ASO 49. YIL BAŞARI ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU… - Ankara Sanayi Odası

ASO 49. YIL BAŞARI ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU…

    27 Aralık 2012

Ankara Sanayi Odası 49. Yıl Başarı Ödül Töreni, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla yapıldı. (27 Aralık 2012)
 
 
Törene, Başbakan Erdoğan’ın yanı sıra   Ekonomi Bakanı Zafer Çağlağan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, bazı milletvekilleri, bürokratlar ve çok sayıda sanayici katıldı.
 
 
ASO 1. OSB’de gerçekleşen ödül töreninde 49 başarılı sanayiciye kurumlar vergisi, gelir vergisi, İhracat ve Ar-Ge ödülleri verildi. 
 
  
 
ASO Başkanı Nurettin Özdebir toplantının açılışında yaptığı konuşmada;
“Yerli üretimi desteklemek için kamu alımlarında yüzde 15 fiyat dezavantajı durumunda bile yerli ürünlerin tercih edilmesi gerektiği konusunda yayınladığınız üç genelgeye rağmen, kamu kuruluşları direniyor” dedi.

Giderek artan rekabet ve daralan pazar koşullarında, düşük kar marjlarına rağmen yatırım ve üretimlerine devam eden, ihracat yapıp istihdam yaratan tüm sanayicilerin ödülü hakettiğini vurgulayan Özdebir, çünkü yatırım ortamını iyileştirmek ve iş yapmayı kolaylaştırmak için atılan birçok adıma rağmen, sanayinin rekabet gücünü olumsuz etkileyen mevzuatın varlığını sürdürdüğünü ifade etti.

Bu mevzuata, avukat, yeminli mali müşavir, mühendislerin zorunlu istihdamı, bu istihdama yüksek asgari ücret tarifelerinden ödeme yapma zorunluluğu, katı iş güvencesi yasası ve kıdem tazminatını örnek gösteren Özdebir, “Bu nedenle, sanayimizin rekabet gücünü artıracak, üretim ve yatırım ortamını iyileştirecek, istihdam artışını destekleyecek, iş yapmayı kolaylaştıracak reformlara devam edilmesi gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.
 
Özdebir, 2012’nin hem reel sektör hem de ekonomi yönetimi için zor bir yıl olduğuna işaret eden Özdebir, şunları kaydetti: “Ekonomi yönetimi, 2010 ve 2011’deki yüksek büyüme hızlarının neden olduğu cari işlemler açığını kontrol altına almak için frene basma gereğini duymuş ve 2012 için büyüme tahminini yüzde 4 olarak açıklamış, sonra da bu tahminini aşağı doğru revize etmişti. Ancak ekonomi yönetimi frene biraz sert bastığı için bu yılı büyük olasılıkla yüzde 3’ün altında bir büyümeyle bitireceğimiz anlaşılmakta.  Büyüme hızındaki bu düşüş reel sektör üzerinde de bir baskı oluşturmuştur. Zayıf iç talep koşulları ve en büyük ihracat pazarımız AB’deki durgunluk, sanayimizi de olumsuz etkilemiş, Ekim ayı sonu itibariyle sanayi üretimindeki yıllık artış yüzde 3’ün altında kaldı.”

ASO olarak cari işlemler açığını azaltmak için büyümeden feragat etmek yerine, açığın yapısal nedenleri üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini düşündüklerini belirten Özdebir, özellikle yeni teşvik sisteminin bu konuda etkili olacağına inandıkları ifade etti.


Özdebir, cari işlemler açığını kapatmak için tüketim kültürünün değişmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Avrupa Birliği’nde durgunluğun devam ettiği ve ülkelerin açık ya da gizli yöntemlerle korumacı politikalara başvurduğu bir ortamda iç pazarımızı kıskançlıkla korumamız gerekmektedir” dedi.

Yerli üretimi desteklemek için kamu alımlarında yüzde 15 fiyat dezavantajı durumunda bile yerli ürünlerin tercih edilmesi gerektiği konusunda yayınlanan 3 genelgeye rağmen kamu kuruluşlarının direndiklerinden ve ithal ürünlere yöneldiklerinden yakınan Özdebir, “Cari işlemler açığını kapatmak için kamu kurumları ve özel sektör işbirliği yapmalı. Bizce, Savunma, Ulaştırma ve Sağlık Bakanlıklarında olduğu gibi, tüm bakanlıkların ve kamu kurumlarının görevleri arasına ‘yerli sanayiyi korumak ve kollamak’ görevi de eklenmeli. Kamu ihalelerinde amaç sadece mal ve hizmeti en ucuza almak olmamalıdır. Kamu ihaleleri, ekonomik ve sosyal politika aracı olarak da kullanılmalı, yerli katma değer üreten ya da teknoloji geliştirme potansiyeli yüksek olan sektörlerin desteklenmesi de göz önünde tutulmalı” diye konuştu.  

Odanın girişimleri sonucu Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın Ankara’daki metro araçları ihale şartnamesine yüzde 51 yerli katkı oranı şartı koyduğunu anımsatan Özdebir, “İstanbul, Konya ve Malatya’da raylı taşıma ihaleleri yapıldı. Önümüzdeki günlerde başka illerimizde de ihaleler yapılacak. Biz bu raylı ve toplu taşıma sistemlerini yüzde 100 yerli yapmaya da talibiz” dedi.

“2023 hedeflerine ulaşmak için sanayimizin finansmana erişim sorunu çözülmelidir. Bankalar sanayimizi finanse ederken nazlanmakta, yüksek kredi faizleriyle kredi kullanımını imkansız hale getirmektedir” diyen Özdebir, bankaların reel sektörün bu ihtiyacı karşısında daha hassas davranması gerektiğini dile getirdi.

Nurettin Özdebir, kamu kurumlarının, özel sektörün alacaklarını zamanında ödemesini beklediklerini ifade etti.  Özellikle ilçe belediyelerinin, ileride çok ihtiyaç duyulacak değerli tarım arazileri üzerinde “sanayi lekeleri” oluşturarak düzensiz sanayi yapılaşmasına yol açtığı eleştirisinde bulunan Özdebir, “Sanayi Bakanlığından özel izin almış olanlar hariç, küçük sanayi siteleri ve OSB’ler dışında sanayileşmeye izin verilmemeli, değerli tarım arazileri ve ana arterler üzerinde sanayi lekesi oluşturarak rant yaratma girişimleri sıkı bir biçimde denetlenerek engellenmelidir” dedi.  Özdebir, vasıfsız eleman sıkıntısının bir başka lüks olduğuna vurgu yaparak, bazı insanların, çalışarak ekmeklerini kazanmak yerine aile desteği ya da sosyal yardımlarla yetindiğini, katkılarını toplumdan esirgediklerini söyledi. Özdebir, “Bizce bu bir israftır ve Türkiye bu israf lüksünü kaldıracak kadar zengin değildir” diye konuştu.
 
Özdebir’in açılış konuşmasından sonra ödül törenine çekildi. Törende, 2012 yılında Gelir İdaresi Başkanlığı verilerine göre vergi mükellefiyeti Ankara’da bulunan kurumlar vergisi rekortmeni 14, gelir vergisi rekortmeni 1, Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri verilerine göre merkezi ve üretimi Ankara’da bulunan ve en çok ihracat gerçekleştiren 25, Türk Patent Enstitüsü verilerine göre Ankara’da patent alan 9 kuruluşa ödül verildi.

 
Kurumlar vergisi birincisi TÜPRAG Metal Madencilik AŞ, gelir vergisi birincisi Ertunç Özcan, ihracat birincisi MAN Türkiye AŞ, Ar-Ge birincisi Türk Traktör ve Ziraat Makineleri AŞ’nin ödüllerini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan verdi.
 

 
Kurumlar vergisi alanındaki diğer ödülleri Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ihracat ödüllerini Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ile Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Ar-Ge ödüllerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik takdim etti.
 
 

 
Törende ödüllerin dağıtılmasının ardından bir konuşma yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan   Ankara Sanayi Odası üyelerine ve 2011 yılı kurumlar vergisi, gelir vergisi, Ar-Ge ve ihracat ödülü alan tüm firma ve şahıslara Ankara’ya, Türkiye’ye yaptıkları hizmetlerden dolayı şahsı ve millet adına teşekkür etti ve başarılarının devamını diledi.
 
Başbakan Erdoğan, küresel ekonomik krizin dünya genelinde kamu borç stoklarında ciddi artışlara sebep olduğunu, Türkiye’nin ise son 10 yılda kamu borç yükünü 40 puan azalttığını belirterek, ”Biz kendimizi en kötü örneklerle kıyaslayacak değiliz, kendimizi, kendi istikametimizi dünyanın diğer ülkelerine göre belirleyecek değiliz. Bizim bir istikametimiz var, bir rotamız var. Biz, sağa sola bakmadan kilitlendiğimiz bu hedeflere doğru kararlılıkla ilerlemeye devam ediyor, devam edeceğiz” dedi.


Başbakan Erdoğan, 2012 yılının son 4 gününe girildiğini anımsatarak, önceki 9 yılda olduğu gibi bu yılı da ekonomide yeni rekorlar ve yeni başarılarla kapattıklarını söyledi. Küresel krizin dünya ekonomisini ağır bir şekilde etkisi altına aldığı bir dönemde, Türkiye’de hükümetin, pozitif bir büyümeyle, ihracatta Cumhuriyet tarihinin yeni bir rekoruyla, enflasyon ve işsizlikte en düşük oranlarla 10. yılını geride bıraktığını ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
”Ekonomide elde ettiğimiz büyük başarıda, rekor seviyelerde elbette 75 milyonun katkısı var, tamamının alın teri var. 2012 yılının bu son günlerinde 75 milyon vatandaşımızı, aziz milletimizi ekonomide kaydettiğimiz tüm başarılardan dolayı tebrik ediyorum. İşçi kardeşlerimize, memur kardeşlerimize, çiftçimize, esnafımıza, zanaatkar kardeşlerimize emeklerinden, gayretlerinden, çabalarından dolayı şükranlarımı ifade ediyorum. Ankara Sanayi Odası mensupları olarak sizlerin şahsında tüm sanayicilerimize, yatırımcı, girişimci, ihracatçı kardeşlerimize, üretmeye, ihracat yapmaya, istihdam sağlamaya devam ettiğiniz için ayrıca şükranlarımı ifade ediyor, yolunuz açık olsun diyorum.”

2008 yılının son aylarında başlayan küresel finans krizinin başta gelişmiş ülkeler olmak üzere dünya ekonomisi üzerinde ağır bir baskı oluşturmaya devam ettiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
”Dünya genelinde birçok ülkede bütçe açıkları artıyor, kamu borç stokları tarihi yüksek seviyelere ulaşıyor, merkez bankaları ne yazık ki karşılıksız para basıyor, işsizlik aynı şeklide tarihinin en yüksek oranlarına ulaşıyor. ABD’de işsizlik 2010 yılında yüzde 9.6 oranını gördü ki bu tarihinin en yüksek oranıdır. Avro Bölgesi’nde işsizlik ortalaması yüzde 10,7 ile tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. İspanya ve Yunanistan’da işsizlik yüzde 25 seviyelerine ulaştı, son İspanya ziyaretimizde buradan nasıl çıkacağız bunun düşüncesi ve bunun artık ciddi manada sorumluluğu ve yükü altında eziliyorlar, kıvranıyorlar. Türkiye olarak biz Eylül 2012 döneminde yüzde 9.1 işsilik oranıyla son yılların en düşük seviyelerinde bulunuyoruz. Birçok ülkede ücretler donduruldu, komşumuz başta olmak üzere, teşvikler kısıldı, sosyal harcamalarda kesintiye gidildi. Biz, 2012 yılında da 2013 bütçemizde de ücretler üzerinde, sosyal harcamalara üzerinde hiçbir kısıntıya, kesintiye gitmiyor, enflasyonun üzerinde artışlarla yolumuza devam ediyoruz.”

Başbakan Erdoğan, 2012 yılında küresel büyümenin yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesinin beklendiğini belirterek, ”Gelişmiş ekonomilerin ortalama yüzde 1,3 büyüyeceği tahmin edilirken, Avro Bölgesi’nin 2012 yılında yüzde 0,4 daralacağı tahmin ediliyor. Türkiye olarak biz, 2012 yılında yüzde 3,2, 2013’te yüzde 4 ve 2014 – 2015 yıllarında da yüzde 5’lik büyüme hedefliyoruz” diye konuştu. Küresel finans krizi sürecinde kamu borçlarının tarihi düzeyde arttığına dikkati çeken Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: ”ABD’de son 5 yıl içinde kamu borcunun, milli gelire oranı 40 puan artı ve yüzde 107’ye ulaştı. Bizde bazıları bu işlerin nasıl hesaplandığını bilmez. Çıkarlar, ‘bizim borcumuz şu kadar derler’, ama bunun milli gelire oranlamak suretiyle yapılacağını bilmediği için de hep açığa düşerler. Atalarımızın güzel bir ifadesi var, ‘borç yiğidin kamçısıdır’ derken oradaki yiğit, milli gelirdir. Eğer milli gelirimiz gerçekten iyiyse oradaki borcun oranı ona kıyaslandığında her şey çok açık, net ortaya çıkar. Avro Bölgesi’nde kamu borçları 27 puan arttı, yüzde 93’e ulaştı. Bu oran Japonya’da bir felaket, yüzde 237’ye, Yunanistan’da yüzde 171’e, İtalya’da yüzde 126’ya ulaştı. Bizde ise kamu borçları azalmaya devam ediyor. Son on yılda Türkiye’nin kamu borç yükünü 40 puan azalttık. 2002 sonunda yüzde 74 olan AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelire oranı bu yıl sonunda yüzde 36 civarında gerçekleşecek. Kamu borç stokunun milli gelire oranı ise 2002 yılında yüzde 61,5’ti, 2011 sonunda biz bunu yüzde 22,4’e çektik, şu anda da bu oranın yüzde 18’ler civarında olduğunu tahmin ediyoruz. Elbette biz kendimizi en kötü örneklerle kıyaslayacak değiliz, kendimizi, kendi istikametimizi dünyanın diğer ülkelerine göre belirleyecek değiliz. Bizim bir istikametimiz var, bir rotamız var. Biz, sağa sola bakmadan kilitlendiğimiz bu hedeflere doğru kararlılıkla ilerlemeye devam ediyor, devam edeceğiz.


Erdoğan, törenin yapıldığı salonda bulunan Ankara Sanayi Odası üyelerinin aşağı yukarı tamamına yakınının 10 yıl önce de sanayinin içinde olduğunu vurgulayarak, ”Şöyle başımızı iki elimizin arasına alalım, 10 yıl önceki manzarayla 10 yıl önceki atmosferle 10 yıl önceki psikolojiyle bugünküler arasında kıyas bile kabul etmeyecek farklılıklar var. Bu bütün hesaplar çok açık, net ortaya koyuyor. 10 yıl öncesini hatırlayın, her alandaki başarısızlığının yanında Türkiye’nin Türkiye ekonomisini, sanayicisinin üzerine tam anlamıyla karamsarlık, tam anlamıyla umutsuzluk hakim olmuştu” dedi.

AK Parti iktidarından önce ekonominin en büyük ve kronik sorunu enflasyonun yüzde 30’lar seviyesinde olduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
”O gün 10 yıl sonra enflasyonun yüzde 6’lara düşeceği söylenseydi açıkçası hiç kimsenin buna inanacak ne dermanı vardı ne hali vardı, paradan 6 sıfırın atılacağı söylendiğinde buna hiç kimse inanmıyordu. Hatta bazıları çıkıp, köşe yazarlarından ‘Taksim Meydanı’nda eşek gibi anırırım’ diyordu, ama bunlar anırmadı, hala vurmaya devam ediyorlar. O gün 23,5 milyar dolar seviyesinde olan IMF borçlarının 860 milyon dolara kadar gerileyeceği söylenseydi, hem de tarihin en büyük küresel krizlerinden biri devam ederken bu borcun 1 milyar doların altına düşeceği söylenseydi buna hiç kimse inanmazdı. Ve bakın bugün burada Mayıs ayında da sıfırlıyoruz, artık biz IMF ile standby anlaşması yapmıyoruz. Şu anda bizde 5 milyar dolar borç istiyorlar, şu anda teknik görüşmeleri yapıyoruz. 5 milyar dolar biz IMF’ye borç vereceğiz. Oralara geldik ve bununda yanında şu anda biz, IMF’nin 20. sıradaki ortağı durumuna yükseldik.”

27,5 milyar dolar olan merkez bankası döviz rezervinin 121 milyar dolara ulaşacağı söylenseydi buna da hiç kimse inanmayacağını dile getiren Erdoğan, ”Buyurun, şu anda bizim Merkez Bankamızın döviz rezervi 121 milyar dolara ulaştı. Bu 10 yıl içinde en başta bu umutsuzluğu, inançsızlığı, karamsarlığı ortadan kaldırdık. 10 yıl boyunca Türkiye’nin bütün meselelerini çözebileceğini, iddialı hedefler otaya koyabileceğini, bu hedeflere ulaşabileceğini gösterdik. İmkanlar, şartlar oluştuğunda, özellikle güven ve istikrar sağlandığında Türkiye evelallah hepsinin üstesinden gelebilecek ülkedir, böyle bir insan potansiyeline sahiptir, bunu da bu süre içinde göstermiştir, göstermeye de devam edecektir” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, 10 yıl önce millete, Türkiye’ye, sanayiciye ufuk çizemeyen, vizyon gösteremeyen ve sanayiciye karamsarlıktan başka bir şey veremeyenlerin bugün de 2023 hedefleri konusunda sadece karamsarlık pompalamaya çalıştıklarını ifade ederek, ”Çünkü onlar büyük düşünemiyorlar, bu millete büyük düşünmek yakışır, eğer büyük düşünürseniz büyük işleri başarırsınız, ama cüce, küçücük, minicik düşünürseniz o zamanda çok yalnız kalırsınız. İşte biz 2023 hedeflerinin mümkün olduğunu, ulaşılabilir olduğunu ısrarla vurgularken birileri çıkıp bunun nasıl olmayacağını anlatmakla meşgul oluyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin kamu ile görüşüp ‘biz, 500 milyar dolar ihracatta ulaşacağız’ dediklerini hatırlatan Erdoğan, şunları söyledi:
”Bakıyorsunuz Türkiye’deki anamuhalefet başta olmak üzere, bazıları ‘bunu nasıl başaracaksınız’ diyor. İşin işindeki ‘başaracağız’ diyor, sen bu işlerle yakından, uzaktan alakan yok, kalkıp diyorsun ki; ‘nasıl başaracaksın’. Şu anda damdan düşen o. Sen, hayatında daha bir şey ihraç etmiş değilsin, neyin değerlendirmesini yapıyorsun, işin içindeki diyor; ‘biz bunu başaracağız’. Bunlar 10 yıl önce 36 milyar dolar ihracat yaparken, ‘biz, 10 yıl sonra 150 milyar dolara ulaşacağız’ dediğimizde de bize aynı şeyleri söylüyordu. Biz, 150 milyar dolara geldik, bak oluyor. AB üyesi ülkelerde ciddi manada Türkiye’den ithalat azaldığı halde bunu başardık. Neden? Dünyada farklı pazarlara girdik, bunları yine siz başardınız. Bugün de burada ödülleri alıyorsunuz. Bütün mesele nedir biliyor musunuz, inanç. Yine atalarımızın bir sözü var, ‘inanç tekeden bile süt çıkartır’, mesele bu. İnanmak çok önemli, azmetmek çok önemli, kararlılık çok önemli.”

Başbakan Erdoğan, Sincan Organize Sanayi Bölgesi’nde hiç kimsenin haberi olmadan sessiz sedasız devrimler gerçekleştirildiğini vurgulayarak, aynı devrimlerin OSTİM’de, İvedik’te, Ankara’nın 12 ayrı organize sanayi bölgesinde de sessiz sedasız yapıldığına anlattı.

İmza atılan çok büyük başarıların görülmediğini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
”Çünkü öyle bir dertleri yok. Elektronikte, savunmada, yazılımda, insansız uçak üretiminde, zırhlı personel taşıyıcı üretiminde, bilyalı rulman dişli kutusu tasarım ve üretiminde Ankara artık dünya ile rekabet ediyor. Ankara, ASELSAN gibi, TUSAŞ, HAVELSAN, ROKETSAN gibi dünya çapında büyük firmalarıyla sadece başkent olarak değil, sanayi merkezi olarak da dünyada bir yıldız gibi artık parlıyor. Sadece şu Sincan Organize Sanayi Bölgesini ziyaret eden, burada dolaşan bir kişi buradaki akılla, zekayla, buradaki azim ve gayretle 2023 hedeflerinin hiç ama hiç uzak olmadığını gayet net olarak görecektir. Ben buna inanıyorum. Biz, Ankara’da yaşanan sessiz devrimin farkındayız. Ankara’daki sessiz devrimin diğer 80 vilayette yaşanan büyük dönüşümün çok hızlı şekilde Türkiye’yi farklı bir boyuta, kulvara taşımakta olduğunun farkındayız. İnşallah önümüzdeki 10 yıllık süreçte Ankara’ya kazandıracağımız büyük projelerle, hastanelerle, lojistik merkezlerle, yollarla, yeni şehirlerle bu süreci daha da hızlandıracağız. Ankara’yı havacılık sektöründe, savunma sanayinde, lojistikte, ileri teknoloji ürünlerin üretiminde, ulaştırmada, eğitim ve sağlıkta, Ar-Ge’de bir dünya merkezi, dünya başkenti yaparak 2023’ü buradan en güçlü şekilde destekleyeceğiz.”


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terör örgütünün 2012 yılını ”kendileri için final yılı” ilan ettiğini belirterek, ”Şimdi diyorlar ki ‘finali bir yıl daha erteledik’. Avucunuzu yalayacaksınız. Siz bu ülkede bizimle final falan yapamazsınız. Ya insan gibi yaşar, bu milletin içinde barınırsınız yahut da kendinizine yaşayacak başka ülkeler bulursunuz. Veyahut da ebediyen mağaralarda, inlerde kalırsınız ki biz sizi inlerinizde de bulacağız. Bu işin lamı cimi yok” dedi.

Erdoğan, istikrar ve güvenin önemine değinerek, Türkiye’nin son 10 yılda olduğu gibi bundan sonra da istikrar ve güven sürecini devam ettireceğini söyledi.

Erdoğan, AK Parti iktidarının 10 yılda demokrasiyi, kardeşliği, birlik ve beraberliği güçlendirdiğini, bundan sonra da aynı anlayış içinde olacağını anlattı.

Sanayicilerin de bu istikrar ve güven ortamına sahip çıkmalarını isteyen Erdoğan, bir serzenişini de ifade etmek istediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Şu anda Türkiye’nin daha büyük atılım yapmasının daha hızlı kalkınmasının önündeki tek ve en büyük engel artık terör ve terör örgütüdür. Ona destek verenlerdir, terör karşısında sessiz kalanlardır. Esasen bugün çok daha net bir şekilde görüyoruz ki terör sadece ve sadece Türkiye’nin büyümesini engellemek amacıyla faaliyet gösteriyor. Bu karanlık hedefe matuf olarak destek görüyorlar. Bizim artık milletçe çok daha iyi görmemiz, çok daha iyi analiz etmemiz gerekiyor. Ortada bir hak mücadelesi yok, ortada Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya yönelik karanlık bir çaba var. Biz terörün bu karanlık yüzünün görülmesi ve buna karşı topyekun mücadele verilmesi için yıllardır uyarılarımızı yapıyoruz, çağrılarımızı tekrar ediyoruz. Üzülerek ifade etmeliyim ki ne siyaset kurumundan, ne sivil toplumdan, ne diğer kesimlerden biz terörle mücadeleye, Milli Birlik ve Kardeşlik Projemize yeterli desteği alamadık ve alamıyoruz. Elbette verilen destekleri, verilen katkıları, yapılan samimi gayretleri görmezden gelecek değiliz. Ancak bunlar yeterli değil. Milletçe teröre karşı daha kapsamlı, daha samimi, daha güçlü bir mücadeleyi başlatmak ve Türkiye’nin olduğu kadar Türkiye ekonomisinin önünde bir engel olan bu sorunu hep birlikte açmak zorundayız.”


Erdoğan, Teşvik Yasası ile bölgeye yatırımların önünü açmaya çalıştıklarını, ancak belli güvenceleri vermelerine rağmen istenilen düzeye ulaşılamadığını anlattı. ”Bazı yiğitler çıkıyor. Orada gidip yatırımları yapıyor” diyen Erdoğan, geçen günlerde bölgede 50 milyon dolarlık yatırımla gerçekleştirilen ve 750 kişinin istihdam edildiği bir mermer fabrikasının açılışını gerçekleştirdiklerini hatırlattı. Bu yatırımların farklı alanlarda sürmesi ve gelişmesi gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, terör örgütünün bu yatırımları engelleyerek, bölgenin kalkınmasının önüne geçmeye çalıştığını söyledi. ”Fakat biz diyoruz ki bütün bunlara rağmen biz bunları bitireceğiz. Bunlar yapılacak” diyen Erdoğan, yatırım planlamalarının aynı şekilde sürdüğünü aktardı.Erdoğan, şöyle devam etti:
”Çünkü biz eğer meydanı onlara bırakacak olursak o zaman sorumluluğumuzun farkında olmamış oluruz. O zaman bizim siyaseti bırakıp çekilmemiz lazım. Bu ülke bizim. Onun için biz başından beri hep şunu söyledik, ‘tek millet’ dedik, ‘tek bayrak’ dedik, ‘tek vatan’ dedik, ‘tek devlet’ dedik. Bundan taviz verilmez. Bunun dışında düşünenler zaten dışta kalacaklar. Ama yok aynı merkezde toplanırlarsa bu ülkede onlar da nasibini alır. Aksi takdirde farklı şeylerden nasibini alırlar.

İnanıyorum ki biz milletçe bu terörle mücadelede er veya geç bu işten zaferle biz çıkacağız. Tabii ki bu işin bedeli var, şehitlerimiz var, vesaire. Bakın 2012 yılını kendileri için final yılı ilan etmişlerdi. Ama şimdi final yılı olmadığını gördüler. Şimdi diyorlar ki ‘finali bir yıl daha erteledik’. Avucunuzu yalayacaksınız. Siz bu ülkede bizimle final falan yapamazsınız. Ya insan gibi yaşar, bu milletin içinde barınırsınız yahut da kendinizine yaşayacak başka ülkeler bulursunuz. Veyahut da ebediyen mağaralarda, inlerde kalırsınız ki biz sizi inlerinizde de bulacağız. Bu işin lamı cimi yok.”

Başbakan Erdoğan, tüm oda, borsa ve birlikler ile özellikle bölge insanı olan işadamlarının Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yatırımlar konusunda daha fazla gayret göstermelerini beklediklerini de söyledi.


Erdoğan, konuşmasında son günlerde kamuoyunun gündeminde olan bir meseleye de değinmek istediğini, kendisini buna sevk edenin yanlış bilgilendirmeler olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, geçen TÜBİTAK’ın ODTÜ yerleşkesi içindeki Uzay Bilim Merkezi’nde Türkiye için iftihar vesilesi olan bir törene katıldığını ve yüzde 80’in üzerinde yerli imalat olan yerli teknoloji ürünü Göktürk-2 uydusunun uzaya fırlatılışını izlediklerini aktardı.

Göktürk-2 uydusunun ilk sinyalleri gönderdiğini, dün itibarıyla ilk görüntülerin de alınmaya başlandığını anlatan Başbakan Erdoğan, Göktürk-2’nin uzaya gönderilişinin tarihi bir gün, ülke için bir iftihar vesilesi olduğunu vurguladı. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Ne yazık ki 10 gündür Türkiye’de başka bir konu konuşuluyor. Göktürk-2 uydusunun fırlatma töreninin yapıldığı ODTÜ’nde gerçekleşen şiddete dayalı protesto eylemi tam 10 gündür ülkemizin gündemini işgal ediyor. Göktürk-2’yi sadece o anda canlı yayında verildiği kadar verildi. Ertesi gün şöyle bir kenardan, köşeden es geçildi. O kadar. Bu ülke için bir ilk. Bilimse bilim, teknoloji ise yüksek teknoloji, bu alanda ilk defa bir ilke damgasını vuruyor. Yani sen bununla övünmeyeceksin de neyle övüneceksin. Ben şimdi yazılı ve görsel medyaya sesleniyorum. Siz bu ülkenin sevincini milletçe paylaşmak için acaba ne zaman adımlar atacaksınız.

Şu iki fotoğrafı gözlerinizde canlandırmanızı ve bu iki fotoğraf üzerinde dikkatle düşünmenizi istiyorum. Bir tarafta uzaya gönderilen bir uydu var, yerli imalat olan bir uydu var ki inşallah en kısa zamanda artık Çin’den değil, artık ülkemizde Karadeniz’den, Ege’den, Akdeniz’den bunu fırlatacağız. Onun da çalışmaları yapılacak. Türkiye’nin artık uydu teknolojisinde dünyanın 25 ülkesinden biri olduğunu gösteren bir fotoğraf var, diğer fotoğrafta ise en ilkel saldırı aracı olan ilk çağların hatta tarih öncesinin silahı olarak kabul edilen sapan var. Ama sapanla ne atılıyor? Demir leblebi atılıyor. Kime atılıyor? Polise atılıyor. Polis ne oluyor? Düşman oluyor. Ertesi gün gazetelerde köşe yazarları, vesaireleri hala utanmadan, sıkılmadan, ‘polisimiz biber gazı sıkmış’. E ne yapacaktı? Sadece olayda demir leblebi atmak yok. Sırtlarda, çantaların içinde kilit taşları, bunun yanında molotoflar, o da geç bir taraftan da kampüsün içinde otomobil lastikleri yakılıyor. Bu üniversitenin kampüsünün içerisinde otomobil lastikleri yakılıyor. Şimdi ben merak ediyorum; bu okulun yönetimi, akademisyenleri, bu öğrencilere bu işi mi öğrettiler? Nasıl sapan kullanılır, hangi cins kullanılır? Veya araba lastikleri ne zaman, hangi ortamda, nasıl yakılır? Veya molotof nasıl yapılır, kimlere nasıl atılır? Bu mu öğretildi bunlara.”

Erdoğan, kendisinin de öğrenci olduğunu aynı zamanda gençlik kollarında başkanlıklar yaptığını, ancak kimsenin burnunu kanatmadıklarını, bu anlayış içinde yetiştirildiklerini söyledi.

Her şeye sabırla göğüs gerdiklerini belirten Erdoğan, ”Şu anda da aynısını yapıyoruz. Şu anda da benim gençlerimize hep tavsiyem o. Siz elinde döner bıçağı olan gençlik olmayacaksınız, siz elinde molotofla dolaşan gençlik olmayacaksınız. Siz bilgisayarla dolaşan gençlik olacaksınız. Siz bu ülkenin yarınlarını hazırlayan gençlik olacaksınız” diye konuştu.

Demokrasilerde mücadelelerin düşünce ve fikir ile yapılması gerektiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:
”Maalesef sadece o okulun öğrencileri değil, dışardan farklı üniversitelerden öğrenciler gelmek suretiyle orada böyle bir adım atılıyor. Biz o salonda Çin’den uzaya fırlatılan uydumuzu izlerken, milletimiz nefesini tutmuş halde ekranlardan ilk milli gözlem uydumuzun fırlatılışını izlerken, birçokları bu manzara karşısında gözyaşlarına boğulurken dışarda birileri sapanla, taşla, tahta sopalarla, molotoflarla polisimize saldırıyor.

Ben bu eylemlere karışan öğrenciler ya da sözde öğrenciler konusunda onların sırtını sıvazlayan hocalar, üniversite yönetimleri konusunda söyleyeceklerimi çeşitli vesilelerle söyledim. Ancak burada üzerinde hassasiyetle durulması gereken başka bir konu var. 10 gündür işte o medya kuruluşları şiddet uygulayan bu göstericilerin sırtını sıvazlıyorlar, 10 gündür sosyal medyada, televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında bunların avukatlığı yapılıyor. 10 gündür bu şiddet içerikli gösteri adeta kutsanıyor. Bütün bunlar yetmezmiş gibi anamuhalefet partisinin genel başkanı çıkıyor asla tasvip edilemeyecek bu şiddeti övüyor, bu eylemcilerin sırtını sıvazlıyor, onları teşvik ediyor. Bakın işte bizim milletçe bu tavrın üzerinde dikkatle hassasiyetle durmamız gerekiyor. Türkiye’de üniversitelerdeki şiddet olaylarının maalesef hiç de masum olmayan bir geçmişi, bir tarihi var.”
 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”BDP nasıl Doğu’da, Güneydoğu’da, diğer büyük şehirlerde masum çocukların eline taş verip onları polisin üzerine sürüp o çocukların arkasına saklanıyorsa, bugün de CHP gençlerin eline taş verip, molotof verip onların arkasına saklanıyor” dedi.

Erdogan, Türkiye’de öğrenci olaylarının ilk kez 1876 yılında ortaya çıktığını, sonrasında da çeşitli tarihlerde çeşitli nedenlerle öğrencilerin maalesef bir araç, malzeme olarak kullanıldığını, ölmeye ve öldürmeye teşvik edildiğini söyledi.

Türkiye’nin bu konuda acı hatıraları olduğunu, acı sahneler yaşadığını belirten Erdoğan, ”1950’ye kadar yani Adnan Menderes hükümetine kadar öğrenciler tek parti hükümetinin politikalarını desteklemek amacıyla hep nümayişe sevk edildiler. 1950’den itibaren de bizzat CHP eliyle, bizzat CHP teşvikiyle istikrarı bozmak, hükümeti zora sokmak, sokakları savaş alanına çevirmek için yine öğrenciler tahrik edildi, maşa olarak kullanıldı. 1970’lerde bizzat benim neslimden birçok arkadaşım da kandırılan, kutuplaştırılan, kamplara bölünen o zavallı öğrencileri gördük, onların çatışmalarını bizzat yaşadık” diye konuştu. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
”Anadolu’dan, köyünden gelmiş, hiç büyük şehir görmemiş aynı sosyal tabakadan, aynı çevreden, aynı kültürden gelen iki öğrenci. Biri sağcıların eline düşüyor, biri solcuların eline düşüyor. Ellerine silah veriliyor ve birbirlerini öldürüyorlar. Biz bunların hepsini yaşadık. 12 Eylül sonrasında Mamak başta olmak üzere maalesef zindanlarda bir araya gelebilen bu öğrenciler ne büyük yanlış yaptıklarını, ancak orada anlayabildiler ve ondan sonra da arkadaş oldular bir kısmı. Ama ne olaylarda ölenler geri geldi ne de o zindanlarda yaşanan zulümler telafi edilebildi.”

Türkiye’de geçmişte acı olaylar yaşandığını anımsatan Erdoğan, ”Türkiye’de bu kadar acı olaylar yaşanmışken, bu kadar ağır kayıplar verilmişken, CHP’nin bugün çıkıp tıpkı tarihte yaptığı gibi şiddeti övmesi, şiddeti teşvik etmesi, bu öğrencilerin sırtını sıvazlaması çok büyük bir sorumsuzluktur” ifadesini kullandı.


Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Değiştik diyorlar. CHP, eski CHP değil diyorlar. Bana sık sık ‘tarihi bırak, bugüne gel’ diyorlar. İyi de o zaman bu yaptığınız ne? Siz o kampüste yaşanan şiddet eylemlerini nasıl kutsayabilirsiniz? Bunu nasıl onaylayabilirsiniz? 1960’larda, 1970’lerde bir neslin hayatıyla oynayanlar, nice genç fidanın 20’li yaşlarında toprağa düşmesine sebep olanlar tarihten hiç ders çıkarmadan bugün aynı tehlikeli oyunu oynuyor.

CHP, son birkaç yıldır her fırsatta dikkat edin, sokak sokak direniş çağrısı yapıyor. Sokak sokak direniş çağrısına karşılık bulamayan CHP, şu anda bu öğrenci olaylarını teşvik ederek, adeta sokak sokak direniş çağrısını bir kez daha öğrenciler üzerinden gerçekleştirmeye çalıyor.

BDP nasıl Doğu’da, Güneydoğu’da, diğer büyük şehirlerde masum çocukların eline taş verip onları polisin üzerine sürüp o çocukların arkasına saklanıyorsa, bugün de CHP gençlerin eline taş verip, molotof verip onların arkasına saklanıyor. Bu yol çıkmaz sokaktır. Bu senaryo bayat bir senaryodur. 1960’larda, 70’lerde gençleri tahrik eden bu zihniyet, bugün de aynı yolu, aynı metodu izliyor ama buna ne milletimiz, ne de biz izin vermeyiz, mahal vermeyiz.”

”Bu ülkede her şey sandıkta olacak. Sandıkta. Alabiliyorsan neticeyi sandıkta al. O neticeye eyvallah deriz” diyen Erdoğan, ”Hükümetle bir hesabı olan varsa bu hesabı sokakta değil, sandıkta görsün. Bu millet, bu Hükümete ‘4 yıl çalış arkadaş’ diyor ve yüzde 50 ile bu görevi veriyor. Buna saygı duyacaksın. Buna saygı duymak zorundasın. Bu yollarla bunu değiştiremezsin ” açıklamasında bulundu.

TBMM’deki bütçe bütçe oylamasında 321 kabule karşı 135 ret oyu çıktığını anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:
”Muhalefetin toplam sayısı yaklaşık neredeyse 250’ye yakın. Nerede bu muhalefet? Ortada yok. Böyle sulu bir muhalefet olur mu? Böyle gayrıciddi bir muhalefet olur mu? En ciddi meselede ortada yoksunuz. Neredesiniz? Sadece mikrofona çıkıp kürsüden hakaret etmekle muhalefet yapılmaz. Gel orada oyunu kullan, görelim seni. Yok tabii ama hükümetle bir alıp veremediğiniz varsa, bunun hesabını çocukların, bunu hesabını gençlerin canı üzerinden değil, sandıkta verin. Sandık dışında yol arayanları, geçmişte olduğu gibi kestirme yol arayışına girişenleri milletim affetmedi, affetmez ve ben inanıyorum ki affetmeyecek.

Allah korusun bir başka siyasi parti kendi kitlesini bu öğrencilerin karşısına dikerse o zaman CHP Genel Başkanı ne diyecek? Bu sorumsuzluğun hesabını nasıl verecek? CHP tarih boyunca bu olayların hesabını vermedi. Darbelerdeki rolünü sorgulamadı. Öğrenci olaylarındaki rolünü sorgulamadı. Çorum’daki, Sivas’taki, Kahramanmaraş’taki rolünü sorgulamadı. Bugün çıkıp sorumsuzca şiddet uygulayan eylemcilerin sırtını sıvazlamak, klasik bir CHP pişkinliğidir.”

Medyayı ve muhalefet partilerini öğrenci olaylarını istismar etmekten, öğrenci olayları üzerinden tehlikeli bir oyun oynamaktan sakınmaya çağırdığını dile getiren Erdoğan, ”Hiç kimse bu ülkeye yeni acılar yaşatma hakkına sahip değildir. Hiç kimsenin 12 Eylül öncesi provokasyonları bu ülkeye yaşatma arzusu, isteği, özlemi olamaz. Bu tehlikeli bir oyundur, bu bayat bir senaryodur. Bu geçmişte maalesef bizzat CHP eliyle yaşadığımız acı bir tecrübedir” diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1 Ocak’tan itibaren burs ve kredilere yapılan yüzde 8’lik artışla öğrencilere aylık 280 lira ödeneceğini, aylık beslenme yardımının 200 liraya, yüksek lisans öğrencilerinin aylık burs ve kredisinin 560, doktora öğrencisinin ise 840 liraya çıkarılacağını bildirdi.

Erdoğan, on sene boyunca gençliğe yaptıkları büyük yatırımların yanı sıra üniversitelerin sorularını çözme konusunda da tarihi adımlar attıklarını belirtti.

Üniversiteleri yasaklardan kendilerinin kurtardığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, ”Üniversiteleri asli görevlerine döndüren biz olduk. Üniversiteleri sakalla, bıyıkla, başörtüsüyle uğraşan kurumlar olmaktan çıkarıp, bilim yuvaları haline dönüştüren yine biz olduk” diye konuştu.

Açtıkları 92 yeni üniversite ve 128 bin 600 yatak kapasiteli yeni yurtlarla öğrencilerin hizmetinde olduklarını ifade eden Erdoğan, Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun 2002’de 494 milyon lira olan bütçesini 2013’te yüzde 978 artışla 5 milyar liraya çıkardıklarını söyledi.

2002’de 86 milyon lira olan yurt yatırım ödeneklerini 2013’te yüzde 634 artışla 626 milyon liraya çıkardıklarını dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:
”Türkiye’de artık otel konforunda yurtlar inşa ediyoruz. Duşu, tuvaleti, çalışma masaları içinde olan, bir kişilik, üç kişilik odalarda öğrencilerimiz kalıyor. Kredi ve Yurtlar Kurumu 2002’de 193 yurtta 188 bin 187 öğrenciye hizmet veriyordu bugün 345 yurtta 308 bin öğrenciye hizmet veriyor. 2003’ten bugüne kadar 286 yeni blok ve yurdu hizmete açtık. Gençliğe yönelik bütün bu hizmetlerin koordinasyonu için Gençlik ve Spor Bakanlığı’nı kurduk. Bu sayede gençlik alanındaki hizmetlerimizi hem hızlandırdık hem de çeşitlendirdik. Gençlik ve Spor Bakanıma şunu söyledim, ‘Devam eden inşaatlarla birlikte 2013 sonuna kadar yurt yatak kapasitesini 400 bin rakamına ulaştıracağız. Bununla da kalmayacağız her bir yurt odasına bir mini buzdolabı koyacağız oradaki gençlerimiz, çocuklarımız ihtiyaçlarını oradan taze taze karşılasınlar.’ Pek çok ilde buz dolapları 2 Kasım 2012’deki toplu açılışta verdiğimiz talimatın ardından yurtlardaki odalarına ulaştı. Şimdi yurtlardaki 308 bin gencimizi Gençlik ve Spor Bakanlığı liderlik okullarında eğitimden geçiriyoruz. Gençlerimizi öz güveni yüksek, milli ve manevi değerlerine bağlı lider adayları olarak 2023’te, 2071’de emaneti devralmaya hazır hale getiriyoruz. Burada da durmayacağız, sürekli yeni hedefler koyuyoruz, koyacağız.”

Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı arasında kendisinin de şahitliğinde 2 Kasım’da önemli bir protokolün imzalandığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, ”Altyapı tamamlandığında başlayacak bu hizmetle tüm yurtlarda ücretsiz internet devrini de biz başlatmış olacağız. Yıllık maliyeti 100 milyon lirayı bulan bu hizmetin de gençlerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum” dedi.

İngiltere’de üniversite öğrenim harçlarının 3 kat artırılırken kendilerinin harçları kaldırdığına dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:
”2002’de 451 bin 550 öğrenciye öğrenim kredisi veriliyordu. Şu anda biz 1 milyon 173 bin öğrenciye burs ya da kredi veriyoruz. Bu sayı 2013’te 1 milyon 304 bin öğrenciye çıkıyor. Başvuran her öğrenciye ayırt etmeksizin, dışarda bırakmadan durumuna göre burs ya da kredi veriyoruz ama mutlaka veriyoruz. Bizden önce burs ve krediler üç ayda bir verilirken biz şu anda bunu, aydan aya öğrencilerimize teslim ediyoruz. Türk cumhuriyetleri ve akraba topluluklardan gelen 4 bin 643 öğrenci kardeşlerimizi yurtlarımızda ücretsiz barındırıyoruz. Ödeme zorluğu içinde olan 7044 öğrencimizden de yurt ücreti almıyoruz. Şimdi geliyorum Türkiye genelindeki tüm üniversite öğrencilerini yakından ilgilendiren müjdemize, 2002’de bir öğrenci burs ya da kredi olarak ne alıyordu biliyor musunuz? 45 lira. 2012’de bu rakam yaklaşık 5 kat artarak 260 liraya yükselmişti. 45 liradan 260 liraya. Şimdi 1 Ocak 2013’ten geçerli olmak üzere burs ve kredilere yüzde 8 oranında artış yapıyoruz ve öğrencilerimize aylık 280 lira ödemeye başlıyoruz. Bitmedi, aylık beslenme yardımı veriyoruz. Bu yıl 180 liraydı, bunu da 200 liraya çıkarıyoruz böylece öğrencilerimizin eline beslenme yardımı dahili aylık 480 lira geçmesini sağlıyoruz. Yüksek lisans öğrencisi, master yapıyor, 2002’de ne alıyordu biliyor musunuz? 90 liracık. Bugün 520 lira alıyor, 1 Ocak’tan itibaren yüksek lisans öğrencilerinin aylık burs ve kredisini de 560 liraya yükseltiyoruz. 2002’de 135 lira burs ya da kredi alan doktora öğrencisi bugün 780 lira alıyor. Bunu da önümüzdeki haftadan itibaren 840 lira olarak ödemeye başlıyoruz.”

Erdoğan, açıklanan yeni rakamların öğrencilere hayırlı olması temennisinde bulundu. Öğrencilerin burs ya da kredilerini, beslenme yardımlarını ”annelerinin ak sütü gibi helal şekilde harcamalarını” dileyen Erdoğan, öğrencilere derslerinde başarı dileklerini de iletti.

Başbakan Erdoğan, ”Sizlerin desteğiyle, sizlerin gayret ve emekleriyle Türkiye’yi her alanda büyütmeye devam edeceğiz. Yeni doğmuş bebekten yaşlılarımıza kadar hiçbir kesimi dışarda tutmadan, hiçbir kesimi ihmal etmeden, hiçbir ayrıma tevessül etmeden Türkiye’yi daha ileri seviyelere ulaştıracağız. Dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz, demokrasiden taviz vermeyeceğiz, inşallah 2023 hedefleriyle Türkiye’yi buluşturacağız” diye konuştu.

Erdoğan, iş adamlarını kastederek, dünyanın neresine gidersek gidelim, hep ”sizleri de yanımıza alacağız ve dünyayı beraber dolaşacağız” dediklerini belirterek, gelecek hafta sonu Afrika seyahatine de iş adamları ve sanayicilerle birlikte gideceklerini söyledi. Afrika’da 3 ayrı ülkeyi ziyaret edeceklerini anımsatan Başbakan Erdoğan, ”Efendim buralar zaten gelişmemiş ülkeler’ falan yok. O gelişmemiş ülkelerle bu işi başlatarak, oralarda kendi pazarlarımızı oluşturacağız, bugün oraya giren orada kalır” dedi.

Ankara Sanayi Odası’nın 49. kuruluş yıl dönümünü ve ödül alan firmaların sahiplerini, yöneticilerini ve çalışanlarını bir kez daha gönülden tebrik ettiğini belirten Erdoğan, törene girerken gördüğü ASO’nun öğrencilerinin kendisini ayrıca mutlu ettiğini söyledi.

Erdoğan, ”Bu öğrencilerimize önemi artırarak devam ettirmeliyiz. Biz, her organize sanayi bölgesinin içinde bu tür okulların, okullar derken düz liseleri kastetmiyorum, meslek liselerinin artmasını istiyoruz ki oradan bu yavrularımız yetişsin, stajını orada yapsın ve mezun olduktan sonra yine oralarda işi de hazır hale gelmiş olsun” diye konuştu.

Törene katılanların yeni yıllarını da kutlayan Başbakan Erdoğan, ”2013’ün sizlere, ailelerinize, aziz milletimize, tüm insanlığına hayırlar getirmesini, barış getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum” dedi.

ASO Yönetim Kurulu Başkanı Özdebir ve ASO Meclis Başkanı Tarık Artukmaç, törenin sonunda, Başbakan Erdoğan’a günün anısına plaket verdi.