Ankara Sanayi Odası Kasım ayı olağan Meclis Toplantısı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Kasım ayı olağan Meclis Toplantısı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

 
Toplantıya ayrıca TOBB Başkan Yardımcısı ve Ankara Ticaret Borsası Başkanı Faik YAVUZ katıldı.
 
Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir yaptığı konuşmada;  üyelerimiz arasında yaptığımız anketin Eylül sonuçlarını değerlendirerek başlamak  istiyorum.
 
 
Anket sonuçları, Ankara sanayiinde toparlanmanın yılın üçüncü çeyreğinde de güçlü bir biçimde devam ettiğini göstermektedir. Haziran anketine göre Eylül anketinde artış belirtenlerin oranı; üretimde yüzde 34,5’ten 45’e, yeni siparişlerde yüzde 34’ten 44’e, kredi kullanımında yüzde 35’ten 40’a yükselirken stoklarda yüzde 28’den 22’ye gerilemiş, dış satışlarda artış belirtenlerin oranında ise bir değişiklik olmamıştır. Haziran anketine göre Eylül anketinde artış belirtenlerle azalış belirtenler arasındaki fark; üretimde 11’den 24’e, yeni siparişlerde 5’den 19’a, kredi kullanımında 20’den 29’a yükselirken, dış satışlarda bu fark ise -10’dan -15’e gerilemiştir. Kredi kullanımındaki artış belirtenlerin oranındaki yükseliş, finansal darboğaz içinde olan üyelerimizin oranında geçen yılın Eylül ayına göre yaklaşık 7 puanlık bir düşüşe yol açmıştır. Bu memnuniyet verici bir gelişmedir. Yılın geri kalan bölümüne baktığımızda Haziran anketine göre artış bekleyenlerin oranı; üretimde yüzde 57’den 46’ya, dış satışlarda yüzde 50’den 22’ye, kredi kullanımında yüzde 45’ten 41’e,  stoklarda yüzde 25’den 16’ya gerilemiştir.  Oranlardaki bu düşüşü normal karşılamak gerekir. Ne de olsa yıl sonuna yaklaşıyoruz ve beklentilerin önemli bir bölümü de gerçekleşmiş durumda. Ancak, dış satışlardaki beklentilerin olumsuza dönmesini hafife almamak gerekir. Üyelerimizin ihracat performanslarında bir bozulma vardır.İhracatın toplam ciro içindeki payı Haziran sonuna göre 2,5 puan, geçen yılın Eylül sonuna göre ise 5 puan düşmüştür. Üyelerimizin çoğu artan maliyetlerin  kâr marjlarını sıfıra yaklaştırdığını, hatta zararına ihracat yapmak zorunda kaldıklarını ifade etmektedirler. Bu durumun sürdürülemez olduğu açıktır.
 
Ankara sanayiinde kapasite kullanım oranında Haziran ayına göre 4 puanlık, geçen yılın Eylül ayına göre ise 6 puanlık bir artış olmuş ve ortalama kapasite kullanımı oranı yüzde 58’e yükselmiştir. Özet olarak Eylül ayı sonu itibariyle Ankara sanayiinde görünüm dış satışlar dışında olumludur.
 
Eylül ayında ülkemizde toplam sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10,4 artmıştır. Takvim etkisinden arındırılmış endeks geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,9 artarken, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış endeks ise bir önceki aya göre binde 4 azalmıştır. Bu veriler, sanayi üretim artış hızında bir yavaşlamaya işaret etmektedir. Diğer yandan yatırım malları üretimindeki artış devam etmektedir. Eylül ayında yatırım malları üretimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19 artmıştır. Bu durum reel kesimde iyimserliğin korunduğunu ve yatırım yapma isteğinin devam ettiğini göstermektedir.  Sanayideki ciro ve siparişler de artmakla birlikte, artış hızları yavaşlamaktadır. Sanayi Ciro Endeksi, 2010 yılı Eylül ayında yüzde 15,2 artmış,  bir önceki aya göre ise yüzde 1,3 azalmıştır. Eylül ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre cirolar; Madencilik ve Taşocakçılığında %13,4, İmalat Sanayiinde ise %15,3 artmıştır.
 
Sanayi Sipariş Endeksi, Eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,6, bir önceki aya göre ise % 8,2 artmıştır. Ana sanayi grupları sınıflamasına göre Eylül ayında ciroda ve siparişlerde en yüksek artış Ara Malı İmalatı’nda görülmüştür.
 
İmalat sanayi alt gruplarında en yüksek ciro ve sipariş artışı Bilgisayarların, Elektronik ve Optik Ürünlerin İmalatında  gerçekleşmiştir. Bu sektördeki sipariş artışının yüzde 80’i aşmış olması da reel kesimde iyimserliğin devam ettiğini teyit etmektedir. Çünkü bu sektör, yeni işyeri sayısındaki artışta öncü bir gösterge niteliği taşımaktadır. Eylül ayında; ihracat yüzde 5,5 artarak 9 milyar dolar, ithalat ise yüzde 25 artarak 16 milyar dolar oldu. Aynı dönemde dış ticaret açığı 4 milyar dolardan 6,7 milyar dolara ulaştı. Geçen yıl yüzde 68 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, bu yıl yüzde 57’ye geriledi. Bu gelişmeler sonucunda 12 aylık dış ticaret açığı Eylül sonunda 60 milyar doları bulmuş, cari işlemler açığı da 37 milyar doları aşmıştır.
 
 İhracat ve sanayi üretimindeki gelişmeler TL’deki değerlenmenin sanayimiz üzerindeki baskısının giderek arttığını göstermektedir. Abant’taki toplantıda değerli bir sanayicimiz önceleri cirosunun yüzde 80’ini kendi üretimi oluştururken şimdi ise yüzde 70’ini Çin’den ithal ettiği ürünlerin oluşturduğunu ifade etmişti.
 
İşte ben buna “SANAYİSİZLEŞME” diyorum. Dünyada herkes parasının değer kazanmasını engellemek için tedbirler alırken bizim TL’deki değerlenmeyi kayıtsızlıkla izlememiz doğru değildir. Bu süreç devam ederse sanayimizdeki kan kaybı devam edecek, nasıl Osmanlı İmparatorluğu döneminde ucuz İngiliz malları sanayimizi ve ekonomimizi çökertmişse şimdi de ucuz Çin malları sanayimizi çökertecektir. Bu konuda Hükümet mutlaka tedbirler almalıdır.
 
 Birleşmiş Milletlerin tahminine göre 2009 yılında dünyadaki işsiz sayısı 212 milyondu. Bu sayı, küresel işgücünün yüzde 6,6’sına karşılık geliyor. 2009’da bizdeki işsiz sayısı 3,4 milyon, işsizlik oranı ise yüzde 14’tü. Ekonomik toparlanma ile birlikte işsiz sayısında ve işsizlik oranında bir düşüş yaşanmıştır.
 
Ağustos döneminde işsizlik oranı geçen yılın aynı dönemine göre 2 puan düşerek yüzde 11,4, işsiz sayısı ise 458 bin kişi azalarak 2 milyon 971 bin kişiye düşmüştür. Ancak, işsizlik oranındaki bu düşüş bizleri yanıltmamalıdır. Mevsim etkilerinden arındırılmış verilere baktığımızda istihdamdaki gelişmelerin pek olumlu olduğunu söyleyemeyiz. İşsizlikle mücadelede yeni tedbirler alınmazsa işsizlik oranındaki düşüşün hız kesmesi, hatta işsizliğin artması mümkündür. İşsizlik en önemli ekonomik ve sosyal sorun olmaya devam etmektedir. Bu nedenle, istihdam üzerindeki yüklerin azaltılması ve işgücü piyasasına esneklik  kazandıracak, işe alma ve işten çıkarma, özellikle kıdem tazminatı maliyetlerini düşürecek tedbirler mutlaka alınmalıdır. Her ne kadar işsizlik yüksekse de işyerleri nitelikli eleman sıkıntısı çekmektedir. Bu nedenle, işsizlikle mücadelede işgücünün niteliğini yükseltmek büyük önem taşımaktadır.
 
 Biz mikro reformları geciktirdikçe başka ülkeler bizi geçiyor. Doing Business 2011 raporuna göre Türkiye iş yapma kolaylığında 2010 yılına göre 5 sıra gerileyerek 65’inci sıraya düşmüştür. Yani 5 ülke daha rekabette bizi geride bırakmıştır. 2011 raporunda iş yapma kolaylığındaki karnemizdeki bozulmanın nedenlerini tabloda görebiliyoruz.  2010 yılına göre işe başlamada 7 sıra, İnşaat izinlerinde 4 sıra, Tapu işlemlerinde 3 sıra, Kredi alma kolaylığında 3 sıra, Yatırımcıların korunmasında 2 sıra, Vergilerin ödenmesinde 2 sıra, Uluslararası ticaret kolaylığında 4 sıra, Sözleşmelerin uygulanmasında 1 sıra gerilerken iş yeri kapatma kolaylığında 4 sıra yükselmişiz. Ama genel olarak iş yapma kolaylığında 5 sıra gerilemişiz. Bu gerilemenin temelinde, yapısal reformlardaki gecikme yatmaktadır. Biz yerimizde sayarken başka ülkeler bizi geçtiği için geride kalıyoruz. Bu nedenle yapısal reformları geciktirmeden gerçekleştirmemiz gerekmektedir.
 
Kamuya olan borçların yeniden yapılandırmasına ilişkin uzunca bir süredir dile getirdiğimiz talebimize Hükümetten olumlu cevap gelmiş ve “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” açıklanmıştır. Tasarıyı olumlu buluyor ve Hükümete teşekkür ediyoruz. Ancak, yeniden yapılandırma süresinin 36 aydan daha uzun tutlması yerinde olacaktır. Ayrıca Karşılıklar Kararnamesinin süresi Mart ayında dolmaktadır. Bu kararname sayesinde Bankalar ödemelerinde sorun yaşayan kredileri yüzdürebilmekteydiler. Karşılıklar Kararnamesinin süresi uzatılmazsa bankalar bu kredileri yüzdüremeyecekler ve sorunlu kredilerin sayısında bir patlama yaşanacaktır. Bu nedenle zaman  geçirilmeden Karşılıklar Kararnamesinin süresi uzatılmalıdır. Aksi takdirde borçları yeniden yapılandırmanın etkisi çok sınırlı kalacaktır. Gelişmiş ülkelerde ayakta sağlam banka kalmamışken bizim bankalarımız güçlü mali yapıları ve elde ettikleri kârlarla göz kamaştırmaktadırlar. Bankalara olan borçların da yeniden yapılandırılması için gerekli çalışmalara zaman geçirilmeden başlanmasını ve bankalarımızın da bu konuda çaba göstermelerini diliyoruz.
 
Bugün 24 Kasım, “Öğretmenler Günü”.
Sözlerime son verirken ülkemizin geleceğinin temellerini atan tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü sevgi ve saygıyla kutluyor, sayın Başkanıma toplantımıza katıldığı için bir kez daha teşekkür ediyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
 
 
Ankara Sanayi Odasının aylık Oda Meclisi Toplantı’sına katılan Hisarcıklıoğlu, burada yaptığı konuşmada, dünyanın en pahalı akaryakıtının Türkiye’de kullanıldığını, bu durumun da kayıtdışı ekonomiye tetiklediğini kaydetti. Depoya doldurulan her 100 liralık benzinin 35 lirasının kendi bedeli, 65 lirasının ise vergi olduğuna işaret eden Hisarcıklıoğlu, bunun da yeni bir sektör olarak katkı maddeli yağ sektörünü doğurduğunu söyledi.
 
Çorum’a bölünmüş yoldan giderken birilerinin ”ucuz mazot” diye tabelalar astığını anlatan Hisarcıklıoğlu, bu mazotun ise rafineri çıkış fiyatının altında bir fiyata satıldığını belirterek şunları kaydetti:
” Zannedersin ki Çorum’da o benzinliğin altına kuyu vurdu, çıkartıyor malı. Öteki taraftan ahlakı bozacak işi yaptırıyorsun. Ahlak bozuluyor. Aslında bizim insanımızın ben ahlakının bozuk olduğuna inanmıyorum. Sistem ahlakı bozuyor. Bir şey daha anlatacağım. Çorum’da ucuz mazot yazan yer var ya, onun yanındaki benzinlikte senin olsun. Sen de rafineriyle çalış. O’nunla rekabet edebilir misin? Edemezsin.
Yatırım yapmışsın. Bankaya borcun var. 10 kişi çalıştırıyorsun. Öteki taraftan evini geçindireceksin. Diyor ki (Yanıbaşındakiyle rekabet et bakim). Aranızda rekabet edecek kim var söyleyin bana. Adam ucuz mazot diyor. Sen de normal çalıyorsun rekabet edebilir misin? Edebilecek babayiğit var mı? Yok.”
ASO üyelerine ”o zaman ne yapacaksın” diye soran Hisarcıklıoğlu’na, salondan ”Rafinerisiyle çalışmayacağız” yanıtının gelmesi üzerine ”Peki şimdi benim ahlakımı kim bozdu?” diye sordu. Hisarcıklıoğlu kendi sorusunu ”sistem bozdu” diye yanıtladı. Hisarcıklıoğlu, ”Sorumlusu ben değilim. Sorumlusu sistem. Sistem seni kayıtdışı çalışmaya teşvik ediyor. Böyle bir şey olur mu. Onun için yanlış bir şey gördüğümüz zaman ilk sorgulamamız gereken yer sistem. Bunu aklınızdan çıkarmayın” diye konuştu.
 
-KUR SAVAŞLARI-
 
2009 yılından bu yana liranın yüzde 12 değerlendiğini ve bunun işadamlarının aleyhine olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, ancak su fiyatlarının yüzde 15, elektriğin yüzde 40, benzinin yüzde 28, LPG’nin yüzde 17, mazotun yüzde 35, brüt ücretlerin de yüzde 19 artış gösterdiğini, bir tek doğalgazda yüzde 30 düşüş olduğunu kaydetti.
 
Dolar kuru nedeniyle darbe üzerine darbe yediklerini belirten Hisarcıklıoğlu, ”Önümüzdeki dönemde ABD para bastıkça Türkiye’ye sıcak para girişi artacaktır. Bunun için önlem alıyor olmamız lazım. Bugün artık ne konuşuluyor? Kur savaşları konuşuluyor” diye konuştu. Bunun bütün dünyada konuşulduğunu ve bu sorunun son G-20 toplantısında çözümlenemediğini belirten Hisarcıklıoğlu, sıcak paranın yurt içi tüketimin canlanmasına, kredilerin büyümesine ve vergi gelirlerinin artmasına ancak döviz kurlarında ise gerilemeye neden olduğunu belirterek bu durumu eleştirdi. Paralarının değerlenmesinden Brezilya, Güney Afrika, Tayland, Kore gibi ülkelerin de Türkiye gibi şikayetçi olduğunu söyleyen Hisarcıklıoğlu, bunun sadece Türkiye üzerinde değil dünya ülkeleri üzerinde oynanan bir oyun olduğuna vurgu yaptı.
 
ABD’nin dolara yüzde 2 faiz verirken, Türkiye’de hazinenin yüzde 8 faiz vermesi nedeniyle Türkiye’ye sıcak para geldiğini belirten Hisarcıklıoğlu, bu yüzde 8’in kimin cebinden çıktığını sordu.
 
Türkiye’nin dünyanın 12. büyük ekonomisi olmasına rağmen Birleşmiş Milletler’in (BM) insani gelişmişlik sıralamasında 155 ülke arasında 126. sırada, iş ve yatırım ortamında 65. sırada, uluslararası rekabet endeksinde ise 133 ülke arasında 61. sırada olduğunu anlatan Hisarcıklıoğlu, yatırım ortamıyla ilgili artık firmaların değil, ülkelerin birbirleriyle rekabet ettiklerini söyledi.
 
-”2015’E KADAR HER YIL SEÇİM VAR”-
 
”Onun için sakın ha sakın bu salonda oturanlara söylüyorum siyasete odaklanırsanız hepimiz kaybederiz. Türkiye’nin gündemini ekonomi üzerine oturtmamız lazım. Ekonomiyi devamlı sıcak tutmak lazım. Sıcak tutmazsak bu sorunlar çözülemez ve kötüleşmemiz artarak devam eder” diyen Hisarcıklıoğlu, ” Unutmayalım 2015 e kadar her yıl seçim var. En zoru, seçimle yaşamayı öğreneceğiz. Seçimle yaşarken de yapısal önlemlerin alınmasını talep edeceğiz, isteyeceğiz” diye konuştu.
 
Demokrasinin gelişebilmesinin yolunun kayıtlı ekonomi olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu bunu söyle açıkladı:
”( Ya başkan kayıtlı ekonomiyle demokrasiyi nasıl bağdaştırıyorsun) diyebilirsiniz. Demokrasinin sağlıklı gelişebilmesi için tek bir nokta vardır. Vekalet verdiklerinizden hesap sorabilmektir aslında demokrasi. Siz insanlara belli bir süreyle geçici vekalet verirsiniz. Bizi yönet diye. Bu verdiğiniz insanlardan da bu verdiğiniz süre içerisinde hesap sorarsanız. Peki kayıt dışı ekonominin olduğu yerde hesap sorabilmeniz mümkün mü? (Ya arkadaş şu defterini getir) dedikleri zaman ayağı titremeden defterini götürecek bu salonda kaç kişi var diyorum. Bin kişinin olduğu salonda maksimum 10 kişi görüyorum. 10 kişi (titremeden götürürüm) diyor. Bakın bu Türkiye’nin gerçeği. Beki 10 kişi götürdü ama sadece tüccar sanayici mi defolu kardeşim. Türkiye’nin en üst makamından en altına kadar. O bin kişinin olduğu salonlarda bürokratlarda var. Onlara soruyorum ( Tapu da muamele yapmış bir kişi hesabını verebilir mi) diye O 10 kişi de kalmıyor o zaman. Ya bu nasıl bir sistem peki. Demokrasi en çok bize lazım. Gelişmek istiyorsak demokrasinin standardının en yukarıya gelmesi lazım. İşte demokrasiyle ekonomi birbirine bağlı.”