Ankara Sanayi Odası Şubat Ayı Olağan Meclis Toplantısı Yapıldı – 24.02.2016 - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Şubat Ayı Olağan Meclis Toplantısı Yapıldı – 24.02.2016

    24 Şubat 2016

Ankara Sanayi Odası Şubat ayı olağan meclis toplantısı 24 Şubat 2016 tarihinde yapıldı. Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir toplantıda gündemdeki ekonomik gelişmeleri değerlendirdi. 

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir meclis toplantısında şöyle konuştu;

toplanti1

‘‘Değerli Meclis üyeleri, Ankara’da son yaşamış olduğumuz terör olayından dolayı, 29 şehit verdik. Bu olaylardan sonra ekonomi konuşmak, günlük hayatın içinden şeylerle uğraşmak pek içimizden gelmese de, aslında terörün amacı da olağan hayatımızın akışını değiştirmek. Onun için biz inatla bütün bunlara rağmen işlerimize devam etmek durumundayız. Tabii şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailelerine sabırlar diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Öyle bir duruma geldik ki etrafımızda dönen fırıldaklar ve vesayet savaşları Türkiye’deki terör örgütlerinin tümünü birden harekete geçirip hepsi beraber milletimize ve devletimize karşı ciddi bir faaliyet içerisindeler. Suriye’deki olaylar gün geçmiyor ki çok hızlı değişikliklere sebep olmasın. Orada 400 bine yakın insan katledildi, bizim ırkdaşlarımız var, Osmanlı’nın bize Hicaz Yolunun güvenliği için emanet ettiği Bayırbucak Türkmenleri var, insanlar var netice olarak,   bunlar çok büyük bir zulüm içerisindeler. Suriye nüfusunun neredeyse 10 milyona yakın kısmı şu anda mülteci durumunda, yerinden yurdundan edinmiş. 2,5 milyonu ülkemiz sınırları içerisinde. Bir o kadar da diğer ülkelerde misafir edilmekteler. Ciddi bir insanlık dramı yaşanıyor. Niye yaşanıyor? Yine insanın ve global güçlerin bitmez-tükenmez ve insan canına rağmen olan hırsların nedeniyle devam etmekte. Bu arada Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi, Türkiye’nin gelişmesi, bölgesel bir aktör olması ve bunu istemeyen ülkelerin destekleriyle terör harekâtının bir müddet daha ülkemizde devam edeceği gözüküyor. Ama artık gecenin en karanlık zamanı, şafağa en yakın zamandır. Ben böyle bir zaman süreci içerisinde olduğumuza inanıyorum. Ve maalesef o güçler tarafından bazı terör örgütlerine de kuzu postu giydirilmeye, kuzu postuna sarındırılmaya çaba gösteriliyor. Milletimizin ve devletimizin gücü bütün bunların üstesinden gelebilecek iradeye sahiptir. Yeter ki millet olarak biz yekvücut olalım, birlik içerisinde olalım, dışarıya karşı en azından birliğimizi-beraberliğimizi muhafaza edelim.

Değerli Meclis üyeleri; 2014 yılında 43,5 milyar dolar olan cari açık vermiştik. Geçtiğimiz yıl yüzde 26 oranında bu cari açığımızı azaltarak 32,2 milyar dolara indirdik. Buna rağmen Türkiye büyümesini devam ettirdi. Yapılan araştırmalara göre Türkiye dünyada 2015 yılındaki büyümesiyle 5. sırada yer alıyormuş, gelişmekte olan ülkeler, az gelişmiş ülkeler değil de gelişmekte olan ülkeler içerisinde. İşte Çin’le başlayan, Hindistan, Çin falan, 5. sırada da Türkiye geliyor. Türkiye’nin aslında potansiyeli bunun çok daha üzerinde. Birazcık daha derlenip toparlanabilsek, bir organize olabilsek, bundan daha fazla işleri yapabilmemiz mümkün.

toplanti2

Cari açıktaki azalmaya rağmen sermaye girişlerinde de ciddi bir azalma olmuştur. 2014’te 41,6 milyar dolar yabancı sermaye ülkemize girerken, 2015 yılında bu rakam 10,7 milyar dolara düşmüştür. Görüldüğü gibi, cari açıktaki düşüşle kıyaslandığında sermaye girişlerindeki düşüş daha yüksek orandadır. Bu durum, cari açığın finansmanında zorluk yaşadığımızı, sıkıntı yaşadığımızı göstermektedir.

2015 yılında kaynağı belli olmayan döviz girişi ise 9,7 milyar dolardır, yani yaklaşık 20 milyar doları cari açığımızın bu kaynaklardan telafi etmişiz, gerisini ise Merkez Bankası rezervlerinden karşılamışız. Bu şartlar altında da Merkez Bankası’nın brüt rezervi 92 milyar dolara düşmüştür. Cari açığın finansmanındaki zorluklar, bu yıl da devam etmesi beklenmektedir. Hizmet gelirlerindeki düşüş bu yıl da devam edecek gibi gözükmektedir.

2014 yılında 34,3 milyar dolar olan turizm gelirlerimiz, 2015 yılında küresel daralmanın da etkileriyle beraber yüzde 8,3 düşerek 2015 yılında 31,5 milyar dolara ulaşmıştır. Bu yıl terör eylemleri nedeniyle yaşanan tur iptalleri, Rusya’yla ilişkili olan krizler, etrafımızdaki ülkelerin durumları nedeniyle bu azalmanın devam etmesi beklenmekte. Tabii Allah bir kapıyı açıyor, bir kapıyı kapıyor. Rusya’ya yapılan ihracat, meyve-sebze ihracatında işte Yahudilerin belli dönemlerde inançları gereği toprağı nadasa bırakmaları gerektiği için bu sene öyle bir dönemmiş, İsrail’e ihracatımız da yüzde 50’ler, yüzde 60’lar civarında, belki daha yüksek oranda meyve-sebze ihracatında artış var. Alternatif pazarlar aranıyor, turizmde de alternatif olarak mutlaka aranıyor. Devletimizde çeşitli hibe ve destek programları açıkladılar. Ancak şunu unutmamamız lazım ki, turizmde de edilgen bir durumdayız, etken değiliz. Yani dünyada bizim en büyük pazarımız Avrupa, Avrupa’da Türkiye’yi pazarlayacak milli bir organizasyonumuz yok. Daha önce Öger Turizm vardı, kendi uçakları ile seferler Türkiye’ye düzenliyordu. Ama maalesef şu anda o firma da hayatiyetini devam ettiremedi. Ama Avrupa’da işte tanınmış firmalar var, Neckermann var işte hatırladığım,  başka firmalar var, bunlar pazarlıyorlar. Bizim turizmcilerimiz de, otel yatırımcılarımız da bunlara gidip ben 5 kuruş daha ucuz veriyorum her şey dahil fiyatını, lütfen benim otelime gelin şeklinde bir onların şeyine hakimiyetine teslim olmuş durumdayız. Burada belki bir milli şirketin kurulup Türkiye’deki bu turizmin, yatakların, denizimizin, havamızın, otellerimizin pazarlanmasını düşünmemiz lazım ve geç kalmış durumdayız.

Rusya’daki sıkıntılardan dolayı muhtemeldir ki bu sene oradan gelecek olan müteahhitlik hizmetleri gelirlerinde de bir daralma olacaktır. İhracattaki düşüş de hesaba katılırsa bu yıl cari açıktan kaynaklanan sorunların devam edeceğini öngörmek zor olmayacaktır. Ancak bundan moralimizi bozmamamız lazım. Dün çok büyük bankalarımızdan birinin genel müdür yardımcılarıyla konuştum, bankacılık sistemi olarak hiç korkmayın, hiçbir şey olmazsa biz sizi 2 yıl daha rahat rahat taşırız diyorlar, ama onların da birtakım önerileri var.

Değerli Meclis üyeleri, Aralık ayı verileri ile yıllık sanayi üretimi belli oldu. Aralık ayında sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,5 oranında arttı. 2015’in tümünde ise sanayi üretimi ortalama olarak 3,1 arttı. İmalat sanayindeki artış ise yüzde 3,6. Bu artışların hepsi beklentilerin üzerinde bir artıştır. Umarız ki bu yıl da beklentilerin çok üzerinde artışları sanayimiz gerçekleştirebilir, çünkü sanayi üretimi ülkenin genel gelişmesinde en önemli ağırlığı olan parametrelerden bir tanesi ve öncü göstergelerden biri.

Değerli Meclis üyeleri, Merkez Bankası faizleri yine düşürmedi, bu nedenle de kredi mevduat faizleri çok yükselmiş durumda. Bugün bazı bankalar yüzde 14 ve üzerinde mevduata faiz vermekteler. Yüzde 8.81 herhalde gerçekleşti yıllık enflasyon, bunun neredeyse iki katına yakın bir mevduat faizi bankalar verebilmekte. Tabi bunu bankalar cebinden vermiyorlar, bizlerin cebinden alıp veriyorlar. Yatırımların ve ekonomik büyümenin bu yüksek faiz ortamında sürdürülebilmesi imkansızdır, Merkez Bankası’nın acilen bir indirime gitmesi gerekmektedir. Bunu daha önceki konjonktürlerde, yani 1990’larda, 2000’lerde, 2000’lerin başlarında Odamızın her Meclis konuşmasında, her toplantısında Merkez Bankası’nın faizleriyle ilgili şikayetlerimizi dile getiriyorduk. Şu andaki konjonktür de tıpkı o tarihlerdekine dönmüş durumda, artık bu faizler bizlerin üzerinde maliyetlerimiz içerisinde en önemli kalemlerden biri haline gelmeye başlamış durumda. Sanayimizin bu karlılık oranlarıyla bu faizlerle sürdürülebilirliği pek mümkün gözükmemektedir.

Ayrıca, Merkez Bankası bankaları daha fazla fonlayarak bankaların likitte kalma arzularını törpülemelidirler. Şu Merkez Bankası hem gecelik şeylerle, hem de repo faizleriyle bankalarımızı fonlamakta, ama bu toplam finansal büyüklük içerisinde bakıldığı zaman okyanusta damla gibi kalmaktadır.

Değerli Meclis üyeleri, bu konuyu geçen Meclis konuşmamda da bahsetmiştim, tekraren üzerini vurgulamak istiyorum; şu günlerde herkes bilançolarını hazırlıyor, ülkemizdeki dönemde finansmana erişimi açısından ciddi bir risk oluşturacak, onun için bu konuyu tekraren vurguluyorum.

Ülkemizde enflasyon muhasebesi içinde bulunulan yıl dahil olmak üzere son üç yılın kümülatif enflasyonu yüzde 100’ün üzerinde ve içinde bulunulan yılın da enflasyonu yüzde 10’un üzerinde olması gerekiyor, o şartlar oluşursa uygulanabiliyor. Ülkemizde son üç yılın kümülatif enflasyonu ise yüzde 20’nin biraz üzerinde bulunmaktadır. Fakat karlılıkların çok düştüğü bir ortamda bu yüzde 20 enflasyon bile bizim varlıklarımızın değerinin erozyona uğramasına sebep olmaktadır.

Enflasyon, özellikle birikimli enflasyon şirketlerimizin mali tablolarını bozarak şirketin mali durumu hakkında yanlış resimler vermektedir. Ayrıca, vergiler de enflasyona göre her yıl ayarlandığı için enflasyon şirketlerimizin üzerindeki vergi yükünü de artırmaktadır. İç ve dış talebin zayıf olması ve yüksek rekabet nedeniyle şirketlerimizin fiyat artışları enflasyonun gerisinde kalarak şirket karlarını da eritmektedir. Bu olgular dikkate alınarak, enflasyon muhasebesi uygulamasının gözden geçirilerek enflasyon muhasebesinin her yıl uygulanması yerinde olacaktır.

Bizim geçen ayki toplantımız ve bu konuda başka yerlerden de gelen talepler üzerine Maliye Bakanlığı’nda bu konuda bir çalışma olduğunu ve enflasyon muhasebesinin 5 yılda bir birikmiş enflasyonu sıfırlayacak şekilde yeniden tasarlandığını duymuş bulunuyoruz. Ancak, bana gelen bilgiye göre bu uygulamanın 2016 yılındaki bilançolar da çıktıktan sonra onlar üzerinde enflasyonun sıfırlanmasıyla 2017’de bizim reel olarak istifade edebileceğimiz halde uygulanacağı şeklinde. Halbuki yaşamış olduğumuz bu konjonktürde bunun 2015 yılında uygulanmazsa birçok firmamız açısından ve biliyorsunuz Basel-2, Basel-3 kriterleri artık uygulanmaya başlandı, bilançolar üzerinden değerlendiriliyor şirketlerin durumları. Ama gerçek resmi vermeyen bilançoların aslında ne kadar iyi olduğunu bilseler bile, banka müdürlerinın ağır sorumluluklar yükleyen bir kanun karşısında bizim lehimize hareket etmelerini beklememiz de pek mantıklı olmayacaktır.

Bunun yanında bir başka bu açıdan finansmana erişimi etkileyecek bir başka risk daha, bu yıl bilançolarımızla beraber realize olmak üzeredir. Biliyorsunuz reel sektörün kredilerinin yüzde 48’i yabancı para cinsindendir. Kurlardaki ani yükselmen nedeniyle kur zararları vadesi gelmeden realize edilmiş gibi bilançolarımızda yer alacak. Yani diyelim ki 1 milyon dolar kredi aldık, aldığımızda dolar 2 liraydı, 2 milyon TL olarak bu hesaplarımıza geçti. Şimdi dolar 3 lira oldu, 3 liradan çarptığımız zaman 2 milyon yerine 3 milyon borç olarak geçecek, 1 milyon liralık bir zarar bilançomuzda oluşmuş olacak. İlk bakışta vergi matrahlarımızı azaltıcı bir etkeni olduğu için belki hoşumuza gidebilir, ama önümüzdeki dönemde bu bilançolarımıza yansıyan durum bizim finansmana erişimimizi etkileyecektir. Bu durum, finansman ihtiyacı içinde olan şirketlerimizin bozuk bilançoları nedeniyle finansmana erişimini engellemektedir, engelleyecektir.

Oysa hepimiz hatırlayalım, 2001 krizi hemen sonrasında kurlar aniden yükseldi, 1700, hatta 1900’e kadar çıktı, 5-6 ay sonra tekrar 1200’lere kadar gerilemişti. Kur zararlarının realize edildiği zaman bilançoya yansıtılması için bir kanun değişikliği yapılması lazım. Tahakkuk esasına göre, yani borcun ediminin gerçekleştiği andaki duruma göre bilançoya yansıtılacağı bir sisteme geçmemiz lazım. Dünyanın birçok ülkesinde de bu kullanılmakta. Çünkü tekraren söylüyorum; Basel-2, Basel-3 kriterlerine göre şirketlerin reytingleri yapıldığı zaman, bunlar finansmana erişimde önümüze önemli engeller olarak çıkacak.

Değerli Meclis üyeleri; Geçen ay Ankara Üniversitesi’nden 40’ı aşkın akademisyen 1. Organize Sanayi Bölgemizi gezmişlerdi ve çok da etkilenmişlerdi. Bu ay da biz Üniversite-İş Dünyası İşbirliği Platformu ki Onursal Başkanlığını Odamız yapmaktadır, bir toplantı gerçekleştirerek güçlü bir heyetle Ankara Üniversitesi Teknokent’i ziyaret ettik, orada incelemelerde bulunduk. Gerçekten aslında eli tutulduğu zaman işletmelerimize para kazandıracak ciddi çalışmalar var. Yani hiç aklımıza, hayalimize gelmeyecek, böcek yumurtası üretmekten işte çeşitli yazılım faaliyetlerine kadar, 3D üretime kadar bir sürü alanlarda çalışan genç-genç çocuklar var. Aslında bu global firmalar işte bu çocukları kendi bünyelerine katarak inovasyon kapasitelerini firmaların artırmakta. Bu şekilde aslında o buluşların sahiplerinin genç üniversite mezunu veya üniversite talebesi olan çocuklar olmasına rağmen o global markalar olarak karşımıza çıkmakta ve biz de her an işte onları cep telefonuyla, başka şeylerle yeni teknolojiler olarak kullanmaktayız.

Aslında ben bütün sanayicilerimizin fırsat buldukça o teknokentleri ve oradaki firmaların yapmış olduğu çalışmaları takip etmelerini kendilerine tavsiye ederim. 

Değerli Meclis üyeleri; Eximbank’ın ihracatın itici gücü haline gelebilmesi için kaynak yapısının güçlendirilmesi, bürokratik işlemlerin azaltılarak basitleştirilmesi ve özellikle teminat sorununu kolaylaştırıcı önlemlerin alınması gerekmektedir. Eximbank’ın ihracat sigortası da fazla bilinmemektedir. Bu nedenle Eximbank ihracat sigortasının tanıtımının daha iyi yapılması gerektiğine inanıyorum.

Ayrıca, Eximbank’ın TL kredilerine de çok talep var. Bankanın kaynakları artırılarak bu taleplerin karşılanması gerekmektedir.

Biz geçtiğimiz günlerde düzenlediğimiz ASO Gündem toplantısının 25’incisinde bu görüş ve taleplerimizi Eximbank Genel Müdür yardımcılarına ilettik. Eximbank yetkilileri yeni finansman kaynakları bulmaya ve Kredi Garanti Fonuyla da bir anlaşma yaptıklarını bizlere açıklayarak, Merkez Bankası’nın TL cinsinden ciddi bir kaynağı Eximbank’a aktardığını bize ilettiler. Ve bu kaynakları da geliştirmeye, artırmaya çalıştıklarını söylediler.

Ayrıca, ihracattaki daralma nedeniyle ihracatçı firmalarımızın yurtiçi satışlarını da kredilendirdiklerini, fonladıklarını bize söylediler.

Bir değişiklik de; yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde verilen Eximbank desteklerinin kapsamına orada yaptıkları harcamaların da yüzde 30’unu finanse edecek şekilde genişlettiklerini söylediler. İhracatımıza destek olmak için yeni araçlar geliştirdiğini, teminat sorunu için KGF ile anlaşma yapıldığını ve yeni arayışlar içinde olduklarını görmek bizi ihracatımız açısından ümitlendirmiştir’’.