Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ASO Meclis Toplantısına Katıldı

    17 Haziran 2020

Ankara Sanayi Odası Haziran ayı Meclis Toplantısı Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın katılımıyla yapıldı.

ASO Başkanı Nurettin Özdebir konuşmasında gündemdeki ekonomik gelişmeleri değerlendirdi.

Özdebir’in konuşması şöyle;

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, Değerli Meclis Üyeleri,

Dünya,  alışılmışın dışında ve ne zaman biteceği belli olmayan bir sağlık sorunu ile karşı karşıyadır. Çin’de başlayıp kademeli olarak dünyanın büyük bir bölümünü etkisi altına alan pandemi, dünyada sosyal ve ekonomik hayatı olumsuz yönde etkiledi ve etkileyemeye devam etmektedir. Özellikle pandeminin yayılımını sınırlandırmak ve sonlandırmak için uygulamaya konulan çeşitli tedbirler, tedarik ve tüketim zincirinde aksaklıklara neden olarak, her geçen gün ekonomileri olumsuz şoklara maruz bırakmaktadır. Krizin temel ekseni belirsizliktir. Belirsizlik uygulamaya konulan ekonomi politikalarının orta ve uzun vadede başarısını olumsuz yönde etkilemektedir. Belirsizlik, talep düşüşü ile birlikte üretimi azaltarak,  dünya ticaret hacminin daralmasına yol açmakta ve küresel ekonomilerde resesyon beklentilerini her geçen gün güçlendirmektedir. 

Bu negatif etkilerin ne kadar derinleşeceği, ne kadar süreceği, küresel ekonomiyi ve ulusal ekonomileri kısa, orta ve uzun vadede hangi koşulların beklediği sorularına cevap verebilmek için, pandeminin seyrine ilişkin birtakım projeksiyonlar yapılmaktadır.

En iyi durum senaryolarında dahi, 2020’nin son çeyreğinden önce salgının kontrol altına alınması ve buna bağlı olarak ekonomik aktivite canlansa dahi, pozitif ekonomik büyüme kaydedilmesi öngörülmemektedir. Pandemi krizinin oluşturduğu negatif etkiler, şimdiden 2008 Küresel Ekonomik Krizi’nin toplam etkilerini aşmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım,

Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemden geçiyoruz. Pandemi gibi bir şokla karşı karşıya kalındığında,  tedarik zincirlerinde hammadde, ara ürün ve hizmet arzı devamlılığının sağlanamaması ve üretimin durma noktasına gelmesinin önemli bir risk olduğunu hep beraber yaşadık.  Küresel üretim ve ticaret bağlarının tarihi olarak düşük seviyelere gerilediği ve hatta birçok alanda kesildiği salgın süreci, ülkemizin yerli girdi üretimini ve kullanımını esas alan, katma değeri görece yüksek ulusal sanayi üretimini geliştirmeyi hedefleyen politika dönüşümlerini ertelenemez bir noktaya getirmiştir.  Pandeminin hatırlattığı önemli gerçekliklerden birisi de ithal edilen ürünlerin yerlileştirilmesidir. Nitekim küresel pazarlarda orta ve uzun vadede rekabet gücümüzün artırılması da, ancak ithal ikameci ve katma değeri görece yüksek ürünlerin ağırlıkla üretildiği bir sanayi ve dolayısıyla ihracat yapısına kavuşmakla mümkün olacaktır. Küresel tedarik zincirindeki aksaklıklar ihracat potansiyelimizin önemli ölçüde azalmasına neden olmuştur. Bu süreçte ihracatımızın korunması için teşviklerin devam etmesi ve arttırılması elzemdir. Türkiye’nin kısa ve orta vadede arz güvenliği açısından partner çeşitlendirmesine gitmesi gerekmektedir. Uzun vadede ise ulusal ve yerel üretimini, özellikle imalat sanayisi üretimini güçlendirmesi gerekmektedir. Türkiye’nin ihracatının gelecek dönemlerde alacağı seyir, bugün uygulanan sanayi politikalarına bağlı olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım,

Bu sürecin başlamasıyla birlikte hükümetimiz hızlı bir şekilde aksiyon alarak devreye girdi. Pandeminin iktisadi zararlarına karşı hem arz yönlü ve hem de talep yönlü önlemler uygulamaya konuldu. Finansmana erişimin kolaylaştırılması için kredi kanallarının açılması, vergi yükümlülüklerinin ertelenmesi gibi arz yönlü önlemler alınarak, üretim sürecinin sekteye uğramaması ve süreçte firmaların dayanıklılığının artırılması ve istihdam kayıplarının azaltılması amaçlandı.

Talep yönlü önlemler ise, haneleri olası gelir kayıplarına karşı korumaya yönelik adımlardı.

Pandeminin ortaya çıkardığı olumsuz ekonomik etkilerin bertaraf edilmesinde hem arz hem de talep cephesinde, uygulamaya konulan önlemler için hükümetimize teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Pandemi ile mücadele sürecinde biz de Ankara Sanayi Odası olarak katkı sağlamaya çalıştık. Üretim gücümüzü ve istihdamı korumak için, Başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere çeşitli bakanlıklara ve yetkili kurumlara önerilerde bulunduk, destek olmaya çalıştık. Ankara Sanayi Odası olarak bir yandan sanayicilerimizi virüsün yarattığı ekonomik tahribattan korumak adına ilgili mercilere gerekli önerileri sunarken, bir yandan da birlik ve beraberlik ruhu içinde başta sağlık kuruluşlarımız olmak üzere, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının ihtiyaçlarına destek olmaya çalıştık. Bu süreçte ayrıca, ithal edilen bazı ürünlerin Ankaralı medikal sanayicilerimiz tarafından üretilebilmesi için de çaba gösterdik, göstermeye devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla başlayan ve toplumun tüm kesimlerini harekete geçiren “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” kampanyasına da hem kurumsal olarak hem Ankaralı sanayiciler olarak gücümüzün yettiğince katkı sağlamaya çalıştık. Moralimizi hiç bozmadan, toplumun tüm kesimlerinin özveri ve duyarlılığıyla bu zorlukların da üstesinden geleceğimiz inancıyla hareket ettik, etmeye devam ediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım;

Küresel salgın ile birlikte bazı sektörler faaliyetlerini durdururken, bazı sektörler de üretim kapasitelerini düşürmüşlerdir. Bu sürecin daha az hasarla giderilmesinde, hükümetin bir mali genişleme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Reel sektör borçlarının oldukça yüksek olduğu ve borç çevriminin Covid-19 pandemisinin yol açtığı kriz nedeniyle sürdürülmesinin zorlaştığı ve ekonomik çevrimin önemli ölçüde aksadığı bir dönemden geçiyoruz.

Mevcut durumda, kamunun mal ve hizmet alımlarından kaynaklanan borçları ve firmaların indirilecek KDV’lerine karşılık,  Hazine’nin alacaklı firmalara tamamlayıcı bir para aktararak, reel sektör üretimindeki yavaşlamayı frenleyeceği, likiditeye ulaşacağı ve çarpan etkileri kanalıyla ekonomik canlanmaya önemli bir katkısının olacağını düşünmekteyiz. Maliye Bakanlığımız ikame para çıkartsa, bu para elektronik olarak şirketlerin banka hesaplarına gönderilse, şirketler de bu sanal ikame parayı borç ödemede, mal ve hizmet alımlarında 3 ay vadeli çek olarak kullansa, bu süreç içinde firmaların düzenlediği bu üç ay vadeli çekler 5 kez el değiştirirse, çarpan etkisiyle devletimiz en az piyasaya sürdüğü ikame para kadar vergi geliri elde edebilecektir.

Bir ekonomide borçlarla alacakların toplamı sıfırdır. Meşhur bir hikaye vardır. Kasabaya gelen turist otelde odaları görmek ister, otelci kaparo karşılığı odaları görebileceğini söyler. 100 doları veren turist odalara bakarken, kasap otele tahsilata gelir ve o 100 doları alır. Kasap manava, manav başkasına derken sonunda otele borcu olan adama kadar dolaşır ve adam da gelip otele borcunu öder. Bu sırada oteli gezmeyi bitiren turist kasaya gelir ve beğenmediğini söyleyip parasını alır gider. Ama bu süreçte kasabadaki herkesin borcu ödenmiştir. Böylece hem ekonomi hareketlenecek, hem de firmalar kasabadaki esnaf gibi borç yükünden kurtulacaktır. Tamamlayıcı para sistemine güzel bir örnek: WIR Bank, İsviçre’de konaklama, inşaat, imalat, perakende ve profesyonel hizmet alanlarında faaliyet gösteren bağımsız bir tamamlayıcı para birimi sistemidir.

WIR, çift para birimi işlemleri oluşturmak için İsviçre Frangı ile birlikte kullanılan WIR Frangı adı verilen özel bir para birimini yayınlar ve yönetir. WIR Frangı, müşterilerin ticaret hesaplarına yansıyan elektronik bir para birimidir ve dolayısıyla kağıt para yoktur.

Bu sistemin amacı, katılımcı firmaların satış, nakit akışı ve kâr oranlarını artırmaktır. WIR, üyelerine WIR Frangı olarak kredi veren bir kredi sistemi oluşturmuştur.

Kredi limitleri, tarafların varlıkları ile güvence altına alınmıştır. Bir başka deyişle, katılımcıların varlıkları kredi teminatı olarak işlev görmektedir.

Bu sistemde iki üye bir işleme girdiğinde, alıcı firmanın ihtiyaç duyduğu nakit miktarı azalmaktadır. WIR, çift para birimi işlemleri oluşturmak için İsviçre Frangı ile birlikte kullanılan WIR Frangı adı verilen özel bir para birimini yayınlar ve yönetir. WIR Frangı, müşterilerin ticaret hesaplarına yansıyan elektronik bir para birimidir ve dolayısıyla kağıt para yoktur. Bu sistemin amacı, katılımcı firmaların satış, nakit akışı ve kâr oranlarını artırmaktır. WIR, üyelerine WIR Frangı olarak kredi veren bir kredi sistemi oluşturmuştur. Kredi limitleri, tarafların varlıkları ile güvence altına alınmıştır. Bir başka deyişle, katılımcıların varlıkları kredi teminatı olarak işlev görmektedir. Bu sistemde iki üye bir işleme girdiğinde, alıcı firmanın ihtiyaç duyduğu nakit miktarı azalmaktadır. Literatürde bu sistemin genel ekonomik kriz zamanlarında istikrarı artırdığını, iş çevrimlerinde yaşanan gerilemeleri azalttığını ve zor zamanlarda İsviçre ekonomisini dengelemeye yardımcı olduğunu belirten akademik çalışmalar mevcuttur.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım,

Peki bu parayı kime, nasıl dağıtacağız? Burada bize hakkaniyet kurallarına göre dağıtmamız için objektif bir kriter gerekli. Burada kriter olarak firmaların devreden KDV’lerini ve diğer kamu borçlarını baz alabiliriz.

Verilen ikame paralar hesaptan düşülür, zaten ait oldukları malların satışı gerçekleştirildiğinde firmalar bu KDV’leri mahsup edeceklerdi. Şimdi peşinen mahsup etmiş olacaklar. Tahsil ettikleri KDV’yi de olduğu gibi vergi dairesine yatıracaklar. Sonuç olarak kamunun bir zararı söz konusu olmadığı gibi, kesilen 3 ay vadeli çekler piyasada ne kadar el değiştirirse çarpan etkisiyle o kadar daha KDV alacağı doğacaktır.

Peki vade sonunda bu çekleri kim ödeyecek? Vade sonunda bu çeki elinde bulunduranlar kamuya olan borçların ödemek sureti ile Hazine’nin hesaplarını kapatmış olacaklardır. Bu operasyonun faydalarını şu şekilde sıralamak mümkün:

1-Geniş bir mahsuplaşma imkânı ile işletmelerin tıpkı kasabadaki esnaf gibi borç yükü azalacaktır.

2-Piyasaları harekete geçirecektir.

3-Artan iş hacmi ile birlikte istihdam olumlu yönde etkilenecektir.

4-Artan iş hacmi ile kamu gelirleri artacaktır.

5-Firmaların ve bankaların bilançoları düzelecektir.

Bu operasyonda Kamu likidite dengesinin olumsuz etkilenebileceği söylenebilir ama zaten firmalar tahsil ettikleri KDV’yi indirilecek KDV hesabından mahsup edecek, bakiyesini ödeyeceklerdi. Bu nedenle aksine artan iş hacmi nedeni ile kamu gelirlerini artıracaktır. Bu modeli destekler nitelikte, Euro’nun mimarlarından olan Bernard Lietaer, tamamlayıcı para birimlerinin savunucusu olmuştur ve finansal sistemin geleceğinde alternatif para birimleri ve ödeme araçlarının oluşturulmasının zorunlu olduğunu belirtmiş ve 

“Alternatif ödeme araçları, atıl kaynakların kullanılmasını sağlamak için özel olarak verildiği sürece enflasyonist baskılar oluşturmaz. Normal ulusal para birimlerinin ve tamamlayıcı para birimlerinin farklı roller oynadığını fark etmek önemlidir. Alternatif para birimleri genellikle kriz zamanlarında kullanılmaktadır” demiştir.

Kapsamı ve miktarı sınırlı olduğu sürece ve birçoğunun kullanım süresi sınırlı olduğu için enflasyona yol açma ihtimali düşüktür.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım izninizle kısaca makroekonomik verilerden bahsedip konuşmamı tamamlamak istiyorum.

2020 yılını birinci çeyreğinde %4,5 büyüme ile ekonomide büyüme beklentileri gerçekleşmiş oldu.

Diğer taraftan çeyrekten çeyreğe de 0,6 oranındaki artış ekonomimizde yavaşlamaya işaret ediyor.

Geçen yılın aynı çeyreğinde büyüme rakamının düşük seviyede kalması birinci çeyrek büyüme için itici bir etki ortaya çıkarmıştır. Pandemisinin etkisi ilk çeyrekte zamanlama itibariyle yansımış gözükmüyor.

Pandeminin büyüme üzerine etkisini ancak ikinci çeyrekte görebileceğiz. Pandemin yarattığı olumsuz etkilere rağmen ilk çeyrekte de olsa pozitif bir büyüme rakamını görmemiz oldukça önemli. Sonraki çeyreklerdeki yıllık bazda büyümenin aşağıya çekilmesinde bir direnç olacaktır. Büyümede en önemli katkı kamu harcamaları, hane halkı tüketimi ve stok değişiminden geliyor. İlk çeyrekte özel tüketim harcamaları yıllık %6,2, kamu tüketim harcamaları %5,1, stoklar 5,3 artarken, yatırımlar %1,4 daraldı. Mal ve hizmet ihracatı %1 azalırken, ithalatı %22,1 arttı. Büyüme rakamlarında dikkat çeken gösterge, gayri safi sabit sermaye yatırımları 1,4 oranında azalma ki bu oran yatırımlarda hala bir toparlanmanın ortaya çıkmadığını gösteriyor.

Yatırımlar 7 çeyrektir azalıyor. Pozitif büyümeye rağmen, büyümenin özellikle de istihdam piyasasında hissedilmemesinin altında yatan etken yatırımların azalmasıdır. Pandeminin etkisiyle Nisan ayında sanayi üretimi, geçen yılın aynı ayna göre yüzde 30,4, yıllık ise yüzde 31,4 düştü. İmalat sanayi üretiminin ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 33,2 azalması, geçmiş yıllarda yaşadığımız kriz dönemlerden daha derin bir daralma ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Sanayi üretimindeki beklenenden yüksek daralma 2. Çeyrek büyüme rakamlarına olumsuz yansıyacaktır. Diğer taraftan Nisan’da 33,4 olarak ölçülen PMI, Mayıs’ta 40,9’a yükselmesi imalat sektördeki faaliyet koşullarının yavaşlamanın azaldığına işaret ediyor.

1 Haziran itibariyle normalleşme sürecinin başlamasıyla ekonomide çarklar yeniden dönmeye başlamıştır. Hem küresel anlamda hem de Türkiye özelinde en kötünün Nisan ayında kaldığını söyleyebiliriz ve önümüzdeki dönemde ekonomik aktivitelerde ivmelenme artarak devam edecektir. Ülke olarak 2. çeyrek sonlarında sınırlı bir toparlanma yaşayacağız, ama yılın ikinci yarısı ile birlikte pandemi öncesine dönüşler bütün makroekonomik değişkenlerde hızlanacaktır. Orta vadeli büyümenin hızının korunması ve kapsayıcılığını artırmak hem yapısal politikalar hem de piyasa dinamiklerini harekete geçirecek para ve maliye politikası ile birlikte bankacılık reel sektör arasında likidite kanalların açılmasını sağlayan bir modelle gerçekleşecektir. Normalleşme süreci ile sanayi bölgelerimizde de bir hareketlenme başlamıştır. Bunun önemli göstergesi sanayi bölgelerindeki elektrik tüketiminin artmasıdır. Pandemin atlatılmasıyla ekonomimizde hızlı bir toparlanma ve pandemi öncesine dönüş gerçekleşecektir.

Şu anda kıdem tazminatı ve tamamlayıcı emeklilik ile ilgili çalışmalar var. Burada işsizlik sigortası işveren payının artırılacağı söyleniyor. İşsizlik fonunun kuruluş amaçlarından bir tanesi kıdem tazminatı fonu olarak da kullanılabilmesiydi. Ama o da yeni bir yük olarak üzerimizde kaldı. Kıdem tazminatı fonu görüşmelerinde temsil edilenler tarafında yanlışlıklar var. Daha önce TİSK ve İşçi sendikaları ile yapılan toplantılara TOBB davet edilmiyordu ama şimdi davet ediliyor. TİSK’in üyeleri sınırlı ve büyük işletmelerden oluşuyor. İşçi tarafını temsilen sendikalar bulunuyor. Ülkemizde 24 milyon civarında çalışan var ama sendikalarımız bunların çok küçük bir kısmını temsil ediyor. Zaten temsil ettikleri kesimde de bir sorun yok. Onlar kıdem tazminatı dahil olmak üzere tüm haklarını düzenli olarak alabiliyorlar. Geride kalan büyük çoğunluk kıdem tazminatında mağdur oluyor. Bu toplantılarda taraflar böyle olduğu sürece bir çözümün ortaya çıkması gözükmüyor.  Lütfen yapılan bu yeni çalışmalarda bizim yükümüzü daha fazla arttırmayın.

Sözlerimi Kanuni Sultan Süleyman Han’ın bir sözünü hatırlatarak tamamlamak istiyorum;

 “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi”.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım katılımınız için tekrar teşekkür ediyor, hepinizi saygı ile selamlıyor ve sağlıklı günler diliyorum.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay,  “Bütün dünyada pozitif büyüme olmasa bile biz yılı pozitif büyümeyle tamamlayacağız” dedi.

ASO Meclis Toplantısı’nda alınan korona virüs (Covid-19) tedbirlerine dikkat çeken Oktay, sanayicilere teşekkür ederek, işletmelerde de aynı tedbirlerin alındığına olan inancından bahsetti. Son 18-20 yıl içerisinde dünya hangi şartlar altında olursa olsun Türkiye’nin bir şeyi çok çok iyi öğrendiğini ve bunu sanayicilerin bildiğini belirten Oktay, “En iyi öğrendiğimiz şeyde şartlar zorlaştıkça biz o zor şartlardan fırsatlar oluşturarak çok daha ileriye giderek çıkmasını çok iyi öğrendik. Bunu hep birlikte öğrendik” ifadelerini kullandı.

“Covid salgını dolayısıyla pozitif büyüme öngörülmemektedir” ifadelerini hatırlatarak özellikle iş adamlarının, girişimcilerin olduğu bir ortamda böyle bir sözün altında kalmamaları gerektiğini söyleyen Oktay, “Bütün dünyada pozitif büyüme olmasa bile biz yılı pozitif büyümeyle tamamlayacağız. Bu azimle yolumuza devam etmek zorundayız. Göreceksiniz yıl sonunda bunu hep birlikte başaracağız. Buna sizin inanmanız gerekiyor. Eğer inanmayacaksak burada bu toplantıyı yapmamıza da gerek yok. Biz inanmadığımız hiç bir şeyi söylemiyoruz. Hükümet olarak bunu ifade ediyorum. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği her sözün altı doludur. Sonrasında biz çıkıp herhangi bir şey söylüyorsak, buna inanın altı doludur, laf olsun diye söylemiyoruz. Başlarken burada hem fikir olarak başlayalım. Şartlar ne olursa olsun, dünyada şartlar ne olursa olsun, bölgemizde şartlar ne olursa olsun. Biz bu şartları salgının tam tersine bir ayrışmayla, ama hep birlikte ekip halinde aynı gemide bu şartları her türlü zorlayarak yılı pozitif başarmayı hep birlikte yapacağız” şeklinde konuştu.

“(Korona virüs ile mücadele) Sadece ekonominin çarklarını döndürmeye çalışıyoruz”

Salgınla mücadeleyi son derece başarılı bir şekilde yönettiklerini aktaran Oktay, “Normalleşme sürecine baktığımızda ise son 1 haftadaki vaka artışlarına dikkat ettiğimizde aslında öncesinde dile getirdiğimiz bir nokta vardı. Milletimizle birlikte yaptık. Milletimiz de bize inandı, çalışanlarımız, iş verenlerimiz bize inandı. Hep birlikte aldığımız kararları; sokakta, iş yerinde uyguladığımız için sonuca da ulaşmıştık. Vakaların artmaya başlamasıyla birlikte bizim normalleşme sürecinin yanlış anlaşılma ihtimalinin de ortadan kalkacağını düşünüyoruz. Covid ile mücadele henüz bitmemiştir. Sadece ekonominin çarklarını döndürmeye çalışıyoruz. ’Ekonominin çarklarını canlandıracağız’ dedik. Ama bunları mutlak şekilde yine korona ile mücadelenin aynı ciddiyetle devamı şartıyla yapacağız” ifadelerini kullandı.

Hayatın her alanını etkileyen Covid-19 salgınına karşı aldıkları ekonomik tedbirler ve normalleşme planını yine vatandaşlardan gelen talepler doğrultusunda uyguladıklarını vurgulayan Oktay, “Salgının gidişatını yakından takip ediyor, hem toplum sağlığını hem de sosyal ve ekonomik dengeleri titizlikle gözetiyoruz” diyerek, normalleşme sürecini ve ötesini şekillendirirken ASO Meclisi’nde oluşan istişare ortamının son derece önemli olduğunun altını çizdi. Salgınla mücadelede verdikleri destek için ASO’ya teşekkür eden Oktay, “Mart ayından bu yana dünyada üç milyar insanın evlerinde karantinaya çekilmesiyle birlikte ekonomilerde daralmalar ve sermaye hareketlerinde dalgalanmalar görülmeye başlandı. Ülkemizde ve yoğun ticari ilişkilerimizin olduğu ülkelerde normalleşme başlamış olsa da virüsün yayılmaya devam etmesi insanların alışveriş, tüketim ve seyahat alışkanlıklarını sürdürmelerine çekince getirmekte” dedi.

“Türkiye olarak edindiğimiz tecrübelerden, gelişmelerden pozitif ayrışmayı başarmamız gerektiğini söylüyorum”

Dünya Bankası’nın bir önceki hafta açıkladığı raporunda küresel büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize ederek yüzde -5,2 olarak belirlediğini, küresel mal ve hizmet ticareti hacmini ise 15,3 puan düşürerek yüzde -13,4 olarak açıkladığını anımsatan Oktay, “Burada bütün dünyada olan bir gelişmeden bahsediyoruz. Onun için ısrarla, Türkiye olarak edindiğimiz tecrübelerden, gelişmelerden pozitif ayrışmayı başarmamız gerektiğini söylüyorum. Bunu da birlikte yapacağız” şeklinde konuştu.

“Türkiye, üreticisinin, yatırımcısının yanında olarak hem bugüne hem de geleceğe umutla bakmaktadır”

Avrupa Sanayi Odaları ve İşletmeler Ağı tarafından hazırlanan raporda ise Avrupa Birliği (AB) genelinde işsizliğin yıl sonunda yüzde 9 seviyelerine ulaşmasının beklendiğini vurgulayan Oktay, “Dünya genelinde var olan bu ekonomik atmosfere rağmen Türkiye, üreticisinin, yatırımcısının yanında olarak hem bugüne hem de geleceğe umutla bakmaktadır” diye konuştu.

“Olumlu sonuçlara ulaşmamız için salgının seyrinde yeniden azalan vaka sayılarını yakalamak zorundayız”

Daha önce karşılaşılan krizlerden çıkarılan dersler ve dayanıklı alt yapı sayesinde Türkiye’nin Covid-19 salgınını da son derece hazırlıklı karşıladığını aktaran Oktay, şunları kaydetti:

“2020’nin ilk çeyreğinde milli gelirimiz yıllık bazda yüzde 4,5 oranında artış gösterdi. Bir önceki yıldaki baz etkisi burada faktördür. Onun farkındayız ama Covid döneminde bütün ekonomilerin negatife gittiği bir ortamda bunu sağlıyor olmak pozitif ayrışmadır. İkinci çeyrekte salgın tedbirlerinden dolayı bir daralma beklense de, salgından dolayı bütün çarkları durdurduk. Hep beraber durdurduk bunu, toplumumuzun da beklentisi, arzusu ve kararıydı. Bütün dünyada böyle oldu zaten, bizdeki bir olay değil. Yıl sonu için 3. ve 4. çeyrekler için olumlu bir tabloyu öngörüyoruz. Bu noktada özellikle belirtmek isterim ki; olumlu sonuçlara ulaşmamız için salgının seyrinde yeniden azalan vaka sayılarını yakalamak zorundayız. Bu bir arzu değil, zorunluluktur. Normalleşmenin birlikte aldığımız tedbirler sayesinde, ileriye giden şartlarda başladığını unutmadan önlemlerimizi en üst seviyede tutmaya devam etmeliyiz.”

“Biz sadece kendi ihtiyacımızı karşılamakla kalmadık, 125’ten fazla ülkenin ihtiyaçlarına da cevap verdik”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Türkiye’nin gösterdiği başarı ve 125 ülkeye yapılan tıbbi malzeme yardımıyla Türkiye’nin o ülkelerin yanlarında olmasının olumlu algıyı artırdığından bahseden Oktay, “maske” örneğini vererek, “Kim söylerdi bu maskenin bulunmayan bir şeye dönüşeceğini? Kendilerini ’süper devlet’ diye ifade eden devletlerin, doğuda, batıda, Avrupa’da her yerde maske savaşlarına gireceğini. Biz sadece kendi ihtiyacımızı karşılamakla kalmadık. 125’ten fazla ülkenin ihtiyaçlarına da cevap verdik. Böyle bir dönemde bunu yapıyor olabilmek, Türkiye’nin farkıdır. Böyle bir dönemde bunu yapıyor olabilmek Recep Tayyip Erdoğan’ın farkıdır. Bu liderlik farkıdır. Sakin, panik olmadan, son derece rahat krizleri fırsata dönüştürmekle ilgili kararlılığın ve dik duruşun farkıdır. Biz bu farkı pozitif ayrışmayı sürdürerek devam ettireceğimizi hep birlikte göreceğiz. Bu pozitif ayrışma, sadece ilk çeyrekteki büyümeyle veya 125’ten fazla ülkeye yardımla da kalmadı. Uluslararası alandaki diplomatik gelişmelere baktığınızda, orada da bunu bir pozitif ayrışmaya dönüştürdüğümüzü görüyor olacaksınız. Uluslararası alanda neredeyse Türkiye’nin etrafını sarmaya çalışanlarında, bu dönemde Türkiye’nin bu da son derece pozitif algı, dirayetli kararlarla burayı bir şekilde kendisine yönelik operasyonları parçalayarak çıktığını, bu üç ay içerisinde onu da rahatlıkla görüyorsunuzdur. Bununda ekonomiye veya uluslararası ilişkilere yansımaması mümkün değildir” dedi.

Gündemlerinde Türkiye hakkında yükselen olumlu algıyı fırsata çevirerek, Türkiye’yi salgın sonrası dönemde tedarik zincirlerinde ve seyahat rotalarında olmazsa olmaz bir ülke haline getirmek olduğunu belirten Oktay, “Sadece tek bir ülkenin tedarik zinciri olmasıyla ilgili riski, tehlikeyi çok net gördü bütün dünya. Bu Çin değil de Amerika olsaydı, Almanya, Fransa, Rusya, Türkiye olsaydı hiçbir şey fark etmezdi. Tedarik zincirinin tek bir merkezde toplanıyor olması kadar riskli bir şey yoktur. Onun için biz Türkiye, sizler işletmeciler, sanayiciler olarak önceliklerimizden birisi kendi tedarik zincirlerimizin yönetiminde alternatifleri geliştiriyor olmamızdır. Dünya da bu dönemde bunun farkına varmıştır. Türkiye için bu çok ciddi bir fırsattır. Şu anda biz kamu olarak bunu pozitife dönüştürmekle alakalı bölgesel merkezlerin olacağını çok net görüyoruz. Ülkelerden direk kürsele gitmektense, bölgelerden globale gitmek farklı bir rota olacaktır. Türkiye bölgesinde zaten merkezde ama tedarik zincirinde çok daha önemli bir merkez haline gelecektir. Sizde kendi çalışmalarınızı bu yönde şekillendirebilirsiniz” değerlendirmesinde bulundu.

Hedeflerinde Covid öncesi dönemde olduğu gibi yeni normalde de sanayicilerle omuz omuza, fikir birliği içinde yürüyor olacaklarını söyleyen Oktay, “Hedefimiz, amacımız çok daha refah içerisinde ve hiçbir şekilde, hiçbir sınırlamaya tabi olmayan, etrafında kendisine operasyon yapılamayan bir ülke olmak” dedi.

“Salgının seyrini yakından takip ederek sanayicimizin ve sanayimizin şalterini tümüyle kapatmadık”

Salgın sürecinde hem vatandaşların işinden olmaması hem de sanayicilerin güç kaybı yaşamaması için pek çok destek kararı aldıklarını ve almaya devam ettiklerini hatırlatan Oktay, şöyle konuştu:

“Salgının seyrini yakından takip ederek sanayicimizin ve sanayimizin şalterini tümüyle kapatmadık ve normalleşmeyle birlikte tam kapasite üretime hızlıca dönülmesini sağlamaya çalışıyoruz, sağladık. En kısıtlı dönemde bile sanayinin çarklarını durdurmadık. Gerekli tedbirler alınarak devamını sağladık. Ekonomik İstikrar Kalkanı Tedbir Paketi kapsamında finansman, vergi ve istihdam konularında pek çok desteği hayata geçirdik. Bu süreçte çalışanlarımızın, işçilerimizin emeği ve ekmeğine de sahip çıktık. 4,5 milyon vatandaşımızın istihdamında devamlılığı kısa çalışma ödeneği, asgari ücret desteği ve nakit desteği gibi yöntemlerle destekledik. Diğer taraftan Türk EXIMBANK, kredi geri ödemeleri ve vadelerle ilgili yatırımcıları rahatlatan adımlar attık, atıyoruz. Çek Ödeme Destek Kredisi ve Ekonomik İstikrar Kalkanı Kredi Desteği ilave kredi paketleri ile mal ve hizmet ihracatçısı firmaların finansmana erişimlerini kolaylaştırmak ve istihdam sürekliliğini desteklemek amacıyla da Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Reeskont kredisi penceresi imkanını da açmış durumdayız. Toplamda 252 milyar liraya ulaşan, çarpan etkisiyle 600 milyar lirayı aşan destekler söz konusu. Türkiye ölçeğini düşündüğümüzde bunlar ciddi rakamlardır.”

KDV alacaklarının ödenmesi ve ikame para konusundaki önerileri notlarının arasına aldıklarını ifade eden Oktay, “Ekonomimizdeki likiditeyi artırmak için ticari ilişkilerimizin yoğun olduğu ülkelerle SWAP anlaşmaları yaparak, ’kazan kazan’ anlayışıyla iş birlikleri geliştiriyoruz. Buna özellikle önem veriyoruz. Yeni anlaşmalar için halihazırda devam eden görüşmeler de sürüyor. Bunların yanı sıra ihracatımızın gücünü korumak için geliştirdiğimiz sanal ticaret heyeti ve sanal fuar programları ile ihracatçılarımıza dijital tanıtım imkanlarını da sunmaktayız. Sanal Ticaret heyeti ve sanal fuarlara katılım için iş dünyamızı temsil eden çatı örgütlerin yapacakları masraf ve giderleri yüzde 50 oranında destekliyoruz. Bundan sonrada görüyoruz ki sanal ortamdaki e-ticaret dünden çok daha ileride olacak. Aynı zamanda e-ticaret sitelerine üyelik giderlerini 2020 yılı için yüzde 80, takip eden yıllarda ise yüzde 60 oranında destekliyor olacağız. İçinde bulunduğumuz dinamik süreci tüm etkenleriyle takip ederek gerektiğinde ilave önlemler almayı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Şartlar o kadar hızlı değişiyor ki, hiçbirimizin ’salgın öncesi neredeydik, hadi oradan başlayalım’ deme lüksümüz yok. Aslanın neresinde olduğunu bilmediğimiz o ekmeği çıkarmak zorundayız. Bunun için ekip halinde bunu yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

Sanayinin gücünü ve rekabetçiliğini koruyarak sürecin sunduğu fırsatlara odaklanmak durumunda olduklarını bildiren Oktay, “Kıdem tazminatı reformu, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve Gümrük Birliği anlaşmasının yenilenmesi konuları başta olmak üzere bizlerden taleplerinizi biliyoruz; farkındayız ve bu konuları gündemimizin ilk sıralarında tutuyoruz. Bizim sizlere ilave yük getirmemiz, ’sizi yakmamız’ diye bir şey asla söz konusu olamaz. Bizim amacımız tam tersi, çalışanıyla iş vereniyle barış içerisinde birlikte gelişebilen bir iş dünyası oluşturabilmek. İş verenin olmadığı bir ortamda işçinin, biz bütün taraflara eşit mesafede bakmak zorundayız” şeklinde konuştu.

Hükümetin “babayiğit” sanayiciler için her zaman her şeyiyle elini taşın altına koyduğunu, bundan sonra da koymaya devam edeceğini kaydeden Oktay, “57 yıllık tarihi ve kurumsallaşmış ekosisteminden güç alan Ankara Sanayi Odamızın da bu süreçte Başkent sanayisinin toparlanması ve şaha kalkması için üzerine düşen görevlerin bilincinde olduğuna inanıyorum. Her kriz dönemi bir fırsattır, çok ciddi fırsatlar içerir bunları da sizler çok daha iyi biliyorsunuz” diye konuştu.

Ankara’nın sahip olduğu büyük üniversiteler, 8 teknopark, 12 Organize Sanayi Bölgesi ve çok sayıda araştırma merkezi ile yüksek beşeri sermayeye ve güçlü bir teknolojik altyapıya sahip olduğunu vurgulayan Oktay, “Bunun yanı sıra Ankara sanayisi, yerlileştirme ve ihracat odaklı üretim anlayışı ve yüksek kaliteli üretim sağlayan KOBİ ağırlıklı yapısı ile avantajlar sunmaktadır. Halihazırda Ankara sanayisinde önemli yer tutan iş makine sanayisi, savunma, havacılık, medikal-optik, bilişim ve sağlık sektörleri, Covid sonrası dönemde gelişme potansiyeli taşımaktadır. Ankaralı sanayicilerimiz bir sektörde elde ettiği know-how’ı diğer sektörlerde ürüne dönüştürme yeteneğini kazanmış durumdadır ve kendine güveni tamdır” dedi.

“Verilen teşvikler sayesinde başkentte 2,5 milyar liralık sabit yatırım hayata geçecek ve yaklaşık 3 bin vatandaşımıza da yeni iş imkanları doğacak”

Ankara 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan Türkiye’nin ilk Model Fabrikası’yla, Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi ile ciddi verimlilik artışı sağlandığını ifade eden Oktay, “Neyi, nerede ve nasıl bir teknik ile üretmeli sorusuna cevap veren merkezden yararlanan firmalarımız verimliliklerini yüzde 140 artırdılar. Bu senenin ilk 4 ayında Ankara’da verdiğimiz yatırım teşvikleri, geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 9 artış gösterdi. Sadece bu teşvikler sayesinde, başkentte 2,5 milyar liralık sabit yatırım hayata geçecek ve yaklaşık 3 bin vatandaşımıza da yeni iş imkanları doğacak. Biz sanayicimize verdiğimiz sürdürülebilir teşvikleri, teknoloji hamlemizi ya da ticarette dijitalleşmeyi bugün konuşmaya başlamadık. Salgınla birlikte aceleyle bir takım önlemler alıyor da değiliz. Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde süregelen bir kutlu yürüyüşümüz var; 18 yıldır ilmek ilmek dokuduğumuz, ekonomide, ulaşımda, sağlıkta, eğitimde attığımız sağlam temeller var. Bu zor süreçte hem bugüne kadar yaptıklarımızın meyvelerini alıyor hem de geleceğe yönelik planlarımızı, politikalarımızı güncelliyoruz” ifadelerini kullandı.

Salgınla mücadele ederken bir taraftan da hızla tamamladıkları dev eserlerin açılışını gerçekleştirdiklerini anımsatan Oktay, şu ifadeleri kullandı:

“Yapımı tamamlanan şehir hastanelerimizin yanı sıra, 40-45 gün gibi kısa sürede acil durum hastanelerimizi inşa ederek hizmete açtık. Topraklarımızın bereketine bereket katacak Ilısu Barajı başta olmak üzere sulama tesisleri ve vadi ıslahı projelerimizin açılışlarını gerçekleştirdik. Daha dün, 9 ilimizde 10 yeni millet bahçesini açarak kentlerimize yeni nefes alanları oluşturduk. İstanbul Havalimanı’nın üçüncü pistini aktif hale getirerek üç uçağın eş zamanlı iniş ve kalkış sağlayabildiği, dünya çapında bir havalimanına sahip olduk. Yüz akı projelerimizi birer birer hayata geçirirken aynı zamanda geçtiğimiz günlerde yaşanan Bingöl depremi gibi doğal afetlerde anında milletimizin hizmetine koşuyor; yaraları sarıyoruz. Biz şunu da öğrendik. Aynı anda birden fazla alanda ne olursa olsun, hepsi ile sanki o olay tek başına olmuş gibi yönetmeyi öğrendik. Hasar tespit çalışmalarıyla birlikte tarım, hayvancılık ve yeniden inşa gibi alanlarda kullanılmak üzere 3,5 milyon lira ödeneği de Bingöl’e yönlendirmiş durumdayız. Cumhurbaşkanımızın talimatıyla ilk andan itibaren şahsım ve ilgili bakanlarımızla sahadaydık. Bu vesileyle bölgede depremden etkilenen vatandaşlarımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.”

“Terörle çetin bir mücadele veren kahraman ordumuza bir kez daha muvaffakiyetler diliyorum”

Irak’ın kuzeyinde Haftanin bölgesinde başlatılan Pençe-Kaplan harekatı hakkında konuşan Oktay, “Sınırlarımızın içinde ve dışında terörün kökünü kazımaya da devam ediyor; Libya’da kardeşlerimizin hakkaniyet mücadelesine destek oluyoruz. Pençe-Kartal’ın ardından Pençe-Kaplan harekatında, Suriye’de ve Libya’da devam eden harekatlarda milletimizin sinesinden yükselen istiklal sancağını dalgalandıran, terörle çetin bir mücadele veren kahraman ordumuza bir kez daha muvaffakiyetler diliyorum” diye konuştu.

Türkiye’nin terörle mücadelede sağladığı başarıda sanayicinin akıl ve alın teriyle ürettiği yerli milli savunma ürünlerinin çok önemli yer tuttuğunun altını çizen Oktay, “Ankara Uzay ve Havacılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi başta olmak üzere Ankaralı sanayicilerimizin geliştirdiği bilişim, uydu ve aviyonik teknolojileriyle, roket ve robot endüstrisinde geldiğimiz noktayla gurur duyuyoruz. Bunları da yeni elektrikli araç üretiminde de hemen arkasından gelecek olan tren setleriyle de bunların devamını da görüyor olacağız. Ama geldiğimiz noktayı asla yeterli görmüyoruz; elde ettiğimiz birikim ve tecrübeyi diğer endüstri dallarına yayarak Türkiye’yi ekonomimizi, ihracatımızı hep birlikte yeniden yükselteceğiz. İçinden geçtiğimiz bu zorlu süreçte sanayicimiz için bir sloganımız var, ’Tedbir al, çalışanını koru; üretime devam et Türkiyem!’ Önce tedbir diyoruz; çalışanlarınızın ’maske, mesafe ve temizlik, hijyen’ düsturuna uygun şekilde üretim yapmalarını zaten sağlıyorsunuz; önlemlere bundan sonra da azami dikkat etmenizi rica ediyorum” dedi.

Ankara’da bulunan 9 Organize Sanayi Bölgesi ve diğer sanayi yapılanmalarında bulunan 500’e yakın firmadaki 25 bin çalışana Sağlık Bakanlığı tarafından düzenli olarak Covid-19 testleri uygulandığını söyleyen Oktay, “Bu taramaların etkin şekilde sürdürülmesine ASO olarak sunduğunuz katkılar için teşekkür ediyor, mevcut işbirliğinin sürmesini arzu ediyoruz. Diğer taraftan Ankaralı sanayicimize nefes olacak ’ASO Nefes Kredisi’ desteklerinin, üyelerinizin Covid sonrası dönemde yeni şartlara hızla adapte olmasını sağlayacağına inanıyorum. Salgın, tedarik zincirlerinde ara girdi ve ürünlerin ’tam zamanında ya da sıfır stoklu’ üretim temelinde sağlanmasının önemini ortaya koydu. Bu açıdan tampon stok ve envanter geliştirme uygulamalarına hazır olmalısınız” açıklamasında bulundu.

Küresel tedarik zincirlerinde coğrafi kompozisyon değişikliklerinin yaşandığını aktaran Oktay, şunları aktardı:

“Sanayicilerimizin değişiklik yönünde pozisyon alabilecek esneklik ve ürün gamını yakalaması elzemdir. Yeni piyasalara açılarak ülkemizi birçok sektörde merkez ülke konumuna getirebiliriz, getirebilirsiniz. Diğer taraftan mevcut konjonktür, özellikle ithalata konu ürünlerin yerlileştirilmesi açısından da fırsat sunmaktadır. Tasarımdan üretime tüm aşamalarda yerlileşmeye yönelerek yeni yöntemler, inovatif ürünler ve yeni iş modelleri geliştirmenizi bekliyoruz. ARGE, innovasyon ve insan kaynağı yatırımlarınızı yeni normalin yeni şartlarını göz önünde bulundurarak yapacağınıza yürekten inanıyoruz. Yerlileştirme noktasında motivasyonunuzu sakın ola kaybetmeyin. Cumhurbaşkanımızın net ve dirayetli bir tutumu var bu konuda, özellikle kamu alanlarında özenle sürdürdüğü, üzerinde durduğu konu. Asıl olan sadece geliştirdiğiniz kurallar değil, zihniyetin dönüşüyor olması. Bu zihniyetin dönüşmesi kolay olmuyor ama hep birlikte dönüştüreceğiz. Yerelde ürettiğimizi tüketmek, bizim önceliklerimiz arasında bunu ya sağlayacağız, ya sağlayacağız. Sizinde bize rekabetçi olacağınıza dair hem kalite hem fiyat hem de satış sonrası hizmetlerle ilgili bu sözü veriyor olmanız gerekiyor.”

Katma değerli üretim doğrultusunda Sanayi ve Teknoloji ile Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere tüm kurumların yeni teşviklerle sanayicilerin yanında olmayı sürdüreceğini söyleyen Oktay, “Reel sektörde kalıcı ve istikrarlı bir toparlanma için bizler de üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. Ankara Sanayi Odası üyelerinin yeni normalde mevcut başarılarını taçlandırarak bölgesel ve global ölçekte lider firmalar arasında yerini alacağına inanıyorum” dedi.

“Krizin temel ekseni belirsizliktir”

Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nurettin Özdebir ise, Covid – 19 salgınının yayılımını sınırlandırmak ve sonlandırmak için uygulamaya konulan çeşitli tedbirlerin, tedarik ve tüketim zincirinde aksaklıklara neden olarak, her geçen gün ekonomileri olumsuz şoklara maruz bıraktığını ifade ederek, “Krizin temel ekseni belirsizliktir. Belirsizlik uygulamaya konulan ekonomi politikalarının orta ve uzun vadede başarısını olumsuz yönde etkilemektedir. Belirsizlik, talep düşüşü ile birlikte üretimi azaltarak, dünya ticaret hacminin daralmasına yol açmakta ve küresel ekonomilerde resesyon beklentilerini her geçen gün güçlendirmektedir. Bu negatif etkilerin ne kadar derinleşeceği, ne kadar süreceği, küresel ekonomiyi ve ulusal ekonomileri kısa, orta ve uzun vadede hangi koşulların beklediği sorularına cevap verebilmek için pandeminin seyrine ilişkin birtakım projeksiyonlar yapılmaktadır” ifadelerini kullandı.

En iyi durum senaryolarında dahi 2020’nin son çeyreğinden önce salgının kontrol altına alınması ve buna bağlı olarak ekonomik aktivite canlansa dahi, pozitif ekonomik büyüme kaydedilmesi öngörülmediğini bildiren Özdebir, pandemi krizinin oluşturduğu negatif etkilerin şimdiden 2008 küresel ekonomik krizinin toplam etkilerini aştığını aktardı. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemden geçtiklerini ifade eden Özdebir, “Pandemi gibi bir şokla karşı karşıya kalındığında, tedarik zincirlerinde hammadde, ara ürün ve hizmet arzı devamlılığının sağlanamaması ve üretimin durma noktasına gelmesinin önemli bir risk olduğunu hep beraber yaşadık. Küresel üretim ve ticaret bağlarının tarihi olarak düşük seviyelere gerilediği ve hatta birçok alanda kesildiği salgın süreci, ülkemizin yerli girdi üretimini ve kullanımını esas alan, katma değeri görece yüksek ulusal sanayi üretimini geliştirmeyi hedefleyen politika dönüşümlerini ertelenemez bir noktaya getirmiştir” diye konuştu.

Pandeminin hatırlattığı önemli gerçekliklerden birisinin de ithal edilen ürünlerin yerlileştirilmesi olduğunu bildiren Özdebir, “Nitekim küresel pazarlarda orta ve uzun vadede rekabet gücümüzün artırılması da, ancak ithal ikameci ve katma değeri görece yüksek ürünlerin ağırlıkla üretildiği bir sanayi ve dolayısıyla ihracat yapısına kavuşmakla mümkün olacaktır. Küresel tedarik zincirindeki aksaklıklar ihracat potansiyelimizin önemli ölçüde azalmasına neden olmuştur. Bu süreçte ihracatımızın korunması için teşviklerin devam etmesi ve arttırılması elzemdir” ifadelerini aktardı.

Türkiye’nin kısa ve orta vadede arz güvenliği açısından partner çeşitlendirmesine gitmesi gerektiğini belirten Özdebir, uzun vadede ise ulusal ve yerel üretimini, özellikle imalat sanayisi üretimini güçlendirmesi gerektiğini söyleyerek, Türkiye’nin ihracatının gelecek dönemlerde alacağı seyrin, bugün uygulanan sanayi politikalarına bağlı olacağını da kaydetti.

Küresel salgın ile birlikte bazı sektörlerin faaliyetlerini durdurduğunu, bazı sektörlerin ise üretim kapasitelerini düşürdüğünü hatırlatan Özdebir, şunları kaydetti:

“Bu sürecin daha az hasarla giderilmesinde, hükümetin bir mali genişleme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Reel sektör borçlarının oldukça yüksek olduğu ve borç çevriminin Covid-19 pandemisinin yol açtığı kriz nedeniyle sürdürülmesinin zorlaştığı ve ekonomik çevrimin önemli ölçüde aksadığı bir dönemden geçiyoruz. Mevcut durumda, kamunun mal ve hizmet alımlarından kaynaklanan borçları ve firmaların indirilecek KDV’lerine karşılık, hazine’nin alacaklı firmalara tamamlayıcı bir para aktararak, reel sektör üretimindeki yavaşlamayı frenleyeceği, likiditeye ulaşacağı ve çarpan etkileri kanalıyla ekonomik canlanmaya önemli bir katkısının olacağını düşünmekteyiz. Maliye Bakanlığımız ikame para çıkartsa, bu para elektronik olarak şirketlerin banka hesaplarına gönderilse, şirketler de bu sanal ikame parayı borç ödemede, mal ve hizmet alımlarında 3 ay vadeli çek olarak kullansa, bu süreç içinde firmaların düzenlediği bu üç ay vadeli çekler 5 kez el değiştirirse, çarpan etkisiyle devletimiz en az piyasaya sürdüğü ikame para kadar vergi geliri elde edebilecektir.”

Kıdem tazminatı ve tamamlayıcı emeklilik ile ilgili çalışmaların olduğunu hatırlatan Özdebir, “Burada işsizlik sigortası işveren payının artırılacağı söyleniyor. İşsizlik fonunun kuruluş amaçlarından bir tanesi kıdem tazminatı fonu olarak da kullanılabilmesiydi. Ama o da yeni bir yük olarak üzerimizde kaldı. Kıdem tazminatı fonu görüşmelerinde temsil edilenler tarafında yanlışlıklar var. Daha önce TİSK ve işçi sendikaları ile yapılan toplantılara TOBB davet edilmiyordu ama şimdi davet ediliyor. TİSK’in üyeleri sınırlı ve büyük işletmelerden oluşuyor. İşçi tarafını temsilen sendikalar bulunuyor. Ülkemizde 24 milyon civarında çalışan var ama sendikalarımız bunların çok küçük bir kısmını temsil ediyor. Zaten temsil ettikleri kesimde de bir sorun yok. Onlar kıdem tazminatı dahil olmak üzere tüm haklarını düzenli olarak alabiliyorlar. Geride kalan büyük çoğunluk kıdem tazminatında mağdur oluyor. Bu toplantılarda taraflar böyle olduğu sürece bir çözümün ortaya çıkması gözükmüyor. Lütfen yapılan bu yeni çalışmalarda bizim yükümüzü daha fazla arttırmayın” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından törenin sonunda ASO Başkanı Özdebir, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay’a hediye takdiminde bulundu.