Ankara Sanayi Odası Ocak ayı Meclis toplantısı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in katılımıyla yapıldı. - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Ocak ayı Meclis toplantısı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in katılımıyla yapıldı.

    25 Ocak 2012
 
Ankara Sanayi Odası Ocak ayı Meclis toplantısı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in katılımıyla yapıldı.
 
 
Ankara Sanayi Odası   Başkanı Nurettin Özdebir toplantıda yaptığı konuşmada, Fransa Senatosunun kararına ilişkin, ”Bu yasa aslında yalnız Ermeni soykırımıyla ilgili değil, özünde ifade özgürlüğünü sınırlayan, üzerinde tarihçilerin bile ihtilafta olduğu bir konunun bilimsel ortamda bile tartışılmasını yasaklayan, siyasetin doğrudan doğruya tarih yazmaya ve bu olaylara müdahale etmesine son derece enteresan bir örnektir” dedi.
 
ASO Başkanı Özdebir, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in de katılımıyla yapılan ASO’nun Ocak ayı Meclis toplantısında yaptığı konuşmaya, Fransa Senatosunun sözde Ermeni soykırımını inkar etmeyi suç sayan yasa teklifini oy çokluğuyla kabul etmesi üzerine görüşlerini ifade ederek başlamak istediğini belirtti.Demokrasi, insan hakları ve düşünce özgürlüğünün simgesiyiz diyen bir Parlamentonun böyle bir kararı almış olmasını hayret ve esefle karşıladığını vurgulayan Özdebir, şunları kaydetti: ”Bu yasa aslında yalnız Ermeni soykırımıyla ilgili değil, özünde ifade özgürlüğünü sınırlayan, üzerinde tarihçilerin bile ihtilafta olduğu bir konunun bilimsel ortamda bile tartışılmasını yasaklayan, siyasetin doğrudan doğruya tarih yazmaya ve bu olaylara müdahale etmesine son derece enteresan bir örnektir. Bu, aynı zamanda Avrupa’nın sahip çıktığı tüm değerlerin ayaklar altına alınmasıdır.”
 
Uluslararası kuruluşların küresel ekonomi ve Türkiye’nin 2012 büyüme tahminlerini aşağı doğru revize ettiklerini ifade eden Özdebir, bunun en temel nedeni, Avrupa’da devam eden borç krizinin bir türlü çözülemeyişi olduğunu ifade etti. Borç krizi daha da derinleşirse, Türkiye’nin yabancı kaynak bulmakta güçlük çekeceği ve bu nedenle de büyüme hızının yavaşlayacağı tahminlerinin yapıldığını dile getiren Özdebir şöyle devam etti: ”Bu kötümser tahminlere rağmen ülkemize yabancı sermaye girişleri devam etmektedir. Geçen yılın cari işlemler açığı, Ocak-Kasım döneminde yüzde 78 artarak 70 milyar doları aşmıştır. Bu yıl cari işlemler açığı, büyüme hızının düşmesiyle 70 milyar doların altında olacaktır. Makro ekonomik göstergeleri sağlam olan Türkiye’nin 2012’de de güvenli bir liman olarak görüleceğini ve dış finansman sağlamakta çok zorluk yaşamayacağını tahmin ediyoruz. Diğer yandan açıklanan son veriler ekonomideki yavaşlamanın çok sert olmadığını göstermektedir.” Özdebir, TL’nin bugünkü değerlerini korursa ihracat artışının 2012’de de devam edeceğini ve Türkiye’nin 2012’yi yüzde 5’in üzerinde bir büyüme ile kapatacağını söyledi. Kıdem tazminatı konusundaki görüşlerinin bilindiğini belirten Özdebir, ”Biz bir kıdem tazminatı fonu kurulmasını ve kıdeme hak kazanmak için çalışılması gereken sürenin uzatılarak kazanılan kıdemin düşürülmesini istiyoruz” dedi. Türkiye’de fon uygulamalarının doğurduğu güvensizliğin Kıdem Tazminatı Fonu için de duyulduğunu savunan Özdebir, şunları belirtti: ”Ancak, bizim önerimiz fonun işçinin adına açılan bir hesapta biriktirilmesi yönünde olduğu için bu kaygı yersizdir. Sayın Bakanım, sizin bu konuda çalıştığınızı biliyor ve konuya gösterdiğiniz duyarlılıktan dolayı teşekkür ediyoruz. Bu konuda, sizin liderliğinizde bir sosyal uzlaşma sağlanacağını umuyoruz.”
 
 
Özdebir, Bakanlığın üzerinde çalıştığı Toplu İş İlişkileri kanun tasarısının, iş barışını bozacak, öncelikle emek yoğun imalat sanayii sektörlerinde üretim ve yatırımları olumsuz etkileyecek, KOBİ’lerin ithal ürünler karşısındaki rekabet gücünü azaltacak unsurlar içerdiğini ileri sürdü. Yetki konusunda tasarının 41’inci maddesinde öngörülen iş kolu barajının binde 5’e indirilmesinin mevcut çalışma barışını bozarak 1980 öncesi kaotik ortama dönülmesine, etnik ve siyasi sendikacılığa yol açma potansiyeli taşıdığını savunan Özdebir, ”İşyerlerimizi, işçi sendikalarının mücadele alanı haline getirecek bu maddenin geri çekilmesi ve yetki konusunda iş kolu barajının mevcut yasadaki haliyle korunması doğru olacaktır” diye konuştu.   ”Ekonomik çıkarlarımızı gözetmeyen, bize karşı haksız rekabet eden ülkelere karşı bize ek yükler getirecek olan bu kanun tasarısının AB istiyor diye gündeme alınması bizce doğru değildir” ifadelerini kullandı. 
 
TİSK’in iş dünyasının çok küçük bir kesimini temsil ettiğini savunan Özdebir, ”Bu nedenle TİSK’in böyle önemli bir kanun tasarısı çalışmalarında bizim adımıza taraf olmasını sanayi ve ticaret odaları olarak kabul edemeyiz. TOBB sanayi ve ticaret şirketlerimizin, KOBİ’lerin yegane ve en geniş kapsamlı temsilcisidir” diye konuştu. 
 
Özdebir, 4857 sayılı İş Kanununun İş Güvencesi hükümlerinin verimli ve verimsiz işçi ayrımını ortadan kaldırdığını, verimsiz işçilerin işten çıkarılmasını imkansız hale getirdiğini ileri sürdü.  ASO Başkanı Özdebir, ”4857 sayılı İş Kanunu’nun iş barışını bozan ve çoğu şirketin yerel mahkemelerde ve Yargıtay’da haksız davalarla uğraşmasına ve mağduriyetlerine sebep olan İş Güvencesi ile ilgili maddelerde de gerekli değişiklikler yapılmalıdır” dedi. İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu tasarı taslağında kanunun ‘kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve iş yerlerine, bu işyerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dahil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanır” denildiğini ifade eden Özdebir, istatistiklere göre İş Yeri Hekimliği belgesine sahip 11 bin iş yeri hekimine ve 20 bin İş Güvenliği Uzmanına ihtiyaç olduğunu dile getirdi.Özdebir, Türkiye’de yeterli sayıda İş Güvenliği Uzmanı ve İş yeri Hekimi olmadığı için bu maddenin uygulanabilir olmadığını savundu. Mevcut ikinci maddeye göre, alınması zorunlu olan İş Sağlığı Güvenliği Hizmetlerinin kayıtlı işletmelerin maliyetini artırdığını öne süren Özdebir, ”Kayıt dışı çalışan, merdiven altı çalışan işletmeleri teşvik edecektir” dedi. Taslak ile tüm yükümlülüğün işverene bırakıldığını ileri süren Özdebir, ”İşverenin sorumluluğunun ağırlıklı olması normal bir durum olmakla birlikte, çalışanlara, hizmet alanlara ve taşeronlara da belli şart ve durumlarda yükümlülük verilmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin etkin uygulanması açısından zorunludur” diye konuştu.
 
 
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ise  ”Sendikalılığında bir engeli olmayan 10 milyon 300 bin kişi var. SGK verilerine göre, çalışan işçinin 880 bini sendikalı. Bunun oranı ne? Yüzde 8.5, yüzde 60 değil. Bu sanal ortamdan gerçek ortama dönelim ve bütün rakamlarımızı buna göre revize edelim düşüncesinden kaynaklanan bir düzenleme” dedi.Çelik,  10 yılda Türkiye’nin ihracatının yaklaşık 4 katına ulaştığını belirterek, ihracatçıların sorunlarını çözmenin, onlara elverişli bir yatırım ortamı sağlamanın hükümetin sorumluluğunda olduğunu ifade etti.
 
Bu yılın özellikle Avrupa için sıkıntılı bir yıl olacağını dile getiren Çelik, küresel ekonomide büyüme beklentisinin yüzde 2,5’e çekildiğini anımsattı. Avrupa Birliği pazarının Türkiye için önemine değinen Çelik, teşvik ve motivasyon politikalarını anlattı. İstihdam teşviklerine ilişkin düzenlemenin yakın zamanda açıklanacağını bildiren Çelik, bunun sanayicilere, ihracatçılara iyi motivasyon sağlayacağını vurguladı. İşgücü piyasasında işverenlerin karşılaştığı sorunların çözümü için büyük bir çaba içinde olduklarını ifade eden Çelik, çalışma hayatına ilişkin önemli düzenlemeler yaptıklarını dile getirdi. 
 
Sorunları sosyal diyalog içinde çözmeyi arzu ettiklerini belirten Çelik, endüstriyel ilişkilerde barışı korumayı amaçladıklarını söyledi.Çalışma Bakanlığı olarak, kıdem tazminatı, alt işveren ve istihdam stratejisi gibi konuları çalıştıklarını dile getiren Çelik, Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı’nı ve İş Sağlığı Güvenliği Yasa Tasarısı’nı hazırlayarak Bakanlar Kurulu’na gönderdiklerini anımsattı. Dünyada her gün 1 milyon iş kazası meydana geldiğini ve bin 96 ölüm yaşandığına dikkati çeken Çelik, ortalama 4 dakikada bir ölüm olduğunu ve dünyadaki milli gelirin yüzde 3 ile 5’i arasında zarar oluştuğunu bildirdi. Çelik, ”Ülkemizde ise her gün 172 iş kazası meydana geliyor. 4 ölüm, 6 sürekli iş göremezlik. İş kazalarının ülkemize yıllık maliyeti ise 7.7 milyar” dedi.
 
1-9 kişi çalıştıran işyeri sayısının 1 milyon 214 bin olduğunu anlatan Çelik, 10-49 kişi çalıştıran işyeri sayısının da 182 bin 843 olduğunu dile getirdi. 50’den fazla işçi çalıştıran 28 bin 147 işyeri olduğuna işaret eden Çelik, toplam işçi sayısının 11 milyonu aştığını söyledi. Türkiye’de tüm işyerlerinde meydana gelen iş kazası sayısının 62 bin 903 olduğunu belirten Çelik, bu iş kazalarının yüzde 56’sının 50’nin altında işçi çalıştıran işyerlerinde meydana geldiğini vurguladı. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tüm çalışanları kapsamına alan müstakil bir yasaya ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Çelik, 3. Dünya ülkelerinde bile buna ilişkin düzenlemeler olduğunu belirtti. Toplam işçi sayısının Çalışma Bakanlığında 5 milyon 398 bin olarak görüldüğünü, oysa 11 milyonu aştığını belirten Çelik, şöyle konuştu:
 
”Çalışma Bakanlığı istatistikleri yayınlansın dediğimiz zaman bunu 5 milyon 398 bin olarak yayınlamamız gerekiyor. Sendikalı işçi sayımız ise bu 5 milyonun 3 milyon 200 bini sendikalı işçi olarak kayıtlarda görünüyor. İstatistikleri yayınladığımız an 3 milyon 200 bin sendikalı işçi var gibi diyeceğiz. Oranı nedir yüzde 60 yaklaşık. Yüzde 60 çalışanlarımız sendikalı şu anda resmiyette. Şimdi bana diyorlar ki bu yanlışı, bu yalanı tekrar et. İnanın nasıl edelim, böyle bir şey var mı? Yok. Bir alt tabloya bakarsanız, sendikalılığında bir engeli olmayan 10 milyon 300 bin kişi var. SGK verilerine göre, çalışan işçinin 880 bini sendikalı. Bunun oranı ne? Yüzde 8.5, yüzde 60 değil. Bu sanal ortamdan gerçek ortama dönelim ve bütün rakamlarımızı buna göre revize edelim düşüncesinden kaynaklanan bir düzenleme. Biz bu verileri SGK verileri çerçevesinde ele almamız gerektiğiyle ilgili yasal düzenlememizi yaptık. Gerçek tablo ortaya çıkınca sendikaların karşı karşıya kaldığı durumu görelim. Yüzde 60’lık örgütlenme oranı çerçevesinde 51 sendika şu anda Türkiye genelinde işkolu barajını aşıyor. Bu 51 sendika, bu sahte tablo karşısında yüzde 10 barajı da varken, yetkili konumdayken, SGK verileri çerçevesinde bu tabloyu ortaya koyduğumuzda ne çıkıyor? 
 
Yasayı çalışırken, bir sendikamız ‘baraj 0 olsun’ dedi, bir diğeri ‘baraj olsun ama yüksek olmasın’ dedi, işverenlerimiz ise barajın biraz daha yüksek olması gerektiğini söyledi. Netice itibariyle bu, uzlaşamadığımız bir konuydu. Biz konuyu enine boyuna tartışarak, neticede oranı belirleyerek, tasarıyı Bakanlar Kurulu’na gönderdik. Bu tablo ortaya çıkınca çok yersiz, haksız, içeriği anlaşılmadan değerlendirmeler yapıldı. Gerçek tablo bu. İşkolu ile işyeri barajı karıştırılıyor. Sanki baraj yüzde 10’dan binde 5’e indirilince sanki sendikalar bugüne kadar yokmuş ve sabah herkes sendika kuracak, örgütlenme olacak, büyük bir huzursuzluk meydana gelecek, endüstriyel ilişkilerde çatışma olacak, ne ihracat kalacak, ne ithalat kalacak gibi… İşyerinde 50 artı 1 barajı korundu. Binde 5 işkolu barajı. Sanki ülke genelinde aşılması gereken işkolu barajı, işyeri barajı gibi takdim ediliyor ve farklı değerlendirmelerle karşı karşıya kalıyoruz. Biz istatistikleri yayımladığımız zaman olacak olan tabloyu ortaya koyunca 13 sendika kalıyor. Bunun büyük ihtimalle 11’i Türk-İş’in, 1’i Hak-İş’in Hizmet-İş sendikası. DİSK kapanıyor. Türk-İş de 35 sendikasının 25’ini kaybetmiş oluyor. zaten toplam oran bu, durumlar da bu. Ya gerçek rakamlar, gerçek tablolar çerçevesinde olaya yaklaşım sergileyeceğiz ya da sanal ortam devam etsin denirse doğrusu ben kürsüye çıkıp yüzde 60 Türkiye’de sendikalaşma oranı var gibi bir ifadeyi ne siz kullanmak istersiniz, ne de ben kullanırım.”
 
Geçen sene istatistiklerin yayımlanmasını son kez ertelediklerini hatırlatan Çelik, ”(SGK verileri çerçevesinde bu sanal rakamlardan Türk iş dünyasını kurtaracağız) dedik. Bugün geldiğimiz nokta bu çerçevededir” dedi.
 
Çelik, yaptıkları çalışmaları taraflarla konuşup olgunlaştırmadan deklare etmeyeceklerini belirterek, kıdem tazminatı konusunda şu anda herhangi bir şey söylemenin mümkün olmadığını ifade etti. Çelik, ”Kıdem tazminatının, Kıdem Tazminatı Fonu’na dönüştürülmesi kararlılığımız olduğunu, bunu da çok uzatmayacağımızı, alt işverenle birlikte bu düzenlemeyi yapacağımızı ve şubat ayı içinde büyük ihtimalle bu konuları tartışmayı açacağımızı ifade ediyorum” dedi.Türkiye’de kayıtdışı istihdamın oranının yüzde 42 olduğuna işaret eden Çelik, bunun sürdürülebilir olmadığını ve bu konuda herkese düşen görevler bulunduğunu anlattı. 
 
Vatandaşların kayıtdışılığı ihbar ettiği zaman işini kaybedeceğinden korktuğunu belirten Çelik, ”Bu oranlarda bir kayıtdışılık bizim ayıbımız, bu sürdürülebilir de değil. Doğru da değil” diye konuştu.