Ankara Sanayi Odası Mayıs Ayı Meclis Toplantısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Mayıs Ayı Meclis Toplantısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil

    30 Mayıs 2012

 
Ankara Sanayi Odası Mayıs ayı meclis toplantısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in katılımıyla yapıldı. (30 Mayıs 2012)
 
 
Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir ASO meclis toplantısında şöyle konuştu:  
Ekonomideki yavaşlama giderek belirgin bir hal almaktadır. Mart ayında toplam sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre %2,4 artmıştır. İmalat sanayiindeki üretim artışı da %1,6’da kalmıştır. Kapasite kullanım oranı da sanayi üretiminde yavaşlamaya işaret etmektedir. Mayıs ayında imalat sanayiinde kapasite kullanım oranı bir önceki aya göre değişmezken bir önceki yılın aynı ayına göre binde 5 gerileyerek %74,7 olmuştur.
 
Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre Sanayi Ciro Endeksi %14, Sanayi Sipariş Endeksi ise %16 artmıştır.Sanayi üretimindeki yavaşlamayla birlikte ithalatta da bir düşüş yaşanmaktadır. Mart ayında, geçen yılın aynı ayına göre ihracat %12 artarak 13 milyar doları aşarken ithalat %5 azalarak 21 milyar dolara gerilemiştir. Dış ticaretteki bu gelişmeler sonucunda Şubat ayında 75 milyar doları aşan oniki aylık cari işlemler açığı da Mart ayında 72 milyar dolara gerilemiştir. Ekonomideki yavaşlamaya bir işaret de konut sektöründen gelmiştir. Bu yılın ilk çeyreğinde konut satışları bir önceki çeyreğe göre %19 azalmıştır. Satışlardaki bu düşüş inşaat sektörü güven endeksine de düşüş olarak yansımıştır.
 
Ekonomideki yavaşlamaya rağmen  işsizlikte düşüş olmuştur. Şubat döneminde işsizlik bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,1 puan azalarak %10,4 olmuştur.
 
Ancak, mevsimsellikten arındırılmış işgücü göstergeleri, Şubat döneminde bir önceki döneme göre işsizlikte bir artış göstermektedir. Ekonomik yavaşlama ile birlikte işsizlik oranındaki düşüşün yavaşlaması beklenen bir gelişmedir.
 
Ancak genç nüfusa ilişkin veriler endişe vericidir. Ülkemizde 2011 yılında 15-24 yaş grubunda 12,5 milyon kişi bulunmaktaydı. Genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranı % 17’dir.  Gençlerde işgücüne katılım oranı düşüktür.
 
2011 yılında gençlerde işgücüne katılım oranı %39, işsizlik oranı %18 ve tarım-dışı işsizlik oranı ise %22’dir.
 
Lise ve dengi meslek lisesi mezunu gençlerde işsizlik oranı %22, yüksek öğretim görmüş gençlerde ise  %30’dur. Hep öğündüğümüz genç nüfusumuzdan yeterince faydalanamayışımızın nedenleri üzerinde düşünmeliyiz. Sorunların başında gençlerimizi beceri sahibi yapamayan, onları üretime yönlendiremeyen eğitim sistemimiz gelmektedir. Ancak, işgücü piyasasında gençlerin istihdamını sınırlayan faktörler üzerinde de durulması gerekmektedir.
 
Euro bölgesindeki borç krizinin küresel ekonomi için doğurduğu belirsizlik derinleşerek devam etmektedir. Seçim sonuçlarının bir hükümet kurulmasına imkan vermemesi Yunanistan üzerindeki endişeleri artırmıştır. Aşırı sağcı ve solcu partilerin tasarruf tedbirlerine uymayacaklarını açıklamış olmaları Yunanistan’ın Euro Bölgesinden çıkma ihtimalini yeniden gündeme getirmiştir. Yunanistan Euro’dan çıkmasa bile uygulanan ekonomik politikaların Avrupa’da uzun bir durgunluk riskini artırdığı görülmektedir. En büyük ihracat pazarımızdaki ekonomik durgunluk iç pazarımızın değerini artırmıştır.
 
Bu nedenle piyasa denetim ve gözetimi mekanizması daha etkin bir biçimde çalıştırılmalı, gümrüklerdeki denetimler de sıkılaştırılmalıdır.
 
Türkiye ekonomisi küresel krizde çok başarılı bir performans sergilemiştir.
 
2009 yılındaki sert küçülmenin ardından ekonomi hızla toparlanmış, 2010 ve 2011’de yüksek hızlarla büyümüştür. Bu hızlı büyüme, reel sektör sayesinde gerçekleşmiştir. Ancak, ekonomi büyürken reel sektörde kar marjları giderek daralmakta bu durum da şirketlerimizin güçlenmesini engellemektedir.
 
Büyüme hızı yavaşlarken üretim ve yatırım ortamını iyileştirecek, istihdam artışını destekleyecek tedbirlerin de alınması gerekir. AB’deki borç krizi, başta İtalya olmak üzere bir çok ülkenin yapısal reformlara yönelmesine yol açmıştır.
 
AB ülkeleri; işsizliği düşürmek ve rekabet gücünü artırmak için yapısal reformlara yönelirken bizim de bu konudaki eksikliklerimizi tamamlamamız gerekir. Öncelikle girdi maliyetlerini düşürecek, şirket karlılıklarını artıracak ve sermaye birikimini hızlandıracak tedbirler üzerinde yoğunlaşmalıyız.
 
Ülkemizde şirketler çok düşük kârlılık oranlarıyla çalışmaktadır. Bunun bir nedeni, şirketlerimizin ölçek ekonomilerinden yararlanabilecek büyüklüklere ulaşamamasıdır.
 
Mevzuatımızda şirketlerin büyümelerini engelleyen birçok yükümlülükler bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerden bazı örnekler vermek istiyorum.
 
50 işçiden fazla işçi çalıştıran işletmelerin %3 özürlü çalıştırma zorunluluğu ve işyeri hekimi ve işyeri güvenliği uzmanı çalıştırma yükümlülüğü, Sermayesi belirli bir sınırı aşan Anonomi Şirketlerde Avukat çalıştırma yükümlülüğü, Çevre Kanununca izin ve lisans alan şirketlerde Çevre Danışmanlık Firmalarından çevre yönetimi hizmeti almak ya da çevre mühendisi çalıştırmak zorunluluğu, Kuvvetli akım tesislerinde elektrik mühendisi çalıştırma yükümlülüğü, Çalışan ya da kullanılan motor gücü belli sınırları aşan gıda ve yem işletmelerinde gıda mühendisi, ziraat mühendisi, kimya mühendisi, kimyager çalıştırma yükümlülüğü. Günümüz rekabet koşullarında büyümek isteyen şirketler gerekli gördüklerinde zaten mühendis çalıştıracaklardır.
 
Ancak bu konuda zorunluluk getirmek şirketlerin büyüme kararı almasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca, devletin yapması gereken sosyal destek ve yardımların şirketlerin üzerine yıkılması da doğru değildir. Şirketlerin maliyetlerini yükselten ve büyümeleri önünde engel oluşturan  zorunlu istihdam mevzuatı gözden geçirilmeli ve asgari ücret tarifeleri mutlaka kaldırılmalıdır. Şirketlerin karlılıklarını olumsuz etkileyen diğer bir faktör de finansman maliyetleridir. Son aylarda faizlerde hissedilir bir yükselme olmuş, KOBİ’lerin zaten sınırlı olan finansmana erişimi daha da zorlaşmıştır.
 
Bu nedenle reel sektörün finansman ihtiyacını ucuz ve düşük risklerle karşılayacak finansman modelleri de geliştirilmelidir. 
 
Perşembe günü İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı komisyonda görüşülmeye başlanacaktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2009 yılında çıkardığı İş Sağlığı ve Güvenlik Hizmetleri Yönetmeliği ile OSB tüzel kişiliklerine Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi kurma ve işletme yetkisi vermiş ve gerekli yatırımları yapan bazı OSB’lere lisans verilerek çalışmalara başlanmıştı.
 
Ancak, 4857 sayılı İş Kanununun 2’nci maddesine eklenen B fıkrası ile OSB’ler söz konusu hizmeti veremez hale gelmiş ve verilen lisanslar iptal edilmiştir.
 
4562 sayılı kanuna göre kurulan OSB’lerde sanayicilere tek durak ofis hizmeti verilebilmesi amacıyla imar planı yapmak ve uygulamak, her türlü altyapı ve sosyal tesisleri yapmak ve işletmek, yapı ve yapı kullanma izinleri vermek, EPDK’dan lisans alarak elektrik üretimi ve dağıtımı yapmak,OSB’nin doğal gaz ve su ihtiyacını karşılamak, Ortak arıtma tesisi kurmak ve işletmek gibi görev ve hizmetler kâr amacı gütmeyen OSB tüzel kişiliği tarafından yapılmaktadır. Kuruluş kanunu gereği onaylı sınırları içinde faaliyet gösteren ve minimum maliyet, maksimum verimlilik ve memnuniyet ilkesi ile hizmet veren OSB’lere Ortak Sağlık ve Güvenlik hizmetini verebilme yetkisinin verilmesi çok yararlı ve sanayiciler için çok ekonomik olacaktır. Bu nedenle komisyonda görüşülecek olan İş Sağlığı  ve Güvenliği Kanunu tasarısının 4/1 maddesinde gerekli değişikliğin yapılması hususunda sizin desteğinizi bekliyoruz.
 
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeni Anayasa çalışmaları devam etmektedir.
 
Anayasa çalışmalarınızda Türk iş dünyası ile Türkiye’nin tamamını kapsayacak bir biçimde seçilmiş birçok ilde düzenlediğiniz toplantılar için size teşekkür ediyoruz. Biz; bu çalışmaların uzlaşma ile tamamlanmasını ve ülkemizin temel hak ve özgürlüklerin korunduğu laik ve demokratik bir Anayasa’ya kavuşmasını diliyoruz. Bilindiği gibi, ülkemiz ve dünya hızlı bir değişim geçirmektedir.
 
Bu hızlı değişime kanunlar ayak uydurmakta zorluk çekmekte, kanunlarda yapılan değişiklikleri yakından izlemek ise giderek güçleşmektedir. Bu nedenle Anayasa’nın çok teferruatlı olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Yeni Anayasa’mız en temel konuları düzenlemeli, ayrıntılar ise değiştirmesi daha kolay olan kanunlara bırakılmalıdır.
 
 
TBMM Başkanı Cemil Çiçek ise 1982 Anayasası’nın Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap vermediğini belirterek, ”Artık Türkiye bu anayasanın içine sığmıyor. Sığmadığı için de her gün bir tarafını tamir etmekle uğraşıyoruz” dedi.  Çiçek, Türkiye’nin birçok sorunu olduğunu belirterek, bu sorunların bir kısmının kısa vadede çözülebilecek bir kısmının ise daha uzun vadede çözülmesi gereken sorunlar olduğunu söyledi. Sorunların çözümü için birlikte çaba sarf edilmesi gerektiğini belirten Çiçek, söz konusu sorunların zaman içinde gündemde kalmaya devam ettiğini ve her geçen gün söz konusu sorunları iyileştirmek için günün ihtiyaçlarına cevap verecek yeni düzenlemelerin gerekeceğini ifade etti. Sorunun olmadığı yerde yöneticilere de ihtiyaç duyulmayacağını kaydeden Çiçek, ”Çünkü insan netice itibariyle temel ihtiyaçları da aynı olsa bunları karşılama şekilleri farklı olacağı için değişen şartlara göre, zamana göre bunları güncelleştirmek her halükarda bir özel çabayı gerektiriyor” dedi. Türkiye’nin birçok sorununun yanında bir de anayasa sorunu bulunduğunu dile getiren Çiçek, anayasa sorunun yanı sıra mevcut anayasadan kaynaklanan sorunların da varlığına dikkati çekti. Eskiden bir gazetenin logosunda ”Her sabah dünya yeniden kurulur, her sabah taze bir başlangıçtır” ifadesinin yer aldığını anlatan Çiçek, ”Her sabah dünya yeniden kurulur ama Türkiye için her sabah Türkiye için yeni bir anayasal sorundur, yeni bir anayasal gerginliktir” diye konuştu. Yaşanan tartışma ve gerginliklerin özünün anayasaya dayandığını kaydeden Çiçek, şunları söyledi: ”Bu anayasa, Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Artık Türkiye bu anayasanın içine sığmıyor. Sığmadığı için de her gün bir tarafını tamir etmekle uğraşıyoruz. O zaman da bütünlük kalmıyor. Bunu nereden biliyoruz? Bu anayasa yürürlüğe gireli 30 sene oldu. 30 sene içerisinde 17 defa değişti. Anayasa dediğiniz devletin çatısını kuran en temel metindir. Yani siz bir bina yapıyorsunuz. 30’u 17’ye böldüğünüzde demek ki 13 ayda bir bu binanın temelinde bir değişiklik yapmak, bir onarım yapmak, büyük onarım yapmak gibi büyük bir mecburiyet hasıl olmuş.” Söz konusu değişikliklerin her iktidar döneminde yaşandığını dile getiren Çiçek, en temel yasa olan anayasada bu kadar sık değişiklik yapıldığında Türkiye’de hukuk istikrarının olmayacağını söyledi. Hukuk istikrarının olmadığı bir ortamda siyasi istikrarın sağlayacağı faydaların da eksik kalacağını belirten Çiçek, ”O nedenle bu anayasa Türkiye’de hukuk istikrarını bozan bir temel metindir” değerlendirmesinde bulundu. Anayasa değişikliklerinin bir kısmının beraberinde uyum yasaları çıkarma mecburiyetini de getirdiğini vurgulayan Çiçek, bu durumun da bir hukuk karmaşasına neden olacağını dile getirdi. 
 
Türkiye’nin 1963 yılından bu yana AB’ye girme hedefi bulunduğunu hatırlatan Çiçek, bunun doğru ve partileri, hükümetleri aşan bir devlet politikası olduğunu söyledi. AB’ye girmenin Türkiye’nin yararına olduğuna dikkati çeken Çiçek, AB’ye girmek için mevzuatın AB normlarına uygun hale getirilmesi gerektiğini kaydetti. 
 
Mevcut anayasanın birçok açıdan AB mevzuatına uymadığını anlatan Çiçek, ”Dolayısıyla siz yasama meclisleri olarak, hükümetler olarak AB mevzuatına uygun düzenleme yapacak olsanız Anayasa’ya uymuyor. Anayasaya uygun düzenleme yapacak olsanız AB mevzuatına uymuyor. Türkiye, böyle bir açmazın içerisinde bulunuyor. Bu açıdan da yeni bir anayasaya ihtiyaç var” dedi. Her anayasanın hazırlandığı dönemin şartlarını taşıdığını ifade eden Çiçek, bu açıdan bakıldığında 1982’nin şartları ile bugünün şartlarının birbirinden farklı olduğunu belirtti. 1982 Anayasa’sı hazırlandığında Türkiye’nin ”gelişmekte olan ülke” olarak nitelendirildiğini anımsatan Çiçek, bugün ise Türkiye’nin G-20 üyesi bir ülke olduğunu söyledi. 1982 Anayasası’nın hazırlandığı dönemde Türkiye’de bir güvenlik endişesinin bulunduğunu anlatan Çiçek, söz konusu dönemde soğuk savaşın yaşandığını ve Türkiye’nin da bu savaşın yaşandığı ülkelerden biri olduğunu kaydetti. Güvenlik ve özgürlük arasındaki dengenin iyi kurulması gerektiğini vurgulayan Çiçek, ”Ya onu ya bunu şeklindeki bir tercih artık günümüz şartlarına uymuyor. Bir ülkede hem güvenlik olacak hem de özgürlük olacak. Marifet bu ikisini belli bir dengede tutabilmektir” diye konuştu. 
 
1982 Anayasası’nın güvenlik öncelikli olduğunu özgürlük kavramının ise ikinci planda kaldığını dile getiren Çiçek, anayasadaki bazı sınırlamaların günümüz şartlarına ve Türkiye’nin başka taahhütlerine ters düştüğü için ülkenin en fazla hak ihlalinin yaşandığı bir ülke olarak algılanmasına neden olduğunu söyledi. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, ”Herkesin ‘Şu sorun çözülsün, bu sorun çözülsün’ dediği kurum Meclis’tir ama yetkisi en fazla gasp edilen kurum da Meclis’tir” dedi.
 
 Çiçek, devletin önemli bir kurum olduğunu belirterek, buna karşın devletin varlık sebebinin millete hizmet etmek olduğunu söyledi. 1982 Anayasası’nda fertlerin ikinci plana itildiğini, devletin ön planda olduğunu kaydeden Çiçek, bu durumun da beraberinde başlıca sıkıntılar getirdiğini ifade etti. Anayasa metninin sadece temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir metin olmadığını dile getiren Çiçek, tüm anayasaların birinci bölümlerinin temel hak ve özgürlükleri, ikinci bölümün ise devlet organlarının işleyişini düzenlediğini kaydetti. Her ülkede yasama, yürütme ve yargı erklerinin bulunduğunu belirten Çiçek, bu üç erk arasında iyi denge kurulamadığı takdirde zaman içerisinde çok büyük sıkıntılar ve gerginlikler yaşanabileceğine dikkati çekti. 1982 Anayasası’nda erkler arasındaki dengenin sağlıksız kurulduğunu ifade eden Çiçek, bu durumun rejim bunalımına neden olabilecek boyutlarda olduğunu söyledi. 1990’lı yıllarda ”Bu anayasa bünyesinde rejim bunalımı taşıyor” şeklinde değerlendirmeler yapıldığını hatırlatan Çiçek, bu görüşlerin bir kısmının doğru çıktığını dile getirdi. ”Muhtıra, ikaz” diye nitelendirilebilecek birçok problemin bu dengesizlikler nedeniyle yaşandığını anlatan Çiçek, ”Bunların bir kısmı, doğru-yanlış, yargılama konusudur” dedi. Devletin organları arasındaki çatışmanın başta ekonomi olmak üzere toplumun her alanında sıkıntı yaratacağını ifade eden Çiçek, ”Türkiye nereye gidiyor?, Ne oluyor?, Ne oluyoruz? Yarın ne olacak? Eğer sık sık bu sorular sorulabiliyorsa orada kimse kolay kolay karar veremez, yatırım yapamaz, kimse riski göze alıp adımlar atamaz” diye konuştu.  
 
Mevcut anayasada yetkisi gasp edilen kurumların başında TBMM’nin geldiğini anlatan Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:  ”Herkesin ‘Şu sorun çözülsün, bu sorun çözülsün’ dediği kurum Meclis’tir. Ama yetkisi en fazla gasp edilen kurum da Meclis’tir. İşin garibine bakın ki bu gerçeği anlamayan bir kısım siyasetçilerimiz var. Siyaset yapıp halen Meclis’in ne kadar sıkıştığını, yetkilerine yerli yersiz tasallutların olduğunu bilmeden siyaset yapan siyasetçilerimiz de var. Bu, gayet açıktır. Bu anayasaya uygun olarak Meclis iş yapsa bile zaman olmuştur ki bundan dolayı müdahalelere kapı aralanmıştır. Anayasa’daki şartlara aynen uymuşsunuz ama buna rağmen ‘olmaz’ denilmiştir. ‘Olmaz’ denilmesinin yolunu aralamak için de yargı, Meclis’in görev alanına müdahale etmiştir. Ama onlar hesap vermezler. En beğenmediğiniz siyasetçi birgün gelir karşınıza çıkar. Az gelir, çok gelir, doğru gelir, yanlış gelir, doğru söyler, yanlış söyler. Ama bizden başka da hesap veren yoktur. Yani bir mahkeme başkanı gelip size hesap vermez.” TBMM’nin millet adına yasama faaliyeti, yargının da millet adına yargılama faaliyetini yerine getirdiğini hatırlatan Çiçek, ”Millet adına yasama yapan gelir hesap verir de millet adına yargılama yapan size hesap vermez. ‘Ben verdim, oldu bitti’ der. Onun bedelini Türkiye çok ağır ödedi. Böylesine bir Anayasa gerçekten Türkiye’nin önünü büyük ölçüde tıkıyor, tıkamaya çalışıyor ve halen de tıkamakta” diye konuştu.  Anayasa’da yapılan her değişikliğin, değişiklik yapıldığı dönemdeki bir sıkıntıyı karşılamaya yönelik yapıldığını dile getiren Çiçek, buna karşın Anayasa’nın bütünü ile ilgili ne gibi sıkıntılarla karşılaşılacağının yeteri kadar düşünülmediğini söyledi.
 
2007’de yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanlarının halk tarafından seçilmesinin önünün açıldığını anımsatan Çiçek, mevcut anayasada Cumhurbaşkanı’na parlamenter bir sistemde olmayacak kadar yetki verildiğini ifade etti.  Anayasa’ya göre seçim sürecinin seçimden bir ay evvel başladığını belirten Çiçek, TBMM’nin 16 Mayıs’ta 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi dolacağı için 16 Nisan’da süreci başlattığını anımsattı. 
 
 
İlk 10 günün adaylık süreci olduğu için 26 Nisan tarihine kadar adaylık sürecinin yaşandığın belirten Çiçek, ”Anayasa’daki şartları taşıyan bir kişi, Sayın Cumhurbaşkanımız aday gösterildi. 27 Nisan’ı biliyorsunuz” dedi.  Daha sonra Meclis’in Anayasaya uygun olarak yaptığı işleme ”Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararıyla müdahale ettiğini” kaydeden Çiçek, ”367 kararı hukuk adına bir rezalettir. Hiç, asla kabul edilemez. Türkiye’ye ne büyük sıkıntı verdiğini de hiçbir iktisatçı hesap edemez. Sıkıntı buradadır. Eğer size yetki veriliyorsa bunun hesabını bir yere vermeniz lazım. Çünkü kullandığınız yetki Millet’in yetkisidir” değerlendirmesinde bulundu. 
 
Mevcut anayasa yürürlükte kaldığı müddetçe Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili yaşanabilecek sıkıntılara da değinen Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:  ”Sayın Cumhurbaşkanları en az yüzde 51 oyla seçilecek. Birinci turda yüzde 50’nin altında kalan ikinci turda iki kişi yarışacak en az yüzde 51. Bu demektir ki Sayın Cumhurbaşkanları bundan sonra en az yüzde 51 ile seçilecek. Diyelim ki bir cumhurbaşkanı yüzde 65-70 ile seçildi. Bu anayasaya göre bu kadar da önemli yetkileri var. Şimdi bunun karşısında bir de hükümet var. Hükümet de bugünkü seçim kanununa göre yüzde 34 ile tek başına iktidar oldu. Birisi yüzde 65 ile halkın seçtiği cumhurbaşkanı öbürü yüzde 35-40 ile vatandaşın seçtiği hükümet. Siz, daha bugünden kavgayı hesap etmiş olmanız gerekir. Çünkü cumhurbaşkanının ikinci defa seçilme imkanı var. Cumhurbaşkanı ikinci defa seçilmeyi göze aldığı takdirde o da politik davranacak. Tekrar seçilebilmeyi hesaba katarak tavır alacak. Hükümet de önümüzdeki seçimlere hazırlık yapacak. Bugünkü anayasa daha başlangıçta Cumhurbaşkanı-Hükümet çatışmasına çanak tutan bir anayasa.” Çiçek, neresinden bakılırsa bakılsın yeni bir anayasa ihtiyacının çok açık ve net olduğunu belirterek, toplum yeni bir anayasa istiyorsa siyaset kurumunun buna kulak tıkayamayacağını söyledi.