ANKARA SANAYİ ODASI OCAK AYI MECLİS TOPLANTISI CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN KA - Ankara Sanayi Odası

ANKARA SANAYİ ODASI OCAK AYI MECLİS TOPLANTISI CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN KA

ANKARA SANAYİ ODASI OCAK AYI MECLİS TOPLANTISI CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN KATILIMIYLA YAPILDI.
 
 
ANKARA SANAYİ ODASI BAŞKANI NURETTİN ÖZDEBİR 
 
 
Sayın  Başkan, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli Genel Başkanı, Değerli  Meclis üyeleri, Basınımızın  seçkin  temsilcileri, Yönetim Kurulu ve şahım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Genel Başkana, davetimizi kabul ederek Oda Meclisi toplantımıza katıldıkları için teşekkür ediyoruz. Sayın Genel Başkanla birlikte toplantımıza katılan sayın milletvekilleri ve parti yöneticilerine de hoşgeldiniz demek istiyorum.
Sizleri aramızda görmekten büyük mutluluk duyuyoruz.
Sayın Genel Başkanım,
İş dünyası uzunca bir süredir, Türk Ticaret, Borçlar ve Hukuk Muhakemeleri Usulü kanunlarının Meclis’ten geçmesini bekliyordu. İktidar ve muhalefet partilerinin uzlaşarak hızla bu kanunları meclisten çıkarmaları bizleri çok memnun etmiştir. Bu nedenle sizlere teşekkür ediyoruz. “Torba yasa” ve iş dünyasının çözüm bekleyen diğer sorunlarında da Meclisteki tüm partilerden aynı uzlaşıcı tavrı, göstermelerini diliyor ve bekliyoruz. Yeri gelmişken borçların yeniden yapılandırılmasında sürenin 5 yıla çıkarılmasının da yerinde olacağını ifade etmek istiyorum.
Değerli Meclis üyeleri,
Küresel krizin ülkemizdeki en büyük etkisi işsizlikteki artışta görülmüştür. 2007-2010 arasında işsizlik oranında 4,2 puanlık bir artış olmuştur. Bu artış krizden en fazla etkilenen gelişmiş ülkelerden sadece Amerika Birleşik Devletlerinde bizden yüksek olmuştur. Euro bölgesinde işsizlik 2,6 puan artarken, işsizlikteki artış İngiltere’de 2,1 puanda kalmıştır. Ülkemizde işsizlik, ekonomik toparlanmayla birlikte gerilemektedir. İşsizlik Ekim döneminde, 1,8 puanlık azalış ile yüzde 11,2’ye gerilemiştir. Bu gerilemeye rağmen işsizlik hâlâ çok yüksektir. Kentsel bölgelerde her dört gençten biri işsizdir. Yapılan tüm tahminler işsizliğin uzunca bir süre bu yüksek seviyelerde devam edeceğini göstermektedir. Bu nedenle işsizlikle mücadelede yeni yöntemler geliştirmek zorundayız. Bunun için işgücü piyasasına esneklik getirecek tedbirler almak, işçilerin haklarına da yeni güvenceler getirmek zorundayız. İstihdamı artırmak için öncelikle işe almanın ve işten çıkarmanın maliyetlerini düşürmek gerekmektedir. Bu maliyetlerin önemli bir bölümünü kıdem tazminatı oluşturmaktadır. Reel sektör üzerinde önemli bir kıdem tazminatı yükü birikmiştir.
Biz yıllardır kıdem tazminatı sisteminde bir reform yapılmasını ve kıdeme hak kazanmak için çalışılması gereken sürenin uzatılarak ve kazanılan kıdemin düşürülmesi ve bir Kıdem Tazminatı Fonu kurulması gerektiğini düşünüyor ve bu düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz. Bu önerimize sendikaların karşı çıktığını da biliyoruz. Ancak, mevcut kıdem tazminatı uygulaması çalışanlara yeterli güvenceyi sağlamadığı gibi iş barışını da olumsuz etkilemektedir. Kıdem tazminatı işveren için gizli bir maliyet unsuru oluşturmaktadır. Kıdem tazminatı uygulaması hem işgücü maliyetlerini yükselterek rekabet gücümüzü olumsuz etkilemekte hem de yeni işe almaları güçleştirerek işsizlikle mücadeleye engel olmaktadır.
Bilindiği gibi ülkeler arasında kıdem tazminatı uygulamaları arasında büyük farklılıklar vardır.
Her ülke, kendi şartlarına göre bir sistem geliştirmiştir. Bizim de Kıdem Tazminatı konusunda yapımıza uygun, hem işvereni hem de işçiyi koruyacak bir sistem geliştirmeliyiz. Bu konuda Avusturya’nın sistemi bizce üzerinde düşünülmesi gereken bir örnek oluşturmaktadır.
Çünkü Avusturya, önceleri bizimkine benzer bir kıdem tazminatı sistemine sahipken, esas olarak işçi sendikalarından gelen talepler doğrultusunda sisteminde 2003 yılında bir reform yapmıştır.
Yapılan reformla kıdem tazminatı sistemi tamamen değiştirilmiş ve kıdem tazminatlarının bir fon tarafından yönetilmesi kararlaştırılmıştır. Avusturya’da çalışanların kıdem tazminatları bir havuzda değil, kendileri adına açılan bir hesapta birikmekte ve değerlendirilmektedir. Böylelikle işçinin hesabında biriken fona, ne devlet ne de işverenler dokunamamaktadır. İşçi fonda biriken parasını işgücü piyasasından çıkarsa ya da emekli olunca alabilmektedir. Bu uygulama, kıdem tazminatından yararların sayısında yaklaşık yüzde 50 artış sağlamıştır.
Avusturya benzeri bir uygulamanın ülkemizde kayıtdışı istihdamla mücadelede de olumlu sonuçlar doğuracağını düşünüyoruz. Ayrıca, Kıdem Tazminatı Fonu, tasarruf ihtiyacı olan ülkemiz için ek bir tasarruf imkanı oluşturacaktır. Son günlerde basında Kıdem Tazminatı ile ilgili haberlerin arttığını görüyoruz. Kıdem Tazminatı sisteminde bir reform ancak bu işçi ve işveren kesimleri arasında bir uzlaşma ile başarılabilir. Bunun için öncelikle kazanılmış hakların güvenceye alınması gerekir. Elbetteki Avusturya modelinin aynen bizim ülkemizde de uygulanması gibi bir talebimiz yok. Bizim amacımız, sosyal taraflar arasında tartışmak için masaya bir öneri getirmek. Sanıyorum, Avusturya modeli sosyal tarafların üzerinde tartışıp ülkemiz koşullarına göre bir uzlaşmayı sağlayacak bir öneridir. Bizim temennimiz, konunun siyasi polemiklerden uzak tartışılması ve önerilerin sağduyu ile değerlendirilmesidir.
Değerli Meclis üyeleri,
Hızla genişleyen kredi hacmi ve hızla artan cari işlemler açığı, Para Politikası Kurulunu para politikası çerçevesinde bir değişiklik yapmaya zorlamıştır. Bu yeni çerçeveye göre bir yandan politika faizi  düşürülürken diğer yandan bankaların kısa vadeli yükümlülüklerine uygulanan karşılıklar artırılmaktadır.
Biz ASO olarak bankalardaki mevduatın süresini uzatmak için farklı karşılık oranları kullanılması gerektiğini önermiştik. Bu önerimizin uygulamaya konmasından memnuniyet duyuyoruz. Yeni politikanın kısa vadeli etkileri görülmeye başlanmıştır. TL, kısa bir sürede önemli ölçüde değer kaybederken, kredi faizleri de artış eğilimine girmiştir. TL’deki değerlenmeyi ve cari işlemler açığındaki hızlı artışı frenlemek amacıyla alınan bu tedbirlerin orta ve uzun vadeli sonuçları hakkında konuşmak için ise henüz erkendir.
Bu politikaların etkinliği, büyük ölçüde küresel ekonomideki gelişmelere bağlı olacaktır. Ancak, sadece para politikası araçlarıyla cari işlemler açığının yapısal nedenlerini ortadan kaldırmak mümkün değildir.
Türkiye yüksek cari işlemler açığı vermeden hızlı büyüyemeyen bir ülkedir.Bu durumun değişmesi, üretimde yerli katma değer oranının yükseltilmesi gerekmektedir. Ama yakın geçmişe kadar uygulanan değerli TL politikası bunun tam tersine hizmet etmiştir. TL’deki değerlenmenin sanayimiz üzerinde giderek artan baskısı nedeniyle bir çok sanayici, önceleri cirosunun yüzde 80’ini kendi üretimi oluştururken şimdi ise yüzde 70’ini Çin’den ithal ettiği ürünlerin oluşturduğunu ifade etmeye başladı. Biz bu sürecin adını “sanayisizleşme” koyduk. Dünyada herkes, parasının değer kazanmasını engellemek ve yerli sanayisini korumak için tedbirler alırken biz TL’deki değerlenmeyi kayıtsızlıkla izledik, sanayimizin kan kaybına göz yumduk. Merkez Bankası sonunda duruma müdahale etti ama bizce çok gecikti. Tüm bu olumsuzluklara rağmen ekonomik krizden hızlı bir biçimde çıkmamızda sanayi sektörü başı çekmiştir. Yılın ilk dokuz ayında sağlanan yüzde 8,9’luk büyümenin 3,6 puanı imalat sanayiindeki büyümeden kaynaklanmıştır. Sanayi üretimindeki artış hız kesmekle birlikte devam etmektedir. Geçen yılın Kasım ayında sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde  9,1 artış göstermiştir. Sanayinin alt sektörlerinde üretim, madencilikte yüzde  8,2, imalat sanayiinde yüzde 9,7 ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımında yüzde  4,7 artmıştır. Takvim etkisinden arındırılmış endeks ise geçen yılın Kasım ayında 2009’un aynı ayına göre yüzde  8,4 artarken, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretim endeksi ise bir önceki aya göre yüzde 1,3 azalmıştır.Kasım ayına ilişkin ciro ve sipariş endeksleri de sanayide üretim artışının hız kesmekle birlikte devam ettiğini göstermektedir.Biz sanayiciler olarak üzerimize düşeni yapıyoruz.Ancak, artan küresel rekabet ve daralan kar marjları sanayimizi iyice zorlamaktadır. Grafikte 1998-2009 yılları arasında sektörlerdeki fiyat artışları gösterilmektedir.
Örneğin elektrik, gaz ve sıcak su buharı sektöründe fiyatlar yüzde 1216, Gayrimenkulde yüzde 1129 artmıştır. Bu dönemde ekonomideki ortalama fiyat artışı yüzde 885 olurken imalat sanayiindeki fiyat artışı sadece yüzde 521 artmıştır.
Teknik bir ifadeyle göreli fiyatlar sanayi mallarının aleyhine gelişmiştir.
İmalat sanayiindeki fiyat artışlarının sınırlı kalmasındaki en temel etken iç pazarlarda artan dış rekabet olmuştur. Bu rekabetin esas olarak Çinden kaynaklandığını söylemeye sanırım gerek yok. Görüldüğü gibi işsizlik, sanayimizin rekabet gücü, ülkemizde üretim ve yatırım ortamının geliştirilmesi ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanması gibi temel konularda kararlar alınması gerekmektedir. Bu kararların alınmasında tüm siyasi partilerimize görevler düşmektedir. Biz yasama görevini kutsal bir görev olarak görüyoruz. Siyasetçinin görevi, ülkenin sorunlarını zamanında teşhiz etmek ve çözümler üretmek olmalıdır.
Elbetteki görüş ayrılıkları olacaktır. Ancak bu görüş ayrılıklarının ülkenin önünü tıkmasına izin verilmemeli, tüm siyasi partiler diyalog ve uzlaşma kanallarını tıkamamalıdır.
Sayın Genel Başkanım,
Yakın çalışma arkadaşlarınızın arasında reel sektörden gelen, reel sektörün sorunlarını çok iyi bilen çok değerli arkadaşlarımızın bulunduğunu memnuniyetle görüyoruz. Bizim temennimiz, reel sektörden gelen yüksek nitelikli, proje geliştirebilecek daha çok sayıda kaliteli insanların siyasette ve milletvekili adayları arasında yer almasıdır. Bunun, siyasette kullanılan üslup ve uzlaşma kültürü üzerinde de olumlu etkisi olacaktır. Çünkü işadamları, yaptıkları iş gereği birbirlerini anlamakta güçlük çekmedikleri gibi, pazarlık yapmaya ve uzlaşmaya yatkındırlar. Sayın Genel Başkanım, aramızda olmanızı fırsat bilerek Ankara hakkındaki bazı sorunlarımızdan ve projelerimizden söz etmek istiyorum. Bugüne kadar bir memur şehri olarak bilinen Ankara son yıllarda hızlı bir gelişme göstererek önemli bir sanayi merkezi haline gelmiştir.
Ankara, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi’nin yaptığı karşılaştırmada 100 puan alarak 81 il arasında “En Rekabetçi İl” seçilmiştir. Ankara; 11 üniversitesi, gelişmiş yazılım sektörü ve üstün nitelikli beşeri sermaye birikimi ile Bilişim Vadisi için en uygun şehirdir. Bu nedenle Bilişim Vadisi mutlaka Ankara’da kurulmalıdır. Bu konuda sizin de desteğinizi bekliyoruz. Geçen yıl Ekim ayında düzenlediğimiz Ankara Sanayi Fuarını çadırlarda gerçekleştirdik. Dünyanın 16’ncı, Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisinin Başkentine bu durum yakışmamaktadır.
Ankara’daki fuar alanının imar planı onaylanmıştır ve hayata geçirilebilmesi için kanuni bir düzenleme beklenmektedir. Bu düzenlemenin bir an önce yapılması için sizin katkılarınızı bekliyoruz.
Biz Ankara olarak EXPO 2020’ye talibiz. EXPO 2020 Fuarına Ankara’nın aday gösterilmesi ve gerekli tanıtım faaliyetlerinin desteklenmesi için sizden de destek bekliyoruz.
Zaten partinizin Ankara milletvekilleri bu konudaki çalışmalarımıza katılmakta ve desteklerini bizden esirgememektedirler. Bu destekleri için onlara teşekkür ediyoruz. Aynı desteği, Temelli’deki Ankara Sanayi Havzasına ulaşan yolların tamamlanması konusunda İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi üyelerinizden de beklediğimizi ifade etmek istiyorum.
Sayın Genel Başkanım,
Biraz önce ülkemizin çözüm bekleyen bazı sorunlarından söz ettim.
Sizin de bu konulardaki görüşlerinizi ve projelerinizi ve somut önerilerinizi öğrenmek isteriz.
Sözlerime burada son verirken, sayın Genel Başkan ve çalışma arkadaşlarına toplantımıza katıldığı için bir kez daha teşekkür ediyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
 
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU
CHP Genel Başkanı olduktan sonra Brüksel’e bir ziyaret gerçekleştirdiğini, orada kendisine ”Neden CHP AB’ye karşı?” diye sorulduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, partilerinin AB’ye karşı olmadığını, AB’ye uyum sürecinde çıkarılan hiç bir yasaya engel olmadıklarını anlattı. 
Klasik, her şeye muhalefet eden bir parti olmadıklarını belirten Kılıçdaroğlu, ”Bu ülkenin çıkarları için ne gerekiyorsa CHP buna destek verecektir” dedi. 
TBMM gündemindeki ”Torba Tasarı” ile ilgili eleştirilerde bulunan Kılıçdaroğlu, hiç bir çağdaş ülkede kanuna ”torba” denilmeyeceğini savundu. 
Tasarıda afla ilgili 21 madde olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ”Getirin 1 günde, 1 saatte çıkaralım. 550 milletvekilinden itiraz eden yok, ‘hayır efendim 21 maddeyi getiremeyiz’ Ne olacak? arkasına 216 madde daha ekliyorlar, bu fırsatçılık değil mi? ‘216 maddeye hiç itiraz etmeyin diyorlar, iş dünyası bu kanunu bekliyor’ Yok ya… İş dünyasının bu kanunun içinde beklediği 20-30 madde. Diğerleri AKP’nin beklediği maddelerdir, ‘nasıl kadrolaşacağım diye, bir yerleri nasıl ele geçireceğim diye’ bekledikleri maddelerdir. Bu ahlaki değildir” diye konuştu.
Hükümetin 2002-2011 tarihleri arasında 4 kez af kanunu çıkardığını savunan Kılıçdaroğlu, bunun da ekonominin iyi gitmediğinin en önemli göstergelerinden biri olduğunu söyledi. 
Kılıçdaroğlu, ”Demek ki ekonomiyi iyi yönetemiyorsunuz ki 4 kez af kanunu çıkarıyorsunuz” dedi. 
İşsizlik sorununu çözmenin altın kuralının üreten ekonomiyi yaratmak olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın sanayicilere ”bir işsizi istihdam edin” önerisini de eleştirdi. 
Sanayiciye öneri yerine teşvik getirilmesi gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, ”Üreten Türkiye stratejisini biz kabul ettik mi? Eğer bir Başbakan çıkıp, ‘Türkiye Ortadoğu’nun hipermarketi olacaktır’ derse, kusura bakmayın bu olmaz. Pazar olursunuz, bu olmaz. Türkiye’nin üretmesi lazım” ifadelerini kullandı. 
Asıl sorunun ”Türkiye nasıl üretir?” sorusu olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, para ve maliye politikalarının ise bu işin püf noktası olduğunu söyledi. 
Türk lirasının değerinin kararında olması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, ”Bir Başbakan ‘benim param değerli’ diye övünüyorsa, o Başbakan ekonomiyi bilmiyor’ demektir” dedi. 
-”ENVANTERİNİZ YOK, SANAYİ HEDEFİ KOYUYORSUNUZ ORTAYA”-
Türkiye’nin tekstil, otomotiv gibi alanlarda net ithalatçı konuma düştüğünü belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
”Sayın Başbakan 2023 hedefini açıklıyor, ‘2023’te 500 milyar dolar ihracat yapacağız, dış ticaret hacmimiz 1 trilyon dolar olacak’ diyor. Bu ne demek, 500 milyar dolar ihracat, 500 milyar dolar ithalat, toplam hacim 1 trilyon dolar, hiç açık olmayacak hepsi dengede olacak.  Böyle bir hedefi sunan dünyada başka bir Başbakan var mıdır? Madem sizin yeteneğiniz var, niye cari açık 8 senedir böyle gidiyor. Yeteneğinizi kullanın. Bir hedefe toplumu kilitlemek güzeldir, ama o hedefin sağlıklı olması gerek. Türkiye’nin sağlıklı bir ekonomi yönetimi, planı, öngörüsü yok. Hatta sanayi envanteri yok. Envanteriniz yok, sanayi hedefi koyuyorsunuz ortaya…”
 Sanayicinin önündeki engellerin başında enerji maliyetlerinin geldiğini savunan Kılıçdaroğlu, Rusya ile yapılan nükleer santral sözleşmesini de eleştirdi. Kılıçdaroğlu, anlaşmaya göre enerjinin kilovat saatinin, diğer ülkelere göre 2-3 kat fazla olduğunu bildirdi. 
Sanayicinin ülkenin kamu görevlisi olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, sanayicilerin sürekli kendilerini yenilemesi gerektiğini de söyledi. 
Türkiye’ye 1 milyon dolar sıcak para getiren bir kişinin, iş yapmadan oturduğu yerde 2 ayda ”kemiksiz 60 bin dolar” kazandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, hiç bir sanayicinin 2 ayda bunu kazanamayacağını söyledi. 
CHP iktidarında istihdam üzerindeki vergi yükünü sembolik hale getireceklerini bildiren Kılıçdaroğlu, her organize sanayi bölgesinde de yatılı meslek okulları kuracaklarını kaydetti. 
Kılıçdaroğlu, iktidarlarında sanayiciden alınan TRT payını da keseceklerini ifade etti. 
-”ANAKENTLER BİRBİRİ İLE YARIŞAN KENTLERDİR”-
Üreten ekonominin aynı zamanda istihdam yaratan ekonomi olacağının altını çizen Kılıçdaroğlu, Ankara’da sanayiciler için bir fuar alanının olmamasının ise düşündürücü olduğunu söyledi. 
20 yıl önce sosyal demokrat partili belediye başkanı tarafından Ankara için şehir planında fuar alanı olduğunu ancak bunun halen hayata geçirilemediğini belirten Kılıçdaroğlu, ”20 yıl önce düşünüldü bu ancak yapılamadı. Bunun yapılabilmesi için kenti yöneten kişide kent kültürünün olması lazım. Bir vizyonun olması lazım. Anakentler bir biri ile yarışan kentlerdir. Türkiye’deki anakentler, bir Paris’le, Berlin’le, Tokyo ile yarışmak zorundadır. Artık anakentler dünyada rekabet halindedir…” şeklinde konuştu. 
Yıllar geçmesine rağmen Ankara metrosunun halen tamamlanamadığını belirten Kılıçdaroğlu, ”İnsanda yetenek ve geleceği görme kabiliyeti olması lazım, yok. Olmadığı için de biz bu adamla adım atamıyoruz. Bitmiyor metrolar… Birimiz de çıkıp sorgulamıyoruz. Yapmayan insanı yeniden seçerek adeta ödüllendiriyoruz” ifadelerini kullandı. 
Ankara’daki finans kurumlarının İstanbul’a taşınmak istendiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, anakent belediye başkanının bu duruma da karşı çıkmadığını söyledi. 
Kars’taki heykel tartışmalarına da değinen Kılıçdaroğlu, ”Sanat kültürü olmayan bir insanın sanata saygı duymasını beklemek doğru değil” dedi. 
-YARGI BOZULURSA TUZ KOKAR-
Türkiye’nin önünde yargı konusu gibi ciddi bir sorun olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
”Yargı bozulursa, her şey bozulur. Yargı bozulursa tuz kokar. Tuzun koktuğu yerde de demokrasi ve özgürlük olmaz. Yargının elbette reforma ihtiyacı var. Peki bu tasarılar yargıda reform amacıyla mı geliyor, hayır. Yargıyı siyasallaştırmak ve ele geçirmek için geliyor. Yanlış buradan başlıyor. Yargının bozulduğu ortamda herkes kaybeder. Yargının bozulduğu ortamda karar mahkemede değil, karar başka odalarda siyasi kulislerde alınır ve bu çok tehlikelidir. Yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını koruması lazım. Bu yargı kararları hiç eleştirilemez anlamına gelmesin. Tabii ki demokrasilerde yargı kararları da eleştirilir. Yargının bağımsızlığını korumak için eleştirilir. Yargının bozulması, Türkiye’de Cumhuriyet tarihi boyunca karşılaştığımız en ciddi tehdittir.”
”Vergi politikalarını tersine çevirmemiz lazım” diyen Kılıçdaroğlu, büyüme hızının 1923-2002 döneminde, 2002-2011 dönemine göre her türlü olumsuzluğa rağmen çok daha fazla olduğunu savundu. 
Kılıçdaroğlu, akaryakıt fiyatlarının yüksekliğinden de yakındı. 
Herşeye rağmen umutsuz olmadıklarını belirten Kılıçdaroğlu, ”Şundan emin olmanızı isterim. Bizim kadrolarımız AKP’nin kadrolarını en az beşe katlar. Bizim bilgi birikimimiz, AKP’nin kadrolarının bilgi birikimini en az beşe katlar. Devleti biz daha iyi biliriz, daha iyi yönetiriz. Bizim milletvekili sanacilerimiz var, milletvekili finasçılarımız var. Hayatı biliyorlar, hayatı görüyorlar. Artı bu Türkiye’nin sağlıklı, tutarlı, kendi çıkarlarını düşünen yeni maliye ve para politikalarına ihtiyacı var. Biz bunların hepsine hazırız. Hazır olduğumu lütfen kabul edin, çünkü biz bu ülkede her şeyin olduğunu biliyoruz. Biz bu ülkenin bütün sorunlarına talibiz ve kararlıyız çözmek için, umutsuzluk yok bizim kitabımızda. Beraber çalışacağız. Yoksulluğun olmadığı bir Türkiye istiyoruz biz. Destek verin, güç verin Türkiye’yi aydınlığa kavuşturalım.”