ASO GÜNDEM TOPLANTILARININ 7.’Sİ BDDK BAŞKANI TEVFİK BİLGİN’İN KATILIMIYLA YAPILDI - Ankara Sanayi Odası

ASO GÜNDEM TOPLANTILARININ 7.’Sİ BDDK BAŞKANI TEVFİK BİLGİN’İN KATILIMIYLA YAPILDI


ASO GÜNDEM TOPLANTILARININ 7.’Sİ BDDK BAŞKANI TEVFİK BİLGİN’İN KATILIMIYLA YAPILDI
 
Bankacılık Düzenleme    ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, bankacılıkta aktifin yüzde 47’sini oluşturan kredilerde, son dönemde bir hareketlenme görülse de Ekim-2008-Ekim 2009 döneminde kredilerin sadece yüzde 1 oranında arttığını kaydetti.
 
Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) ”ASO Gündem Toplantıları”nın yedincisi, Bankacılık Düzenleme BDDK Başkanı Tevfik Bilgin’in katılımıyla yapıldı. Toplantıda önce Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir bir değerlendirme yaptı, ardından Tevfik Bilgin sanayicilere hitap etti.
 
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir ASO Gündem Toplantısında yaptığı konuşmada, sanayicilerin sorunlarına değindi.
Özdebir, kredi ihtiyaçlarını karşılayabilecek olan Kredi Garanti Fonu konusundaki sorunların bir önce çözülmesini istedi.
 
Kredi sorunlarını çözebilecek Kredi Garanti Fonu’nun yeniden yapılandırıldığını belirten Özdebir, bu konuda şunları söyledi:
”Reel sektörün 2008 yılının başından beri en önemli sorunlarında biri, teminatlarımızın yetersizliğiydi. Bu hızlı büyüme karşında vermiş olduğumuz teminatların artık iş hacmimize yetişememesiydi. Bu kriz, yanında başka bir şeyi daha getirdi. Teminatlar da çok ciddi oranda değer kaybettiler. Sektörlerle yaptığımız görüşmeler sonucunda teminatların 3’te 1 oranında değer kaybettiği gözüküyor. Bu dönem içerisinde bu teminatların durumu ne olacak? Bu dönemde, bizim ihtiyaçlarımızı karşılayacak olan Kredi Garanti Fonu maalesef 1 yıl geçmesine rağmen, yeni düzenlemeyle ilgili Kredi Garanti Fonunda herhangi bir uygulama olduğundan benim haberim yok.
 
Kredi Garanti Fonunda devlet tahakkukta bulunuyor, gerekli hukuki altyapıyı oluşturuyor ama bir taraftan Bankalar Birliği, bir taraftan Kredi Garanti Fonu ve Hazine, aralarındaki birtakım kişisel anlaşmazlıklardan dolayı bu fon henüz çalışabilmiş değil.”
 
Bir yaraya zamanında müdahale edildiğinde çok çabuk iyileştiğini, zamanında müdahale edilmediği takdirde tedavinin ağırlaştığını anlatan Özdebir, bu konuda yetkililerin çok hızlı davranmaları gerektiğini kaydetti.
 
Özdebir, küçük ve orta boy işletmelerin kredi girişimlerinde, krediye erişmek ve maliyetler konusunda hala çok ciddi sıkıntılar yaşadıklarını söyledi. Yüzde 23-24 maliyetlerle kredi alan sanayi işletmeleri bulunduğunu kaydeden Özdebir, bunun ”sen muhtaçsın, bana mahkumsun, bu şartlarda işine gelirse” demekten başka bir şey olmadığını dile getirdi.
 
Özdebir, ”Faizlerin bu kadar düştüğü bir dönemde bu kadar yüksek risk primleri konularak reel sektöre para satılması etik değil” dedi.
ASO Başkanı, bankacıların, kriz döneminde sektöre yeterince destek olmadıklarını da söyledi.
 
Bankacılık Düzenleme BDDK Başkanı Tevfik Bilgin konuşmasında, bankacılık sistemine değinerek, sektörde geçen yıllarda görülen büyüme rakamlarının bu dönemde görülmediğini, sektörün Ekim 2008-Ekim 2009 döneminde aktif toplamının sadece yüzde 11 oranında büyüdüğünü söyledi.
 
Bankacılık sisteminin en büyük kaleminin krediler olduğunu vurgulayan Bilgin, ”Aktifin yüzde 47’sini oluşturan kredilerde, son dönemde bir miktar hareketlenme görsek de Ekim 2008-Ekim 2009 döneminde krediler sadece yüzde 1 oranında artmıştır. Ekim 2009 sonunda krediler toplamı 377 milyar liradır” diye konuştu.
 
Ekim 2009 sonunda 377 milyar lira olan kredilerin yaklaşık 1,5 ay sonra 11 Aralık 2009 tarihinde 390 milyar liraya yükseldiğini kaydeden Bilgin, ”Ekim 2008’den, Ekim 2009’a kadar yüzde 1 artan krediler 41 günde yaklaşık yüzde 3 oranında artmıştır” dedi.
 
Bilgin, 2010 yılında sektörde kredi büyümesinin 2009’a göre daha güçlü olmasını ve yüzde 10-15 arasında gerçekleşmesini beklediklerini ifade etti.
 
  Tevfik Bilgin, 2010 yılına ilişkin en önemli riskin kredi riski olduğunu, kredilerde takibe dönüşüm oranlarının bir miktar daha artması beklentisi bulunduğunu kaydetti.
Bilgin, Ankara Sanayi Odası’nda (ASO) yaptığı konuşmada, küresel ekonomide toparlanmayla ilgili bazı sinyallerin daha belirgin hale geldiğini, ancak toparlanmanın zamana yayılacağını ve çok hızlı olmayacağını söyledi.
 
Reel sektörün finans sektöründen, finans sektörünün de reel sektörden bir şeyler beklediğini, bir kısır döngü bulunduğunu kaydeden Bilgin, çözümün, bu iki beklentiyi karşılayacak, katalizör rolü görecek Kredi Garanti Fonu benzeri hızlandırıcı etkili enstrümanlar olabileceğini belirtti.
 
”Krizin şu anda şekil ve yer değiştirdiğini” belirten Bilgin, global bir oyuncu olan ve global dalgalanmadan doğrudan etkilenen Türkiye’nin bazı makro verilerinde sıkıntılı ancak, bazı göstergelerde oldukça iyi olduğunu, ”her an harekete geçmeye hazır, genç ve değişime uyumlu dinamik nüfusunun Türkiye’nin farkı” olduğunu söyledi.
 
Türkiye’nin en önemli farkının ”bankacılığı” olduğunu da vurgulayan Bilgin, bazı eleştiriler olsa da bankacılık sisteminin Türkiye’de de global depremin etkisini azalttığını ifade etti.
 
”Bankacılık sisteminde bir sorun yaşasaydık dinleyicilerin herhalde bir kısmı burada olamazdı. Bankacılık sistemindeki sorun genel makro dengesizliklere büyüteç etkisi yapabilirdi” diyen Bilgin, sanayicilere, ”ödediğiniz vergilerden bir kuruş bile bu defa bankalara gitmedi” dedi.
 
Türk bankacılık sisteminde, Ekim 2009 tarihi itibarıyla sektörün 795 milyar lira büyüklüğe ulaştığını, bunun GSMH’nin yüzde 80’i olduğunu anlatan Bilgin, buradaki en küçük rahatsızlığın ekonomiyi doğrudan etkileyebileceğine işaret etti.
 
Sistemin kriz döneminde özellikle Lehman Brothers’ın iflası sonrasında şaşkınlık yaşadığını, Eylül 2008 sonrası özellikle 2009 yılının ortasına kadar bankacılığın mevcudu koruma şeklinde ihtiyatlı strateji izlediğini anlatan Bilgin, geçen yıllarda görülen büyüme rakamlarının da bu dönemde görülmediğini söyledi.
 
-”CEZA, İYİ GÜNLERDE BU BANKALARLA ÇALIŞMAMAK OLUR”-
 
Sektörün Ekim 2008-Ekim 2009 döneminde aktif toplamının sadece yüzde 11 büyüdüğünü belirten Bilgin, ”Bankacılık sistemimizin en büyük kalemi kredilerdir. Aktifin yüzde 47’sini oluşturan krediler, Ekim 2008-Ekim 2009 döneminde krediler sadece yüzde 1 oranında artmıştır. Ekim 2009 sonunda krediler toplamı 377 milyar liradır. Normal dönemlerde, kredilerin ortalama büyüme hızı yüzde 20-25 düzeyindedir. Ama 1 yılda krediler maalesef aynı yerde kalmış diyebiliriz” diye konuştu.
 
Kriz döneminde ilk aylarda bazı bankaların aşırı tedirginliği, tecrübesizliği, az da olsa bazı kriz görmemiş genç şube müdürlerinin reel sektör firmalarını olumsuz etkilediğini kaydeden Bilgin, bu noktada kredileri hızla gereksiz yere geri çağıran, vadesi gelmemiş çekleri vadesinden önce tahsile koyan, aldığı aksiyonlarla diğer bankaları da hızlı harekete geçmek zorunda bırakanları kendilerinin de eleştirdiğini, bunlara verilecek cezanın, ”iyi günlerde bu bankalarla çalışmamak olacağını” anlattı.
 
Bilgin, 377 milyar lira civarındaki kredilerin yüzde 46’sının ticari ve kurumsal yani büyük krediler olduğunu, yüzde 33’ünün bireysel, yüzde 21’inin ise KOBİ kredilerinden oluştuğunu belirtti.
 
Ekim 2009 sonunda 377 milyar lira olan tutarın yaklaşık 1,5 ay sonra 11 Aralık 2009’da 390 milyar liraya yükseldiğini anlatan Bilgin, ”Ekim 2008’den Ekim 2009’a kadar yüzde 1 artan krediler, 41 günde yaklaşık yüzde 3 oranında artmıştır. Bu sevindirici bir gelişme. Bu değişimin 3,3 milyar lirası bireysel krediler, 9,7 milyar lirası kurumsal kredilerden gelmekte. Beklentimiz, söz konusu trendin 2010 yılında da devam edeceği. Tahminimiz 2010 yılında da ihtiyatlılığın esas olacağı, ancak bunun ihtiyatlı bir iyimserlik şeklinde devam edeceğidir. 2010 yılında sektörde kredi büyümesinin 2009’a göre çok daha güçlü olması ve yaklaşık yüzde 10-15 arasında gerçekleşmesini bekliyoruz” diye konuştu.
 
Sektördeki kredilerin yüzde 60’ının kısa vadeli krediler olduğuna işaret eden Bilgin, bankaların mevcut müşterilerle yola devam ettiğini, tamamen sırtlarını dönmediklerini, ortalık toz dumanken mevcut kredileri olabildiğince yenilediklerini de söyledi.
 
Bilgin, 23 Ocak 2009’da Karşılıklar Yönetmeliği’ni değiştirdiklerini, yönetmeliği yumuşattıklarını belirterek, amaçlarının kredilerini 1 gün bile aksatan bir firma varsa, bankalarla oturup diyalog içinde bunları yeniden yapılandırmaları olduğunu belirtti. ”Bunu iyi ki yapmışız” diyen Bilgin, ”Türk bankacılık sisteminde Eylül 2009 itibariyle 685 bin 236 müşteri yeniden yapılandırılmış. Bu, Ocak 2009-Eylül 2009’a kadar bizim yönetmeliğimizin etkilediği müşteri sayısı… 8,9 milyar liralık bir kredinin yeniden yapılandırılması söz konusu” dedi.
 
Bilgin, kriz döneminde birçok paket açıklandığını, ancak en etkin paketin bu paket olduğunu belirterek, ”Çünkü sizin doğrudan bankalarla ilişkilerinize müdahale eden bir yaklaşımdır. İstanbul ve Anadolu yaklaşımından sonra, adı konulmamış ama bu da Türkiye yaklaşımı olarak adlandırılabilir” diye konuştu.
 
Bilgin, bu yönetmeliğin süresinin 2010 yılı Mart ayında dolacağını hatırlatarak, uzatılması konusundaki tavsiyelerin kendilerine yön vereceğini söyledi.
 
-”KRİZ DÖNEMİNDE EN OLUMSUZ ETKİLENENLER KOBİ’LER”-
 
Sektör bilançosunda Ekim 2008’de takibe dönüşüm oranının yüzde 3,2, bu oranın Ekim 2009’da yüzde 5,4 olduğunu anlatan Bilgin, takip oranının beklentilerinin altında kaldığını belirtti. Takip oranının KOBİ kredilerinde yüzde 7,8, bireysel kredilerde yüzde 6, kurumsal kredilerde yüzde 3,2 olduğunu anlatan Bilgin, kriz döneminde en olumsuz şekilde KOBİ’lerin etkilendiğini vurguladı.
 
Bilgin, kriz döneminde Türk bankacılık sisteminin elde ettiği kıt kaynakları önemli ölçüde DİBS’lere plase ettiğini, Ekim 2008’den Ekim 2009’a gelindiğinde buradaki artışın yüzde 33 olduğunu, 62 milyar liralık finansmanın DİBS’lere gittiğini anlattı. BDDK Başkanı, bu dönemde mevduatın da çok artmadığını, aynı dönemde mevduatın 58 milyar lira arttığını, bir anlamda bankaların topladıkları mevduatı DİBS’lere yatırdığını, bankaların likit kalmayı ve risksiz enstrümana yönelmeyi tercih ettiğini kaydetti.
 
Türk bankacılık sisteminin içinde bulunduğu ve geleceğe yönelik risklere de değinen Bilgin, ”2010 yılına ilişkin en önemli risk bize göre kredi riski. Kredi riskinden kastımız takibe dönüşüm oranlarının bir miktar daha artma beklentisi. Bir bankanın kredi portföyünü en iyi o banka bilir. Dolayısıyla Türk bankacılık sisteminin ortalamasından sapacağını tahmin eden bankalar varsa bugünden tedbirlerini almalarında yarar var” diye konuştu.
 
Türk ekonomisinin en önemli sorununun tasarrufların yetersizliği olduğunu dile getiren Bilgin, bunun uzantısı olarak mevduatın yetersiz olmasının yanı sıra vadesinin de çok kısa olduğunu vurguladı. Sistemde toplam 501 milyar lira mevduat bulunduğunu kaydeden Bilgin, bunun yüzde 91’inin üç aydan kısa, ortalama 31 gün vadeli olduğunu anlattı.
 
Mevduatın krediye dönüşüm oranının yüzde 82 düzeyinde bulunduğunu da anlatan Bilgin, bu oranın krizden önce yüzde 89 olduğunu, aradaki farkın DİBS’lere yatırım anlamında kullanıldığını söyledi.
 
-”SADECE BANKACILIĞIN KAYNAKLARIYLA ÜLKE BÜYÜTÜLEMEZ”-
 
Sadece bankacılığın kaynaklarıyla bu ülkenin potansiyeline yetişilemeyeceğini, sadece bankacılıkla bu ülkeyi büyütemeyeceklerini vurgulayan Bilgin, ”Türk ekonomisinin büyümesi için finansın içindeki diğer oyuncaların büyümesi, tahvil piyasasının, sigortacılığın ve yatırım fonlarının geliştirilmesi gerektiğini, uzun vadeli kaynak temininin de bu şekilde olacağını” anlattı.
 
Türk bankacılık sisteminin avantajlı yönleri de bulunduğunu belirten Bilgin, en önemli avantajın yüksek sermaye olduğunu, şu anda ortalama yüzde 20,4 sermaye yeterlilik rasyosu olduğunu, Latin Amerika, batı Avrupa ve Asya ülkelerinin tamamından yüksek bir orana sahip bulunduklarını söyledi.
 
Türk halkının toplam yükümlülüklerinin (bireysel krediler vs) GSMH’ya oranının yüzde 14 olduğunu, bu oranın AB’ye üye 27 ülkede ortalama yüzde 56, İspanya’da yüzde 80’e ulaştığını kaydeden Bilgin, oranın düşüklüğünün Türk bankacılık sistemini bu dönemde rahatlattığını söyledi.
 
-FAZLA LİKİDİTE 20 MİLYAR LİRA DÜZEYİNDE-
 
Krizden önce yürürlüğe koydukları likidite yönetmeliğinin krizin en canlı günlerinde bile sektörün rahat etmesini sağladığını belirten Bilgin, likidite yükümlülüklerinin haricinde bankaların tuttuğu fazla likiditenin yaklaşık 20 milyar lira düzeyinde kaldığını kaydetti. Bilgin, bir nevi atıl olan bu paranın krizin şiddetinin azaldığı dönemlerde reel sektörün itici gücü olacağını, fonlamada kullanılacağını söyledi.
 
Türk bankacılığında şubeciliğe önem verildiğini de dile getiren Bilgin, müşterilerin yakından tanındığını, batıdaki gibi uzaktan rakamlar üzerinde işlem yapılsa farklı aksiyonlar çıkacağını ifade etti.
 
-BANKALARIN 2009 YILI 10 AYLIK KARLARI 17,4 MİLYAR LİRA-
 
Bankaların 2009 yılının 10 ayındaki karlarının 17,4 milyar lira olduğunu, bu rakamın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 46 oranında artış gösterdiğini belirten bilgin, yıl sonunda bu rakamın 20 milyar lira düzeyinde gerçekleşmesini beklediklerini söyledi. Bilgin, bu karda Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinin etkisinin görüldüğünü belirtti. Bilgin, yıl sonunda yaklaşık 20 milyar lira kar etmesini bekledikleri bankaların devlete 4 milyar lira vergi vereceklerini de kaydetti.
 
-”KAR DAĞITIMINDA HASSASIZ”-
 
Bankaların bu yıl gösterdiği performansın bundan sonraki birkaç yılda yakalanmasının çok düşük olduğunu belirten Bilgin, ”Elimizdeki varlığın farkındayız ve bunu kaybetmek istemiyoruz. Bu nedenle kar dağıtımında hassasız. Geçtiğimiz 2 yılda olduğu gibi bu yıl da kar dağıtmak isteyen her bankanın bizim görüşlerimizi almasında büyük yarar var” diye konuştu.
 
Bilgin, 2010’da sektör karlılığının düşeceği, bankacılık yapmanın zorlaşacağı uyarısında bulundu.
 
Yabancı sermayeli bankaların, kar dağıtımı konusundaki hassasiyetlerine önem vereceklerine inandığını belirten Bilgin, ”Dünyaca ünlü büyük bir bankanın, toplam aktiflerinin yalnızca yüzde 1’i Türkiye’de. Ama Eylül 2009 itibarıyla karının yüzde 42’si Türkiye’den. Dolayısıyla böylesine özellikli bir dönemde bu ülkede elde edilen karın bu ülkede değerlendirilmesi ve daha da iyisi sizlere kredi olarak verilmesini beklemek ve gerekirse bunu sağlamak bizim görevimiz” dedi.
 
Krizin bazı dersler alınmasını sağladığını da belirten Bilgin, teminat bankacılığının yani gayrimenkul üzerine kurulu bankacılığın üzerinden gidilmesi gerektiğini ifade etti. Kriz döneminde bu teminatların düşerek bankaların ellerinde kalabildiğini belirten Bilgin, teminatın ne olması gerektiği gibi konularda çalışma yaptıklarını söyledi. Bilgin, 2011 yılında uygulanması muhtemel olan Basel 2 ilkeleri geldiğinde bu konunun zaten değişeceğini ama teminat konusu üzerinde durulması gerektiğini söyledi.
 
Türev ürünler ve bankacılıkta lisans konusunda hassasiyetlerinin devam edeceğini kaydeden Bilgin, bir banka büyüdükçe sorunların da büyüdüğünü, ”ölçek ekonomisi, bankalarda büyüklük ne olmalı, nereye kadar gitmeli” konusunun çok iyi analiz edilmesi gerektiğini belirtti.
 
Krizden çıkış sürecinde Türkiye bankacılığının büyük rol oynayacağını kaydeden BDDK Başkanı, ”Son yapılan Dünya Bankası’nın analizine göre Doğu Avrupa ülkeleri arasında krizden en hızlı çıkacak ülke Türkiye’dir. Güçlü sermaye yapısı, OECD ülkeleri arasında yardım almamış tek ülke bankacılığı olması ve en şeffaf bilançolara sahip olması sebebiyle bu çıkışta sektör olarak bankacılarımızın sizlere destek olacağına inanıyorum. Bu hassas dengenin bozulmaması için de herkesin, bankacıların çok dikkatli olması gerekiyor” diye konuştu. Bilgin, konuşmasını şöyle tamamladı:
”Bankacıların işi sizin önünüzü açmak, sizin işiniz üretim yapmak. Bazı esnaf ve sanayicilerin 2008- 2009 yıllarında ellerindeki yedek akçeleri sonuna kadar kullanarak bugüne kadar idare ettiklerini, hatta ticari itibar gereği evine, arabasına haciz gelenlerin bunu duyurmamak için uğraş verdiklerini biliyorum. Az bir işletme sermayesi ile harekete geçecek, çarkı döndürebilecek firmalarla artık ayakta duramayacak, uzatmaları yaşayan firmaları ayırt etmenin de bankaların birincil görevi olduğuna inanıyorum. Sizlerin sağlıklı olması bankaların sağlıklı olmasıdır. Öncelik sizlerin sağlıklı olması, bunun yansımalarını da bankalarda görmek istiyoruz.”
 
-BDDK BAŞKANI BİLGİN, SORULARI YANITLADI:
 
  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, Çek Kanunuyla ilgili yapılacak en önemli işin Merkez Bankası’ndaki risk santralinin özelleştirilmesi olduğunu, bu birimin devletin eşliğinde özel sektörün yönetiminde bulunması gerektiğini söyledi.
 
BDDK Başkanı, ASO’da yaptığı konuşmanın ardından sanayicilerin sorularını yanıtladı.
 
”Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelere (KOBİ) az faizle uzun vadeli kredi verilebilir mi?” sorusu üzerine Bilgin, KOBİ’lerin aldığı kredilerin yetersiz olduğunu söyledi. Bilgin, özellikle kriz döneminde enerji sektörü başta olmak üzere biraz ratingi yüksek firmaların peşinden bankacıların koştuğunu ve bunun krizin gelişimine paralel bir resim olduğunu ifade etti.
 
Bilgin, ”Kredi Garanti Fonu”na ilişkin bir soru üzerine, bu yılın başında Kredi Garanti Fonu’yla ilgili girişimlerde bulunduklarını belirterek, şöyle konuştu:
”Daha sonraki gelişmelerde biz olmadık. Ama biz Kredi Garanti Fonu işlerse bu yüzde 65’lik hazine teminatı olan kısımda sermaye yeterliliği tutmayın dedik. Şu an minimum yüzde 12. Bu bankalar için büyük bir avantaj. Kredi Garanti Fonu kapsamında bir krediyi kullandırsa 100 liralık kredinin 65’i karşılığında atıl para tutmayacak. 35’i karşılığında yüzde 12 sermaye tutacak. Bu aslında maliyetleri de indirmekte. Biz de bir an önce işlemesini bekliyoruz.”
 
Bilgin, bir soru üzerine, ATM ücreti, para nakil ücreti ya da faiz uygulamalarında tam maliyet gibi konularda genelge yayımladıklarını, ancak uygulamanın tamamen bankanın etik anlayışıyla ilgili olduğunu söyledi.
 
Bankacılığın artık 1990-2000 yılları arasında yapılan bankacılık olmadığını belirten Bilgin, bir bankanın aynı işlemden 5 lira alırken diğer bankanın 40-50 lira almasının mantığı bulunmadığını, uyumu sağlayacak kurumun da Bankalar Birliği olduğunu anlattı.
 
Basel 2’ye ilişkin bir soru üzerine Bilgin, Basel 2 kriterlerine bu krizden önce geçileceğini, gerekli tüm adımların atıldığını kriz nedeniyle ertelendiğini söyledi. Bilgin, ”Krizden önce bunu ertelemenin doğru olacağını düşündük. Çünkü Basel 2’de bazı eksiklikler var. Örneğin likiditeye çok fazla değinilmemiş. Muhtemeldir ki ya Basel 2,5 ya da Basel 3 çıkacak. Şu anda gelişmiş tüm ülkeler ve G20 bunun üzerinde çalışıyor” diye konuştu.
 
Basel 2’ye geçilmesiyle beraber rating işini belli standartlarda firmaların yapacağını, bunlara yetki verme yetkisinin de BDDK’da olacağını ifade eden Bilgin, bu konuda da çok hassas olduklarını söyledi.
 
-”TÜRKİYE BANKALARINI TERCİH EDİN”-
 
”Mevduatımızın olduğu banka batarsa ne yapacağız. Bizden teminat istiyorlar, onlar ne teminat verebilir?” sorusu üzerine Bilgin, şöyle konuştu:
”Banka batarsa ne yapacağız? Bu bizim hiç konuşmadığımız bir ifade, saklı, gizli bir ifade ‘batma’ ifadesi. 49 bankamız var. Zamanında 80 kusurdu. Elene elene 49 oldu. Şu anda dünyada paranızı nereye yatırmak istersiniz derseniz bence Türkiye bankalarını tercih edin derim. Şunu da söylüyorum, örneğin yabancı bir ülkede merkezi olup, biz de bankası olan bankalar varsa aynı isim veya farklı isim kullansa bile Türkiye’deki bankaya yatırın. Bizdeki bankalar oldukça şeffaf. Bundan 3 sene evvel aldığımız tedbirler nedeniyle çok sıktık. O sıkılığın verdiği rahatlıkla hareket ediyorlar. Yığınakları var ve o yığınakla hareket ediyorlar. İçiniz rahat olsun.”
 
Çek Kanunu’na ilişkin bir soru üzerine ise bununla ilgili değişiklikleri izlediklerini, reel sektördeki güven bunalımının bankalara yansıdığını belirten Bilgin, şöyle konuştu:
”Çek Kanunuyla ilgili yapılacak en önemli iş, Merkez Bankasındaki risk santralini yani sizin kara liste dediğiniz çekteki, senetteki sorunlu durumları tutan o birimin bir şekilde özelleştirilmesi lazım. Özelleştirmeden kastım bunu özel sektöre verip belli kurallarda BDDK’nın veya Merkez Bankası’nın yönetimde temsil edildiği, üyelerinin olduğu bir yapıyla özel sektörde olacak. Özel sektör bunu çok daha etkin izleyecektir. Sizlerin de katkınızla…
 
Siz yıllardır her işinizi düzgün yapan bir firmasınız. Zamanında ödemişsiniz. Burada bankanın size uygulayacağı faiz oranı bankanın daha düşük olmalı. Sair firmalar varsa onlara daha farklı bir faiz oranı uygulamalı. Ceza mekanizması uygulamalı. Burada da yapılan budur. Bizim burada isteğimiz ilgili bakanlıklarla da konuşuyoruz, böyle bir gelişme de olacak. Risk santrali kesinlikle özel sektörün yönetiminde olmalı, devletin eşliğinde.”
 
”Dünyada likidite geri çekilmeye başlandığında Türkiye’de kredilerin etkilenme ihtimali var mı, 2010 yılında reel sektörü bekleyen en önemli riskler nelerdir?” şeklindeki bir başka soruya, Türkiye’yi diğer ülkelerden ayıran en temel özelliğin devletin bankalara yardım yapmaması olduğu yanıtını verdi.
 
Bu dönemde bankacılık anlamında kurum olarak paranın dışarı gitmesine izin vermediklerini hatırlatan Bilgin, bu anlamda bankaların likidite olarak ödeyeceği bir meblağ olmadığını, dolayısıyla ortam sakinleşince bu paranın reel sektöre gideceğini kaydetti.