Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ankara Sanayi Odası Meclis ve Komite Üyelerinin yeraldığı “Gen - Ankara Sanayi Odası

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ankara Sanayi Odası Meclis ve Komite Üyelerinin yeraldığı “Gen

 
 

Cumhurbaşkanı  Abdullah Gül, Ankara Sanayi Odası Meclis ve Komite Üyelerinin yeraldığı “Genişletilmiş Meclis Toplantısı”na katılarak, Ankaralı sanayicilerle biraraya geldi.

21 Ocak 2010 tarihinde  ASO’da düzenlenen toplantıda önce Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir genel ekonomik değerlendirme yaptı, ardından ASO üyesi sanayicilere söz verildi, daha sonra Cumhurbaşkanı Gül   Ankaralı sanayicilere  hitap etti. 

Toplantının açılış konuşmasını yapan   Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, ekonomik politikaların, 72 milyonluk nüfusu ile büyük bir iç pazarı olan Türkiye’de iç talebi canlı tutacak biçimde tasarlanması gerektiğini söyledi. 

Özdebir, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün katıldığı ASO’nun ”Genişletilmiş Meclis Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, harcama eğilimi fazla olan emeklilere yapılan zammın yüksek tutulmasının yerinde bir karar olduğunu belirterek, kamu harcamalarının istihdam etkisi fazla, geri dönüşü hızlı ve çarpan etkisi yüksek alanlara yönlendirilmesinin doğru olacağını kaydetti. 

Karşılıklar yönetmeliğinde yapılan değişikliklerin süresinin Mart ayında biteceğini hatırlatan Özdebir, ekonomi düze çıkana kadar bu sürenin uzatılması gerektiğini belirtti. 

Ekonomik krizde en ağır darbeyi sanayinin aldığına dikkat çeken Özdebir, fabrikaların birbiri ardına kapandığını ve kapanan işletmelerin yeniden faaliyete geçmesinin çok zor olduğunu söyledi. Özdebir, ”Bu nedenle, sanayimizdeki mevcut kapasiteyi korumak için sektörü destekleyecek tedbirler alınmalıdır” dedi. 

Özdebir, bankaların büyük işletmelere düşük faizlerle kredi verirken KOBİ’lere çok cimri davrandığını, kredi verseler bile çok yüksek faizler talep ettiğini kaydederek, 2010 yılındaki büyümeyi desteklemek için bankaların bu tutumlarını değiştirmeleri ve KOBİ’lere kredi açmak için öne sürdükleri şartları yumuşatarak KOBİ kredilerinin yeniden yapılandırılmasında daha esnek bir tavır sergilemelerinin gerektiğini anlattı. 

Kredi Garanti Fonu’nun hala çalışmıyor olmasının da finansman sıkıntısı içindeki KOBİ’lerin sorunlarını ağırlaştırdığını kaydeden Özdebir, Kredi Garanti Fonu’nun acilen çalıştırılması gerektiğini söyledi. 

Özdebir, kamu bankalarının komşu ülkelerin önemli iş merkezlerinde şube açabilmeleri için gerekli diplomatik girişimlerin hızlandırılması gerektiğine de dikkat çekti.  

ASO Başkanı Özdebir, tüketici ve yatırımcıların ekonomiye duydukları güveni artırıcı tedbirlerin alınması gerektiğine de işaret ederek, Türkiye’de üretim, yatırım, ihracat ve istihdamın önünü açmak için yapısal reformlara devam etmek gerektiğini söyledi. Özdebir, ”Biz bu yapısal reformlarda geciktikçe rekabet gücümüz zarar görüyor” dedi. 

Siyasetteki gerginliğin toplumda endişe ve belirsizlikleri artırdığını da ifade eden Özdebir, bu endişe ve belirsizliklerin artması halinde bundan ekonomininde olumsuz etkileneceğinin açık olduğunu, bu konuda siyasilere, medyaya, sivil toplum kuruluşlarına büyük görev ve sorumluluklar düştüğünü söyledi. 

Cumhurbaşkanı Gül, Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) Genişletişmiş Meclis Toplantısında yaptığı konuşmada, ASO’ya daha önce milletvekili, Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak geldiğini anımsatarak, şimdi Cumhurbaşkanı sıfatıyla burada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. 

 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ”Bir ülkenin önünü açan ve kapatan şey istikrardır. İstikrar, sadece bir ülkenin önünün görülebilir olması demektir. Bir ülkenin meselelerini soğukkanlılıkla alıp, konuşabilmesi, tartışabilmesi, bunları tartışırken de alabora olmaması demektir” dedi.

Kendisinden önce yapılan konuşmalarla Türkiye ve çevresi, Türk sanayisi ve iş hayatıyla ilgili bir ufuk turu yapıldığını, kendisinin de sektör temsilcilerini dikkatle dinlediğini belirten Gül, Türkiye’nin ve ASO’nun nereye geldiğinin anlaşıldığını söyledi. 

Bir ülkeyi güçlü yapan ve bir ülkenin önünü açan en büyük sermayenin müteşebbisler olduğuna işaret eden Gül, bugünün dünyasında iş adamlarının ayrı bir yeri olduğunu, hiçbir kaynağı, madeni olmayan ülkelerin bile iş adamları, girişimcileri sayesinde doğal kaynaklar açıdan zengin ülkelerin önüne geçebildiğini anlattı. 

Enformasyon teknolojisindeki değişim ve gelişimin iş hayatını da değiştirdiğini kaydeden Gül, ”Dünyanın en büyük zenginleri artık elle tutulur bir şey üretenlerden değil, görünmeyen şeyleri üretenlerden çıkmaya başladı” dedi. 

Fabrikaların üretim ve yönetim tarzının da değiştiğini dile getiren Gül, Türkiye’de sanayi kökleşirken, yönetimleri devralan ve dünyanın her köşesiyle irtibatı olan ikinci, üçüncü nesillerin görevleri devralmaya başladığını ifade etti. Artık dünyanın en büyük şirketleriyle Türkiye’de ve dışarıda ortaklıklar kurulduğunu hatırlatan Gül, bugün gelinen noktadan büyük bir gurur duyulduğunu belirtti. 

Harcama paritesine göre bir trilyon dolarlık gayri safi milli hasılaya ulaşmış, G-20 ülkeleri içerisine girmiş, krize rağmen ihracatı 100 milyar doları aşmış, dışarıda büyük yatırımlar gerçekleştiren bir Türkiye’nin herkes için büyük bir gurur kaynağı olduğunu söyleyen Gül, ”Burada muhakkak devletin, devlet sektörünün rolü mutlaka vardır ama özel sektör, müteşebbisler Türkiye’yi bu hale getirmiştir” dedi. 

 Türkiye’nin daha iyileşmesi ve yatırımcıların önünün açılması için hukuk devleti olunması gerektiğine işaret eden Gül, şöyle konuştu:

”Hukuk devleti deyince sadece siyasi anlam çıkmasın. Siyasi anlamda hukuk devleti her şeyin temeli ama ekonominin gelişmesi de sizlerin rahat çalışabilmesi de işçi-işveren meselelerinin suhuletle çözülebilmesi de yabancıların güvenip tasarruflarını getirip Türkiye’ye yatırabilmeleri de Türkiye’deki ekonomi, ticaret ve iş hukukunun açık, sarih ve en modern seviyeye çıkarılmasıyla ilgilidir.  Bu söz konusu olmadığından bürokrasilerden, başka engellerden her zaman şikayet edilecektir. Bu noktada Türkiye’de köklü reformların yapıldığını görüyoruz. Daha da yapılması gereken çok şey vardır.” 

Krize rağmen ayakta kalınabilmesinin bankacılık ve finans sektörü başta olmak üzere her alanda yapılan reformlara bağlı olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, daha önceki hükümetlerin de buna katkısı olduğunu, ancak özellikle son senelerde yapılan reformların Türkiye’yi bu kadar güçlü bir hale getirdiğini belirtti. 

Ticaret yasasının TBMM’de tartışıldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, ”1930 yıllarının ticaret hayatını yansıtan bir yasayla bugünün ticaretini ne kadar etkin yapabilirsiniz? Elektronik imzalar, elektronik alışverişler girmiş, inanılmaz yeni enstrümanlar ticaret hayatına girmiş… Kendi hukukumuzu bu noktaya getirmemiz gerekir. Onun için reformlar dediğimde sadece siyasi olanları anlamayın. Ekonomiyle, ticaretle ilgili reformları çok köklü ve güçlü bir şekilde devam ettirmemiz gerekir” diye konuştu.  

AB müktesebatının Türkiye’ye bu konularda büyük kolaylık sağlayacağına inandığını anlatan Cumhurbaşkanı Gül, ”Bazı noktalarda belki en sona bırakabiliriz, eğer çıkarımız şu anda elvermiyorsa. Formülü bulunmuş, standardı ispatlanmış konuları süratli bir şekilde üstlenmemiz muhakkak ki işimizi kolaylaştıracaktır” dedi. 

Sanayinin ekonomide önemli bir yeri olduğuna işaret eden Gül, üreten ve istihdam eden bir sektör olan sanayinin zorluğunu da vurguladı. Türkiye küçük bir ülke olsaydı hizmet sektörüyle yetinilebileceğini, ancak nüfusu, coğrafyası ve siyasi değeri büyük olan bir ülkede sanayi ve üretimin ayrı bir yeri olduğuna dikkati çekti. Cumhurbaşkanı Gül, şunları kaydetti:

”Üretimi de sanayiyi de yerli, Türk iş adamlarının yapacağına inanıyorum. Tabii ki yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi hepimizin teşvik ettiği bir husustur. Türkiye’nin hızlı kalkınabilmesi için kendi tasarruflarımız yetmiyor malum. Arapların da, Japonların da Rusların da Amerika’nın da Avrupa’nın da hepsinin tasarruflarını Türkiye’ye getirip değerlendirebilmemiz lazım. Ama yabancılar gelirken onların tercihleri farklı oluyor. Onlar gelirken, sizlere ortak olurken bir taraftan sizde sermaye birikimi de söz konusu oluyor. Ama yeni yatırımları yapacak olanlar o ülkelerin yerlileridir açıkçası. 

Bu konuyu sanayi odasının özellikle takip, teşvik etmesi, hükümetler, ilgili diğer devlet organları ve bankalarla çok daha özel bir şekilde görüşmesi gerektiği kanaatindeyim. Dışarıdan da gelip direkt üretim yatırımı yaparlarsa amenna. Ama görünen şu ki bu, daha çok o ülkenin yerli sahipleri tarafından yapılmaktadır. 

Sanayicilerin hizmet sektörüne kaydığını görüyorum. Bunu yaparken sanayiyi ihmal etmemeleri lazım. Bu konuda özellikle bankaların daha teşvik edici davranış içinde olmaları içerisinde olmaları gerektiğini de ifade etmek istiyorum.”

Türk sanayisinin Avrupa Gümrük Birliğine girdikten sonra ayrı bir şekil aldığını, o dönemde bundan kaygı duyulduğunu ama neticede Türkiye’nin rekabet gücünün görüldüğünü belirten Gül, yurt dışında özellikle Avrupa dışındaki ülkelere yaptığı ziyaretlerde ‘Bizim sanayicimiz Alman, Fransız, İngiliz, İtalyan sanayicisiyle rekabet eder durumda ve aramızda gümrük duvarları yok’ dediğinde herkesin şaşırdığını anlattı. 

Türkiye’nin imzaladığı serbest ticaret ve karşılıklı vergi muafiyeti anlaşmaları, yatırımların karşılıklı garanti altına alınması anlaşmalarıyla çevre ülkelerle ekonomik ilişkiler anlamında büyük avantajlar sağlandığını kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, kendisinin de bu konuyu özel olarak yakından takip ettiğini söyledi. 

ASO’nun Türkiye’deki özel durumunun farkında olduğunu, Ankara’nın giderek çok önemli bir sanayi merkezi haline geldiğini belirten Gül, bunun herkese gösterilmesi, anlatılması gerektiğini söyledi. ”Öyle ürünler var ki Türkiye’de sadece ASO’nun üyeleri tarafından üretiliyor” diyen Gül, OSTİM’i ziyaret ettiğinde ayrı birer fabrika gördüğünü, özellikle savunma sanayi alanında büyük işler yapıldığını kaydetti. 

-Cumhurbaşkanı Abdullah  Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bir ülkenin önünü açan ve kapatan şey istikrardır. İstikrar dediğimde çok geniş anlamda söylüyorum. Bir ülkenin önünün görünür olmasıdır. Bu, Türkiye’de çok önemlidir. Yakın tarihimize baktığımızda bunun analizini eminim ki en iyi sizler yapacaksınızdır. Çünkü sizler eli taşın altında olan insanlarsınız. Bunun ne demek olduğunu bilirsiniz. İstikrar tabii ki gereklidir ama bu, her şeyin çok otoriter bir şekilde yönetileceği anlamına gelmez. İstikrar, sadece bir ülkenin önünün görülebilir olması demektir. Bir ülkenin meselelerini soğukkanlılıkla alıp, konuşabilmesi, tartışabilmesi, bunları tartışırken de alabora olmaması demektir. 

Türkiye’nin demokrasisinin güçlenmesi ve derinleşmesiyle gurur duyuyoruz. Bu konuda Türkiye’nin hala alması gereken mesafeler olduğuna da inanıyorum. Hepimizin şu olgunluğu da göstermemiz gerekir; Türkiye’nin siyaset ve hükümetler üstü, bundan önceki hükümetlerin de, bugünkü hükümetin de, bundan sonraki hükümetlerin de karşılaşacağı bazı önemli konular vardır. Bu önemli konuları soğukkanlılıkla almak, tartışmak, bunlarla ilgili farklı fikirler varsa bunlardan karşılıklı faydalanabilmek ve bu meseleleri çözüp Türkiye’nin yoluna devam etmesi gerektiğine de inanıyorum.”

Cumhurbaşkanlığı makamındaki bir kişi olarak Türkiye’nin meselelerini görmezlikten gelen bir durumda olmadığını vurgulayan Gül, Türkiye’nin hükümetler üstü meseleleriyle yakından ilgilenmenin de kendisinin görevi olduğunu belirtti. Gül, şöyle konuştu:

”Bu meseleleri görmez, kapının arkasına saklar, halının altına süpürürsek gelecek nesillerimize bunları yük olarak taşırız. Bugün karşılaştığımız bir çok meselenin daha önceki yıllarda daha kolay çözülebileceği kanaatindeyim. O zaman demek ki şartlar müsait olmamış. Bundan hiç kimseyi suçluyor değilim, yanlış bir anlaşılma olmasın. Ama bir gerçeği söylüyorum ki problemler küçükken, çok şüyu bulmadan, toplumu artık taraflara ayırmadan eğer ele alınır, gerçekçi, realist, modern dünyanın ulaştığı bir seviye dikkate alınarak çözülürse bundan o ülke, o toplum karlı çıkar. ‘Aman bunları saklayalım, konuşmayalım’ dediğimiz andan itibaren de gelecek nesillerimiz çok daha kronikleşmiş bir şekilde problemlerle yüz yüze gelir.”  

Herkesin birbiriyle uğraştığı ve birbirine karıştığı bir dünyada meselelerin ülkelerin kendi inisiyatifleriyle çözülmesi gerektiğini vurgulayan Gül, bunun yanlış tarafa çekilmemesini isteyerek, yakın geçmişe bakıldığında neler olduğunun hatırlanacağını belirtti. 

Cumhurbaşkanı Gül, ”Bizlerin bunları büyük milli meseleler olarak görmesi lazım. Bu meselelerde başta siyasi partilerimiz olmak üzere, Türkiye’nin entelektüelleri, bilim adamları, önemli sivil toplum kuruluşları, önemli şahsiyetleri, büyük iş adamlarının bütün bunlara kafa yorması gerekir ve bunları yapıcı bir şekilde ele alarak götürmemiz gerektiği kanaatindeyim”diyerek, Mehmet Akif Ersoy’un, ”Geçmişten ders almamış oluruz. Eğer ders alsaydık tarih tekerrür eder miydi?” ifadelerini hatırlattı. 

Dünyanın geldiği noktada Türkiye’nin ve diğer ülkelerin şeffaflaşmasının kaçınılmaz olduğunu anlatan Gül, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin ülkesinin kıymetini bilmesi, birbirine saygı ve sevgi göstermesi gerektiğini vurguladı. 

Türkiye’deki farklılıkların, zenginliklerin ayrışma unsuru olarak görülmemesini isteyen Cumhurbaşkanı Gül, ”Yoksa bunların acısını hep beraber çekeriz. Benim bu konulardaki hassasiyetim gayet açıktır. Aslında hepimizin hassasiyetinin aynı olduğu kanaatindeyim ama ifade ederken bazen yapıcı mı ifade ediyoruz yoksa yapıcı olmayan bir şekilde mi bu konular ifade ediliyor? Meselenin burada olduğunu düşünüyorum. Yoksa bu ülkenin siyasi partilerinin de kurumlarının da çok büyük bir kısmının temel meselelerde mutabakat içerisinde olduğuna inanıyorum ama çeşitli anlayışlar yüzünden bu konular ifade edilirken farklı ifade ediliyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasını iş adamlarına başarılar dileyerek tamamladı. Meclis toplantısının ardından Gül, ASO yönetiminin verdiği yemeğe katıldı.