Ankara Sanayi Odası Ocak ayı olağan meclis toplantısı 28 Ocak 2015 tarihinde yapıldı - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Ocak ayı olağan meclis toplantısı 28 Ocak 2015 tarihinde yapıldı

    28 Ocak 2015

 
Ankara Sanayi Odası Ocakayı olağan meclis toplantısı 28 Ocak2015 tarihinde yapıldı. Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir toplantıda gündemdeki ekonomik gelişmeleri değerlendirdi.
Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir meclis toplantısında şöyle konuştu;
‘‘Değerli Meclis üyeleri,
Bölgemizde, bizi doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyecek gelişmeler yaşanıyor.Rusya ekonomisinin küçülmesi ve kredi notunun çöp statüsüne indirilmesi bu ülkeye yaptığımız ihracatı ve sağladığımız turizm gelirlerini olumsuz etkileyecektir.Yunanistan’da seçimleri kazanan partinin yapmış olduğu açıklamalar, Avrupa’daki ekonomik belirsizliği artırmıştır.Ayrıca Euro’nun hızlı değer kaybı da, AB’nin ihracatımız içindeki büyük payı nedeniyle bizi olumsuz etkilemektedir.Küresel ticaretin yavaşlaması ve ihracat pazarlarımızdaki daralma, net ihracatın büyümeye katkısının negatif olacağını göstermektedir.Bu şartlarda 2014 yılıbüyüme yüzde 3’ün altına düşecektir.Ancak bizi endişelendiren 2015’teki büyümedir.2015 yılına dezavantajlı başladık.Dolar-Euro paritesindeki gelişmeler bizi olumsuz etkilemektedir.Parite’deki 1 puanlık düşüş, yıllık ihracatı 550, ithalatı ise 650 milyon dolar düşürmektedir.Parite, 1’39’dan 1,12’ye gerilemiştir.Pariteden 11 milyar dolar kaybımız olacaktır.
Petrol fiyatlarındaki düşüş, ihraç ettiğimiz petrokimya ürünlerinin fiyatlarını da düşürmektedir.
Petrol fiyatındaki düşüş, ihracatımızı 10 milyar dolar azaltacaktır.Rusya’ya mal ihracatımızın 2,3 milyar düşeceği tahmin edilmektedir.Buna bavul ticareti ve müteahhitlik hizmetlerini eklersek kaybımız 5 milyar doları bulacaktır.Bütün bunlar 2015’te ihracata dayalı bir büyüme gerçekleştiremeyeceğimizi göstermektedir.Bu nedenle 2015’te iç pazarın önemi daha da artmıştır.2015’te büyüme iç talebin canlanmasıyla mümkün olacaktır.Eğer iç talebi canlandıramazsak bunun sosyal maliyetleri de olacaktır.Petrol fiyatının düşmesi ihracatımızı olumsuz etkilese de cari açık ve enflasyonu düşürmektedir.Diğer yandan, Avrupa Merkez Bankası’nın aylık 60 milyar Euro genişleme kararı, küresel likidite bolluğunun bir süre daha devam edeceğini göstermektedir.Enflasyondaki düşüş faizleri de olumlu etkilemektedir.İki yıllık tahvil faizleri yüzde 7’nin altına düşmüştür.Buna rağmen Merkez Bankası faiz indiriminde yavaş davranmaktadır.Politika faizinde yarım puanlık indirimin hiç bir etkisi olmamıştır.Çünkü Merkez Bankası piyasayı hâlâ yüzde 10’dan fonlamakta, bu da kredi faizlerinin düşmesini engellemektedir.
Değerli Meclis üyeleri,
Ülkemizde yatırım harcamaları azalmaktadır. Aynı zamanda ülkemize gelen yabancı doğrudan sermaye yatırımları da bir türlü istenen düzeye ulaşamamaktadır. Kasım ayı itibariyle bu yıl ülkemize gelen yabancı doğrudan yatırım miktarı 11 milyar dolardır.Buna karşılık bizim şirketlerimiz de yurtdışına 6,6 milyar dolarlık yatırım yapmışlardır.Nete baktığımızda aldığımız net yatırım 4,5 milyar dolardır.Bu miktar hiçbir şekilde yeterli değildir.Ayrıca ülkemize gelen yabancı sermaye daha çok hizmetler sektörüne yatırım yapmaktadır.
Yabancıların sanayiye yaptıkları yatırımlar şirket satın almaları biçiminde olmaktadır.Yeni sanayi yatırımı yok denecek kadar azdır.
Bu durum, üretim ve yatırım ikliminde bir sorun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.Eğer üretim ve yatırım ortamını iyileştirecek tedbirler alınamazsa Türkiye düşük oranlarda büyümeye devam edecektir.Düşük büyüme, yatırım şevkini ve gelecekteki ekonomik büyümeyi de olumsuz etkileyecektir.Türkiye’nin böyle bir kısır bir döngüye kapılması kabul edilemez. Çünkü düşük büyüme ve yüksek işsizlik, toplumsal huzuru da olumsuz etkileyecektir.
Değerli Meclis üyeleri,
Türkiye’nin 2000’li yıllarda sağladığı hızlı büyümenin bir hikayesivardı.Gerçekleştirilen yapısal reformlar ve AB ile üyelik müzakereleri Türkiye’ye güçlü bir hikayesağlıyor, bu hikaye de üretim ve yatırım iklimini destekliyordu.Bizce yabancı sermayenin ülkemize gelişinin esas nedeni yüksek faizler değil bu kazanç fırsatıdır.Büyüyen ekonomi yabancı yatırımcılara daha fazla kazanç imkanı verdiğinden yabancılar ülkemize geliyordu.Son yıllarda sergilenen düşük büyüme ve kesintiye uğrayan AB müzakereleri, Türkiye’yi hikayesizbırakmıştır.Yabancı yatırımları ülkemize çekmek, yerli yatırımcıyı yeniden şevke getirmek için Türkiye’nin yeni bir hikayeyeihtiyacı vardır. Bu yeni hikaye, tüm devletin ve ekonominin yeni bir zihniyetle yeniden yapılandırılması olmalıdır.
Ülkemizin gerçek potansiyelini açığa çıkarmak için öncelikle bir zihniyet değişimine ihtiyaç vardır.
Bu değişim, müteşebbisi her şeyin merkezine koymakla başlamalıdır. Bu güne kadar ülkemizde her şey devlet için vardı.Bundan sonra her şeyin merkezine özel sektörü ve müteşebbisi koymamız gerekmektedir.Bir ülke ekonomisi güçlü olduğu zaman güçlü olur.Güçlü bir ekonomi olmadan ne devlet güçlü olur ne ordu güçlü olur.Bu nedenle ülkemizde tüm kurumsal yapılar yeniden kurgulanmalı, müteşebbise ve üretime odaklanmalıdır. Türkiye’nin yüksek büyüme potansiyelini açığa çıkarabilmesi için eğitim sisteminin de mutlaka yeniden kurgulanması gerekmektedir.Üniversiteler ve mesleki eğitim, çağın ve teknolojik gelişmenin ihtiyaçlarına göre mutlaka gözden geçirilmelidir. Bir ülkedeki hukuk sisteminin yabancı yatırımlar açısından önemi büyüktür.
Hukuk düzeninin sağladığı güvence olmadan yabancı yatırımcı kendisini güvende hissetmeyecek, bu nedenle de yatırım yapmaktan çekinecektir. Yabancı sermayenin ülkemize gelmesi için her şeyden önce hukuk sistemimizi batı standartlarına yükseltecek reformları yapmamız gerekmektedir.
Değerli Meclis üyeleri,
İş yapmanın maliyetini yükselten, sanayiciyi yıldıran mevzuat, iş dünyasının ihtiyaçlarına göre yeniden yazılmalıdır.Bir örnek vermek istiyorum.Amerika ile AB arasındaki gümrükler ortalama yüzde 3 civarındadır.Bu gümrükler, dış ticareti fazla etkilememektedir.Ancak her iki taraf da birbirine tarife dışı engeller uygulamakta, bu engellerin taraflara maliyeti yüzde 25’e ulaşmakta hatta aşmaktadır.Bu rakamlar, bize mevzuatın ve uygulamaların ne kadar yüksek ve gizli maliyetler doğurabileceğini göstermektedir.
Bu gizli maliyetler hem ülkemizde iş yapmayı zorlaştırmakta hem de rekabet gücümüzü kırarak şirketlerin kâr etmesini engellemektedir.Bu nedenle müteşebbisi merkeze koyan bir anlayışa ihtiyacımız vardır.
Değerli Meclis üyeleri,
ABD ile AB arasında kurulmakta olan ekonomik entegrasyon TTIP- Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı– Türkiye ilişkisinden bahsetmek istiyorum.1980’lerden bu yana dünyamız küreselleşmenin etkisi altındadır.Dünya mal ve hizmet ticareti 5 trilyon dolardan 24 trilyon dolara çıkmıştır.Dünya ticareti ve ekonomisinde kaydedilen gelişmelerden yükselen ekonomilerin önemli ölçüde ve hatta ekonomik dengeleri değiştirecek şekilde yararlandığı görülmektedir.Daha önce dünya ekonomisine yön veren batı dünyasının karşısında artık,  Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu BRICS ülkeleri bulunmaktadır. Bu gelişmeler karşısında ABD, 2009 yılında, 21. yüzyılın ekonomik ve ticari oluşumları diye tanımlanan TPP-Transpasifik Ortaklığı ile TTIP-Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı projelerini açıklamıştır. Bu projelerin önderliğini her iki tarafın iş dünyası yapmıştır.Bu projeler, sadece bir serbest ticaret anlaşması değildir.
Dünya ekonomisinin %45 ve ticaretinin %30’una sahip ABD ve AB gibi iki temel gücün oluşturmakta olduğu TTIP’in her iki tarafın ekonomisine ciddi katkıda bulunacağı hesaplanmaktadır. Bu katkının AB ekonomisine yıllık 119 milyar Euro, ABD ekonomisine 95 milyar Euro olacağı, AB’nin ABD’ye ihracatının ilave 187 milyar Euro ve ABD’den ithalatını 154 milyar Euro arttıracağı hesaplanmaktadır.TTIP’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte ayrıca 13 milyon kişiye iş imkanı yaratacağı dile getirilmektedir. TTIP, doğrudan veya dolaylı olarak üçüncü ülkeleri de etkileyecektir. Şüphesiz bundan en fazla etkilenen, AB ile gümrük birliğiiçinde olan Türkiye olacaktır. Yapılan hesaplamalara göre, Türkiye’nin yıllık kaybı 20 milyar dolar civarında olacaktır.TTIP- Türkiye ilişkilerini hukuki, ekonomik ve siyasi üç başlıkta ele almak mümkündür.Hukuki olarak, GATT’ın 24. maddesi ve AB ile ile gümrük birliğini ihdas eden 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı gereğince, Türkiye’nin TTIP’nin bir parçası olması gerekir. Aksi takdirde, gümrük birliğinin işleyişinde sıkıntılar yaşanacaktır.Ekonomik olarak, Türkiye’nin TTIP’e katılımı hem Türkiye’ye hem de ABD’ye ciddi katkı sağlayacaktır. Türkiye aile ABD arasındaki ticaret hacmi bugün 20 milyar dolar civarında olup mevcut potansiyelin altındadır. Bugün itibariyle tarafların 100 milyar dolarlık bir ticaret hacmine ulaşması mümkündür.Aslında, 2,3 trilyon dolar ithalatla dünyanın en büyük pazarı olan ABD’de, Türkiye Amerikan firmaları ile değil, daha ziyade diğer ülkelerin firmaları ile rekabet etmektedir. Keza aynı şey, Türkiye pazarında Amerikan firmaları için de geçerlidir.Bu itibarla, ticaretin önündeki bu engelin aşılması için ekonomik ve ticari ilişkileri derinleştirecek düzenlemeye ihtiyaç vardır. Bu da ancak Türkiye’nin TTIP’ye katılımı ile mümkün olabilecektir.Böyle bir işbirliği şüphesiz her iki tarafın da kazancına olacaktır. Bu konuda bizlere de önemli görevler düşmektedir.Türkiye’nin son 20 yıl içerisindeki en önemli kazancı belki de elde ettiği yüksek müteşebbis ruhudur. Bu ruhu,TTIP’a katılma çalışmalarında görmek büyük önem taşımaktadır.
Değerli Meclis üyeleri,
Bu yıl dokuz ayda sendikalı üye sayısında yüzde 1 artış olmuştur.İnternet üzerinden kayıt nedeniyle ülkemizde sendikal faaliyetler artacak, iş barışı olumsuz etkilenecektir.Bunun ilk işaretini Disk, metal sanayiindekitoplu iş sözleşmesi görüşmelerinde göstermiştir.Türk-İş ve Hak-İş’le anlaşmaya varılmış ancak Disk ile bir anlaşmaya varılamamıştır.Disk işkolunda greve gitme kararı almıştır.Karar’dan 34 firma etkilenecektir. Ama etki bununla da sınırlı kalmayacaktır.Bu firmalar sanayimizin ana girdilerini ürettiğinden, bu işkolundaki grevden tüm sanayimiz etkilenecektir.Bu karar, uygulanması halinde ekonomide çok olumsuz sonuçlar doğuracak, büyüme üzerinde baskı doğurarak adeta bir yıkım etkisi yaratacaktır.Biz, çalışma bakanlığının da olaya müdahil olarak tarafların bir an önce uzlaşmaya varmalarını ve sorunu çözmelerini temenni ediyoruz’’.