DEVLET BAKANI ZAFER ÇAĞLAYAN 10. ASO GÜNDEM TOPLANTISI’NA KATILDI - Ankara Sanayi Odası

DEVLET BAKANI ZAFER ÇAĞLAYAN 10. ASO GÜNDEM TOPLANTISI’NA KATILDI

 
DEVLET BAKANI ZAFER ÇAĞLAYAN   10. ASO GÜNDEM TOPLANTISI’NA KATILDI 
 
 
Ankara Sanayi Odası “10. ASO Gündem Toplantısı” Devlet Bakanı   Zafer Çağlayan’ın katılımıyla 9 Nisan 2010 tarihinde gerçekleştirildi. Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakan Çağlayan, toplantıda yeni dış ticaret stratejileri konusunda bilgi verdi. Toplantıda önce ASO Başkanı Nurettin Özdebir bir konuşma yaptı. Özdebir konuşmasında,  sanayicilerin çeşitli sorunlarına değindi. İstihdam üzerindeki yükler, kıdem tazminatı, KOBİ’lerin finansmana erişiminde karşılaşılan güçlükler, TL’nin aşırı değerlenmesi ve gümrük müşavirlik tarife bedelleriyle ilgili sıkıntıları bulunduğunu anlatan Özdebir, kıdem tazminatı için fon kurulmasını istediklerini, çünkü bunun kendileri için taşınamayacak bir yük haline geldiğini söyledi.
 
KOBİ’ler için kredi kanalları açılmaz, maliye politikalarıyla da desteklenmezse işletmelerin sıkıntısının büyüyerek süreceğini dile getiren Özdebir, TL’nin aşırı değerlenmesinin de ülkede bir takım işleri yapılamaz hale getirdiğini savundu. Özdebir, gümrük müşavirlik tarife bedellerinin ihracatta rekabet güçlerini olumsuz etkilediğini, bu konuda çalışma yapılması gerektiğini söyledi. İhracatçı birliklerinin nispi aidatlarının da tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ifade eden Özdebir, bu aidatların yurt dışına rekabet edilebilir fiyat vermelerini engellediğini kaydetti. 
 
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan,  konuşmasında 1-8 Nisan tarihleri arasında, ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36,9 oranında artarak 2,4 milyar dolar olarak gerçekleştiğini söyledi. Bakan Çağlayan,   bir önceki ayın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında ihracatın yüzde 50 arttığını kaydetti. Mart ayında ihracatın bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 34,4 artarak 9,6 milyar dolar olarak gerçekleştiğini hatırlatan Bakan Çağlayan, Türkiye’nin yılbaşından bu yana ki 3 ay 8 günlük dönemdeki ihracat artışının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 23,2 olduğunu belirtti. Bakan Çağlayan, ”inanıyorum ki bu yıl sonu itibarıyla ihracatta 115 milyar doları yakalayacağız” dedi.
 
 
 
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, 2010 yılının ilk çeyreğinden yüzde 11’lik pozitif büyüme beklediklerini,  Türkiye’nin küresel krize rağmen 2009’un son çeyreğinde yüzde 6 büyüdüğünü, yılın tamamında da yüzde 4,7 küçüldüğünü hatırlattı.
 
Yılbaşından itibaren verilerde yeniden pozitif gelişmeler kaydedilmeye başlandığını belirten Çağlayan, bu çerçevede ihracatın Türkiye’nin ”olmazsa olmazı” olduğunu ifade etti. İhracatın gerek büyüme gerek istihdamın lokomotifi olduğunu vurgulayan Çağlayan, ihracat rakamlarının mutlaka artırılması gerektiğini kaydetti.
 
Küresel krizle birlikte dünya mal ticaretindeki daralmaya paralel Türkiye’nin mal ihracatının da daraldığını hatırlatan Çağlayan, hizmet ihracatında ise artış kaydedildiğini söyledi.
 
Dünya hizmet ihracatının 2009 yılında 3,7 trilyon dolara gerilediğini, Türkiye’nin bu ihracattan yüzde 1 pay elde ederek, 32,7 milyar dolarlık hizmet ihracatı gerçekleştirdiğini ifade eden Çağlayan, ”Hizmet ithalatımız ise 16,5 milyar dolar oldu. Böylece Türkiye 16 milyar dolar net fazla veren ülke oldu. Yani Türkiye iyi bir hizmet ihracatçısı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor” dedi.
 
-İHRACAT ODAKLI ÜRETİM STRATEJİSİ-
Türkiye’nin ihracatını artırmak için yaptıkları çalışmaların neticesinde, İhracat Odaklı Üretim Stratejisi adlı yeni ihracat stratejisini belirlediklerini hatırlatan Çağlayan, şunları kaydetti:
”Mutlak suretle Türkiye’nin yüksek katma değerli teknolojik ürünlere yönelmesi gerekiyor. Yüksek teknolojili katma değeri yüksek ürünlere geçişi sağlamak zorundayız. Bu ana stratejinin arkasından Girdi Tedarik Stratejisi oluşturulması geliyor. Türkiye’nin ara malı ithalatına baktığınızda bu ürünlerin yüzde 90’ının Türkiye’de üretilebileceğini görüyorsunuz yeterki buna uygun ortam sağlansın. Girdi Tedarik Stratejisiyle beraber bizim özellikle üretimimizin Türkiye’de yapılması ve bunun önündeki engellerin bir bir tespit edilmesi, bunların iyileştirilmesi konusunda önemli çalışmalar yapılacak.”
 
-TEŞVİK SİSTEMİ İHRACAT ODAKLI OLACAK-
2011 yılında yeni teşvik sisteminin uygulamaya gireceğini anımsatan Çağlayan, bu yeni sistem ihracat odaklı bir teşvik sistemi haline getirileceğini, Girdi Tedarik Stratejisi’nin de bununla birlikte planlanacağını söyledi.
 
Türkiye’nin 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat yapan, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer bulunan ve en az 10 büyük markası olan bir ülke konumuna geleceğini, bütün gayretlerinin bu eksen üzerinde olduğunu anlatan Çağlayan, ”Dünya mal ihracatının 2023’te 33-34 trilyon dolar olması bekleniyor. 500 milyar dolarlık ihracat bu rakamdan yüzde 1,6 pay almak demektir. Bu noktadan hareketle bütün çalışma düzenimizi bunun üzerine kurduk” dedi.
 
Gün gün ihracat rakamlarını takip ettiğini belirten Çağlayan, 1-8 Nisan tarihleri arasındaki ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36,9 arttığını ve 2,4 milyar dolar olarak gerçekleştiğini bildirdi.
 
Yılbaşından bu yana geçen 3 ay 8 günlük sürede ihracat artış oranının ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23,2 olduğunu ifade eden Çağlayan, ”Orta Vadeli Programda 2010 yılı ihracat hedefimiz 107,5 milyar dolar ama ben öyle zannediyorum ki yıl sonu itibariyle 115 milyar doları rahat bir şekilde yakalayacağız ve böyle gidersek kriz öncesi döneme dönmüş olacağız gerek büyümede gerek ihracatta. 2010 yılının ilk çeyreğinde beklentimiz yüzde 11’lik bir pozitif büyümedir” dedi.
 
Bakan Çağlayan, bu çerçevede, ar-ge’ye ve teknolojiye yönelik desteklerin artırılacağını da söyledi.
 
Çalışmalarının bir ayağını ”hangi malı hangi ülkeye satacağız”ın oluşturduğunu da dile getiren Çağlayan, şöyle konuştu:
”Neden biz dünya ihracatından yüzde 1’e yakın bir pay alırken dünyanın en büyük ithalatçısı olan ve 1,6 trilyon dolar ithalat gerçekleştirmiş olan ABD’ye sadece 3,2 milyar dolar ihracat yapıyoruz. 1,6 trilyon dolar nere 3,2 milyar dolar ihracat nere? 50 yıllık stratejik ortaklıktan söz ediyoruz. Şimdi model ortaklık sistemine başlayacaktık ama Amerikan Senatosunun Dış İlişkiler Komitesinin almış olduğu garip karar gölge düşürdü. Umuyoruz ki bununla ilgili ilişkiler tekrar normale dönerse ciddi bir çalışma ortamına yeniden gireceğiz.”
 
Hangi ülkede hangi sektörlerimiz başarılı olur diye düşünerek ülke masaları kurduk politikalarımızı buna göre yapacağız. Bir taraftan da Serbest Ticaret Anlaşmaları yapıyoruz Gümrük Birliği Anlaşmasını yapan hükümet, anlaşmaya AB’nin 3. ülkelerle taraf olacağı serbest ticaret anlaşmalarına Türkiye’nin taraf olmasını koymamıştır. Bunun gerekçesi olarak da Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB’ye üye olabileceğini göstermişlerdir. Kıbrıs Rum Kesiminin her tarafı ithalat olsa ne yapar? 5 milyar dolar ithalatı var zaten ama bize ne kaybettirmiş? rekabet gücü….”
 
Bakan Çağlayan, Türkiye’nin 2050 yılına gelindiğinde ”dünyanın en büyük 5 starından birisi” olacağını da sözlerine ekledi.  Bakan Çağlayan, daha sonra sayıları 34’ten 49’a çıkarılan ülke masaları sistemini bilgisayar üzerinden detaylı bir şekilde sanayicilere anlattı.
 
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Merkez Bankası’nın faiz politikasını eleştirirken, doların 2002 yılında da şimdi de 1.5 lira olduğunu hatırlatarak, ”Bunu sihirbazda olsa, mandrakede olsa yapamaz. Hiçkimse de sanayiciyi, ihracatçıyı Mandrake falan zannetmesin” dedi.
 
ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in, Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranları, bankacılık sistemi, kıdem tazminatı ve diğer konularda yapmış olduğu eleştirilere değinen Çağlayan, Merkez Bankası’nda eğer iyi şeyler yapılmışsa bunun ödülünün Merkez Bankası Başkanı’na verildiğini, ancak kötü bir şey olmuşsa bunun faturasının hükümete çıkarıldığını söyledi.
 
Merkez Bankası’nın görevinin tek başına fiyat istikrarı olmadığını, ekonominin bütün eksenlerini, tamamını görüp buna göre politika belirlemek zorunda olduğunu belirten Çağlayan, Merkez Bankası’nın faiz politikası başta olmak üzere bütün politikalarında proaktif olması gerektiğini bildirdi.
 
Merkez Bankaları’nın meselenin peşinden koşan bankalar olmaması gerektiğini belirten Çağlayan, Merkez Bankaları’nın meselenin önünde, kafayı taşa vurmadan, kanatmadan, tedbirler alınmasını öngörerek, ifade edecek bir kuruluş olması gerektiğini anlattı. Merkez Bankası’nın Türkiye’nin resmi kuruluşu olduğunu belirten Çağlayan, ”Başkanı fevkalade bir insan. Şahsıyla ilgili en ufak birşeyim söz konusu olamaz” dedi. Çağlayan şunları kaydetti:
”Fakat Merkez Bankası Para Politikası Kurulu maalesef faiz politikasında yıllardır yanlış yapmıştır ve bu yanlışın faturasını da Türkiye ihracat kaybı ve ara malında ithalat cennetine dönüşerek ödemiştir. 2002 yılında 1 dolar 1,5 lira, 2010 Nisan ayı 1 dolar 1,5 lira. Aradan geçen 8 yılda TL dolar karşısında yüzde 50 değerlenmiş. 5 sene enerji fiyatlarına zam yapılmadı. SSK da 5 puan indirimi düşünün kurumlar vergisinin gelir vergisinin düşürülmesi yani maliyet artırıcı gider artırıcı birçok tedbir alınmasına rağmen 8 yıllık süre içerisinde enflasyon rakamları tek haneye inmesine rağmen girdi maliyetleri minimum yüzde 50 artış gösterdiği bir dönemde 1 doları 2002’de 1,5 lira bugün yine 1,5 liradan alıp satacaksınız ve bununla üretim yapacaksınız. Yok böyle birşey. Bunu sihirbazda olsa, mandrake de olsa yapamaz. Hiç kimse de sanayiciyi, ihracatçıyı Mandrake falan zannetmesin. Bu Merkez Bankası’nın hatalı faiz politikasının bir ürünüdür.” 
 
2007 yılında ABD Merkez Bankası’nın faizleri düşürmeye başladığını ancak Türkiye’de ise faizlerin yüzde 16,75’e çıkarıldığını hatırlatan Çağlayan, ”El alem gidiyor aya, biz gidiyoruz yaya” dedi. Türkiye’de yüzde 16,75 oranındaki faizin 2008’in Kasım ayından itibaren indirilmeye başlandığını belirten Çağlayan, bunun ise içeride üretim yapma imkanını ortadan kaldırdığını bildirdi. Çağlayan, Türk sanayicisinin rekabet edemez hale geldiği, bunun nedeninin ise faizin kur üzerindeki baskısından kaynaklandığını söyledi.
 
Çağlayan, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun yaptığı bu yanlışın faturasını sanayicinin yanı sıra, üretim ve istihdam, yatırım ve ihracatın ödediğini kaydetti.
Bakan Çağlayan Gümrük müşavirlik tarifeleri bedeline ilişkin ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in yapmış olduğu eleştirilere hak verirken Çağlayan, bu uygulamanın serbest piyasa ekonomisiyle bağdaşmadığını anlattı. 
 
İhracatçı birliklerinin aldıkları aidatlarla ilgili olarak da kanunda bu işin tavanının binde bir olduğuna işaret eden Çağlayan, ”Eğer sizden 1,1 alan varsa gelin beraber gırtlağına çökelim” dedi.
 
-”ASO’NUN DUVARLARINA KAZINDI”-
Konuşmasında kıdem tazminatının işadamları üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu belirten Çağlayan ”ASO’nun duvarlarına bunlar böyle kazınmıştır” dedi. Kendisinden önceki başkanların ve yönetim kurulu üyelerinin bu konuyu sayısız kez dile getirdiğini söyleyen Çağlayan, bu yükün ciddi bir yük olduğunu ve çalışma hayatı üzerindeki olumsuz etkisinin ise herkes tarafından bilindiğini kaydetti. 
Çağlayan, ”Türkiye bu meseleyi çözmek zorunludur. Bu sadece iş verinin değil, işçinin de üzerinde. Bir firmanın kapanması, batması sonucunda çalışanın alacağını tamamen kaybetmesini önleyecek olan bir mekanizmadır. Buna işçi sendikalarının sizden daha fazla sahip çıkması lazım.” dedi.
 
-”BİR ÇOK SANAYİCİNİN BURNUNU BANKALAR KANATTI”-
Özdebir’in bankalar konusunda yaptığı eleştirilere de yüzde yüz katıldığını belirten Bakan Çağlayan, Nikah memurlarının yeni evlenen çiftler için ”İyi günde ve kötü günde beraber olunması” yönünde bir telkinde bulunduklarını ancak bankaların maalesef böyle çalışmadıklarını belirtti. Bankaların iyi günde iş adamlarının yanında olduğunu belirten Çağlayan, ”Ama en ufak bir havada rutubet gördükleri zaman bırakın yağmuru, rüzgarı hemen kendi kabuklarına, defansa çekilmeye başlarlar” dedi.
 
Bankaların bu tavırlarını 2009 krizinde çok net ortaya koyduklarını ifade eden Çağlayan sözlerini şöyle sürdürdü:
”Bankacılık sektörü bu küresel krizden yara almadan çıktı. Bu Türkiye açısından bir övünç meselesidir. Burnu dahi kanamadı. Ama bankacılık sektörü küresel krizin başlamış olduğu dönemlerde bu konuda tik haline gelmiş, istem dışı hareketle bir anda fren bastı, el freni çekti. Ve birçok sanayicinin burnunu maalesef bankalar kanattı. 
 
Bankacılık sektörü 20 milyar lira karla 2009’u kapattığını söyledi. Allah daha da versin. Hiçbirimizin gözü yok. Benimde şahsen yok. Ama birinin karı diğerinin zararı olmak durumundadır. 20 milyar liralık karın neye rağmen yapıldığının iyi irdelenmesi gerekir diye düşünüyorum. Bankacılık kesiminin iyi günde kötü günde de beraber olmak zorunda olduğu reel sektörle diyalog içinde olması lazım. 2002 yılı öncesinde bankalar topladıkları mevduatın sadece yüzde 30-32’sini krediye çevirirlerdi. 2009 krizi öncesinde bu rakam yüzde 92’ye kadar çıktı. 2009 krizin başlamasıyla beraber hemen ani bir fren tekrar mevduatın krediye dönüşme oranı azalmaya başladı. Bu tabi küresel krizi öngörmeyen, küresel krizi bilmeden yatırım yapmış belli bir ödeme riskine girmiş işletmeler açısından tabi ki ciddi zorluklar getirdi.”
 
Bankacılık sektörü ile ilgi eleştirileri dile getirdiklerinde Bankacıların ”Reel rektörle bir ve beraber oldukların, aynı gemide yer aldıklarını” söylediğini belirten Çağlayan, ”Aynı geminin içerisinde oldukları konusunda hiçbir endişem yok. Hakikaten reel sektörle mali sektör aynı geminin içinde. Fakat gemideki konumları birbirinden farklı. Mali sektör geminin güvertesinde güneşlenirken, reel sektör sanayici, ihracatçı, esnaf, gariban da motor dairesine inmiş, motoru çalıştıracak yakıt bulmaya çalışıyor” dedi.
 
Çağlayan, reel sektörle bankacılık kesiminin aynı geminin içerisinde olduklarını ancak birinin yukarıda birinin ise aşağıda olduğunu kaydetti. ”Hiç olmazsa ara sıra aşağıya inin yakıta siz destek verin” dedi.
 
Bankacılık sektörünün yine reel sektörle birlikte olması gerektiğini hatırlayacağı ümidi içerisinde olduğunu kaydeden Çağlayan, ”Çünkü bugün ihtiyaç duyan, yarın ihtiyaç duyulan hale gelecek” diye konuştu.
 
Bankacılık sisteminin topladığı paraları öyle ya da böyle birilerine satmak zorunda olduğuna işaret eden Çağlayan, çünkü başka çareleri olmadığını kaydetti. Çağlayan, bankacılık sektörünün asıl küresel risk ortamında veya ekonominin negatife dönüştüğü, zora girdiği dönemlerde reel sektörle iç içe olması gerektiğini anlattı.