Ankara Sanayi Odası Temmuz ayı meclis toplantısı Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın katılımı - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Temmuz ayı meclis toplantısı Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın katılımı

    24 Temmuz 2013

 
Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir  ASO meclis toplantısında şöyle konuştu:    
‘‘Değerli Meclis üyeleri, Para Politikası Kurulu, dün faiz koridorunun üst sınırını 75 baz puan artırarak %7,25’e çıkarmıştır. Bu artış, piyasayı ne coşturacak ne de küstürecek bir artıştır. Aslında bizce bu artışa gerek de yoktu. Çünkü biz, ABD’deki ekonomik toparlanmanın çok güçlü olmadığını ve bu nedenle de Bernanke’nin parasal genişleme politikasından kolay kolay vazgeçemeyeceğini düşünüyoruz. Bu nedenle gelişmiş ekonomilerde faizler daha uzunca bir süre bugünkü düşük seviyelerinde kalacaktır. Nitekim Bernanke’nin geçen hafta yaptığı açıklamalar sonrasında  küresel piyasalar rahatlamış, yabancı sermaye akımları yeniden gelişen ülkelere yönelmiştir. Faiz koridorunun üst bandının yükseltilmesi pratikte de fazla bir sonuç doğurmayacaktır. Çünkü Merkez Bankası politika faizini değiştirmeyip, para piyasasını %4,5’ten fonlamaya devam edeceğini ifade etmektedir. Bizce burada asıl üzerinde durulması gereken husus, politika faizi %4,5 iken piyasa faizlerinin bunun iki katına çıkmış olmasıdır. Bu artışın kredi maliyetlerine yansımaması mümkün değildir. Bizi esas rahatsız eden bu durumdur.
 
 
Değerli Meclis üyeleri,
Küresel ekonomide gelişmeler, ekonomik toparlanmanın ivme kaybettiğini göstermektedir. Bu nedenle IMF, Nisan ayında açıkladığı büyüme tahminlerini Temmuz ayında aşağı doğru revize etmek zorunda kalmıştır. IMF, 2013’te büyüme tahminini dünya ekonomisi için %3,3’ten %3,1’e, gelişmiş ülkeler için %1,3’ten %1,2’ye,gelişen ülkeler için %5,3’ten %5’e düşürmüştür. Euro bölgesinde resesyonun derinleşerek devam edeceğini tahmin eden IMF, euro bölgesinin büyüme tahminini de binde -4’ten binde -6’ya revize etmiştir. Nisan ayında bu yıl dünya ticaret hacminin %3,6 artacağını tahmin eden IMF bu tahminini de %3,1’e indirmiştir. IMF küresel büyümede aşağı yönlü risklerin hakim olduğunu söylemektedir. Gelişen ekonomilere yabancı sermaye akımlarının tersine dönmesi durumunda bu ekonomilerde büyümenin uzunca bir süre düşük kalabileceğine dikkat çekmektedir. Biz bu risklere zaten yaptığımız her konuşmada dikkat çekmekteyiz. Biz Orta Vadeli Programda bu yıl için öngörülen %4’lük büyüme hedefine ulaşmanın zor olacağını söylemiştik. Geçtiğimiz günlerde Dünya Bankası da Türkiye için büyüme beklentisini %3,3’e çekti.Dünyanın içinde bulunduğu şartlar dikkate alınırsa %3 büyümeye ulaşmakta da zorlanabiliriz.
 
Değerli Meclis üyeleri,
Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi Mayıs ayında bir önceki aya göre binde 6 azaldı. Sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre ise binde 9 arttı. Yılın ilk 5 ayında sanayi üretimindeki artış, bir önceki yılla karşılaştırıldığında %2,1’de kaldı. 2012 yılında ilk 5 aydaki artış %4’ün üzerindeydi. Toplam sanayi üretimi 2011 Ekiminden bu yana adeta yerinde sayıyor. İhracatın artış hızındaki yavaşlama da devam etmektedir. Nisan ayında binde 9 azalan ihracat, Mayıs ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,4 artarak 13,3 milyar dolar, ithalat ise yüzde 6,7 artarak 23,2 milyar dolar olmuştur. Buna göre 12 aylık dış ticaret açığı 90 milyar doları aşmıştır. Geçen yılın ilk 5 ayında 26 milyar dolar cari işlemler açığı bu yıl 32 milyar dolara yaklaşmıştır. Görüldüğü gibi düşük büyüme hızına rağmen cari işlemler açığı artmaktadır. Biz bu nedenle cari açıkla mücadelede büyümeden feragat etmenin sorunu gidermeyeceğini ifade ettik.
 
Sayın Bakanım,
Geçen Meclis konuşmamda dile getirdiğim bazı hususları huzurunuzda da tekrar etmek istiyorum. Türkiye 2010 ve 2011 yıllarında yüksek büyüme hızlarına yüksek cari açıklar vererek ulaştı. Ancak, dünyada bedava para dönemi er ya da geç sona erecek ve yüksek cari açık vererek yüksek büyüme hızlarına ulaşmak zorlaşacaktır. Bu nedenle, ülke olarak, yüksek katma değer içeren mal ve hizmetlerin üretimine odaklanmalı, bilgi ve yüksek teknoloji içeren mal ve hizmetlere yönelmeli, inovatif bir ekonomi oluşturmalıyız. Bu konuda ne yazık ki pek başarılı olduğumuz söylenemez. Katma değeri yüksek, bilgi ve teknoloji yoğun mal ve hizmet üretiminde henüz dünya ortalamasına yaklaşmış değiliz. Sizlere bazı örnekler sunmak istiyorum. Bu örneklerde, uluslararası karşılaştırmalar yapılacağı için uluslararası verilerden yararlandık. Türkiye’de 2010 yılında bilgi ve teknoloji yoğun sektörlerde yaratılan katma değer milli gelirin %22’sini oluşturuyordu. Türkiye, dünya ortalamasının gerisindedir.
 
Bu oran Dünyada %29, ABD’de %41, Kore’de %29, Almanya’da %31, İsrail’de %42 idi. Dünyada 2010 yılında 2,8 trilyon dolarlık teknoloji yoğun mal ihracatı yapıldı. Bu ihracatta Türkiye’nin payı binde 14. Kore’nin payı ise %5’e yaklaşıyor. Türkiye’de yüksek teknolojiye dayanan sanayi üretiminin milli gelire katkısı 2010 yılında binde 5 oldu. Dünyada bu oran 2010 yılında %2,2 olarak gerçekleşti. Bu oran Çin’de %11, Kore’de %13. Görüldüğü gibi burada da dünya ortalamasının oldukça altındayız. Türkiye’nin imalat sanayii ihracatı içinde yüksek teknoloji ürünlerin payı 2010 yılında %3,4 idi. Bu oran ABD’de %28,5, Kore’de %27, Çin’de  ise %33. Bir televizyonun ekranını, tüm elektronik aksamını ithal edip Türkiye’de monte edip televizyon olarak ihraç ettiğimizde önemli bir katma değer yaratmıyoruz. Hurda  demir ithal edip, ithal enerjiyle işleyip demir döküm olarak ihraç ettiğimizde de önemli bir katma değer yaratmıyoruz. Küresel ekonomiyle, değer zincirinin alt halkalarında düşük katma değer yaratarak entegre olmuş durumdayız. Bu durumu değiştirmek ve değer zincirinin üst halkalarına tırmanmak zorundayız. Bunun için inovasyona yönelmemiz gerekir.
 
Patentlerle inovasyon arasındaki ilişki birebir değildir. Ama patent sayısı, inovatif kapasite hakkında bir bilgi vermektedir. 2011 yılında Çin’de 526.412 (110.583’ü yabancı),ABD’de 503.582 (255.832’si yabancı), Japonya’da 342.610 (55.030’u yabancı), Kore’de 178.924 (40.890’ı yabancı), A.B.’de 142.793 (70.895’i yabancı), patent başvurusu yapıldı. Aynı yıl Türkiye’de 228’i yabancılar tarafından olmak üzere 4.113 patent başvurusu yapıldı. Türkiye 173 ülke arasında 27’inci sırada yer alıyor. Dünyadaki bu yerimizden memnun olamayız. Bu durumu değiştirmek için neler yapmamız gerektiği konusunda hepimizin düşünmesi lazım.
 
Değerli Meclis üyeleri,
Haziran ayında üyelerimiz arasında gerçekleştirdiğimiz “Ankara sanayiinde durum tespiti ve beklentiler” anketinin sonuçları Mart ayından bu yana Ankara sanayiinin içinde bulunduğu durumda önemli bir değişiklik olmadığını ortaya koymaktadır. Haziran ayı sonu itibariyle; ankete cevap veren firmaların üretimde artış belirtenlerin oranı %44,5’ten %42’ye, iç satışlarda %41’den %39’a, dış satışlarda %31,5’ten %30’a gerilerken yeni siparişlerde %40’tan% 43’e yükselmiştir.
 
Üyelerimizin yarısından fazlası; istihdamda , ithalatta, ürün fiyatlarında, kredi kullanımında, ücretlerde ve stoklarda Mart ayına göre durumda bir değişiklik olmadığını ifade etmektedir. Üyelerimiz, yılın geri kalan bölümü için esas olarak iyimser beklentilere sahiptir.
 
Ankete cevap veren üyelerimizin yaklaşık yarısı üretimlerinin, iç satışların, dış satışların, ve  yeni siparişlerin artmasını beklemektedirler. Diğer yandan üyelerimizin yaklaşık yarısı, yılın geri kalan kısmında istihdam, ithalat, ve stoklarda bir değişiklik beklememektedir. Bu veriler, Ankara sanayiinin, yılın ikinci yarısını da birinci yarısı gibi geçireceğini göstermektedir.
 
Sayın Bakanım, Değerli Meclis üyeleri,
İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu sıralamasına 2012 yılında 2011’de olduğu gibi 7’si kamu olmak üzere 34 ASO üyesi yer almıştır. Ben sıralamaya giren üyelerimizi tebrik ediyor başarılarının devamını diliyorum. Sözlerime son verirken sayın bakanıma teşriflerinden dolayı bir kez daha teşekkür ediyor,  Ramazan Bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum.’’
 
 
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ise “Pazar zorlaşıyor ve kızışıyor. Sanayiinin iki seçeneği var; ya defansa geçecek ya da hücum yapacak. Savunmaya geçtiğiniz zaman kaybetmeye mecbursunuz, geçmiş olsun. En iyi savunma hücumdur” dedi. Çağlayan, “Şu anda Türkiye ve dünya önemli bir dönemden geçiyor. 2008 küresel krizi aslında dünyanın aklını başına getirdi. 2008 krizi bana göre iyi ki oldu, keşke daha önce olsaydı. Herkes artık dünya ekonomisinin yolunun üretmekten, sanayileşmekten geçtiğini gördü” diye konuştu.

Dünyada rekabetin şartlarının değiştiğini ve artık Türk sanayicisinin hücum stratejisini benimsemesi gerektiğini söyleyen Çağlayan, “Artık Türk sanayicisi yeni bir değişim ve dönüşüm yapmak zorundadır. Rekabetin şartları değişti. Yarın bugünden daha zor olacak. Pazar zorlaşıyor ve kızışıyor. Sanayiinin iki seçeneği var; ya defansa geçecek ya da hücum yapacak. Savunmaya geçtiğiniz zaman kaybetmeye mecbursunuz, geçmiş olsun. En iyi savunma hücumdur. Bu anlamla sanayicinin artık hücumu benimsemesi lazım. Hükümet olarak çok önemli çalışmalar yapmanın arifesi içindeyiz. Bakanlar Kurulu’nda 2 saate yakın benim tarafımdan sunulan yatırım ortamının iyileştirilmesi ile ilgili sunumu Başbakanımız ve Bakan arkadaşlarımız değerlendirdiler. Ortaya çıkan sonuç; sanayici ve sanayinin gelişmesinin önündeki engellerin kaldırılması, maliyetler konusunda yapılabilecek olan tüm düzenlemelerin yapılması konusu Başbakanımız tarafından talimat olarak verildi” şeklinde konuştu.

“Bugün Türkiye yüzde 8’ler mertebesinde borçlanan bir ülke. Bundan 1.5 ay öne borçlanma faizleri yüzde 4,60’lara kadar düşmüştü. Bu yüzde 2,5’a kadar düşecekti” diyen Bakan çağlayan, bugün Türkiye’nin reel faizlerinin negatif olduğunu söyledi. Gezi Parkı olaylarına da değinen Bakan Çağlayan, olayların başladığı Mayıs ayının Türkiye’de Cumhuriyet tarihinde görülmemiş başarıların altına imza atıldığın bir dönem olduğunu belirtti. Aynı dönemde faizlerin yüzde 4,60 düştüğünü ve o dönemde çok önemli bir proje olan Çözüm Süreci’nin başladığını ifaden Bakan Çağlayan, Çözüm Süreci’ni başlatırken bazı sorunlarla karşılaşacaklarını tahmin ettiklerini söyleyen Bakan Çağlayan, “Türkiye’nin Türk’ü kadar Kürt’ü Arap’ı, Çerkez’i, Alevi’si ve Sünni’si bu ülkenin asli unsurlarıdır. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok. Bugün Türkiye’nin bu yapısının en büyük göstergesi Çanakkale’de görürsünüz. Böyle bir ortamda Türkiye’nin Çözüm Süreci’ni gerçekleştirmesi demek Türkiye’nin kanatlanıp uçması demektir” ifadelerini kullandı.

Dünyada yaşanan olaylardan Türkiye ekonomisinin etkilenmemesinin mümkün olmadığını söyleyen Çağlayan, “Türkiye ekonomisi kararlı ve aynı şekilde yoluna devam ediyor. Dünyada ekonomisinde küçülme dünya ülkelerinin küçülmesinden kaynaklanan bir küçülme. Böyle bir ortamda Türkiye ekonomisinde bu tür olaylarından etkilenmemesi mümkün değildir. Şükürler olsun hiçbir problem olmaksızın şimdi daha fazla yatırım, üretim, istihdam için çok daha önemli kararların alınması arifesindeyiz” dedi.

Bankacılık sektörüne uyarılarda bulunan Çağlayan, “Böyle bir ortamda bankacılık kesiminin elini taşın altına koyması gerekiyor. İnsaflı davranması gerekiyor. Hepimiz aynı gemideyiz, bankacılık kesiminin 11 yıl önceki durumunu hepimiz biliyoruz. Ödemek zorundayız ve ödüyoruz bunların hepsini. Sanki bu işten kopukmuş gibi eski alışkanlıklarını devam ettirmeye çalışanlar var. Faizlerin düşmesini neden istiyoruz, sanayiciler, yatırımcılar düşük maliyetlerle yatırım yapabilsinler diye istiyoruz. Bankacılık kesiminin yeni enstrümanlar ortaya koyması gerekiyor” diye konuştu.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun görüşlerine ilişkin açıklamalarda bulunan Çağlayan, “Merkez Bankası kendisine verilmiş olan kanunu görevler çerçevesinde elindeki enstrümanlarla gereken müdahaleyi yapacak bir yapıyla donatılmıştır. Bunlar bazen sözle, bazen fiili müdahaledir. Bilhassa gerek kur gerekse faiz gibi elinde iki silahı olan Merkez Bankası’nın piyasanın gidişatını, dünyanın gidişatını görerek bunu değerlendirmesi gerekir. Ben ümit ediyorum ki, dünyadaki küresel anlamda, para arzında olabilecek bazı değişikler hem dünyada hem Türkiye’deki kararları yeniden etkileyebilecektir. Biz ülkemizde faizlerin 4,63’lere kadar düştüğünü gördük ve yaşadık. Keşke Merkez Bankası bizim kendisini ikaz ettiğimiz 2-3 yıl önceki dönemleri dikkate alsaydı, keşke faiz düşüşlerine o dönemde başlayabilseydi. Merkez Bankası bu konuda gereken çalışmaları zamanında yapmakla mükellef, görevini yapmak zorunda“ diye konuştuktan sonra ihracat ile ilgili yeni bir destek çalışması yaptıklarını açıkladı.