Ankara Sanayi Odası Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı 29 Mayıs 2013 Tarihinde Yapıldı. An - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı 29 Mayıs 2013 Tarihinde Yapıldı. An

    29 Mayıs 2013

 
Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir meclis toplantısında şöyle konuştu;
 ‘‘Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; hepinizi şahsım ve Yönetim Kurulumuz adına saygıyla selamlıyorum. 
 
Ankara Sanayi Odası olarak demokratik bir olgunlukla Oda Meclisi seçimlerimizi yaptık.   Tamamen centilmen ve kimseyi kırmadan dökmeden bir seçim dönemi geçirdik. Bu seneki kadar Türkiye’de oda seçimleri herhalde zor olmamıştı. Yani, şu anda birkaç tane oda kayyuma devredilmiş veya devredilmek durumunda. Birçok odada savcılıklara suç duyuruları yapılmış durumda. Birçok odanın da seçimleri ya komiteler bazında ya da tamamen iptal edilmiş durumda. Biz Ankara Sanayi Odası olarak 1963 yılından beri olan bu geleneğimizi bozmadan sürdürdük. Bana birçok yerde seçim yaptınız mı,   hiç duymadık diyorlar. Kimseyi rahatsız etmeden seçimlerimizi yaptık ve inanın bütün Anadolu’da da Ankara Sanayi Odası’nın seçimleri konuşulmakta. Yani, hiçbir kötü ses çıkmadan yapılmış bir seçim olarak bize gıptayla bakıyorlar. Bu anlayıştan dolayı, bu olgunluktan dolayı da odamıza da bu yakışırdı. Ben tüm üyelerimize, Meclisimiz şahsında teşekkür ediyorum. Ve yeni dönemde hepinize başarılar diliyorum.
 
Yeni Yönetim Kurulu olarak da beklentimiz, yapıcı görüş ve eleştirilerinizi bizden esirgememenizdir. Bu dönemde biraz daha farklı yöntemlerle, biraz daha katılımcı bir yönetim ve Meclis bekliyoruz. Onunla ilgili de önümüzdeki günlerde açıklamalar yapılacak. Bugün de gündemimizde komisyonlarla ilgili bir madde var, orada da bilgileri size ileteceğiz.
 
Değerli Meclis üyeleri; açıklanan son ekonomik veriler, ekonomide henüz güçlü bir canlanmanın olduğunu göstermemektedir. Mart ayında mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki aya göre binde 9 azalmıştır. Sanayi ciro endeksi de Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2 artış göstermiştir. Diğer bir ifadeyle enflasyonu bundan düşersek, sanayi ciro endeksinde de bir gerileme söz konusudur. Mayıs ayında mevsim etkisinden arındırılmış kapasite kullanımında geçen yılın Mayıs ayına göre binde 1’lik bir artış olmuş, oran yüzde 74.8’e yükselmiştir. 37 aydır artış gösteren ihracat, Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre binde 3 azalmıştır. Euro bölgesinde 6 çeyrek öncesinde başlayan resesyon 2013’te devam edeceği tahmin edilmektedir. Euro Bölgesinde sıkıntılar hala devam etmekte. Oradaki sorunların pek çoğu halının altına süpürülmüş vaziyette. İspanya’da gayrimenkul fiyatlarının yüzde 30, yüzde 40 oranında aşağı düşürüldüğü söyleniyor ve oradaki gayri menkulleri de Alman ve İngilizlerin satın almakta oldukları söyleniyor. En büyük ticari ortağımız Almanya da büyümede hız kesmiş ve ihracatımızı olumsuz yönde etkilemesi beklenmektedir. Ancak Alman sanayisi -Alman makinesi diyelim buna tıkır-tıkır işlemeye bence devam ediyor. Benim yapmış olduğum görüşmelere, istihbaratlara göre de Hükümetin her ne kadar ekonomiyi yavaşlatma isteği olsa da, tabanda gelen baskıyla önümüzdeki dönemde Alman ekonomisinde de bir canlanma beklenmekte.
 
Diğer yandan cari işlemler açığı ve enflasyon ılımlı düzeyde devam etmektedir. 12 aylık cari işlemler açığı 47.1 milyar dolar olmuştur. Enflasyon kontrol altındadır, talep yönlü bir risk yoktur. Tabii talep yönlü bir riskin olmayışı, aynı zamanda iç piyasadaki canlanmanın da beklenen seviyelerde olmayacağını göstermektedir. Aslında 2012 yılı yapılan saha çalışmalarına göre 2001 yılından bu yana geçirilen en zor yıl olarak değerlendirilmektedir.  2012 yılında ihracatımız gayet iyi olmakla beraber iç talebin aşırı kısılmasından dolayı Türkiye maalesef potansiyelinin altında bir büyüme sergilemiştir ve bunun da sıkıntısını özellikle yatırım malı üreten Ankara sanayisi çekmiştir.
 
Reel sektör güven endeksi Mayıs ayında artış göstermiştir. Yüzde 12’den yüzde 12,5’e yarım puanlık bir artış göstermiştir. 100 biliyorsunuz nötr bölgedir, 100’ün üzeri iyimser bölgedir. Yani, reel sektör iyimserliğini, gelecekten umudunu sürdürmekte. Ancak sektörel güven endeksinde karışık sinyaller de görülmektedir. Mayıs ayında hizmet sektöründe güven artarken inşaat ve perakende sektörlerinde azalmıştır. Tüm bu göstergeler yılın ilk 5 ayında ekonomide zayıf bir canlanmaya işaret etmektedir. Ancak yüzde 4’lük büyüme hedefinin tutulması için canlanmanın daha güçlenmesi gerekmektedir.
 
Değerli Meclis üyeleri; küresel ekonomide kısa vadeli riskler azalmamıştır. Amerika’daki bütçe kısıntılarına rağmen büyüme ve iç talepteki canlanma devam etmektedir. Biliyorsunuz  FED Başkanı Bernanke yapmış olduğu açıklamasında bu piyasadaki varlık alımlarına devam edeceğini, kağıtlarını almaya devam edeceğini, yani her ay 85 milyar dolarlık para arzının devam edeceğini söylemişti. Ama daha sonra basınla yapmış olduğu soru-cevap kısmında önümüzdeki aylardan itibaren yavaş yavaş bunların kısılacağını söylemesiyle beraber bütün dünya borsalarında ciddi bir çöküş yaşanmıştı. Daha sonra bunu telafi ettiler.   Dünya piyasalarında   insanların önümüzdeki dönemde   Amerika tarafından   para arzının azalacağını bekliyorlar. Çünkü, her ay 85 milyar dolarlık bir kaynağın piyasalara sürülmesi, Amerikan Merkez Bankasının bilançosunu da telafisi zor bir şekilde bozacaktır. Ama bunun yanında Japon ekonomisi biliyorsunuz Japon Yen’i basıp piyasaya sürmeye başladı, orada ciddi bir para bollaşmasıyla beraber, Avrupa Birliği de Euro Bölgesinde para basmaya, para sürmeye devam etmekte. Japonya’nın bu gevşek ekonomik politikası meyvelerini vermeye başladı ve Japonya’da bu yıl yüzde 2’lik bir büyüme beklenmekte. Japon ekonomisi hepinizin bildiği gibi yaklaşık 10 yıldır resesyonda olan bir ekonomiydi, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Japon ekonomisinin bu şekilde bir Çin’i bir kenara bırakıyorum,   yüzde 2’lik   büyümesi, dünya ekonomik büyümesi açısından umut verici bir şeydir.
 
 
Çin ekonomisinde bir yavaşlama var, bu yavaşlamanın beklenenden daha az olacağı ve ılımlı bir şekilde devam edeceği beklenmekte. Ve bunun için Çin de çeşitli ülkelerle ikili ticaret anlaşmaları yaparak, özellikle Almanya’yla bu yavaşlamayı düşürmek çabaları içerisinde. Uluslararası kuruluşlar dünya ekonomisini 2013’ün ikinci yarısında kısmi bir canlanma olmasını beklemektedir ve bunun yansımalarını da biz kendi ekonomimizde de, kendi iç piyasamızda da görmekteyiz, insanlar onun için zaten yüzde 12,5 olan güven endeksini oluşturmaktalar. Küresel ekonomik canlanma, bizi de önümüzdeki dönemlerde olumlu olarak etkileyeceğini bekliyoruz.
Değerli Meclis üyeleri, ekonomi için jeopolitik risklerin arttığı bir dönemdeyiz.
 
Biliyorsunuz zor bir coğrafyada yaşıyoruz ve komşularımızla ilgili sorunlar artarak devam etmekte. Suriye krizinin kısa bir sürede bitmeyeceği iyice artık anlaşılmış durumda. Hizbullah’ın özellikle Esad rejimiyle beraber hareket etmesi, bu riskin çevre ülkelere ve özellikle Lübnan’a da sıçrama riskini artırmıştır. Irak’ta her geçen gün bombalar patlamakta, Maliki rejimi orada bir diktatörlüğe doğru gitmekte. Buna karşı olarak da iç hareketlenmeler devam etmekte. Amerika çok fazla müdahale edememekte, çünkü Maliki’nin alternatifi bir kişiyi bulabilmiş değil. Ama onu da tamamen kaybederse Irak’ın tamamen İran’ın güdümüne girmesi ihtimali artmakta.
 
Arap baharı maalesef kabusa dönüşmekte, Libya’da bugün artık sokaklarda gezinmekte sıkıntı olduğu söyleniyor, her geçen gün oradaki çeşitli gruplar arasında çatışmalar yaşanıyor. Mısır BAAS partisinin görevden uzaklaştırılmasıyla beraber bir kaosa girdi, devlet otoritesi özellikle Sina Yarımadasında kalmamış durumda. üç yıl önce sevinerek dünyaya lanse edilen Arap Baharı maalesef bir kabusa dönüşmekte ve bizim hemen yapımızdaki Suriye için de bu kabus giderek artmakta. Dünya şu anda Suriye’yle ilgili bir şey yapamama durumunda. Her ne kadar Amerika Birleşik Devletleri muhaliflere silah yardımı yapacağını söylese de, bütün korkulan Mısır’a benzemesi, orada bir devlet otoritesinin yıkılması, bu bölgedeki istikrarsızlığın daha uzun süreler devam etmesine ve daha fazla kan dökülmesine sebep olacağı düşünülmekte. Diğer taraftan Esad rejiminin orada yıkılması, İsrail’in başta işine gelmiyor. Oradaki dengenin kalkması ve radikal İslamcı grupların orada yönetime geçmeleri halinde İsrail’e olan baskıların daha da artacağı beklenmekte. Bunun için de orada bir oluşum oluşana kadar, bir kuvvet oluşana kadar bu işin böyle devam edeceği. Nitekim Amerika’ya yapmış olduğumuz ziyarette de biliyorsunuz basından sizler izlediniz, Obama ile Sayın Başbakanımızın yapmış olduğu görüşmelerde de Esad’sız bir geçiş sürecinden bahsedildi. O gezi sırasında yapılan toplantılarda o gün akşama kadar Amerika’nın en önemli insanlarından bir tanesi olan Başkan Yardımcısı Joe Biden Başbakanımıza eşlik ettiler ve her toplantıda da söz aldılar, anlattılar. Orada da, hepimizin huzurunda da Esad’sız bir geçiş için mutabakat sağlandığını ve bununla ilgili çalışmaların devam edeceğini söylediler.
 
Bu bölgemizdeki gelişmeler ve istikrarsızlık, kısa ve uzun vadede bizi olumsuz etkileme riski bulunmakta. En azından ticari olarak bizim geçiş yollarımızı Ortadoğu pazarlarına, Arap Yarımadasındaki pazarlara erişimimizi zorlaştırmakta.
 
Bütün bunlar önümüzdeki dönemde Avrupa’dan kaynaklanan ekonomik risklere ilave olarak siyasi risklerin de bölgemizde bizi etkileyeceğini, ümit ediyoruz ki, umuyoruz ki, dua ediyoruz ki bölgemizdeki istikrarsızlık bir an evvel çözülsün ve Türkiye ekonomisi de rayında çalışmaya, koşmaya devam etsin.
 
Söz açılmışken Sayın Başbakanla Amerika’ya yaptığımız ziyaretten de   bahsetmek istiyorum.
 
Sayın Başbakanımız ve Ekonomi Bakanımızın daveti üzerine Amerika gezisine Odamızı temsilen katıldım.  Geçmişte bu tür heyetlerin ziyaretinde çok sıkıntılı durumlarla ve haketmediğimiz muamelelerle karşı karşıya kaldık.  Bu sefer ise Türkiye’nin geldiği seviye açısından gerçekten gurur verici bir durum. Pasaportlarımız uçakta toplandı, uçağın kapısına otobüsler geldi ve biz uçaktan inip doğrudan doğruya otobüslerimize binip otelimize gittik ve arkamızdan valizlerimiz geldi.
 
Gümrük konusunda Amerikan Hükümeti son derece titizdir, bu 11 Eylül’den de önce öyleydi, kaçakçılık yönüyle veya işte Amerika’ya istenmeyen şeylerin girmemesi açısından son derece hassas oldukları bir konudur ve burada bizi hiç gümrükle, pasaport kontrolüyle muhatap etmeden geldik. Ve bütün katılan, yapılan oturumlarda, toplantılarda da gerçekten ülkemize çok değer verdiler, Odamıza da değer verdiler. Yani, gerek Büyükelçi, gerekse Ticaret Ataşemiz Michael Lally benimle Odamızı temsilen gittiğim için bizzat ilgilendiler.    Yürütmüş olduğumuz enerji verimliliği projeleriyle ilgili Enerji Bakanlığının personeliyle ayrı bir toplantı yapma fırsatını da sağladılar orada.
 
Dönüşte de Büyükelçilikte bir resepsiyon vardı, oradan otobüslerimize bindik. Hiç pasaportlarımızı cebimizden çıkartmadan, yani çıkış damgası vurmadılar, üzerimiz aranmadı, kimliğimiz sorulmadı, terminale geldik elimizi kolumuzu sallayarak uçağımıza bindik ve Türkiye’ye geldik. Bu herhalde Başbakanımıza bir devlet başkanı seviyesinde yapılan karşılamayla birlikte Amerika’da zannetmiyorum başka iş heyetlerine böyle bir şey nasip olmuş mudur? Çok özel bir muameleyle ağırlandık, bununla da ülkem adına gurur duydum. O  pasaportu taşımış olmaktan da büyük bir gurur duydum. İnşallah ülkemizin önü açık, biz istikrarımızı koruduğumuz sürece, herkes kendi işini yaptığı sürece bu ülkenin önü açıktır, daha da ilerleyecektir. Bu duygu ve düşüncelerle   hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
 
Sağ olun, var olun’’.