ANKARA SANAYİ ODASI MART AYI MECLİS TOPLANTISI CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI DENİ - Ankara Sanayi Odası

ANKARA SANAYİ ODASI MART AYI MECLİS TOPLANTISI CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI DENİ

ANKARA SANAYİ ODASI MART AYI  MECLİS TOPLANTISI CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN KATILIMIYLA 31 MART 2010 TARİHİNDE YAPILDI.
 

 Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nurettin Özdebir
Anayasa değişikliğinin en geniş uzlaşma ile gerçekleştirilmesinin büyük önem taşıdığını belirterek, ”bu nedenle tüm taraflar üsluplarına dikkat etmelidir” dedi.
Anayasada değişikliklerin yapılması gerektiği konusunda, toplumda bir fikir birliği oluştuğunu, fikir ayrılıklarının ise bu değişikliklerin nasıl olması gerektiği konusunda ortaya çıktığını belirten Özdebir, ”biz iktidar ve muhalefet partileri arasında, derin fikir ayrıklılarının olduğunu görüyor ve bunu da normal karşılıyoruz. Çünkü siyasette fikir ayrılıklarının olması doğaldır” dedi.
Ancak bu fikir ayrılıklarının toplumda bir kutuplaşmaya yol açmaması gerektiğini ifade eden Özdebir, bu nedenle Anayasa değişikliğinin en geniş bir uzlaşma ile gerçekleştirilmesinin büyük önem taşıdığını söyledi.
Özdebir, bundan dolayı tüm tarafların üsluplarına dikkat etmeleri gerektiğini vurguladığı konuşmasında, siyasi gerginliklerin ekonomide belirsizliği artırdığını, reel kesim ve tüketici güvenini olumsuz etkilediğini kaydetti.
Özdebir, ”eski Yönetim Kurulu Başkanımız Zafer Çağlayan sık, sık (filler sevişir, çimler ezilir, filler dövüşür çimler ezilir) derdi. Umarız yine ezilmeyiz” diye konuştu.
-BÜYÜME RAKAMLARI-
Konuşmasında yeni açıklanan büyüme rakamları ile ilgili de görüşlerini açıklayan Özdebir, 2009 yılı son çeyreğinde ekonominin yüzde 6 büyüdüğünü, böylece 2008’in son çeyreğinde küçülmeye başlayan ekonominin 4 çeyrekten sonra yeniden pozitif büyümeye geçtiğini anlattı.
Özdebir, ”ekonomi yıllık bazda ise 2009 yılında yüzde 4,7 küçüldü. Bu küçülme beklentilerden daha iyi oldu” dedi.
Aralık döneminde işsiz sayısının, geçen yılın aynı dönemine göre 29 bin kişi artarak 3 milyon 161 bin kişiye yükseldiğini, işsizlik oranının ise 0,5 puanlık azalış ile yüzde 13,5 seviyesinde gerçekleştiğini, genç nüfustaki işsizliğin ise 1,9 puan gerileyerek yüzde 24,1 olduğuna işaret eden Özdebir, bunların kayıtlı işsiz rakamları olduğunu, kayıt dışı işsizlerin ise hesaba katılması halinde rakamın daha da yüksek olduğunu söyledi.
Bu oranların Türkiye’deki en temel sorunun işsizlik olduğunu gösterdiğini ifade eden Özdebir, bu nedenle önümüzdeki dönemde ekonomik politikalarının birinci önceliğinin, işsizliği azaltmak olması gerektiğini belirtti.
İstihdamı artırmak için işe almanın ve işten çıkarmanın maliyetlerinin düşürülmesi ve iş gücü piyasanın daha da esnekleştirilmesi gerektiğini düşündüklerini de belirten Özdebir, işten çıkarma maliyetinin önemli bir bölümünü kıdem tazminatının oluşturduğunu ifade etti.
Özdebir, ”reel sektör üzerinde altından kalkılamayacak bir kıdem tazminatı yükü birikmiştir. Biz yıllardır, kıdem tazminatı sisteminde bir reform yapılmasını ve kıdeme hak kazanmak için çalışılması gereken sürenin uzatılarak, sürenin kazanılan kıdemin düşürülmesi ve bir Kıdem Tazminatı Fonu kurulması gerektiğini düşünüyor ve bu düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz” dedi.
Bu önerilerine sendikaların karşı çıktığını belirten Özdebir, ancak mevcut kıdem tazminatı uygulamasının çalışanlara yeterli güvence sağlamadığı gibi, iş barışını da olumsuz etkilediğini, yeni işe almaları da güçleştirerek işsizliğin azalmasını engellediğini öne sürdü.
-”DÖVİZ TEVDİAT HESAPLARINDAKİ KARŞILIK ORANI YENİDEN YÜZDE 11’E YÜKSELTİLSİN”-
Ocak ayındaki ihracat verilerinin, kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını, ihracat artışının sınırlı kalmasında, başlıca pazar olan AB’deki ekonomik toparlanmanın yavaşlığının yanı sıra, TL’nin değerlenmesinin de etkisi bulunduğunu ifade eden Özdebir, sözlerini şöyle sürdürdü:
”TL’deki değerlenme esas olarak küresel likidite koşullarından kaynaklanmaktadır. Ancak Merkez Bankası’nın TL’deki değerlenme karşısında hareketsiz kalmasını da doğru bulmuyoruz. TL’deki değerlenme, ihracat artış hızını frenlerken, ithalatı daha cazip kılmakta, bu da en çok ara malı üreten sektörleri olumsuz etkilemektedir. Hatırlanacağı gibi küresel kriz başladığında Merkez Bankası döviz tevdiat hesaplarındaki karşılık oranını, yüzde 11’den yüzde 9’a çekerek bankalara 2,5 milyar dolarlık bir likidite sağlamıştı. Şimdi bu karşılık oranının yeniden yüzde 11’e çekilmesinin TL’deki değerlenmeyi frenleyeceğini düşünüyoruz. Ayrıca Merkez Bankası, KOBİ’lere açtıkları kredilere oranlı olarak, bankaların Türk Lirası mevduatlarını munzam karşılık oranlarını düşürerek reel kesime kredi açılmasını destekleyebilirler.”
 
 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal
İnşallah Parlamento süreci, orada yaşanacak olaylar iktidarı, ‘bırakın artık üstünde durmayın noktasına’ getirir. İnşallah Parlamento’nun bu müzakere süreci içinde bir gelişme olur ve bu (Anayasa Değişikliği Teklifi) askıya alınır” dedi.
 
Anayasa değişikliğinin Türkiye’nin gerçek gündemi olmadığını, gerçek gündemin vatandaşın yakından hissettiği ekonomik sıkıntılar olduğunu söyleyen Baykal, ”Maalesef çok uzun bir süreden beri Türkiye, biz tercih ettiğimiz için değil, halkımız tercih ettiği için değil ama yapay gündemlerin tutsağı haline getirilmiştir. Bunu üzüntüyle karşılıyoruz” dedi.
Muhalefet olarak Türkiye’nin ekonomik alandaki sıkıntılarını gündeme taşımaya çalıştıklarını ifade eden Baykal, şöyle devam etti:
”Türkiye’nin gündemini iktidar belirliyor. Türkiye’nin önüne bir konu atıyor, görmezlikten gelmeniz mümkün değil. Şimdi önümüze getirmiş, Anayasa değişiklikleri gel de konuşma… Konuşmak durumundayız ama ben de çok iyi biliyorum ki Türkiye’nin asıl meselesi bu değildir ve maalesef bu, Türkiye’ye dayatılmış yapay bir konudur, sadece Türkiye’nin meselesi değil, halkın meselesi değildir. Ben, Anadolu’yu geziyorum, gittiğim hiçbir yerde ‘ne olacak bu Anayasa meselesi’ diyen bir vatandaşı görmedim. Anayasa değişikliğinin içinde sanayici yok, köylü yok, çiftçi yok, esnaf yok, iş adamı yok, vatandaş yok, millet yok ama ülkenin bir numaralı meselesi.”
Milletin ihtiyacı olmadığı halde seçimlere çok az bir süre kala, telaş içinde bir Anayasa değişikliğinin gerçekleştirilmeye çalışılmasının hangi ihtiyaçtan kaynaklandığının doğru değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Baykal, birilerinin bu yönde talebi olduğunun herkes tarafından görüldüğünü savundu. 
Baykal, ”Anayasa değişikliği projesinin üç maddesi esastır, gerisi garnitürdür, sostur. Gerisiyle ilgili bir ihtilaf yoktur. Dün de çıkarabilirlerdi, 5 yıl önce de çıkarabilirlerdi, şimdi de çıkarabilirler. O maddeleri toplasınlar, getirsinler hep beraber çıkarılsın. Kavga nereden geliyor? Kavga 3 maddeden geliyor; Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir de siyasi parti kapatma konusu” diye konuştu.
 
 
-”ANAYASA MAHKEMESİ RTÜK’E, YÖK’E BENZEMEZ”-
Deniz Baykal, yeni düzenlemelerle Anayasa Mahkemesinin yapısının değiştirilmek istendiğini ve mahkemenin 3 üyesinin Meclis çoğunluğu tarafından seçilir hale getirileceğini belirterek, şunları kaydetti: 
”Ben samimiyetle inanıyorum ki bu getirilen Anayasa değişikliği, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’yı AKP’nin kontrolünde, denetiminde bir kurul haline dönüştürme amacına yöneliktir. Bunun tartışılır bir yanı yoktur, gerçek budur. Orayı bir siyasi partinin kontrolünde bir organ haline getirmek… Anayasa Mahkemesi, RTÜK’e benzemez, YÖK’e benzemez, diğer özel kuruluşlara da benzemez. Bu Anayasa Mahkemesi, yani ülkenin temel organı.”
Anayasa Mahkemesinin zaman zaman muhalefet olarak kendilerini de rahatsız eden kararlar aldığını ancak her durumda Yüksek Mahkemenin kararlarını saygıyla karşıladıklarını söyleyen Baykal, Yüksek Mahkemenin hiçbir zaman bir siyasi partinin organı gibi düşünülemeyeceğini vurguladı.
Anayasa Mahkemesini mevcut kimliğinden çıkararak, bir siyasi partinin uzantısı haline dönüştürmenin Türkiye’de ciddi bir hukuk krizini ülkeye dayatmak anlamına geleceğini savunan Baykal, bu bakımdan yanlış ve sakıncalı olduğunu söyledi.
Birçok çevrenin Anayasa değişikliği girişiminin Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine aykırılık taşıdığını söylediklerini belirten Baykal, şöyle devam etti:
”Şimdi ne olacak? Anayasa’ya aykırı bir değişiklik projesi ortaya çıkınca Anayasa Mahkemesinin önüne gidecek. Anayasa Mahkemesi, bir ihtimal belki de ‘evet bu Anayasa’ya aykırıdır, olamaz, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırıyorsunuz’ diyebilir. Öyle derse ne olur çıkarılan yasa? Anayasa’yı ihlale teşebbüs olarak ortaya çıkar ve mahkeme o teşebbüsü iptal eder, mahkum eder. Şimdi bu çok yanlış bir şey, sakıncalı bir şey. Türkiye’de bir siyasi partinin resmen Anayasa’yı açık bir Anayasa değişikliği teşebbüsü yaparak, Anayasa’yı ihlale teşebbüs konumuna düşüyor olması hepimizi üzüyor, beni üzüyor. Bunu çok yanlış, sakıncalı bulduğumu ve ilgililerin bu olayı, bu açıdan da değerlendirerek bu işin dışında kalmalarını bir uyarı olarak ifade ettim. Şu anda da aynı görüşteyim.
‘Türkiye’yi, Anayasa’yı ihlale teşebbüs etmiş bir iktidar, bu niteliğiyle Anayasa Mahkemesi tarafından damgalanmış bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıya bırakmayın’ diyorum. Çünkü böyle bir tespitin önemli başka sonuçları olur. Siyasi gerginlikler artar, tartışmalar yaşanır, hukuki süreçler işler. Yanlış olur. Bu bir anlamda masayı devirmeye teşebbüs etmektir. Bunu yapmayın.” 
-”YANLIŞTIR, SAKINCALIDIR”-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, ”Biz şimdiye kadar kimsenin alamadığı riski alıyoruz” dediğini ifade eden Baykal, ”Devlet yönetmek, bir ülkenin kaderi üzerinde hiçbir zorunluluk, ihtiyaç yokken risk almak anlamına gelmez. Bu çok yanlıştır, çok sakıncalıdır” dedi.
Erdoğan’ın, ”Elimizi değil, gövdemizi taşın altına koyuyoruz” şeklindeki sözlerinin de yanlış ve sakıncalı bir yaklaşım olduğunu savunan Baykal, ”(Türkiye’nin dengesini, huzurunu, sükunetini tehlikeye atmayı biz şu açıdan, bu açıdan yararlı görerek, bu istikamette harekete mi geçiyoruz) demek istiyor. Yarın inşallah Parlamento süreci, orada yaşanacak olaylar iktidarı, ‘bırakın artık üstünde durmayın noktasına’ getirir. İnşallah Parlamento’nun bu müzakere süreci içinde bir gelişme olur ve bu, askıya alınır” diye konuştu.
Türkiye’nin bir gerginliğe sokulmamasını, Türkiye’ye bir gerginliğin dayatılmamasını isteyen Baykal, ”İktidar bilerek bu gerginliği Türkiye’nin üzerine yıkmaya çalışmaktadır, yanlıştır. Artık siyasi çıkara dayalı mağduriyet senaryolarıyla ülkeye ıstırap çektirmeye kimsenin hakkı yok” şeklinde konuştu.
Anayasa değişikliği konusuyla milletin ilgilenmediğini, bunun milletin sorunlarının çözümüne katkı verecek bir konu olmadığını söyleyen Baykal, bu Anayasa değişikliğinin hiçbir yerinde millet, halk, işçi, işveren, esnaf ve emeklinin olmadığını savundu. 
Deniz Baykal, şöyle devam etti:
”Bu birilerinin derdi. Anayasa Mahkemesinin yapısı değişecek ne olacak? Anayasa Mahkemesi yarın Yüce Divan olarak belki Sayın Cumhurbaşkanı’nı, Sayın Başbakan’ı, Sayın bakanları yargılayacak. geçmişte oldu, anayasal yetki o. Bu Anayasa Mahkemesi, yarın şu anda devleti yönetenlerin, eğer bir iddia ortaya çıkarsa yargılanacağı organ. Ne oynuyorsunuz kardeşim. Bunu sen millet için oynadığına beni ikna edebilir misin? Milleti ikna edebilir misin? Bu senin derdin, senin hastalığın, senin ihtiyacın. Sen kendi derdine yönelik olarak bir şeyi deniyorsun, denerken de çok büyük riskler alıyorsun. Çok büyük sıkıntıları göze alıyorsun Türkiye için.”
 
Baykal, bugün 2009 yılı büyüme rakamlarının açıklandığını belirterek, bunun ekonomik krizin Türkiye’ye tahribatı konusunda daha objektif ve net bir tespit yapmaya imkan sağladığını ifade etti. 
2009 yılı ekonomik küçülme rakamının 4.7 olarak ortaya çıktığını belirten Baykal, bunun kamuoyunun beklentisinin altında bir rakam olduğunu ancak sanayi ve reel sektörün kriz nedeniyle büyük tahribata uğradığının gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin ciddi bir istihdam sorunuyla karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Baykal, ”Ekonomi, istihdamı yaratacak şekilde makul bir biçimde yürütülmezse ülkede ciddi istikrarsızlık olur. Bu da büyümeyi etkiler. İstihdam sorununu, bu işi çözecek anahtar sanayi anahtarıdır. Türkiye’nin düzenli bir büyümeyi sürdürebilmesi istihdam sorununa makul çözüm bulabilmesi için ciddi bir sanayi politikası uygulamasına ihtiyaç vardır” diye konuştu. 
Baykal, küresel krizin Amerika’da bir finans krizi olarak ortaya çıktığını, Türkiye’de ise reel sektör krizi olarak kendini gösterdiğini söyledi. 
Ülkede büyük bir tasarruf açığı olduğunu, bu açığın ise borçlanma ile karşılanmaya çalışıldığını ileri süren Baykal, tüm bu olumsuzlukların sonucunda finansın gözde bir sektör haline dönüşürken, reel sektörün ise büyük sıkıntılarla mücadele etmek zorunda kaldığını kaydetti.
Baykal, ”Bu tablonun bir sonucu olarak, reel sektör büyük sıkıntıya girerken fabrikalar kapanıp, iş adamları intihar ederken, finans sektörü en parlak dönemini gerçekleştiriyor, bunda bir garabet var” dedi.
-”ÜLKEDE SANAYİ YARATMADAN YÜRÜYEMEZSİNİZ”-
Cari açığa ve borçlanmaya dikkati çeken Baykal, ”Türkiye’de, 70 milyonluk bir ülkede sanayi yaratmadan yürüyemezsiniz. Yürüyoruz sanırsınız, borca, cari açığa çalışırsınız” diye konuştu.
Türkiye’de tarih boyunca sanayinin teşvik edildiğini, ancak 1980’lerden sonra sanayileşmenin göz ardı edildiğini kaydeden Baykal, kalkınmanın gerçekleşmesi için sanayileşmenin yeniden parlak günlerine dönmesi gerektiğini söyledi. Doğru sanayileşme politikasının ona uygun teşviklerle ve rekabet ortamıyla desteklenmesinin de zorunlu olduğunu belirten Baykal, ancak mevcut ortamda sanayinin giderek rekabet gücünü kaybettiğini, bunda da izlenen kur politikası ve diğer bazı unsurların etkili olduğunu belirtti.
İlk hedefin mevcut istihdamın korunması olduğunu belirten Baykal, ”KOBİ’ler desteklenmelidir. KOBİ’ye sahip çıkacaksın, niçin sahip çıkacaksın? En azından istihdamı korumak için” dedi.
Kamu yatırımlarının da Türkiye’nin resmi gündeminden düştüğünü ileri süren Baykal, ancak kamu yatırımlarının hem toplumsal hayat hem de ekonomi açısından büyük önem taşıdığını, bu nedenle öncelik bakımından ilk sıralarda yer alması gerektiğini savundu. 
İstihdam için mesleki eğitimin önemine de dikkati çeken Baykal, ”İşsizlik bir gerçek, ama belli alanlarda da belli nitelikte eleman ihtiyacı var, karşılanamıyor. Bu mesleki eğitim konusunun doğru ele alınmadığını gösteriyor. Mesleki eğitimi ideolojik tartışmalara alet etmemek, başka amaçlar arkasına saklamamak lazım” dedi.
Gençlerin liseden itibaren yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmesi gerektiğini belirten Baykal, bunun üniversite kapısındaki yığılmaları da önleyeceğini savundu.