunarak, “ABD son 70 yılda faiz artırım sürecine girdiğinde resesyondan hiç kaçamamış. Avrupa’dan da daha çok sıkıntı sinyalleri gelmeye başladı” dedi. Rusya’nın Rubleyle ödeme sorununa yönelik formüllerin bulunduğuna vurgu yapan Güldağ, buna rağmen Rusya’nın Avrupa gazını kesmesi halinde oyunun biteceğini ve yüzde 5 küçülme gelebileceğini bildirdi.
Avrupa’da kredi problemlerinin de ortaya çıktığını işaret eden Güldağ, “Enflasyon Avrupa’da da tüketiciyi sahneden çekiyor diye Avrupa merkez Bankası karar vermiş gibi duruyor” dedi.

ASO Başkanı Nurettin Özdebir:
“Şark kurnazlığı yapılıyor”

Pandemiyle başlayan süreçte, dünya ekonomisi, siyaseti bilmediğimiz denizlere açılmaya başladı. Bu süreç, birçok belirsizleri barındırıyor. Pandemi öncesinde, dünya kaynakları herkese yetiyordu. Kırılan tedarik zinciri, zaman dahil her şeyin bereketini kaçırdı. 
Adı konulmamış ekonomik savaş var. Bu bizi yeni ufuklara taşıyacak. Dijitalleşmeyle birlikte iş yapma şekillerinin değiştiğini görüyoruz. 
Türkiye’nin en büyük sorunu cari açık. Bunun uzantısı olarak enflasyon geliyor. Enflasyon, sadece bizim değil, dünyanın en büyük ekonomilerinin de derdi ve kronikleşiyor. Ancak bizdeki enflasyon dünyadakinden çok farklı, enflasyonda açık ara liderliği muhafaza ediyoruz.
Kur korumalı mevduat, ekonominin düzeltilmesi için sadece zaman kazandırdı, bunu iyi değerlendirmek lazım. Eskiden ülke ekonomilerine yönelik değerlendirmelerde GSMH artışı dikkat alınıyordu. Şimdi, çevreye ne kadar duyarlı, ne kadar emisyon üretiliyor, ne kadar su tüketiliyor, “çalışanlara ne kadar değer veriliyor” gibi parametreler de dikkate alınıyor. 
Kamu kendisine iş yapanın parasını öderken, hangi kuru dikkate alacağını belirlemede şart kurnazlığı yapıyor. Eğer tavuğu yumurtlatmak istiyorsanız, hakkını vermek zorundasınız. Ancak bizde günü kurtarmaya çalışıyorlar, stratejik düşünmeye fırsat vermiyorlar. Aslında bu süreçte Türkiye’nin önüne büyük fırsatlar geçti, halen de var. Ancak gelen döviz ile giden döviz arasında fark olmadığı sürece sıkıntıdan çıkamayız.
Bugün tarımsal üretimde sıkıntı yaşıyoruz, ithalat yapıyoruz. Ancak toprakların yarısı ekilmiyor ama ekilmeyen arazilerden vergi almıyoruz. Peki biz niye tarımsal üretimde kullanılmayan araziden vergi almıyoruz?  Bunlara yönelik vergi getirilirse, belki ekilmeyen araziler de ekilebilir hale gelir.
İş insanları KDV alacaklarını tahsil edemiyor ve bunlar enflasyon karşısında eriyor.   Bunu alamadığımız için kredi kullanmak zorunda kalıyoruz ve buna da yüzde 20-30 faiz veriyoruz. Bu adil bir düzen değil. Ben güçlü olacağım ki ülkem de güçlü olsun.
Bugün ABD dünyanın en büyük ekonomisi, aynı zamanda en büyük ordusuna sahip. Bunu firmaları güçlü olduğu için başarıyor. İhtiyaçlarını kendi firmaları karşılıyor. 
Kredi verirken de üretim kriterleri gözardı ediliyor. Geçmişte   KGF kredileri doğru yerlere gitmedi.. İhtiyacı olmayan firmalara paralar verildi.   “İhtiyacım yok, döviz mi alayım” diye soranlar oldu.   Burada devletin yapması gereken şey, devlet olmasının gerektirdiği denetimi yerine getirmesidir. Hazine ve Maliye Bakanlığı nakit para verilmeyeceğini duyurmasına rağmen firmalara nakit paranın da verildiğini duyuyoruz.

Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Erhan Aslanoğlu:
“Türkiye’de sıkı para politikası olmazsa olmaz”

Günümüzde yaşanan ekonomik sıkıntılara sebep olan unsurları; Rusya Ukrayna savaşı, enerji ve gıda fiyatları, stagflasyon, COVID-19(Çin’in tavrı) ile Merkez Bankaları ve para politikaları olarak sıralayan Prof.Dr. Erhan Aslanoğlu, bunun en önemli yansımasının da enerji gıda fiyatında olduğunu bildirdi.
Aslanoğlu, şöyle konuştu:
“Savaş arz yönlü şok demektir. Üretim aksama, tedarik sorunu demektir. Önce savaşın çıktığı yerde, sonra yakın bölgelerde daralma hissedilir. Bunu bugün en çok Avrupa hissediyor. COVID aşağı doğru inse de şimdi stagflasyona doğru gidilip gidilmediği konuşuluyor.
İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en sert daralma ve en sert büyüme ard arda yaşandı. Gerek iş dünyası, gerekse tüketicilerde bir çok şey değişti. Korumacılık dünya ekonomisini yavaşlattı. Dünya büyüme tahminleri giderek aşağı doğru gidiyor. AB’de büyüme tahmini de yüzde 3.8’den yüzde 2.5’e indi. Bizim ihracat siparişlerinin ve büyümenin ana lokomotifinde yavaşlama sinyali olabilir.
Enflasyon tarihi zirveyi zorluyor, büyüme yavaşlıyor. Finansal piyasaların sevmediği bir ortam. Bu borçlar nasıl ödenecek kaygısıyla iştah düşüyor. Düşük faizle kağıt alan finans sektörü, önümüzdeki süreçte faiz yükseldikçe biraz daha zorlanabilir.
ABD son 40 yılın en yüksek enflasyon sürecine girmiş durumda. 1980’de yüzde 15’e çıkan enflasyonu düşürmek için faizi yüzde 20’ye çıkaran ABD, bunu 10-12 yıl sürdürmüştü. ABD’nin resesyona girmeden işin içinden çıkması için şansa ihtiyacı var, ABD ve Çin’in yavaşlaması, dünya ekonomisinde hissedilir yavaşlama anlamına gelir. Ancak ABD’de, hem şirketler hem ailelerin tasarruf oranı yüksek ve likit duruyorlar.
Türkiye’de sıkı para politikası olmazsa olmaz. Daha önce, para politikasının bağımsızlığı, reformlara yönelen gündem ve AB çıpası vardı. Güven ortamının oluşturulması için sadece ekonomik değil, ekonomi dışı reformlara da ihtiyaç var.  Bana göre Merkez Bankası Başkanı yüz kızartıcı suçu yoksa, görev süresi boyunca değiştirilmemeli.
Normalde yavaşlamanın emtia fiyatını aşağı çekmesi lazım ama enerji fiyatı yüksek seyrettikçe emtia da düşmez. İklim krizi üretim ve tüketim davranışlarını değiştiriyor. Yeni yeşil mutabakat düşündüğümüzden daha çok hırpalayacak, bu alanda resetlemeye hazırlıklı olmalıyız. Gelir dağılımında da resetlemeye ihtiyaç var.

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Hakan Kara:
“Türkiye’de sabitimsi kur rejimi var”

Küresel talebin petrol fiyatını aşağı çekmek istediğini belirten Prof. Dr. Hakan Kara, bütün dünyanın faiz artırmaya başladığını, ABD’de ise tarihte görülmemiş hareketlilik olduğunu söyledi. Kara şu değerlendirmelerde bulundu:
Şimdi çok ilginç bir dönem yaşıyoruz. Son 12 senede petrol yükselince, dolar değer kaybederdi, bu da bizim için artan maliyeti telafi ederdi. Oysa şimdi hem enerji, hem dolar fiyatı yükseliyor.
Türkiye bugünkü kadar negatif reel faizi hiç görmemişti. Buna finansal sektör dayansa bile reel sektör dayanamaz. Bu ortam sürdürülebilir olmadığı için Kur Korumalı Mevduat sistemi geldi. Korumayı, Hazin ile Merkez Bankası cebinden karşılayan bir strateji ortaya konuldu.
Bugün Türkiye’nin kur rejimini adlandıramıyorum, sabitimsi kur rejimi diyebiliyorum. KKM yanı sıra ihracatçıların kazancının yüzde 40’ı ile toplanan döviz satılarak, kur tutulmaya çalışılıyor. 
Yaptığım projeksiyona göre dolar kuru 17.5 lira olursa KKM’nin Hazine’ye maliyeti 87 milyar lira, 18 lira olursa bu maliyet 100 milyar lirayı aşıyor. Şu anda KKM stoku 830 milyar lira ve çok sürdürülebilir değil.
Gelinen noktada şirketlerin ve hane halklarının döviz pozisyonlarını azalttığını görüyoruz, bütün deviz riski kamuya geçmiş durumda. Kamunun 200 milyar dolara yakın döviz açığı oluştu. Dolardaki her 1 liralık artış kamuya 200 milyar lira yük bindiriyor. Bunu hissetmiyoruz şimdilik ama vergilerimizle ödeyeceğiz.
Başka bir projeksiyona göre yüzde 4 büyüme ve 100 dolarlık petrol fiyatında cari açığımız 38 milyar dolar olacak. Petrol 110 dolara çıkarsa, bizim açığımız 45 milyar dolara çıkacak.
Brüt rezerv 102 milyar dolar ama bunun kalitesi önemli. Swap yükümlülüğüyle rezervimiz eksi 50 milyar dolar düzeyinde.
Çok kritik bir döneme giriyoruz, ilave finansmana ihtiyaç var. Üç senaryo var; para politikası normalleşir, 
Önümüzdeki 12 ay kritik noktaya gidiyoruz ilave finansman gerekiyor. Üç senorya var, büyüme hızı 2’ye düşer, bunların geçici olduğu düşünülerek mevcut durum devam ettirilir. Bence en olası olanı üçüncü seçenek.
Nisan’daki yüzde 70’lik enflasyonun 20 puanı dışardan, 50 puanı bizden kaynaklanıyor.
İhracat gelirinin yüzde 40’ını bozdurma şartı gibi işlemler insanları  kaygılandırıyor. Para politikasını devre dışı bıraktık. Bunun olumsuzluklarıyla baş etmek içtin mikro araçları seferber ediyoruz. Para politikasının bir an önce normalleşmesi gerekiyor. Makroemonomik istikrarı ortaya koyabilirsek zaten gerisi açılacak.
Merkez Bankası bağımsızlığını yanlış biliyoruz. Hükümet olarak Merkez Bankası’na görev veriyorsunuz. O hedefi verdikten sonra biraz hareket alanı bırakacaksınız ki kendi araçlarını kullanabilsin. 
Uzun yıllar(2018’e kadar) CDS ve büyüme hızımızın aynı gittiği Güney Afrika’nın CDS’i bugün 260, bizimki ise 700’e çıktı. Biz MB’nin araç bağımsızlığının sona erdiğini ilan ettik. Merkez Bankası işini yapabilirse CDS 350’ye iner. Ancak kapsamlı programla desteklenmezse Merkez Bankası maliyetleri tek başına çözemez.
Devletin yönettiği yönlendirdiği fiyatlar yoluyla enflasyonla mücadeleye destek vermiyor. Bunlara zam yaparsa MB ne yapsın?

DÜNYA Gazetesi Yazarı Servet Yıldırım:
“Şirketler süratle sürdürülebilirlik hedeflerini belirlemeli”

Ekonomistler  enflasyonu;, optimum, makul, yüksek ve hiperenflasyon olarak sınıflandırıyorlar. Ben de emekleyen, yürüyen, koşan ve uçan enflasyon olarak nitelendiriyorum. Ekonomistlere göre hiper enflasyondayız ama doğru teşhisler yok.  Enflasyonda kalıcı aşağı gidiş çok mümkün görünmüyor. İşletmeler açısından yatırım ortamı olup olmadığı soru işareti. 
Dünyada  döngüsel ekonomiye doğru dönüş var. Artık çöp yerine atık kavramıma geçtik. Günümüzde teknolojiyi kullanmak çok önemli. Seraya giren teknoloji, verimlilik ve üretimde artışa yol açıyor. Biz her yıl gıda israfının etkisini konuşuruz. Sadece gıda değil, tüm alanlarda sürdürülebilirliğe geçilmesi lazım. Bence şirketlerin süratle sürdürülebilirlik hedefini belirleyerek bunu açıklaması lazım.
Bugün Z kuşağı teknolojinin içinde doğdu, çok çabuk karar değiştiriyor. Bazı kritik kelimeler, bunlar için çok önemli şeyler ifade ediyor. Eğer şirketler, Z kuşağının  değerlerini taşıyan şirket üretiyorsa onun için daha fazla para ödemeyi kabul ediyorlar. Bunlar artık karar veren hale gelmeye başladılar. Yakın zamanda şirketlerde satın almalara bunlar karar verecek. Parayı yönlendiren kesim haline gelecek. Sürdürülebilirlik bir zorunluluk olmakla birlikte aynı zamanda fırsat kapısıdır. Teknolojiyi kullanmadan bu çarkı sürdürmek zorlayacaktır.
2021 yılı Ocak ayında yüzde 15 enflasyon, yüzde 19 faiz var. Büyüyen bir ekonomi ve kontrol altında bir cari açık vardı. Bu denge niye bozuldu anlayabilmiş değilim. Ekonomiler için önemli olan doğrudan yatırımlar, öncelikle uzun vadeli kararlara bakıyorlar. Öncelikle bu noktada güven vermek gerekiyor.


 


ONLINE HİZMETLER