Ankara Sanayi Odası Mart Ayı Olağan Meclis Toplantısı Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in Katılımıyla Yapıldı. - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Mart Ayı Olağan Meclis Toplantısı Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in Katılımıyla Yapıldı.

    29 Mart 2016

Ankara Sanayi Odası Mart ayı olağan meclis toplantısı Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in katılımıyla yapıldı.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir toplantıda gündemdeki ekonomik gelişmeleri değerlendirdi. 

‘‘Değerli Meclis üyeleri,

Ankara’da peş peşe gerçekleştirilen iki terör eylemi ve İstanbul’da turistlere yönelik terör eylemi yüksek can kayıplarına neden olmuştur. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, tüm yakınlarına baş sağlığı ve  yaralılara acil şifalar diliyorum. Hepimizin temennisi bu terör eylemlerinin bir daha tekrarlanmamasıdır. Terör eylemlerinin ekonomi üzerinde olumsuz etkileri olmuştur. Güvenlik endişesiyle evine kapanan halkımız alış verişten uzak durmuş, turistleri hedef alan terör eylemleri ülkemize gelen turist sayısında bir düşüşe yol açmıştır. Bu etkilerin uzun sürmeyeceğini ve ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlı kalacağını umuyoruz. Ancak, turizmcilerin yaptıkları tahminler, bu yıl turizmde kayıpların 12 milyar dolara ulaşabileceğini, hatta aşabileceğini göstermektedir. Azımsanamayacak olan bu tutar, turizm gelirlerinin üçte birini oluşturmaktadır. Rusya’nın Türk mallarına koyduğu ambargo ve ortadoğu ülkelerine yaptığımız ihracattaki düşüş de döviz gelirlerimizde bir düşüşe neden olmuştur. Kolay olmamakla birlikte, bu olumsuzlukları gidermek için tedbirler alınmalı hem turizm hem de ihracatımız için yeni pazarlara açılım yönünde çabalarımızı yoğunlaştırmalıyız.

 

Sayın Başbakan Yardımcım,

Tüketici güveninin düşük seyretmesi, iç talebin de zayıf seyretmesine neden olmaktadır.

Yatırım harcamalarında da düşüş vardır. Ocak ayında yatırım malları üretiminde %0,2, ithalatında ise %17’lik bir düşüş olmuştur. Hem kredi faizlerinin yüksekliği, hem de bankaların, kredi taleplerine olumsuz yaklaşması da yatırımları olumsuz etkilemektedir. Kurlardaki artış ve vadelerin uzaması şirketlerin finansman ihtiyacını artırmaktadır. Bu durumun uzunca bir süre devam etmesi halinde bundan ekonomik büyümenin ve işsizliğin de olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Ekonomiyi içinde bulunduğu bu zayıf talep koşullarından çıkaracak adımların atılması zorunluluk haline gelmiştir. Bu yönden atılması gereken adımların başında faizlerin düşürülmesi gelmektedir. Geçen hafta Merkez Bankası Para Politikası Kurulu faiz koridorunun üst bandında 0,25’lik bir indirim yaparak üst bandı %10,75’ten %10,50’ye indirdi. Nereden bakılırsa bakılsın bu faiz indirimi göstermeliktir ve mevduat ve kredi faizleri üzerinde önemli bir etki doğurmayacaktır. Şu anda piyasaları içinde bulunduğu durgunluktan kurtarmak için faiz indiriminin en az 1-2 puan olması gerekir.

 

Değerli Meclis üyeleri,

Dış gelişmeler,  ürettiğimiz malların değerinde dolar bazında düşüşe neden olmaktadır.

Örneğin ihracat fiyatlarındaki düşüş, ihracatın miktar bazında artmasına rağmen toplam ihracatın değerinde düşüşe yol açmaktadır. TİM verilerine göre ihracatın kilogram değeri 1,60 dolardan 1,10 dolara geriledi. Diğer yandan, Şubat 2015’ten Şubat 2016’ya ihracat kilogram olarak 7,6 milyar kilodan 9,6 milyar kiloya yükseldi. Buradaki artış %26’yı buluyor.

Buna karşılık ihracat gelirlerindeki artış sadece %3,1 düzeyinde kaldı.

İhracatın kilosu şubattan şubata 1,38 dolardan 1,12 dolara düştü. Bir yılda %18,8 azalma meydana geldi. Artmasını beklerken kendimizi 1,1 dolara doğru inen ihracat değerinde bulduk. Bu gelişme, bizim her zaman ifade ettiğimiz bir konuyu tekrar gözler önüne sermektedir. Ürettiğimiz ürünlerin fiyatlarını kontrol edebilmemiz için yüksek katma değerli, teknolojik ürün ve marka geliştirmek zorundayız.

Sayın Başbakan Yardımcım,

Son aylarda iflas ertelemelerde bir artış olmuştur. Bazı işletmeler şirket merkezlerini belli illere naklederek mahkemelerden kısa sürede iflas erteleme kararları alabilmektedir. Bu uygulamalar, iflas ertelemenin kötüye kullanıldığını düşündürmektedir. Çünkü iflas ertelemeleri, o işletmeyle iş yapan ve mali yapıları güçlü şirketleri de olumsuz etkilemekte, hatta zincirleme iflas ertelemelerine yol açabilmektedir. İflas ertelemeleri bankaları da olumsuz etkilemekte, bankaların kredi vermede isteksiz davranmalarına yol açmaktadır. Bu nedenlerle kuşkulu iflas ertelemeleri yakından izlenmelidir. Diğer bir konu enflasyonun vergi yükü üzerindeki olumsuz etkisidir. Enflasyon, özellikle birikimli enflasyon şirketlerimizin mali tablolarını bozarak şirketin mali durumu hakkında yanlış bir resim vermektedir. Ayrıca, vergiler de enflasyona  göre her yıl ayarlandığı için, enflasyon şirketlerimizin üzerindeki vergi yükünü artırmaktadır. İç ve dış talebin zayıf olması ve yüksek rekabet nedeniyle şirketlerimizin fiyat artışları enflasyonun gerisinde kalarak şirket kârlarını eritmektedir. Ayrıca, enflasyon muhasebesi uygulamasındaki kısıtlar şirket varlıklarının da mali tablolarda gerçek değeriyle yansıtılmasını engellemekte, bu ise bankalardan kredi almak isteyen şirketlerin yeterli teminat gösterememesine neden olmaktadır. Bu olgular dikkate alınarak, enflasyon muhasebesi uygulamasının gözden geçirilerek her yıl enflasyon muhasebesi uygulanmasına imkan verilmesinin yerinde olacağını düşünüyoruz. Diğer bir konu kârlılık oranlarıdır. İmalat sanayisinde, özellikle küçük firmalarda kâr oranları düşüktür. Kâr oranlarını yükseltmek, işetmelerimizi büyüterek ölçek ekonomilerinden yararlanmaları ile mümkündür. Ancak, şirketlerimizi büyütmek sermaye birikimini gerektirmektedir. Burada küçük işletmeler, kısır bir döngü içindedir.

Kâr oranını yükseltmek için sermaye biriktirmek, sermaye biriktirmek içinse kâr oranını yükseltmek gerekmektedir.

Bu kısır döngüyü kırmak için mutlaka yapısal reformlar gerçekleştirilmeli, işletmeler üzerindeki yükleri azaltacak, büyümeleri önündeki mevzuat engellerini kaldıracak tedbirlerin mutlaka alınması gerekmektedir. Mevzuatımızda şirketlerin büyümelerini engelleyen birçok yükümlülükler bulunmaktadır. Bunların başında zorunlu istihdam gelmektedir. Zorunlu istihdamdan vazgeçilmelidir. İstihdamdan alınan vergiler ve primler gözden geçirilerek, gerekli önlemler alınmak suretiyle, haksız rekabete yol açan kayıt dışı istihdam ve yabancı kaçak işçi çalıştırılması önlenmelidir. borçların yeniden yapılandırılmasında da sorunlar yaşanmaktadır. Borçların yeniden yapılandırılmasında bankaların esnek davranabilmelerine imkan tanınmalı, borçların ödenebilir hale gelmesi dikkate alınarak, borçlu firmaların risk primleri yükseltilmeyerek kredi maliyetleri arttırılmamalıdır. Karşılıklar yönetmeliğine göre bankalar kredi verdikleri şirketlerin reytingine göre karşılık ayırmak zorundadır. Bu karşılıklar kredi maliyetlerini arttırmakta, artan maliyetler de firmalara yüklenmektedir. Aslında yeniden yapılandırma riski azalttığı halde bankalar yeniden yapılandırmalarda mevzuat gereği risk primini yükseltmektedir. Artan risk primi de paranın maliyetini arttırmakta, o maliyeti de firmalar üstlenmektedir. Firmaların yeniden yapılandırma talepleri, sadece borç ödeyememkten kaynaklanmayabilir. Örneğin yeni yatırım yapacak bir firma da borç yeniden yapılandırması talep edebilir. Bu nedenle, yeniden yapılandırma bir imtiyaz değil, ticari bir değerlendirme, bir haktır.

Vergi borcu yeniden yapılandırmalarında da sorunlar vardır. Yapılandırma süreleri kısa ve bu nedenle de taksit ödemeleri yüksek olmalıdır. Ekonomik büyümenin düşük olduğu dönemlerde ise yeniden vergi borcu yapılandırmalarının vadelerinin uzun tutulmalı taksit ödemeleri  tatil edilmelidir.

Sayın Başbakan Yardımcım,

Teşvik sistemi üzerinde çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Bu çalışmalarınız hakkında bizleri de bilgilendirirsenin memnun oluruz. Şimdiye kadar uygulanan teşvik sistemi, işletmelerin kar etmeleri halinde yararlanılacak nitelikte teşviklerden oluşmaktadır. Bunun yerine işletmelerin kâr etmelerini sağlayacak bir teşvik sistemi kurgulanmalıdır. Ayrıca teşviklerin rekabeti bozucu olamamasına dikkat edilmelidir. Daha önceleri uygulanmakta olan yatırım indirimi sistemine yeniden geçilmeli, bölgesel teşviklerde geri kalmış yörelerde her türlü sanayi yatırımının teşvik edilmesinden vazgeçilerek eğitim, sağlık ve kültürel yatırımlar gibi bölgenin sosyal altyapısını geliştirecek yatırımlar ile bölgede bulunan doğal kaynaklarla sanayi ve yüksek işgücüne dayanan ve rekabet gücünü kaybetmekte olan gelişmiş bölgelerdeki yatırımların buralara taşınmasına teşvik verilmelidir. Organize Sanayi Bölgeleri yeni düzenlemeler gerektirmektedir. Organize Sanayi Bölgeleri kanunu geçmiş birikimler dikkate alınarak düzenlenmelidir. Sağlıklı yeni nesil yatırım bölgelerinin oluşturulması için fiziki planlar ivedilikle tamamlanmalı, ülke sanayileşme stratejisi netleştirilmeli, stratejiye uygun ve yatırımcıların tercihleri doğrultusunda bölge seçimleri yapılmalıdır. Yeni nesil OSB’ler arazi temini ve altyapılarla bütünleşmiş olarak yatırımların önünde gitmelidir.

Büyük ölçekli yatırımlar ile stratejik yatırımlar için Türkiye’deki tüm OSB’lerdeki tahsis edilmemiş araziler, gerçekleştirilecek yatırımın büyüklüğü ile orantılı olarak makul sürelerde işletmeye geçilmesi şartıyla, yatırımcılara bedelsiz olarak tahsis edilmeli, daha önce bedelli tahsis edilmiş araziler için ödemeler durdurulmalıdır. Arazi bedelleri altyapı masraflarıyla beraber Organize Sanayi Bölgesi yönetimlerine ödenmelidir.

Sayın Başbakan Yardımcım,

Ülkemizin yeni bir Anayasaya ihtiyacı vardır. Biz Anayasa’nın üç bölümü olduğunu düşünüyoruz.

Birincisi devletin iç işleyişini düzenleyen hükümlerdir. Bu boyut vatandaşı fazla ilgilendirmemelidir.

İkinci bölüm devletin vatandaşa nasıl baktığı, ona ne haklar tanıdığı, onun saygınlığını nasıl koruduğudur.Üçüncü bölüm, vatandaşın haklarını korumak için yargıyı nasıl tasarladığıdır. Bu nedenle hukuk reformu, yeni Anayasamızın en önemli  ayaklarından birini oluşturmaktadır. Yapılması gereken yapısal reformlarda vergi mevzuatı ön sıralarda  yer almaktadır. Vergi sistemini karmaşık hale getiren istisna ve muafiyetler yeniden düzenlenmeli, vergi sistemi basitleştirilerek, günümüz şartlarında uygulanamayan vergiler kaldırılmalıdır.

Şirketlerin vergiden düşebilecekleri harcamaları genişletilmelidir. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde peşin verginin bir mantığı vardı. Ancak enflasyonun uzun süredir tek hanelerde seyrediyor olması son yıllarda üst üste yaşanan küresel krizlerde şirketlerin bir dönem kar ederken, bir dönem zarar etmesi peşin vergiyi anlamsız kılmış, zarar dönemlerinde işletmelere yük olmaya başlamıştır. Vergi borcu yapılandırmalarında genel ekonomik şartlar göz önünde bulundurulmalıdır. Kamyon, kamyonet gibi araçların üzerine yapılan çöp toplama ve süpürme gibi ekipmanlara ÖTV uygulanmamalıdır. Ticari sözleşmelerde özellikle Damga Vergisi ilave yük oluşturmaktadır. BSMV ve Damga Vergisi kaldırılmalıdır. Farklı oranlarda KDV uygulamasından vazgeçilmelidir. Gıda, iş makineleri, tarımsal araç gereç ve sağlık sektöründe indirimli KDV uygulanmaktadır.

Bu işletmeler bütün girdilerini %18 KDV ile alıyorlar ama satarken %8 veya daha düşük KDV ile satıyorlar. Aradaki KDV yükü işletmenin sırtında kalıyor ve ancak 16 ayda iade alınabiliyor.

Bugün birçok işletmenin sermayesinden çok KDV alacağı birikmiş durumdadır. Ayrıca, aynı grup ürünler ithal edilir ise alış ve satış KDV’lerinde fark bulunmamasından dolayı yerli üretici aleyhine bir başka olumsuzluk ortaya çıkarmaktadır’’.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ise  faiz oranlarının düşürülmesi yönündeki taleplere ilişkin, “Cumhurbaşkanımız da söylüyor, Cumhurbaşkanımız da haklı. Bütün mesele bunu nasıl başaracağız, bunu kalıcı bir şekilde, başka sorunlar yaratmadan, faizleri nasıl kalıcı bir şekilde aşağı çekeceğiz?” dedi.

Küresel ekonomi hakkında değerlendirmelerde bulunan Şimşek, küresel ve bölgesel anlamda zor bir konjonktürden geçildiğini belirtti.

ASO Meclis üyelerin anlattığı, gündeme getirdiği bazı hususların küresel sorunlar olduğuna işaret eden Şimşek, sanayinin karlılık düzeyi meselesinin sadece Türkiye’nin değil Çin’in de şu anda en büyük sorununu teşkil ettiğini söyledi. Talep yetersizliği konusunun da dünya ekonomisinin karşı karşıya kaldığı sorunlardan biri olduğunu kaydeden Şimşek, şöyle devam etti:

“Talebi canlandırmak için neredeyse millete tabiri caizse helikopterle para dağıtmak lazım. Çünkü faiz bazı ülkelerde eksiye çekildi, bazı ülkeler de açıktan para basıyor. Mesela Avro Bölgesi’nde şu anda ayda 80 milyar avro para basılıyor. ‘Sıfıra yakın bir faizle alın bu kaynağı yatırın, yatırım yapın hatta tüketin bir şekilde’. Ona rağmen sıkıntılar var. Dolayısıyla aslında gündeme getirilen birçok husus, genel anlamda, Türkiye’ye özgü bir konular var ama genel anlamda ekonomiye ilişkin gündeme getirilen global anlamda yaşadığımız hususlar.”

-“Faiz konusunda Cumhurbaşkanımız haklı”

ASO Başkanı Özdebir ile bazı meclis üyelerinin faizlerin yüksek olduğu, inmesi gerektiğini yönündeki eleştirilerini değerlendiren Şimşek, “Çok haklısınız, Cumhurbaşkanımız da bunu söylüyor, Cumhurbaşkanımız da haklı. Bütün mesele bunu nasıl başaracağımız, bunu kalıcı bir şekilde, başka sorunlar yaratmadan, biz faizleri nasıl kalıcı bir şekilde aşağı çekeceğiz?” diye konuştu.

Faz konusunun önemli olduğunu belirten Şimşek, bu doğrultuda talepleri de haklı bulduğunu söyledi. Şimşek, “Çünkü eğer uzun vadeli ucuz finansmana erişirseniz, tabii ki işinizi daha fazla büyütmeniz ve dolayısıyla ölçek büyüterek küresel anlamda rekabet gücüne erişmeniz söz konusu olacak. Son derece makul talepler. Bütün mesele bunu yaparken başka sorunları nasıl yöneteceksiniz” şeklinde konuştu.

Birçok ülkenin aslında eksi faize geçtiğini belirten Şimşek, ona rağmen sorunun devam ettiğini ifade etti.

Bugün bir taraftan 7 trilyon dolar civarında eksi getiriye sahip devlet tahvilinin bulunduğuna dikkati çeken Şimşek, bir taraftan ise şirketlerin yaklaşık dörtte birinin, üçte birinin tahvillerinin, Amerikan faiz oranlarına göre 10 puan yüksekte işlem gördüğünü kaydetti.

Başbakan Yardımcısı Şimşek, “Bir taraftan paranın, faizin yüksek olduğu ülkelere gitmesi lazım değil mi? Tam aksine gelişmekte olan ülkelerde faizler yükselirken, gelişmekte olan ülkelerden para kaçıyor. Para nereye gidiyor? Gelişmiş ülkelere gidiyor, faiz sıfır veya eksi olan ülkelere gidiyor” ifadelerini kullandı.

Japonya’nın 40 yıllık tahvil getirisinin yüzde 0,4-0,5 civarına düştüğüne değinenŞimşek, “Şimdi bu aslında küresel ekonominin ciddi bir güven bunalımının, ciddi bir önünü görememe sorunuyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor” dedi.

 

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye’de şirketlerin ve hanehalkının daha çok tasarruf etmesi gerektiğini belirterek, “Daha çok tasarruf edersek sistem büyüyecek ve böylece mevduat faizleri bu kadar aşırı yükselmeyecek. Mevduat faizleri bu kadar aşırı yüksek olmazsa o zaman da bankalar daha makul düzeyde faizle kredi verecek.” dedi.

Şimşek, gelişmiş ülkelerde ciddi yapısal sorunların bulunduğunu, gerek hanehalkının gerek kamunun gerekse şirketlerin borcunun yüksek olmasının büyüme üstünde getirdiği sınırlar olduğunu söyledi.

Dünya ekonomisinin tekrar canlanabilmesi, sorunları çözmek için hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte reform yapılması gerektiğini vurgulayan Şimşek, “Reform yapmak da çok  zordur, reform yapmak imkansız değildir ama son derece zordur.” diye konuştu.

Dünya ticaretinde ciddi daralma olduğunu anlatan Şimşek, hem küresel ticaretin dolar cinsinden düştüğünü hem de küresel gayri safi yurt içi hasılanın gerilediğini ifade etti.. Şimşek, küresel risklere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Küresel ekonomik para politikasında bir ayrışma söz konusu. Bu yılın başında çok belirgindi ve dünya 2016 yılına çok kötü bir havada, atmosferde başladı. Bir taraftan emtia fiyatları düşüyor, bir taraftan Fed faiz artıracak beklentisi güçlü bir şekilde… Bir taraftan diğer bazı bölgelerde faiz indirimi, parasal genişleme bir taraftan küresel büyümeye ilişkin ciddi endişeler, piyasalarda çok büyük oynaklık, volatilite yaşandı. Şimdi son birkaç haftadır hava iyileşti. İyileşmesinin arka planında küresel büyümeye ilişkin endişeler zirveyi buldu, küresel büyümeye ilişkin beklentiler dibe vurdu. Bu anlamda ‘Fed artık eskisi kadar faiz artırmayacak, küresel dolar likiditesi bu kadar sıkışmayacak’ denildi.  Emtia fiyatları biraz toparlandı. Gelişmekte olan ülkelere az da olsa para akışı başladı. Fakat temel sorunlar yerinde duruyor, temel sorunları bir çözüm üretilmedi. Esas olanlara odaklanmamız gerekiyor.”

– “Merkez Bankası piyasaya ciddi kaynak veriyor”

ABD dolar endeksinin bütün para birimlerine göre ortalama olarak son 30 yılın zirvesine çıktığını ve risk algısının birçok gösterge itibarıyla yükseldiğini anlatan Şimşek, emtia fiyatlarının hızlı bir çöküşe girdiğini ancak son bir buçuk ay içerisinde bir miktar toparlanma söz konusu olduğunu, bunun gelişmekte olan ülkelere yönelik beklentileri iyileştirdiğini kaydetti. 

Merkez bankalarının bilançolarını katladığına işaret eden Şimşek, bu kapsamda ABD Merkez Bankasının bilanço büyüklüğünü 5 kat artırdığını söyledi.

Bugün aslında birkaç yıl öncesine göre Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) da piyasaya ciddi kaynak verdiğini dile getiren Şimşek, şöyle devam etti: 

“TCMB, şu anda piyasaya 100 milyar lirayı yüzde 8,85 ortalama faizle veriyor. Fakat ona rağmen burada siz yüzde 19 faizden bahsettiniz. Çünkü marjinal mevduatın faizi çok yükseldi. Yani son topladığınız mevduatın faizi yüzde 14’lerde. Yani  banka TL cezbetmek için, yüzde 14 civarında faiz veriyor. Ortalama mevduat faizi belki bu kadar yüksek değil ama son toplanan önemli. Son toplandığımız mevduatın maliyeti önemlidir. Bazı arkadaşlar ‘bankaların karlılığı yüzde 24’ dedi. Geçen sene ortalama öz kaynak karlılığı yüzde 11 civarında. Yani hiç bu kredi işine girmeseler, parayı topladığı gibi Hazinenin iç borçlanma senetlerine yatırsalar, şu anda kısa vadeli faizler yüzde 10’un üzerinde. Dolayısıyla resim görüldüğü gibi değil.”

– “Bankalar ile sanayi birbirini tamamlıyor”

Bankalar ile sanayinin birbirini tamamlayan iki önemli bileşen olduğunu vurgulayan Şimşek, finans sektörünü bankaların domine ettiğini söyledi. Şimşek, “Bankaların sağlıklı olması sanayiciye destek olması açısından olmazsa olmazdır. Hem bankacılık sektörü sağlıklı olacak hem sanayiyi destekleyecek.” dedi.

Sorunun tasarrufların yetersizliği olduğunu belirten Şimşek, Türkiye’de şirket ve hanehalkı tasarruflarının yetersiz olduğunu dile getirdi. Milli gelire oran olarak kamu tasarruflarında muazzam bir iyileşme sağladıklarına işaret eden Şimşek, kamunun bu anlamda evini düzene koyduğunu, tasarruflarını artırdığını belirtti.

Türkiye’de hanehalkının da şirketlerin de daha çok tasarruf etmesi gerektiğini vurgulayan Şimşek, daha çok tasarruf edilmesi durumunda  sistemin büyüyeceğini, böylece mevduat faizlerinin bu kadar aşırı yükselmeyeceğini kaydetti. Şimşek, “Mevduat faizleri bu kadar aşırı yüksek olmazsa o zaman da bankalar daha makul düzeyde faizle kredi verecek.” diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye’de halka açıklık oranının çok düşük olduğuna dikkati çekerek, “Bugün birçok şirket sermaye piyasasının yollarına hiç aşina değil, o yolları hiç yürümek istemedi. Halbuki borç yerine ortak almak, halka açılmak daha doğru bir stratejidir” diye konuştu. 

Şimşek, sermayenin güçlenmesi için daha çok katma değeri yüksek ürün üretilmesi gerektiğine işaret etti.

Şimşek, “Siz eğer sermayenizi artırırsanız, sanki piyasadan borç almışsınız gibi her sene o sermayeye bir faiz uygularız. O faizi siz vergi matrahınızdan düşürebilirsiniz. Sermaye artırın, daha çok kar edin. Devlet, sermaye artırırsanız vergisinden vazgeçiyor. Hep şikayet ediliyordu” dedi. 

Kar marjı yüksek, bilgi yoğun, teknoloji yoğun ürün üretilmesinin zor olduğunu belirten Şimşek, halka açılmanın, sermaye bulmanın kolay kısmı olduğunu söyledi. Vatandaşa 100 lira tasarruf etmesi halinde 25 lira devlet desteği imkanı sunduklarını anımsatan Şimşek, faizler düşükken vatandaşa bu kadar cömert Ar-Ge ve tasarruf desteği sunulmasının önemine dikkati çekti. 

Şimşek, “Faizler niye yüksek? Bankalar mevduat toplar, sonra o mevduatı kredi olarak verir. Şu anda kredilerin mevduata oranı, mevduat 100 liraysa, krediler 120 liraya çıkmış. Fakat şimdi kimse dışarıdan borç vermiyor. Borç vermeyince faizler yükseliyor” şeklinde konuştu.

– “Çok iyi gidiyoruz, çünkü temellerimiz sağlam”

Başbakan Yardımcısı Şimşek, Türkiye’nin tek çıkış yolunun yapısal reformlar olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

“Her platformda sizin mutlaka çok yüksek sesle gündeme getirmeniz gereken, takip etmeniz gereken husus, bütün platformlarda olmazsa olmazınızın kalıcı, yapısal reformlar olması lazımdır. Reform yapmak zordur. Sıkışmadan, problem yaşamadan, krize girmeden reform yapmak çok zordur ama imkansız değildir. Reformların yol haritası çok güçlü olarak var. Biz 2-3 yıldır, 2013 ortasından beri çok kapsamlı bir reform programı hazırladık. Şimdi uygulamaya koyacağız, koyuyoruz. Biz de sizden istirham ediyoruz, lütfen muhalefet partilerine uğrayın, onlarla bir araya gelin ve onlara deyin ki ‘Bu memleketin sorunlarının kalıcı bir şekilde çözümü için şu hükümetin getirdiği reformlara destek verin, yapıcı olun.’ Bu hızla bu reformları yapmak kolay değil. 2 yıl seçimle gitti. 2014’te iki, 2015’te iki seçim. Ona rağmen çok iyi gidiyoruz, çünkü temellerimiz sağlam.”

Bugün Türkiye’nin bütün olumsuzluklara ve sıkıntılara rağmen çok iyi yol aldığını ifade eden Şimşek, şunları kaydetti:

“Yarın öbür gün açıklanacak, Türkiye muhtemelen yüzde 4 veya biraz üzerinde büyüdü. Gelişmekte olan ülkeler, Latin Amerika’da büyümediler 0,3 küçüldüler. Gelişmekte olan ülkelerin iki katından daha hızlı bir şekilde Türkiye büyümüştür iki seçime rağmen. Bütçesinde geçen sene dengeyi sağlamıştır. Geçen sene Avrupa standartlarındaki bütçe sıfır açıkla kapanmış. En son ne zaman böyle bir şey görülmüş Cumhuriyet tarihinde. Osmanlı’nın da Türkiye’nin de en büyük sorunlarından bir tanesi bütçenin iki ucunun bir araya getirilememesi meselesidir. Türkiye, böyle bir konjonktürde, iki seçimin yapıldığı bir yılda, etrafımızda büyük çatışmaların yaşandığı bir ortamda, gelişmekte olan ülkeler, Çin ve Hindistan hariç, iki katından hızlı büyüyor, 800 binin üzerinde insana, vatandaşa iş buluyor, cari açığını aşağı çekiyor, bir tek enflasyon yukarı doğru. Fena bir yıl olmadı ama yetmez. Çünkü biz iddialı bir ülkeyiz, büyük hedeflerimiz var. Bu büyük hedefleri gerçekleştirmek için yeni nesil reformlara ihtiyacımız var.”

– “Muhalefet sudan sebeplerle hayata geçmesini engelledi”

Esnek çalışma düzenlemesinin Meclis’te beklediğini anlatan Şimşek, bunun engellenmesi için muazzam çaba harcandığını söyledi. Basit düzenlemelerin bile hayata geçirilmesinin haftalar aldığını vurgulayan Şimşek, “Muhalefet partilerinin sudan sebeplerle bunların hayata geçmesini engellediğini” dile getirdi.

Kalıcı çözümler olmadan Türkiye’nin yeni bir sıçrama gerçekleştirmesinin mümkün olmadığına işaret eden Şimşek, geçen sene 530 milyar dolardan fazla paranın gelişmekte olan ülkelerden kaçtığını, bu durumun tamamen gelişmekte olan ülkelere yönelik beklentilerin kötüleşmesinden kaynaklandığını bildirdi.

Şimşek, Türkiye’nin son 10-15 yılı fena geçirmediğini belirterek, “Kişi başına milli gelirde Avrupa ile arayı 20 puan kapatmışız. Keşke her 10, 15 yılda 10, 15’er puan kapatabilsek. Seçim yok, siyasi açıdan bunları söylemiyorum. Türkiye bütün sıkıntılarına rağmen iyi bir performans ortaya koymuş… Hedef önümüzdeki 10 yılda bir 20 puan daha kapatmak. Bunu reformlarla başaracağız” diye konuştu.

Türkiye’de 6,7 milyon vatandaşa iş bulduklarını fakat buna rağmen işsizlik oranının yüzde 10’un üzerinde olduğunu anlatan Şimşek, işgücü piyasasına yönelik reformlara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Şimşek, “Bunu yapan ülkeler başarılı ülkelerdir. ABD ve İngiltere. Bugün işsizlik oranı yüzde 5-6 civarında. Niye çünkü esnek işgücü piyasalarına sahipler. Kıta Avrupasında niye yüzde 10 civarında, iki kat? Çünkü Kıta Avrupası katı işgücü piyasası düzenlemelerine sahip. Tekerleği niye yeniden keşfedeceğiz?” ifadelerini kullandı.

Kıdem tazminatı düzenlemesine ilişkin de Şimşek, “Bu sorunun çözülmesi gerekmiyor mu? ‘Bu soruna el atarsanız, şunu yaparız, bunu yaparız’ diye tehditler yapılıyor. Biz daha çok kişi çalışsın, hak ettiği alın terini zamanında alsın, kıdem tazminatını da alsın, diyoruz. İşte bu nedenle Türkiye’nin reforma ihtiyacı var” şeklinde konuştu.

25 sektörel dönüşüm programlarının en önemlilerinden birinin sağlık olduğunu dile getiren Şimşek, gelecek ay IMF toplantısı için gideceği ABD’de, Türkiye’de sağlıktaki dönüşümü anlatması için geçen yıl katıldığı Harvard Üniversitesi Danışma Kurulunun toplantısında da yer alacağını kaydetti.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “Kesinlikle memurlara yeşil pasaport verilmemesi lazım, sanayicimize yeşil pasaport verilmesi lazım.” dedi.

Şimşek, Türkiye’nin son 12-13 yılda yolsuzluk konusunda çok önemli aşama kaydettiğini belirtti. Eskiden 102 ülke arasında 65. sırada olan Türkiye’nin, şimdi 168 ülke arasında 66. sırada olduğunu ifade eden Şimşek, “Şu an 102 ülkeden daha iyi bir performans, eskiden ise 37 ülkeden daha iyi performans gösteriyordu. Demek ki Türkiye bu konularda da hakikaten yol kat etmiş. Şimdi yeni reformlarla daha iyi bir şekilde yol kat edeceğiz.” diye konuştu.

Trafik sigortası konusunda birçok şikayet geldiğini anlatan Şimşek, şunları kaydetti:

“Temelinde yargının aldığı kararlar var. Kaza 10 yıl önce olmuş, şimdi yeniden dava açılıyor. Bu defa sektör önünü göremiyor, primleri yükseltiyor. Zarara karşı çok büyük karşılıklar ayırıyor. Bu rakamlar ortada. Sistemi bozarsanız, ondan sonra da maliyetler çıkıyor. Bankalar da aynı şekilde. Tüketiciye krediyi vermişsin 10 yıl önce. Şimdi onu mahkemeye taşıyorlar. Bazı mahkemeler şu kararları vermeye başlamış, ‘Devletin faizi yüzde 9 en fazla Borçlar Kanununda yüzde 7. Peki mübarek, Bankalar Kanunu’nu niye ihmal ediyorsun? Borçlar Kanunu’nu referans alacağına Bankalar Kanunu’na baksana. Diyor ki ‘En fazla faiz yüzde 13,5 olacak, geriye doğru öde.’ diyor. Mevduatın faizi şu anda yüzde 14, mevduatın kredi maliyeti yüzde 16’nın altında değil. Nasıl böyle bir karar verebilirsin? Veriliyor. Bu kararlar vatandaşa faydalı değil, vatandaşa zarar veriyor. Çünkü önümüzdeki dönemde o zaman sistem kendini bu türden risklere hazırlıklı yapmak için bu defa tüketici kredi faizini yüzde 20’lerin üzerine çıkaracak. Yarar mı, zarar mı? Keyfi uygulamalar doğru değil.”

Yargıtay’ın 2011 yılında “kusur indirimi”ni kaldırdığını belirten Şimşek, “Kusurlu dahi olsanız, bir duvara çarpsanız, Allah korusun hayatınızı kaybetseniz aileniz gidip sigortadan tazminat talep edebiliyor ve veriliyor. Böyle bir modelde primler yükselir, suni bir şekilde tüketici kredi faizlerini mahkeme kararıyla sınırlarsanız, Borçlar Kanunu’nu refarans alıp Bankalar Kanunu’nu bir kenara bırakırsanız, tüketici kredi faizleri yükselir. Bizim ciddi bir şekilde yargıda reforma ihtiyacımız var. İşin siyasi kısmından bahsetmiyorum.” değerlendirmelerinde bulundu.

– “Türkiye’nin sorunlarından biri öngörülebilirlik”

Şimşek, Türkiye’nin sorunlarından birinin öngörülebilirlik olduğunu vurgulayarak, öngörülebilirlik olmamasının risk primini yükselttiğini, bunun da maliyet anlamına geldiğini söyledi.

Sanayicilerin yeşil pasaport taleplerine de değinen Şimşek, “Ben sanayicimizle aynı fikirdeyim. Kesinlikle memurlara yeşil pasaport verilmemesi lazım, sanayicimize yeşil pasaport verilmesi lazım ama aslolan da Türkiye’deki ayyıldızlı pasaportumuzun itibarını yükseltmektir. O nedenle Avrupa Birliği ile vizenin kaldırılması sürecini yaşıyoruz. Yine desteğinize ihtiyacımız var, yeşil pasaporta ihtiyacınız olmayacak. Nasıl bir destek? 4 Mayıs’a kadar bizim birçok reformu Meclis’ten geçirmemiz lazım. Lütfen siz de arayın muhalefet partilerini, bize destek olsunlar. Bakın Avrupa Birliği işte.” ifadelerini kullandı.

Şimşek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muasır medeniyet seviyesi derken Avrupa’yı işaret ettiğini vurgulayarak, Türkiye’nin, demokratik standartlarını geliştirme, kaliteli güçlü kurumsal altyapı oluşturmak için Avrupa’ya ihtiyacı olduğunu dile getirdi. Reform programının en önemli bileşenlerinden birisinin AB olduğuna işaret eden Şimşek, AB’nin de Türkiye’ye çeşitli nedenlerle ihtiyacı olduğunu belirtti. AB ile Gümrük Birliği’ni genişletmek istediklerini kaydedenŞimşek, bu konuda tercih şansının olmadığını, yeni nesil ticaret anlaşmalarının bunu zorunlu kıldığını ifade etti. 

Başbakan Yardımcısı Şimşek, “Bana kalırsa Türkiye, hizmetler sektöründe Avrupa’dan çok daha rekabetçidir. Sağlıkta da turizmde de öyledir, inanın finansta da öyleyiz. Korkmamak lazım. Tarımda da korkmamak lazım. Bu sayede ölçek büyüyecek, verimlilik artacak, rekabet gücümüz artacak.” diye konuştu.

Otomotiv üretiminde Türkiye’nin önemli aşama kaydettiğini vurgulayan Şimşek, “AB ile biz çok daha kapsamlı serbest ticaret anlaşmasını, Gümrük Birliği’ni inşallah başaracağız.” şeklinde konuştu.

Mehmet Şimşek, Türkiye’de siyasi istikrar bulunduğunu ve reformların hazırlandığını belirterek, kötümserlik için sebep olmadığını dile getirdi. Türkiye’de reform programı ve bunu yapacak siyasi iradenin de bulunduğuna işaret eden Şimşek, verimlilik endeksindeki artışta Türkiye’nin üst sıralarda olduğunu ifade etti.

– “Başkanlık sistemi en iyi seçenek”

Başbakan Yardımcısı Şimşek, sunumunun ardından ASO meclis üyelerinin talep ve eleştirilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

İflas ertelemenin kötüye kullanıldığına yönelik eleştiriye değinen Şimşek, “O nedenle yargı reformunda bu hususu yeniden düzenlememiz lazım. Biz ‘İyi niyetle şirketlerimizi koruyalım.’ dedik, şimdi bankalar da borç verenler, mal verenler de muzdarip.” değerlendirmelerinde bulundu.

“Türkiye’de siyasi belirsizlik yaşanıyor” iddialarına ilişkin de Şimşek, şunları kaydetti:

“Dünyada siyasi belirsizlik var ama Allah’a şükürler olsun, Türkiye’de yok. Birtakım tartışmalar yaşanıyor, o olacak ama ‘Türkiye’de siyasi belirsizlik var.’ diyemezsiniz. Güçlü bir hükümet var. Anayasayı değiştirebilirsek başkanlık sistemine geçilir. Başkanlık sistemi de Türkiye’de siyasi istikrarı kalıcı bir şekilde düzeltir. Herkes yarışır, en sonunda bir kişi başkan olur, hükümetini kurar… Bu çok önemlidir. Beğenmezseniz başkasını seçerseniz. Ben şahsen siyasi istikrar anlamında başkanlık sisteminin en iyi seçenek olduğu kanısındayım.”

Şirketlerin vergide yeniden yapılandırma taleplerine de değinen Şimşek, “Bana kalırsa zaman zaman yeniden yapılandırma yerine Maliye Bakanlığı bir sistem geliştirip şirket bazında her zaman için kolaylıklar sunabilmeli. Şirketlerin karne çalışmasını yapmıştık, karnesi iyi olanlara daha fazla kolaylık sağlanmalı. Bir risk değerlendirmesi bu çerçevede yapılmalı.” dedi.

Yeni anayasa çalışmalarına da değinen Şimşek, yeni anayasanın kesinlikle özgürlükçü, basit ve kısa olması gerektiğini söyledi. Şimşek, “Asgari ücretin yeni anayasada ne işi var? Geçmiş dönemin anayasa çalışmalarından bahsediyorum. Ne alakası var? Çok basit, az, öz, vatandaşın hak ve hukukunu en geniş çerçevede sağlayacak, kamu düzenini de sağlamaya yönelik konuları içerecek.” ifadelerini kullandı.

Şimşek, sektöre ilişkin talepleri ilgili bakanlıklara ileteceklerini belirterek, kamu bankaların sıkıntı yarattığı eleştirilerine ilişkin de kamu bankalarının özel bankalardan bir farkının olmadığını söyledi. Şimşek, şöyle devam etti:

“Sorun, sistemik bir sorun. Tasarruflarımız düşük, tasarrufların maliyeti yüksek. O da sizin kredi maliyetlerinizi yükseltiyor. Biz sorunların kökenine inmezsek, çözüm üretemeyiz. Bunun çözümü de daha çok tasarruf, daha yüksek katma değer, daha yüksek verimlilik, daha çok rekabet. Bunların hepsi reform gerektiriyor. Zaten bunu yapmaya çalışıyoruz, işin zorunu başarmaya çalışıyoruz.”

-“Sicil affı işe yaramaz, geçmişte de yaramadı”

Sicil affı konusundaki taleplere ilişkin olarak Şimşek, “Sicil affı yapılır ama ben size söyleyeyim, bankalar kayıtlarını silmezler. Sicil affı işe yaramaz. Geçmişte de yaramadı, şimdi de yaramaz ama çok istiyorsanız, sizi rahatlatacaksa onu (talebi) da ben ileteyim.” diye konuştu.

Terör konusuna değinen Şimşek, Sur’u yeniden inşa edeceklerini, terörle en güçlü, kararlı bir şekilde mücadele edeceklerini ancak vatandaşla teröristi ayıracaklarını söyledi. Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Dünyanın hiçbir demokrasisi teröre, şiddete geçit vermez. Demokrasi ile şiddet yan yana olmaz. Şiddeti bir yol gibi görenler asla ve asla bir hak, hukuk, demokrasi mücadelesi vermeyenlerdir. Çünkü bölücü örgütün, terör örgütünün derdi, Kürt kardeşlerimin hakkı hukuku olsaydı, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin kalkınması olsaydı, eşit vatandaşlık, daha çok demokrasi, daha çok hak ve özgürlük olsaydı o zaman son 12 yılda bu şiddetin azalması, silahların gömülmüş olması lazımdı. Dolayısıyla dert bu değil. Vatandaşlarımızın yaralarını güçlü bir şekilde saracağız. Bu anlayışa prim verirsek, Ortadoğu’da kabile düzeyinde devletçikler çıkacak. Avrupa sınırları kaldırmış, 28 ülkenin oluşturduğu bir birlik, tek para birimi, tek merkez bankası, tek bayrak. Avrupa Parlamentosu neredeyse birleşmiş, Avrupa devletine, Avrupa imparatorluğuna doğru bir gidiş var ama Ortadoğu’da kabileler düzeyinde şimdi bölünmeler için fay hatları hareketlendiriliyor. Bu oyuna gelmeyelim, bu fitneye, fesada biz asla ve asla prim vermeyelim.”

Her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe, kardeşliği pekiştirmeye ihtiyaç bulunduğunu dile getiren Şimşek, vatandaşın da şiddeti ve terörü doğru bulmadığını ve destek vermediğini söyledi. 

Şimşek, hızlı bir şekilde huzurun tesisi, bölgenin yeniden kalkınması için ne gerekiyorsa yapacaklarını sözlerine ekledi.

 

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, kamu kesimi dışarıda tutulduğunda işçilerin yüzde 90’ına yakınının kıdem tazminatı alamadığını belirterek, “Normalde ne beklersiniz? Hem işçilerimizin hem sendikalarımızın dört elle bu reforma sarılmasını beklersiniz ama karşı çıkılıyor” dedi.

Şimşek, turizm konusunda büyük bir potansiyeli gerçekleştirdiklerini ifade ederek, bu yıl biraz sıkıntı yaşanmasına karşın Türkiye’nin en fazla turist çeken 6. ülke konumunda bulunduğunu söyledi. 

Aynı başarıyı sağlık ihracatında da başarmak istediklerini dile getiren Şimşek, sağlık sektörünün gelecek dönemde daha da büyüyeceğini kaydetti.

Her alanda, sanayide yenileşmeyi teşvik ettiklerini ve desteklemeye devam edeceklerini anlatan Şimşek, “Dolayısıyla yapacak çok işimiz var” diye konuştu.

Sanayicilerin, Endüstri 4.0 devrimine kafa yormaları gerektiğinin altını çizenŞimşek, “Dünya acayip bir hızla değişiyor. Yeni üretim modelleri, apayrı bir sanayi iklimine doğru gidiyoruz” ifadesini kullandı. Yeni sanayi devriminin kaçırılmaması gerektiğini vurgulayan Şimşek, sanayicilerin kendi işletmeleri ile ilgili olarak bu konulara eğilmeleri gerektiğini söyledi. 

– “Türkiye kamu maliyesinde büyük başarı sağladı”

Kamu maliyesi konusunda sanayicilerin görüş ve isteklerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Şimşek, gelir vergisi, yeni kamu ihale yasası ve vergi usul kanunu ile damga vergisine ilişkin birçok düzenlemenin Meclis gündemine gelmesini beklediklerini söyledi.

Şimşek, mevzuatın sadeleştirilmesi ve verginin tabana yayılarak modern çağda olmaması gereken bazı vergilerin azaltılması gibi hususlarda önemli adımlar atılacağını kaydetti.

Bugün itibarıyla Türkiye’nin kamu borçlarının milli gelire oranının Avro Bölgesi’nin üçte biri düzeyinde bulunduğuna işaret eden Şimşek, kamu maliyesi sağlam olduğu için yaşanan seçimlere rağmen tahribatın sınırlı kaldığına dikkati çekti.

“Türkiye, kamunun iki yakasının bir araya getirilmesi noktasında büyük bir başarı sağladı” diyen Şimşek, verimlilik ve yatırımlar artırılıp rekabetin önündeki engeller kaldırıldığında enflasyonun kalıcı olarak düşeceğini ve buna bağlı olarak paranın maliyetinin de kalıcı olarak azalacağını söyledi.

– “Sistem sığ olduğu için faizler yükseliyor”

Zaman zaman Japonya, ABD ve Avrupa ülkelerinde neden faizlerin düşük olduğu sorusunun gündeme geldiğini anlatan Şimşek, bu ülkelerin rezerv para birimlerine sahip olduğunu belirtti. Şimşek, “Türkiye’de şu an mevduatın yüzde 38’i döviz cinsinden. Dolayısıyla tasarrufları artıracaksınız, yatırımları yerli imkanlarla finanse edeceksiniz, tasarruflar konusunda hane halkını ikna edeceksiniz. Bunu yapamazsanız, o zaman sistem sığ olduğu için faizler yükseliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Şimşek, rekabetin önündeki engelleri kaldırıp verimliliği artırmadan bazı sorunlara köklü çözüm üretilemeyeceğini ifade etti.

– “Katma değer zincirinde yukarı çıkmalıyız”

Bireysel Emeklilik Sistemine otomatik katılım reformuna da değinen Şimşek, işe başlayan veya işini değiştirenlerin otomatik olarak sisteme katılacağını ve bir süre sistemde kalacağını söyledi.

Kişinin istemezse sistemden çıkabileceğine işaret eden Şimşek, “Bu, tasarrufların artması açısından önemli. Bazılarının iddia ettiği gibi ‘Zaten gelir düşük neyini tasarruf edeceksiniz’ şeklindeki yaklaşım sağlıklı bir yaklaşım değil” diye konuştu. 

Şimşek, Türkiye’nin yüksek gelirli ülkeler arasına girmesinin tek yolunun daha çok yapısal reform ve yapısal dönüşüm olduğunu kaydetti.

Yerli sanayicilerin ürettiği ürünlerde küresel rekabet yoğun olduğu için kar etmenin kolay gerçekleşmediğini vurgulayan Şimşek, “O yüzden ‘hep birlikte katma değer zincirinde yukarı çıkalım’ diyoruz. O nedenle Ar-Ge’ye bu kadar vurgu yapıyoruz” ifadelerini kullandı. 

Önümüzdeki dönemde hayata geçecek reformlar hakkında sanayicilere bilgi veren Şimşek, reform programının üç ayağı bulunduğunu ifade etti.

Bunlardan bir tanesinin sektörel dönüşüm olduğunu anlatan Şimşek, söz konusu programın kurgulanması sürecinde bulunduğunu kaydetti. 

İkinci reform ayağının makro düzeydeki yapısal reformlar olduğunu kaydedenŞimşek, bunun Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin pekiştirildiği, demokratik standartlar ve şeffaflığın daha ileriye taşındığı ve Türkiye’nin temellerinin sağlamlaştırıldığı reformları içerdiğini dile getirdi. Şimşek, sonuncu ayağın ise AB’ye uyum süreci olduğunu belirtti.

– Kıdem tazminatı

Kıdem tazminatı konusuna da değinen Şimşek, bütün işçilerin kıdem tazminatı almalarından yana olduklarını dile getirdi.

İşverenin yükünün de azaltılmasını istediklerini ifade eden Şimşek, “Böylece işçilerimiz de kazansın, işverenimiz de kazansın” dedi.

Kamu kesimi dışarıda tutulduğunda işçilerin yüzde 90’ına yakınının kıdem tazminatı alamadığına dikkati çeken Şimşek, “Normalde ne beklersiniz? Hem işçilerimizin hem sendikalarımızın dört elle bu reforma sarılmasını beklersiniz ama karşı çıkılıyor. Kısmi zamanlı esnek çalışma. Dünya on yıllardır bunu vurguluyor. Bizim bu kadar genç nüfusumuz var, tam zamanlı çalışamayacak kadınımız var. Bunlara iş imkanının önünü açmak, ekonomiye kazandırmak… Niye karşı çıkılıyor, anlamıyorum” değerlendirmesinde bulundu. 

İşverenlerin yeni işçi alacağına, var olan işçiye fazla mesai yaptırdığının altını çizen Şimşek, “Kıdem tazminatı o kadar yüksek olmasa bu kadar fazla mesai olmaz, daha çok insan istihdam imkanı bulur. Böylece işsizlik azalır” dedi.

Çıkar gruplarının reformlara karşı çıkmasının doğal olduğunu dile getirenŞimşek, sanayicilerin ve toplumun destek vermesi halinde reformların gerçekleştirileceğini bildirdi.

İhtisas mahkemeleri konusuna da değinen Şimşek, yargının yavaş işlediğini söyledi. Şimşek, bunun için yargı sisteminin dışında da çözümler üretilmesi, uzlaşma ve tahkim müesseselerinin artırılması gerektiğini ifade etti. MehmetŞimşek, yargı reformunun bütün bileşenleri üzerinde çalıştıklarını sözlerine ekledi. 

1 2 3
4 5

Haberle İlgili Tüm Görsellere Ulaşmak İçin Tıklayınız…