Ankara Sanayi Odası Şubat ayı olağan meclis toplantısı 27 Şubat 2013 tarihinde yapıldı. - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Şubat ayı olağan meclis toplantısı 27 Şubat 2013 tarihinde yapıldı.

    20 Şubat 2013

 
Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir meclis toplantısında şöyle konuştu;
‘‘Konuşmama Aralık sonunda üyelerimiz arasında gerçekleştirdiğimiz anket sonuçlarını değerlendirerek başlamak istiyorum. Aralık sonunda Eylül sonuna göre artış belirtenlerin oranı Üretimde %48’den %36’ya, İç satışlarda %44’den % 37’ye, Dış satışlarda %35’ten %33’e, Yeni siparişlerde %45’ten  %41’e, İstihdamda %32’den %22’ye, İthalatta %21’den %18’e, Ürün fiyatlarında %26’dan %22,5’e, Kredi kullanımında %50’den % 44’e, Ücretlerde %27’den %20’ye, Stoklarda %36,5’tan %32’ye düşerken, Hammadde fiyatlarında %49’dan %53’e yükselmiştir. Bu sonuçlar yılın üçüncü çeyreğine göre son çeyrekte Ankara sanayiinde bir yavaşlamaya işaret etmektedir. 2012 Aralık ayı sonuçlarını 2011 Aralık ayı sonuçlarıyla karşılaştırdığımızda da benzer bir sonuç görmekteyiz. Örneğin 2011 Aralık ayı sonunda üretimde artış belirtenlerin oranı %44 iken bu oran 8 puan düşerek 2012 Aralık sonunda %36 olarak gerçekleşmiştir.
 
2012 Aralık ayı sonunda 2011 Aralık sonuna göre iç satışlarda artış belirtenlerin oranı 11 puan, dış satışlarda 1 puan düşmüştür.  Ankara sanayiinde 2011 yılı Aralık ayı sonunda %60 olan  ortalama kapasite kullanım oranı, 2012 yılı Aralık sonunda %58’e gerilemiştir. 2012 yılı Ankara sanayii için ihracat açısından verimli bir yıl olmamıştır. 2011 Aralık sonunda ankete cevap veren üyelerimizin %62’si ihracat yaptığını belirtirken, bu oran 2012 Aralık sonunda %55’e gerilemiştir. İhracatın toplam ciro içindeki payında da bir bozulma vardır. 2011 yılı Aralık ayı sonunda %22 olan ihracatın toplam ciro içindeki payı 2012 yılı Aralık ayı sonunda %14’e düşmüştür. 2012 yılı ülke sanayisi için de çok parlak bir yıl olmamıştır. Sanayi üretimi Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %3,8 azalmış ve 2012 yılında toplam sanayi üretimindeki artış %2,3’te kalmıştır. Sanayi Ciro ve Sipariş Endeksleri de fazla umut vermemektedir. 2012 Aralık ayında bir önceki aya göre Sanayi Ciro Endeksi %3, Sanayi Sipariş Endeksi %4,5 artış göstermiştir. Enflasyonun altında kalan bu artışlar , sipariş ve ciroda reel bir gerileme olduğunu göstermektedir.
 
İmalat sanayiinde kapasite kullanım oranındaki düşüş de devam etmektedir. Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %2,3 düşen kapasite kullanım oranı Şubat ayında da %0,7 düşerek %72,2’ye gerilemiştir.
 
 
İhracatın artış hızındaki düşüş de devam etmektedir.
İhracatın artış hızındaki yavaşlama bu yıl da devam ederse, geçen yıl pozitif olan dış ticaretin büyümeye katkısı bu yıl negatife dönebilecektir. Zaten dış ticaretin büyümeye katkısı olmasaydı bu yıl büyümek yerine  küçülürdük. Sanayi üretimi ve diğer ekonomik verilerden, 2012 yılını %2-2,5 arasında bir büyümeyle kapatacağımız anlaşılmaktadır. Ekonomi yönetimi Orta Vadeli Programda 2012 büyümesini %4 olarak tahmin etmişti.
 
2011 yılında %8,5 büyüdüğümüz hatırlanırsa, bu büyüme hızının yarı yarıya düşmesi demekti. Ekonomi yönetimi daha sonra büyüme tahminini %3,2’ye çekti. Şimdi ise %2,5 büyürsek sevineceğiz. Bu, bir yılda büyüme hızının neredeyse dörte birine düşmesi demektir. Biz buna ekonomide yumuşak iniş demiyoruz. Bizce iniş çok sert olmuştur. Orta Vadeli Programda 2012 yılı hedefleri, ihracat haricinde tutmamıştır. Orta Vadeli Program bizler önümüzü görebilelim, üretim ve yatırım planlarımızı o hedeflere göre yapalım diye hazırlanıyor. Orta Vadeli Programda 2012 büyüme tahmini %4 olarak açıklanınca biz de yılı %4-5 büyüme ile kapatırız demiş, hesaplarımızı ona göre yapmıştık. Oysa büyüme bu tahminin yarısında kalacak ve bizim hesaplar tutmayacak. Böyle bir ortamda iş dünyasının sıkıntıya girmesi normaldir. Diğer yandan ekonomideki sert frene rağmen Merkez Bankası sıkı para politikasına devam etmektedir. Faiz koridorunun alt sınırını aşağı çekerken karşılık oranlarını arttırmakta, piyasadan para çekmektedir. Örneğin, son para politikası kararlarıyla birlikte piyasadan 1,4 milyar TL ve 900 milyon dolar çekilmiş olacaktır. Piyasalardaki likidite sıkıntısı ödemeleri aksatmakta, işletme sermayesi ihtiyacını artırmaktadır. Ancak ekonomi yönetiminin kredi hacmindeki artışı %15 ile sınırlandırmayı hedeflemesi krediye erişimi zorlaştırmakta hatta imkansız hale getirmektedir. Bankalar %15 sınırı karşısında kredilerini en sağlam olarak gördükleri müşterilere kullandırmakta, zayıf halka olarak gördükleri işletmelerden ise çok yüksek faizler talep etmektedirler. Bankalardan kredi alamayanlar, faktöring şirketlerine yönelmekte %20-%24 faiz ödemektedir. Büyüme hızının düştüğü, likiditenin kısıldığı ve kredi hacminin sınırlandığı ve ödemelerin aksadığı bir ortamda işletme sermayesi ihtiyacı içinde olan işletmelerimizin ayakta kalması çok zorlaşmaktadır. Bu nedenlerle Merkez Bankası’nın para politikası duruşunu gözden geçirmesinde büyük yarar görmekteyiz.
 
Ekonomi yönetimi cari işlemler açığının oluşturduğu risk nedeniyle ekonomiyi yavaşlatmıştır. Bu yavaşlama sonucunda da cari işlemler açığı 79 milyar dolardan 49 milyar dolara gerilemiştir. Ama bu gerilemenin maliyeti ağır olmuştur. Biz her zaman, cari işlemler açığının büyümeden feragat ederek düşürülmesinin sorunu çözmeyeceğini ifade ettik. Bugün ülkemizde yapılabilecek bir çok ürünü ithal ediyoruz.
 
Biz ASO olarak hep, cari işlemler açığını kapatmak için büyümeden feragat etmek yerine bu açığın yapısal nedenlerini ortadan kaldırmak gerektiğini söylüyoruz. Bugün ülkemizde üretilebilecek birçok ürünü ithal ediyoruz. Yerli doğal kaynaklarımızda yeterince yararlanamıyoruz. Bugünkü işleyişleri ile cari açığı artıracak sektörlerde yatırımlar yapıyoruz. Örneğin Demir-Çelik sektörü. İçerideki cevherimizi değerlendirmek yerine Amerika’dan hurda demir ithal ediyor, bunu ithal enerjiyle işliyor, sonra da çok düşük bir katma değerle satıyoruz. Amerika’da artan kaya gazı üretimi ile birlikte doğal gaz fiyatları hızla düşmektedir. Düşen enerji maliyetleri ile birlikte hurda demiri ABD’de işlemek giderek ekonomik hale gelmektedir. Bu gidişle, önümüzdeki yıllarda hurda demir ithal etmekte bile zorlanacağız. İthalatımızın 35 milyar doları tüketici tercihlerinden, 110 milyar doları ülkemizde üretilemeyecek mallardan, 90 milyar doları ise ülkemizde yeterli kapasite olmadığından ya da yeterli kaliteye ulaşılamadığından ithal edilmektedir.
 
Biz ithalatın bu 90 milyar dolarlık bölümü üzerinde yoğunlaşmalıyız. Cari işlemler açığı ile mücadele ederken, yerli, kaynaklarımızdan daha fazla yararlanmayı desteklemeli, ithal ürünlerde rekabet şansı olan alanlarda yerli üretimi desteklemeliyiz.
 
Para Politikası Kurulunun faiz koridorunu aşağı çekip karşılık oranlarını artırma kararı üzerine görüşlerimizi paylaşmak için geçen hafta bir grup gazeteci arkadaşımızla biraraya geldik.
 
O sohbette ekonomik gelişmeler konusundaki görüşlerimi paylaştıktan sonra konu Oda ve TOBB seçimlerine geldi. Daha sonra sohbet sırasında söylediklerim basında yer aldı.
 
Bunun üzerine konu üzerindeki görüşlerimi sizlerle paylaşmak ihtiyacını hissettim.
 
Sayın TOBB Başkanının bugüne kadar ülkemiz ve camiamız için yaptıkları inkar edilemez. Sayın Başkanın yaptıklarından biri de Oda başkanlığının iki dönemle sınırlandırılmasıdır. Seçilme hakkına getirilen bu sınırlandırma sayın Başkanın önerisiyle yasaya  konulmuştur.  Sayın Başkan yıllardır bu kararın arkasında durmuş, bugüne kadar da kendisi tarafından herhangi bir adaylık açıklaması  yapılmamıştır. Sohbet sırasında başkanın çok çalıştığını, yurt icinde ve dışında ülkemizi iyi temsil ettiğini söyledikten sonra ben olsam yurtdışı görevler uhdesinde kalmak şartı ile seçimlere girmezdim dedim. Seçme ve seçilme hakkının sınırlandırılmaması konusunda Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar yeni bir ortam oluşturmuştur. Mevcut şartlar altında seçim yarışına girmek veya girmemek herkesin en tabii hakkıdır. Ayrıca konuşmamda TOBB’un tüzel kişiliğini rencide edecek tek bir ifadem de olmamıştır. Diğer yandan, bazı gerçekleri söylemek, sıkıntıları dile getirmek bizim gibi meslek örgütlerinin, özellikle çatı örgütlerinin en temel görevidir.
 
Ekonomide işler iyiye gitmemektedir. Krizde ülkeler rekabet güçlerini artırmak için yapısal reformlara hız verirken biz yapısal reformları unuttuk. Şirketlerimizin rekabet gücünü ve karlılıklarını olumsuz etkileyen mevzuat hâlâ yerindedir. Para politikasında yanlışlar yapılmaktadır. İş dünyasını temsil eden üst kurumlar, bu konuları dile getirmeli ve çözüm önerileri geliştirmelidir. Bu görüşlerimin arkasındayım. Durumu bilgilerinize sunuyor, sözlerime son verirken hepinizi saygı ile selamlıyorum’’.