ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ, ASO MECLİS TOPLANTISINA KATILDI, 30.06.201 - Ankara Sanayi Odası

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ, ASO MECLİS TOPLANTISINA KATILDI, 30.06.201

 
 
ENERJİ BAKANI TANER YILDIZ, ASO  MECLİS TOPLANTISINA KATILDI
 
 
Ankara Sanayi Odası Haziran ayı meclis toplantısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın katılımıyla 30 Haziran 2010 tarihinde gerçekleştirildi.
 
Toplantıda konuşan Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, sanayi üretiminin katkısıyla bu yılın ilk çeyreğinde ekonomide yüzde 11,7’lik bir büyüme oranının elde edildiğini belirtirken, ”baz etkisiyle beraber değerlendirildiğinde bu oldukça iyi bir büyüme” dedi…
 
ASO BAŞKANI NURETTİN ÖZDEBİR
Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli Meclis üyeleri, son haftalarda terör olaylarında bir artış görülmektedir. Terördeki bu tırmanmanın amacı, demokratikleşme sürecini sekteye uğratmaktır. Terörün bu amacına ulaşmasına izin verilmemeli, terörle kararlılıkla mücadele edilirken demokratikleşme çalışmalarına da hız verilmelidir. Çünkü, insan hak ve özgürlüklerinin sınırları genişledikçe terörün gösterdiği alan da daralacaktır.
 
Nitekim bölgeye yaptığım gezilerde demokratikleşme yönünde atılan son adımların yurttaşlarımızda bir iyimserlik, bir umut havası doğurduğunu memnuniyetle gözledim. Terör örgütünü de telaşlandıran budur. Bu nedenle demokratikleşme yönündeki adımlara yılmadan devam edilmeli, uygulamadaki yanlışlıklar da giderilmelidir. Bu vesileyle terörü şiddetle lanetlediğimizi bir kez daha ifade ediyor, tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.
 
Değerli Meclis üyeleri, Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğunu hepimiz biliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri 14.3 trilyon dolarla ilk, Japonya 5 trilyon dolarla ikinci, Çin 4,9 trilyon dolarla üçüncü sırada yer alıyor. Türkiye ise, 615 milyar dolarla 17. sırada. Dünya süper ligindeki yerimiz, bölgesel ligdeki yerimizin gözden kaçmasına neden oluyor. Bunun için sizlere bir tablo göstermek istiyorum. Tabloda bölgemizde yer alan ülkeleri gayri safi yurt içi hasıla miktarları dolar cinsinden verilmektedir. 2009 yılında Rusya’nın gayri safi yurt içi hasılası 1,2 trilyon, Türkiye’nin 615, Avusturya’nın 382, Suudi Arabistan’ın 370, Yunanistan’ın 311, İran’ın 330, İsrail’in 195, Mısır’ın 188 milyar dolar olarak gelirleri tahmin edilmiştir. Doların satın alma gücü her ülkede aynı olmadığı için satın alma gücü paritesine göre tahmin edilen gayri safi yurt içi hasıla miktarlarında da Türkiye, Rusya’nın ardından bölgenin ikinci büyük ekonomisidir.
 
Nasıl hesaplanırsa hesaplansın, bu sayılar Türkiye’nin bölgesinde ciddi bir ekonomik güç olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin bölgesinde sahip olduğu bu ekonomik güçle orantılı bir siyasi konuma yükselmek istemesi de gayet doğaldır. Türkiye’nin bölgesinde siyasi bir güç olması, bölgede barış ve huzurun sağlanması için rol oynaması, çeşitli çevreleri rahatsız etmektedir. Bölgede siyasi bir güç olmamızı istemeyen çevreler ise iç sorunlarımızı kaşımakta, teröre destek vermekte ve toplumsal ayrışmayı teşvik etmektedir. Öyleyse, bölgede siyasi bir güç olabilmek ve ağırlığımızı hissettirebilmek için öncelikle içerideki sorunlarımızı halletmeliyiz. Bu nedenle herkes bu bilinç ve sorumluluk duygusuyla hareket etmelidir.
 
Sayın Bakanım, sanayi üretimindeki toparlanma devam etmektedir. Nisan ayında sanayi üretimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17 artış gösterdi. Henüz kriz öncesindeki seviyesine gelmemiş olmakla birlikte, sanayi üretimindeki bu artış memnuniyet vericidir. Haziran ayında kapasite kullanım oranı da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,8 artarak yüzde 73,6 ile Ekim-2008’den bu yana en yüksek değerine ulaşmıştır. Bu kapasite kullanım oranları sanayideki toparlanmanın yaz aylarında da devam edeceği konusunda bizleri umutlandırmaktadır.
 
Sayın Bakanım,  2010 yılı birinci çeyrek büyüme rakamları da açıklandı. Bunları da arz edeyim. Birinci çeyrek büyüme yüzde 11,7. Ortalama beklenti 11,4’tü. Benim şahsi tahminim 14’tü, ben tutturamadım, ama beklentilerin çok yakınında bir gerçekleşme oldu. Tabii sanayideki ilk üç aylık büyüme ise 17,2 idi. Bunun alt detaylarına baktığımız zaman aslında tarımda büyümenin yüzde 3,8, imalat sanayinde yüzde 20,6 olduğu, tüketim harcamalarında da yüzde 9,9 artış olduğu dikkat edilirse, büyümeyi asıl sağlayan sanayi üretimi olmuştur, Sanayi üretimi içerisinde de imalat sanayi üretimi olmuştur. Bu dönemde geçen yıl daralan ekonominin baz etkisiyle birlikte sanayi üretiminin katkısıyla birinci çeyrekte yüzde 11,7’lik bir büyümeyi elde etmiş durumdayız. Rekor olmadı ama, baz etkisiyle beraber değerlendirildiğinde oldukça iyi bir büyüme. Tabii biraz sonra beklenti anketlerinde de bunları izah edeceğim.
 
Bu kapasite kullanım oranları sayesinde toparlanmanın yaz aylarında da devam edeceği konusunda bizler umutlanmaktayız. Nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 25 artarak 9,5 milyar dolar, ithalat ise yüzde 47 artarak 14,9 milyar dolar olmuştur. İthalattaki bu hızlı artış nedeniyle geçen yıl Nisan ayında ithalatın ihracatı karşılama oranı 74,7 iken, bu oran yüzde 63,4’e gerilemiştir. Nisan ayındaki bu gelişmeler reel kesimde morallerin düzelmesine yol açmış ve reel kesim güven endeksi Nisan ayında yüzde 18,8’e yükselmişti. Reel kesim güven endeksi Mayısta yüzde 15,1’e, Haziran’da yüzde 11,7’ye gerilemiştir. Biz bu gerilemeyi beklentilerin daha da gerçekçi bir zemine oturması olarak değerlendiriyoruz.
 
Tabii Avrupa pazarları ihracatımızın yaklaşık yarısından biraz fazlasını Avrupa Birliği ülkelerine ve Avrupa’nın tamamına yaptığımız için buradaki toparlanmanın geç olacağını görmek, dünya ekonomisinde iyiye gidişin, özellikle çelişkili tutumlarından dolayı yavaş olacağı dikkat edildiğinde ben bunun beklentilerimizde reel kesim güven endeksindeki bu düşüşü, o realiteyi fark etmemiz, onu yorumlamamız olarak değerlendiriyorum.
 
Değerli Meclis üyeleri, hafta sonunda Kanada’nın Toronto kentinde toplanan G-20 ülkeleri izlenecek maliye politikaları konusunda bir uzlaşma sağlayamamışlardır. Amerika Birleşik Devletleri bütçe açıklarını azaltmak için alınması gereken mali tedbirlerin ötelenmesini önerirken, Almanya ve Fransa bütçe açıklarının 2013 yılına kadar yarıya düşürülmesini istediler. Bu durumda Avrupa Birliği’ndeki ekonomik toparlanmanın gecikeceğini düşünmek yanlış olmayacaktır. Tabii dün İspanya, Avrupa Birliği ülkelerine, özellikle Almanya ve Fransa’ya bir açıklama yaptı. Bu borçların ödenmesi konusunda İspanyol bankalarının ihtiyaçlarının da göz ardı edilmemesi gerektiği yönünde bir mesaj verdiler. Bu demektir ki İspanya 400 küsur milyar euro olan bu borçlarını ödeyemeyecek, belki bir kısmının ötelenmesi gerekecek. Bunun mesajını vadesi gelmeden şimdiden göndermiş oldular. Bu da tabii hem Almanya, hem de Fransa ekonomileri için Yunanistan’ın riskinden sonra ikinci bir kambur olarak ortaya çıkmaktadır.
 
İhracatımızın yaklaşık yarısını yaptığımız Avrupa Birliği’ndeki ekonomik durgunluk ve borç krizi başta ihracatımız olmak üzere ekonomimizi olumsuz etkileyecektir. Diğer yandan hızla artan dış ticaret açığıyla birlikte cari işlemler açığı da hızla artmaktadır. Orta vadeli programda 2010 yılı için 18 milyar dolar olarak tahmin edilen cari işlemler açığı, Nisan sonunda 14 milyar doları aşmıştır.
 
Sayın Bakanım, EPDK geçen hafta güzel bir açıklama yapmıştı, bunun için size teşekkür edecektik. Ancak haberlere düşen notlara göre baktığımız zaman EPDK’nın bu kararını geri aldığını üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Ama hiç olmazsa şunu yapabiliriz: Sanayide kullanılan elektrik üzerindeki yüzde 2’lik TRT payının kaldırılması suretiyle sanayicimizin ağırlaşan ve zorlaşan dünya rekabeti karşısında az da olsa bir avantaj sağlayacağına inanıyoruz. Bu konuda bizleri umutlandırırsanız onun için de çok teşekkür ederiz efendim.
 
Elektrik dağıtımlarının özelleştirilmesine devam edilmesinden büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Tabii bu özelleştirmeler yapıldıkça kulağımıza rekabete ve insafa sığmayacak, özellikle bazı bölgelerde, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde çok fahiş fiyatlarla elektrikler satıldığını duyuyoruz, üzülüyoruz, çünkü bunlar birer kaynak transferi, fon transferi. Bu aksaklıkların da bu özelleştirmelerle beraber düzeleceğine inanıyoruz efendim.
 
 
 
Sayın Bakanım, Bakanlığınızın yetki alanına giren bazı konularda görüş ve önerilerimizi de size iletmek istiyorum. Görüşlerimizi ayrıntılı olarak bir dosya halinde size takdim edeceğiz.
 
Üyelerimizin öncelikli olarak üzerinde durdukları sorunlar yavaş işleyen bürokrasi hakkındadır. Enerji projelerinin tasdik edilmelerinde, idarelerce yapılması gereken imalat testleriyle biten yatırımların kabul işlemlerinde, ÇED raporlarının alınmasında, enerji projelerinin ön rapor ve fizibilite kontrolleri sürecinde, su kullanım anlaşmalarında yaşanan gecikmeler, enerji yatırımlarının başlama ve bitme sürelerinin uzamasına yol açmaktadır. Bu konudaki aksamaların giderilmesi amacıyla belli ölçeğin altındaki yatırımlar için bazı yetkilerin merkezi idarelerden bölge müdürlüklerine devredilmesi ve gerekli önlemlerin alınarak merkezdeki bu sıkışıklığın da giderilmesinin ülke ekonomisine yarar sağlayacağını ümit ediyoruz.
 
Sayın Bakanım, mali imkanları olan OSB’ler 1 nolu tarifeden yararlanmak için ciddi yatırımlar yaptılar. Ancak 2007 yılında alınan bir Bakanlar Kurulu kararıyla 1 ve 2 nolu tarifeler arasındaki denge bozulmuştur. Böylece elektrik satış tarifelerinde en düşük fiyattan olması gereken 1 nolu tarife 2 nolu tarifeden daha yüksek hale gelmiş, OSB’lerin 2 nolu tarifeye geçme talepleri de kabul edilmemiştir. Bu sorunun en kısa sürede çözüme kavuşturularak tarifeler arasındaki dengesizliğin giderilmesi gerekmektedir. Ülkemizde sanayide kullanılan doğalgazın yüzde 50’sini organize sanayi bölgeleri kullanmaktadır. Doğalgaz piyasasında rekabetçi serbest piyasa koşulları oluşmadığından rekabetçi fiyattan doğalgaz temin edilememiştir. Sanayiciye daha düşük bedellerle doğalgaz temin etmek için OSB’leri boru hatları üzerinden ithalat izninin de verilmesi ve doğalgaz depo şirketlerinin EPDK’nın onayına sunulan kullanım usul ve esasları mümkün olan en kısa sürede onaylanmalıdır.
 
Sayın Bakanım, Bakanlığa geldiğiniz dönemlerde organize sanayi bölgelerimize doğalgaz fiyatlarında bir indirim yaptınız, bunun için de ayrıca size teşekkür ederim. Her ne kadar rekabetçi fiyatlardan söylemiyorsak da,  daha önce sıfıra indirilmiş olan BOTAŞ fiyatlarından ıskontolar, organize sanayi bölgelerinin kullandıkları gaz miktarlarına ve iyi müşteri olma durumlarına göre yüzde 9’lara varan bir ıskonto aldık; bunun için de ayrıca teşekkür ederiz.
 
Sayın Bakanım, Odamızın özelliklerinden bir tanesi de, Türkiye’nin en büyük maden firmaları Odamızın üyeleridir. O nedenle Madencilik Komitemiz bizim için son derece önemlidir. Maden şirketleri, tesislerini işletmeye açabilmek için çok sayıda bakanlıktan, valilikten, belediyeden izin almak zorundadır. Uzun zamana, yoğun emeğe ve önemli maliyetlere mal olan izinler sektör karşıtları tarafından maliyetsiz olarak ve sadece bir dilekçeyle dava konusu yapılabilmektedir. Bu durum, yatırımcıların işini bir kenara bırakıp yıllarca davalarla uğraşmasına sebep olmaktadır. İdari Yargılama Usul Kanunundaki istisnai hüküm genel hükümmüş gibi uygulanmakta, yürütmeyi durdurma talebiyle açılan davalarda davacıdan hiçbir zaman teminat alınmamaktadır. Bu durum yatırım ortamını olumsuz yönde etkilemekte, yeni yatırımların önünü tıkamaktadır. Bu nedenlerle dava açma yetkisi, harç ve teminatları konusunda yeni bir düzenleme yapılması gerekir. Bu kapsamda doğrudan zarar-ziyan ilişkisi olmayan kişi ve kurumların açacakları davalarda farklı bir dava harcı uygulanmalı, ayrıca davalının maruz kaldığı maddi-manevi kayıpları karşılayacak kadar teminat istenmelidir. İdari Yargılama Usul Kanununda yapılacak değişiklikle yürütmeyi durdurma talebiyle açılan davalarda mutlak surette teminat alınması hükmü getirilmeli, istisna hali kaldırılmalıdır. Böylelikle davacının dava açma hakkı da, davalının yatırım yapma hakkı da korunmuş olur. Son yıllarda madencilik sektörü aleyhine kamuoyu oluşturma faaliyetleri de son derece artmıştır. Sektör, Bakanlığın da katkılarıyla iyi madencilik faaliyetlerinin tanıtımı için çaba göstermeli, madencilik aleyhine ortaya atılacak asılsız iddialar karşısında da derhal kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getirmelidir. Ayrıca, madenciler tarafından alınmış tüm idari izinler dava konusu edilmekte ve idari yargı organlarınca bu izinler uzmanlığı tartışılan bilirkişilerin görüşleri doğrultusunda iptal edilmektedir. Aslında ülkemizde bu bilirkişi müessesesi yeniden düzenlenmesi gereken önemli bir sorundur. Bu sorunları gidermek için öncelikle madencilik konusunda ihtisas mahkemeleri oluşturulması ve kimlerin hangi konularda bilirkişilik yapabileceğine dair bir düzenlemenin yapılması gerekmektedir.
 
Sayın Bakanım, yoğun programınızda bizlere zaman ayırarak sorunlarımızı ifade etme fırsatı verdiğiniz için bir kez daha teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 
ASO Meclis Toplantısında konuşan Bakan Yıldız, küresel ekonomik krize değinirken, siyasi istikrarın da etkisiyle Türkiye’nin söz konusu krizden en az etkilenen ülkeler arasında yer aldığını söyledi.
 
Kapasite kullanım oranları, sanayi üretimi ve elektrik tüketimde kriz öncesi rakamların yakalandığını kaydeden Yıldız, ”2009 yılında dünyada yaşanan kriz, 7-8 metrelik tusunami kıyılarımıza varıncaya kadar 3-4 metreye indi. Yani temenni etmediğimiz halde bazı sıkıntılar yaşandı, bazı işletmeler sıkıntıya girdi, fakat birçok işletme çok daha az etkilendi krizden” diye konuştu.
 
Bu süreçte enerji sektörünün de özelleştirmelerle hareketlendiğini anlatan Yıldız, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının dağıtım şirketleri ve bazı enerji üretim şirketlerini özelleştirdiğini ve küresel ekonomik krizin en derin olduğu zamanlarda çok iyi özelleştirme gelirleri elde edildiğini kaydetti.
 
Türkiye’nin 2001 yılından itibaren enerji sektöründe liberalleşmeyi tercih ettiğini belirten Enerji Bakanı, ”2023 yılına hazırlanan Türkiye’de; büyüme hızlarını karşılayabilmek için, enerjide yapılması gereken yatırım miktarı minimum 120 milyar dolar. O yüzden bunun özel sektör tarafından yapılmasının çok doğru olduğunu söylüyoruz” dedi.
 
Türkiye’nin büyümesinde özel sektörün çok önemli bir rol oynadığını vurgulayan Yıldız, özel sektörde çok olumlu gelişmeler olduğu gibi, bazı sorunlar bulunduğunu, bu sorunlara kayıtsız kalmadıklarını ifade etti. Yıldız, ”Hiçbir şekilde topu taca atmadan, o problemlere eğilmek zorundayız” diye konuştu.
 
-ÖZEL SEKTÖRÜN İTHAL ETTİĞİ DOĞAL GAZI OSB’LER ALSIN-
4646 Sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ile doğal gaz ithalatının özel sektör tarafından yapılmasına karar verildiğini anlatan Yıldız, ”6 milyar metreküplük doğal gazın Türkiye’ye özel sektör eliyle getirilmesini sağlayacak süreci açıyoruz. Değişik girişimcilerimiz bu konuya katkı sağlayacakları gibi, OSB’lerin bunu blok olarak almasını da açıkça desteklediğimizi söylemeliyim” dedi.
 
Bakan Yıldız, Rusya ile 2011’de 6 milyar metreküplük kontratın yenilenmeyeceğini, ithalatın özel sektör tarafından yapılmasını istediklerini de söyledi.
 
-NABUCCO PROJESİ-
Nabucco Doğal Gaz Hattı Projesinin 13 Temmuz 2009 tarihinde imzalandığını hatırlatan Yıldız, şunları söyledi:
”Bu anlaşmayı tehdit eden birçok unsur vardı, biz bu tehdit unsurlarını kaldırdı. 3 bin 300 kilometrelik boru hattının, minimum 2 bin kilometresi Türkiye’den geçiyor, bunu dizayn eden biziz. Türkiye’deki yerli yatırımcıların da projeden en üst seviyede istifade edebilmesi için bunu yaptık. Bu proje uzun soluklu, acele etmeden, sabırla izleyeceğimiz bir süreç. Ben (bu iş problemsizdir) demiyor. 6 ülke, 6 ayrı şirket. Uluslararası ilişkilerden arındırılamayacak kadar büyük bir işten bahsediyoruz. Ama sıkıntıya kapılmamıza gerek yok.”
 
-YENİ MADEN KANUNU-
Yeni Maden Kanunu hakkında da değerlendirmelerde bulunan Bakan Yıldız, söz konusu kanun hazırlanırken 29 sivil örgütünün ayrı ayrı dinlendiğini ve makul önerilerin değerlendirildiğini ifade etti.
 
Madencilik sektörünün kendine has bir doğası olduğunu, ancak bulunduğu yerlerde çıkarılabileceğini kaydeden Taner Yıldız, bu konuda Türkiye’de çok iyi niyetli olarak çalışmayan bazı grupların bulunduğunu ve bu grupların da Türkiye’nin ithal ettiği bazı madenlerin fonları tarafından yönetildiğini iddia etti.
Yıldız, şöyle konuştu:
”Ben diyorum ki; niye biz bu oyunlara geliyoruz. Madencilik Kanunu geçerken son derece yanlış bir şekilde zeytincilikle alakalı bir tartışma yaşandı. 2002 yılı sonunda Türkiye’de 90 milyon adet zeytin ağacı vardı, şu anda 160 milyon adet zeytin ağacı var. Şu anda da dünyada zeytini bilmeyen birçok ülke var. Bizim hem zeytinciliği hem de ihracatı artırmamız lazım. 
 
Başlık zeytin olunca her şey çok güzel. Başlık maden olunca (zeytin ağaçları neden kesiliyor?) deniliyor. Diyorum ki; altı üstünden daha değerliyse altını, üstü altından daha değerliyse üstünü değerlendirelim. 3 bin tane zeytin ağacının kesilmesi nedeniyle madencilik sektörü aleyhine çalışma başlatıldı. 160 milyona çıkmış zeytin ağacından 3 bini kesilecekmiş. 3 milyon daha zeytin ağacı dikelim, ama niçin onun altındaki madene kayıtsız kalalım. O yüzden madencilik sektörüyle alakalı yalnızca hükümet değil, bu konuyu kamuoyuna anlatmak için sektör temsilcilerinin de çalışması lazım.”
 
Yatırım yaparken bazı grupların yatırımların engellenmesi için lobi faaliyetlerinde bulunduğunu söyleyen Yıldız, vatandaşların kendine has görüşleri olabileceğini, bunu da saygı ile karşılayacaklarını, önemli bir gerekçe de varsa gerekeni yapacaklarını ifade etti.
 
Bakan Yıldız, ”Kapı kapı dolaşıp, manipülatif davranıp, gösteri yapan, yatırımları durdurmaya çalışan bir lobi var, bunlara gerek kamu olarak, gerek özel sektör olarak müsaade etmemeliyiz. Bu grupların sesini de Türkiye’nin sesi gibi tanıtmayalım. Bu sektöre ve Türkiye’ye haksızlık olur. Zaten bunun demokratik bir tepki de olmadığına inanıyorum” şeklinde konuştu.
 
Bakan Yıldız, yeni Maden Kanunu ile çantacıların işini zorlaştıran, gerçek yatırımcının işini kolaylaştıran bir yapı oluşturulduğunu da vurguladı.
 
Enerji Bakanı, elektrik fiyatları tüketiciler için her zaman pahalı, üreticiler için her zaman ucuz olarak nitelendirilen bir konu olmuştur. Bunun makul noktasını yakaladığımız sürece bunlar dengede gider, ben bu dengeyi biraz oluşturduğumuz kanaatindeyim” diye konuştu.
 
Rüzgar enerjisinde 5,5 avro/cent olan alım fiyatının bir taraftan ucuz bulunduğunu, bir taraftan da lisans almak için yatırımcıların yarıştığını anlatan Yıldız, rüzgar maliyetlerinin düştüğünü ve alım fiyatının değişmesinin söz konusu olmadığını açıkladı.
 
Bakan Yıldız, ”Yatırım maliyetleri düştü, o zaman bunlarla alakalı artırımı beklemek doğru bir beklenti değil. Yerli kaynaklarla alakalı fiyatlama mekanizmasını yaparken her zaman vatandaşı ve sanayiciyi finanse eden bir yapı kurulmalıdır. O yüzden rüzgar yatırımcıları 5,5 avro/cent üzerinden yatırımlarını kurguluyor. Bunun yükselmesini beklemek sektöre ve sanayiciye fayda vermez” dedi.