Ankara Sanayi Odası Kasım Ayı Meclis Toplantısı Merkez Bankası Başkanı Erdem BAŞÇI’nın Kat - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Kasım Ayı Meclis Toplantısı Merkez Bankası Başkanı Erdem BAŞÇI’nın Kat

 
Ankara Sanayi Odası Kasım ayı Meclis toplantısı Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın katılımıyla yapıldı. 30 Kasım 2011
 
 
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir toplantıda yaptığı konuşmada; küresel krizden önce bugünün borç batağına batmış ülkelerine ”bol keseden” yüksek not verip, Türkiye’den notunu esirgeyen derecelendirme kuruluşlarının büyük bir itibar kaybına uğradıklarını savundu.  ”Haketmediği halde yüksek not alan ülkeler düşük faizle borçlanırken hak ettiği notu alamayanlar yüksek faizle borçlanmak zorunda kalmışlardı. Bugün bol keseden verilen o yüksek notların neden olduğu zararlar trilyon dolarlara ulaşmış durumda” diyen Özdebir, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye verdikleri notun ise hala borç sorunuyla karşı karşıya bulunan bu ülkelerin altında olduğunu belirtti. 
 
Derecelendirme kuruluşlarının şimdi de birbiri ardına ülkelerin notlarını kırmaya başladıklarını ifade eden Özdebir, Fitch’in de Türkiye’nin görünümünü negatife indirdiğini anımsattı. Özdebir, ”İtibarını yitirmiş derecelendirme kuruluşları ne derse desin Türkiye emin adımlarla yoluna devam edecektir” diye konuştu.
 
Özdebir, Fitch’in işaret ettiği riskler karşısında Merkez Bankasının zaten bir süredir tedbir aldığını, bu tedbirlerin de sonuçlarını vermeye başladığını dile getirdi.
 
Türkiye’nin bu yıl yüzde 8 dolaylarında büyüyeceğini, bu büyümeye sanayi sektörünün katkısının büyük olduğunu anlatan Özdebir, ancak sanayi üretimindeki artışın önümüzdeki aylarda hız keseceğini söyledi.
 
Büyümenin 2012’de önemli ölçüde yavaşlamasının beklendiğini belirten Özdebir, sanayicilerin, büyüme hızındaki bu düşüşe hazırlıklı olmaları gerektiğini ifade etti. Özdebir, bu yılki yüksek büyümenin iç talep artışından kaynaklandığını, 2012 yılında ise iç talepte aynı artışın olmayacağını kaydetti.
 
Ülkeye yabancı fon girişlerinde de bir azalma olacağını, bu durumun bir ölçüde de olsa Türk şirketlerine açılan ticari kredilere yansımasının beklenebileceğini söyleyen Özdebir, dikkatli olunması gereken bir diğer hususun da kur riski olduğunu söyledi. Özdebir, ”Ülkemize yabancı fon girişlerindeki azalmanın döviz kuru üzerinde oluşturacağı kısa vadeli baskılara karşı da hazırlıklı olmalıyız” dedi.
 
Cari işlemler açığına da değinen Özdebir, Merkez Bankasının cari açığın artış hızını kontrol altına almak için aldığı kararları dikkatle izlediklerini, ancak bu sorunun sadece parasal önlemlerle uzun süre kontrol altına alınabileceğini düşünmediklerini dile getirdi.
 
Cari işlemler açığının, politik, demografik, kültürel ve yapısal birçok nedeni bulunduğuna işaret eden Özdebir, parasal tedbirlerin yanı sıra cari işlemler açığının diğer nedenlerini de dikkate alan tedbirler alınması gerektiğini kaydetti.
 
TL’nin uzunca bir süre değerli olmasının, sanayiyi olumsuz etkilediğini, ülkede yapılabilir işlerin yapılabilir olmaktan çıktığını ifade eden Özdebir, TL’nin bugün gelmiş olduğu seviyelerin yerli sanayi için fırsatlar sağladığını, fakat kaybedilen işlerin geri kazanılmasının hemen mümkün olmadığını söyledi.
 
Bunun için yerli üretimin desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Özdebir, kamudan başlayarak halkın tüketim kültürünün değişmesi gerektiğini ifade etti. Özdebir, önümüzdeki dönemde Türkiye’de başta sağlık ve toplu ulaşım sektörleri olmak üzere birçok yatırım yapılacağını, bu yatırımlarda kullanılacak malzemelerde yerli ürünlerin tercih edilmesine ihtiyaç olduğunu dile getirdi. Geçmişte yapılan politika hatalarının da cari işlemler açığının artmasında rolü olduğunu belirten Özdebir, özelleştirmelerde yerli üretimin korunmasının gözetilmediğini savundu. Özdebir, şunları kaydetti: ”Özelleştirme öncesinde TÜPRAŞ, karbon karası ve sentetik kauçuk da üretmekteydi. Özelleştirme sonrasında TÜPRAŞ, bu malların üretimini durdurdu. Bugün dışarıdan 1 milyar dolarlık karbon karası ve sentetik kauçuk ithal ediyoruz. Gümrük Birliği’ne, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının Kıbrıs kaygıları nedeniyle dahil edilmemesinin de bugün yüksek maliyetler doğuran politik bir hata olduğu iyice anlaşılmıştır.”
 
 
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ise; Türkiye’de 2008 küresel kriz sonrasında başlayan güçlü ekonomik büyümenin devam ettiğini, şu an itibarile işlerin iyi, iç talebin oldukça canlı, yurt dışı ile ilgili risklere rağmen ihracatın hiç fena gitmediğini kaydederek, ”Mevcut koşullarda Türkiye’nin nispi durumu oldukça iyi…” dedi. 
 
Gelişmiş ülkelerdeki toparlanmanın halen oldukça zayıf seyrettiğini belirten Başçı, kamu borçlarına ve bütçe açıklarına ilişkin sorunlar nedeniyle büyüme oranları üzerinde aşağı yönlü riskler bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
 
”Zaten büyüme zayıf. Onun üstünde bir de aşağı yönlü riskler var, özellikle Avrupa’da ve avro bölgesinde ön plana çıkmış durumda. Gelişmiş ülkelerde kolay bir çözüm yolu olarak algılanan parasal genişleme ise gelişmekte olan ülkeler açısından, kısa vadeli sermaye akımlarının oynaklığını artırıyor. Bu daha önce görmediğimiz bir durum, daha önce görmediğimiz ölçüde kısa vadeli sermaye akımlarında girişlerde oluyor, çıkışlarda oluyor. Bunun son derece hızlandığını, frekansının hızlandığını görüyoruz. Bunun temel nedeni, parasal genişlemedir. 
 
Gelişmiş ülkelerdeki parasal genişleme, ülkemizde kısa vadeli sermaye akımlarına karşı son bir yılda alınan tedbirler büyük ölçüde amacına ulaşmış bulunmaktadır. Tam doğru zamanda Avrupa’daki borç krizi ağustosta derinleşmeye başladı, tam o sıralarda biz bunun meyvelerini toplamaya başladık ve Türkiye’nin konumu nispeten diğer ülkelere göre daha korunaklı bir hale geldi.” 
 
Başçı, yılın son çeyreğinde cari açıkta iyileşmenin başlayacağının öngörüldüğünü ve bunun gerçekleştiğini kaydederek, yılın son aylarında cari işlemler dengesindeki iyileşmenin daha belirgin hale geleceğini bildirdi. Eylül ayında geçici bir yükseliş olduğunu hatırlatan Başçık, ekim ayından itibaren tekrar cari dengenin öngörülen şekilde ve gözle görülür şekilde düşmeye başlayacağını kaydetti. Cari açığın finansman kalitesindeki iyileşmenin devam ettiğini belirten Başçı, ”Burada uzun vadeli ve doğrudan yabancı yatırımların payı yavaş da olsa artıyor. Ülkemizdeki tasarruf oranlarını artırıcı ve enerjide dışa bağımlılığı azaltıcı yapısal reformların OVP’de özetlendiği şekilde hayata geçirilmesi cari açığa kalıcı bir çözüm sağlayacaktır. Bu reformlar yapılana kadar Türkiye cari açık vermeye devam edecek önemli olan finansman kalitesinin iyileşmesi ve cari açığın daha sürdürülebilir seviyelerde devam etmesi” diye konuştu. Döviz kuru hareketlerinin gecikmeli etkileri ve bu ay işlenmemiş gıda fiyatlarındaki baz etkileri nedeniyle, kısa vadede enflasyonda geçici bir yükseliş gözleneceğini ifade eden Başçı, buna karşı uygulanmakta olan telafi edici parasal sıkılaştırma tedbirlerinin sonucunda, enflasyonun 2012 yılının başından itibaren tekrar düşmeye başlayarak, yılın sonunda yüzde 5’lik hedefe ulaşmasının sağlanacağını belirtti. 
 
Kamu borcu veya özel kesim borcuyla ilgili sorunu olan ülkelerde ciddi istihdam kayıpları yaşandığına dikkat çeken Başçı, ABD’de ümidini kaybetmiş, iş aramaktan vazgeçen çok sayıda kişi olduğunu, bunun da işsizlik oranlarını düşürdüğünü, Türkiye’de ise iş gücüne katılımın bilakis arttığı halde, işsizlik oranlarının düştüğünü, bunun da çok çarpıcı bir fark olduğunu söyledi.
 
2012 yılının nasıl olacağının en çok konuşulan konular arasında olduğunu anlatan Başçı, AB’de satınalma yöneticilerine ”geleceği nasıl görüyorsunuz” diye sorulduğunu ve burada öncü göstergelerin 50’lerin (100 üzerinden) düştüğünün görüldüğünü kaydetti. Öncü göstergelerin şu anda 50’nin hafif altında, 45’in üzerinde olduğunu belirten Başçı, ”Dolayısıyla bu hafif resesyona işaret ediyor, daha daha büyük bir problemin başlangıcı olabilir mi? Henüz söylemek için erken. Yani bu problemin büyümesini engellemeye çalışıyor herkes, eğer başarılı olurlarsa bu hafif bir resesyon olacak” dedi.
 
ABD’de ise konut fiyatlarının ciddi bir problem olduğunu, 2000 yılında başında konutlara 100 denildiği zaman, 2006 yılında bu değerin 200’ü geçtiğine dikkat çeken Başcı, enflasyonun yıllık yüzde 2-3 seyrettiği bir ortamda yıllık artışın yüzde 10’un üzerinde olduğunu söyledi. Bunun normal bir şey olmadığının tüm kesimler tarafından söylendiğini ifade eden Başçı, faizlerin tarihindeki en düşük seviyesinde olmasına rağmen, ABD’de ipotekli konut kredisi faizlerinin 30-50 yıl vadelerde hiç görülmediği seviyelerde düşük olduğunu, buna rağmen konut fiyatlarının bir türlü yükselmediğini dile getirdi.
 
 
Merkez Bankası Başkanı, ”Bu ne kadar aşırı bir konut arzı olduğunu gösteriyor. Gerekmeyen konutlar, ihtiyaç olmayan konutlar üretilmiş ve satılmış. Yani dolayısıyla bu konuda da dikkatli olmak lazım. İnşaat sektörünün canlı olması güzel bir şey ama hiçbir zaman hiçbir konuda aşırıya gitmemek gerekir. ABD’den çıkartılacak ders” dedi.
 
Krizin ardından gelişmiş ülkelerde uygulanan politika araçları hakkında bilgi veren Başçı, gelişmiş ülkelerde krize karşı bir numaralı ve en kolay aracın parasal genişleme, ikincisinin ise mali disiplinden uzaklaşma olduğunu kaydeden Başçı, bu iki unsurun sonuçlarının da şu anda yaşandığını ve bunlara bir an önce kesin çözüm bulunması gerektiğini bildirdi.
 
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, krizin ardından gelişmekte olan ülkelerde uygulanan politikaları şöyle özetledi: ”Gelişmekte olan ülkeler tam tersi bir numara parasal disiplin, iki numara mali disiplinin güçlendirilmesi…. Gelişmekte olan ülkeler genellikle bu şekilde tepki verdi. Bu şekilde geçmiş tecrübelerden de ders alarak kontrollü parasal teşvik vermek gerekiyorsa bunun kontrollü olması gerekiyor. Kısa vadeli sermaye akımlarına karşı da tedbir almaya çalışıyorlar. O yüzden bu ülkelerin temelleri daha sağlam şu anda. Mesela Türkiye’de parasal genişleme olarak baktığımızda bizde benzer fazla kaydi para, Merkez Bankası bilançosundaki özel sektör ya da bankaların alacakları fazla olan kısmı. Bakacak olursak bu şu anda sıfıra yakın seyrediyor. 2010 yılında Nisan ayında başladığımız çıkış stratejisi ile Lehman Krizi sonrası sisteme bir miktar fazla para vermiştik, sistemi desteklemek için, o parayı geri çektik. Şu anda normal seviyelere tekrar döndü. Krize karşı uygulanan politikalar arasında kısa vadeli sermaye akımlarına karşı uygulanan politikalar önem taşıyor. Bu da  gelişmekte olan ülkelerde uygulanan bir politikadır. Ne yapmak lazım kısa vadeli sermaye akımlarına karşı. Çok değişik politikalar uygulandı ülkeler arasında. Ne yapıyorsanız yapın eğer şunları amaçlarsanız o zaman politikalarınız nispeten başarılı olur. Halen küresel parasal genişleme eğilimlerinin tersine, gelişmekte olan ülkeler daha fazla özkaynak ve özsermaye, daha az borç para, daha fazla yerli para, daha az yabancı para ve daha fazla uzun vadeli, daha az kısa vadeli dış finansman çekebilmek için teşvik sağlamalı. Küresel parasal genişleme bunların tersini zorluyor. Para yabancı para cinsinden ve kısa vadeli gelmek istiyor, borç şeklinde gelmek istiyor. Bunların hepsi de oynaklığı artırıcı şekilde sermaye olduğu için, bunların tam tersini teşvik etmek lazım.”
 
Başçı, her bir işletmenin, her bir hane halkının kaldırabileceği borç yükünün bulunduğunu, bunun çok ötesine geçilmesi durumunda risk alınacağını söyledi. Krizlerden genellikle sermaye yapısı kuvvetli olan firmaların sağlıklı şekilde çıktığına işaret eden Başçı, bunun Batı ülkeleri için de geçerli olduğunu kaydetti. 
 
Batı ülkelerinde 2001 yılındaki küresel resesyondan sonra aşırı düşük faizlerle, aşırı miktarda kredinin alınıp verildiğini anımsatan Başçı, dolayısıyla ‘kaldıraç’ denilen konunun haddinden fazla arttığını, bunun hem kamu borcu hem özel kesim borcu için söz konusu olduğunu belirtti. Bu tür bir riskin, kriz dönemi gelmeden önce anlaşılmadığını anlatan Başçı, haddinden fazla borç olunca satış gelirlerinde ufak bir düşme halinde borçların döndürülemediğine işaret etti.
 
‘Küresel sorunlar” denilen şeyin de aşırı borç sorunlarının kendisini göstermesi ve bunun açığa çıkması olduğunu ifade eden Başçı, ”Bu Lehman krizi bitti mi, 2008 yılının sonunda başlayan kriz bitti mi? diye bakarsak, aslında büyüme oranlarına baktığımızda büyüme tekrar artışa döndü, ama seviye olarak baktığımızda Gayri Safi Yurtiçi Hasıla seviyeleri potansiyeline göre Batı ülkelerinde halen oldukça düşük. İşsizlik oranları halen oldukça yüksek” dedi.
 
Türkiye’de etkinin biraz daha fazla olmasına rağmen toparlanmanın çok daha güçlü olduğunu ifade eden Başçı, şöyle konuştu:
 
”2008 krizinden sonra Türkiye, ABD ile olan aradaki farkı hızla kapattı, kapatıyor. Kişi başına gelir olarak baktığımızda cumhuriyet tarihi boyunca bir türlü artmamış. ABD’nin kişi başına gelirine bakıyorsunuz, Türkiye’nin kişi başına gelirine bakıyorsunuz fark bir türlü kapanmamış. İlk defa belki bu Orta Vadeli Programdaki büyüme oranları Türkiye’de gerçekleşirse belki ilk defa bu aradaki farkın kapanma ihtimali ortaya çıktı. 2014 yılında neredeyse yüzde 20’nin üzerinde bir fark kapatma imkanı var.” 
 
Orta Vadeli Programda 2012 yılı için yüzde 4’lük büyüme hedefinin yer aldığını anımsatan Başçı, şöyle devam etti:
 
”Bunların olması kaydıyla bu farkı biz kapatabiliriz. İşsizliğe bakınca çok olumlu görünüyor. Türkiye’de işsizlik keskin artıştan sonra 2 çeyrek boyunca arttı daha sonra hızla düşmeye başladı. Bu da çok sağlıklı bir işsizlik düşüşü. Çünkü işgücüne katılıma rağmen, işgücüne katılımdaki artışa rağmen işsizlik oranları düşüyor. Yani daha çok kişi iş aramaya başlıyor, daha çok kişi işgücüne katılıyor ona rağmen işsizlik oranları kriz öncesi seviyelerin altına bile düştü. ABD’de ise halen oldukça yüksek seviyelerde ve uzun süreli işsizlik diye bir sıkıntı var. İngiltere’ye baktığınızda durum çok benzer, büyüme çok yavaş, işsizlik oranları halen çok yüksek. Avro bölgesinde büyüme ABD’den daha da yavaş. Avro bölgesinde işsizlik biraz daha ciddi, yükselmeye de devam etti yüzde 10’luk seviyelere ulaştı ve düşmekte zorlanıyor. Japonya’da da benzer bir durum var.”
 
Başçı, Türkiye’deki büyümeyi sürükleyen faktörler nedir diye bakıldığında 1 numarada istihdam artışının görüleceğini, kriz dönemi de dahil olmak üzere 2007-2010 arası ortalama yıllık istihdam artışının yüzde 4’e yakın gerçekleştiğini, bunun da dünyada rekor bir artış olduğunu kaydetti.
 
Başçı, Türkiye’nin “döviz repo piyasası” diye, geçmişte de başarılıyla kullandığı bir piyasa bulunduğunu hatırlatarak, bu piyasada bankaların birbirlerine kısa vadelerde döviz borcu alıp verebildiklerini ve bunu MB aracılığıyla yaptıklarını söyledi. Türk Lirasına da teminat getirebildiklerini ifade eden Başçı, döviz ihtiyacı olan bankanın bir diğer bankadan, bunu Türk lirası teminat karşılığında alabildiğini kaydetti.
 
Orta Vadeli Programda Türkiye’nin faiz dışı dengesinin biraz daha sıkılaşmasının öngörüldüğünü hatırlatan Başçı, 2011 yılında faiz dışı fazlanın 1’in  biraz üzerinde, hatta 2’ye de yaklaşabileceğini tahmin ettiğini söyledi. Bunun daha sonra da artı seviyelerde kalmasının öngörüldüğünü belirten Başçı, faiz dışı dengenin pek çok ülkede eksi durumda olduğunu ifade etti. İtalya’da 2010 yılında çok hafif eksi, sıfıra yakın faiz dışı denge olduğunu hatırlatan Başçı, ”Bu yıl  artı bekleniyor. Buna rağmen İtalya’da problem var. Neden çünkü İtalya’nın kamu borcu gelirine göre çok yüksek. Yüzde 120’ler mertebesinde.  Dolayısıyla orada faizlerdeki ufak bir artış bu borcun döndürülemez olmasını doğurabiliyor. İtalya’nın büyümesi oldukça yavaş olduğu için bir türlü  borcu döndüremez diye, faiz daha da yükseliyor. Böyle olunca problem kartopu gibi büyüyor. O yüzden burada hem faiz dışı fazlayı çok kuvvetli bir şekilde artıya çekmek icap edecek. Aynı zamanda likidite desteği gerekiyor. İtalya’ya likidite desteği olmadan avro bölgesi problemlerini çözemez, bu şart” diye konuştu. 
 
Kısa vadeli sermaye akımlarına karşı Türkiye’nin kendine has bir politika izlediğini anlatan Başçı, Türkiye’nin sermaye kontrolüne ve vergilere başvurmadığını, onun yerine yoğun girişler olduğu dönemlerde döviz alım ihaleleri ile döviz alındığını, faiz koridoru indirimiyle çok kısa vadeli sermayenin caydırılmaya çalışıldığını, zorunlu karşılık artırımları yapıldığını, sermaye akımları yavaşladığında ise bunların tam terisini yaptıklarını ifade etti.
 
Sisteme gereken zamanlarda gerektiği kadar döviz likiditesi verme yönünde bir çabalarının bulunduğunu anlatan Başçı, maliye politikasını da bu açıdan ‘nötr’ olarak düşündüklerini söyledi. Şu an uygulamakta oldukları TL likidite politikasının, 2012’ye ilişkin enflasyonist risklere karşı yeterli olduğunu düşündüklerini anlatan Başçı, ”Fakat faiz oranına bakıldığında, politika faizine bakıldığında gelişmekte olan ülkeler ortalamasının biraz altında” dedi.
 
Türkiye’nin enflasyonunun gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’nin enflasyonunu asıl düşüren etkenin Merkez Bankası’nın bağımsızlığı olduğunu belirten Başçı, bunun çok önemli olduğunu söyledi.
 
Başçı, faiz koridorunun yukarıya doğru daha fazla genişletilmesine ihtiyaç görmediklerini de bildirdi. Orada bir belirsizlik görmediklerini dile getiren Başçı, ”Onun dışında likidite politikası, ne kadar fonlamayı daha düşük faizden vereceğiz? Ne kadar fonlamayı, kalan kısmı 12’den veya 12,50’den vereceğiz? onunla ilgili de biraz daha öngörülebilir olsun diye bir alt sınır verdik. Dedik ki 20 milyar liranın altına düşmeyecek. Bu bahsettiğim rakam büyük bir rakamdır. Bugün emisyon hacmi, 50-60 milyar lira arasındaysa, onun belki üçte biri gibi bir rakamı 5,75’ten vermeye devam edeceğiz, en sıkı olduğumuz durumda” dedi. 
 
Başçı,  Türkiye’deki kredi artışının iyi gibi göründüğünü, ancak hız olarak diğer ülkelere göre aşırı olduğunu söyledi. 
 
Tasarruf oranlarının ise bununla ters orantılı olduğunu aktaran Başçı, başka etkenler olsa da Türkiye’de tasarruf oranlarının düşük olmasının temel nedenini tüketici kredilerindeki artış olarak gösterdi. 
 
Konjonktür olarak bakıldığında ise cari dengedeki iyileşmenin, son çeyrekte belirgin hale geleceğini belirten Başçı, ”Ekim, kasım, aralık aylarında veriler geldikçe bu iyileşmeyi göreceğiz. Tabi burada enerji bizi zorluyor. Petrol fiyatları da yüksek seyrettiği için enerji hariç cari açık oldukça iyi bir düzelme göstermesine rağmen, toplam cari dengede nispeten daha zor ve daha uzun sürecek bir dengelenme gözleniyor” dedi. 
 
 
 
Gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kazandığı sırada Türk lirasının değer kaybettiğini belirten Başçı, şu anda ise TL’nin performansının diğer gelişmekte olan ülkelerin para birimine göre daha iyi olduğunu ifade etti. 
 
TL ile Brezilya Realinin dolar karşısındaki değerlerinin gelişimine bakıldığında, geçen yılın kasım ayından Avrupa borç krizinin gerçekleştiği ağustos ayına kadar olan dönemde TL’nin Brezilya Realine karşı yüzde 30 değer kaybettiğini, Avrupa borç krizinden sonra ise TL’nin Brezilya Reali karşısında yüzde 10 değer kazandığını söyledi. 
 
Benzer durumların diğer ülkelerle de göründüğünü aktaran Başçı, şunları kaydetti: 
”Şimdi neden bu önemli? Çünkü Brezilya cari açık vermiyor. Verse bile ciddi bir cari açık yok. Türkiye’de ise sürekli konuşulan konu yüzde 9’un üzerinde bir cari açık. Buna rağmen TL’nin değer kazanmış olması da aslında bizim aldığımız tedbirlerin işe yaradığını ve piyasanın da bunu fark ettiğini gösteriyor. Bizim burada aldığımız parasal sıkılaştırma tedbirlerinin önemli bir payı var. Macar Forinti var. Macaristan’ı özellikle vurgulamak istiyorum, çünkü Macaristan’da cari fazla veriliyor. Ona rağmen son üç ayda forint çok ciddi şekilde dolara karşı yüzde 25 civarında değer kaybetti. Bu hem küresel sorunlar hemde Macar ekonomisinin kendi sorunlarıyla ilgili bir konu. Oraya da bakarsak yine benzer şekilde ağustos öncesinde TL, yüzde 30 zayıflarken, ağustos sonrasında TL, forinte karşı yüzde 15 değer kazandı. Dolayısıyla bizim o anlamda politikalar faydalı oluyor. Polonya ve Güney Afrika paralarına karşı da benzer bir durum var.” 
 
Parasal politikaların döviz kurları üzerinde dolaylı etkiye sahip olduğunu belirten Başçı, şöyle devam etti: 
 
”Doğrudan ‘döviz hemen şuraya gelsin’ diyemiyoruz. Öyle bir gücümüz yok ama parasal sıkılaştırma uyguladığınız zaman finansal sektör politikaları sıkı olduğu zaman yerli para, diğer ülkelere göre nispeten daha güçlü olabiliyor, satış dalgalarına karşı daha iyi dayanıyor. Özellikle faiz koridoru açısından yaptığımız şey çok etkili oldu. Faiz koridorunu aşağı doğru çektiğimizde TL, nispi olarak zayıfladı. Yine dalgalı kur rejiminin temel ilkeleriyle çelişmemek kaydıyla böyle bir gelişme var. 
 
Bir de oynaklık şöyle ölçülebilir. Günlük oynaklığa bakabiliriz. Standart sapma diye bir ölçü var. Standart sapma nedir? TL’nin dolar karşısında yüzde 1 civarında günlük bir standart sapması var. Yüzde 1’in üzerinde bir iniş veya çıkış olursa, Türk vatandaşları, ‘Ya galiba biraz fazla hareket oldu’ diyorsa, o standart sapmanın, yani yüzde 1’in ötesindedir. Standart sapma öyle bir şeydir. İstatistiksel tanımını vermiyorum, yani şöyle kaşların kalktığı oynaklık, standart sapmanın üzerinde oynaklıktır. Brezilya’da bu yüzde 1 civarındaydı geçen yıl, fakat yakın zamanda oynaklık inanılmaz arttı. Yüzde 1,6 seviyesini bile geçti. Dolayısıyla yüzde 1,6 normal olarak karşılanıyor artık. Oynaklık açısından da bizde ciddi bir başarı oldu. Oynaklıkta bir artış yok.” 
 
Geleceğe dönük oynaklığa da bakılabileceğini belirten Başçı, bu açıdan da Türkiye’nin belirli ülkelerle karşılaştırıldığını söyledi. 
 
Türkiye ile Brezilya, Şili, Kolombiya, Meksika, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Güney Afrika, Endonezya ve Kore’yi karşılaştırdıklarını anlatan Başçı, bunlar arasında Türkiye’nin döviz kurları açısından az oynak olan ülkelerden biri olduğunu ifade etti. 
 
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, kredilerdeki artış hızının da makul seviyelere geldiğini ve bundan memnun olduklarını bildirdi. 
 
Kredilerdeki artış hızının mevcut şekilde devam etmesi halinde 2012 yılında ciddi bir problem görmediklerini aktaran Başçı, şöyle konuştu: 
 
”Geçen yıl toplam kredilerin artışı yüzde 50’nin üzerinde, hatta zaman zaman yüzde 80’lere kadar yükselmişti. Bu eğilim… Yakın zamanda da eğilim, toplam kredilerde yüzde 20’lerin altında görünüyor. Tüketici kredilerinde de yüzde 10’un altında görünüyor. Biz buralarda kalmasının gayet sağlıklı olduğunu düşünüyoruz. Kredi büyümesi aşırı eksiye düşerse de bu defa destekleyici politika uygulayacağız. Hangi kanaldan? Türk lirası likiditesi kanalından. TL likiditesini sektöre daha bol vereceğiz. Bunu da Merkez Bankasının bir dengeleyici politika taahhüdü olarak şu anda kayda geçirebilirsiniz. Bunun tam tersine kredi artışı hızlı bir şekilde artarsa da bunun, bu ortamda doğru olmadığını düşünüyoruz ve sıkılaştırıcı para politikası uygulayacağız, nasıl? TL likiditesini bir miktar sıkarak… Onunla da ilgili biliyorsunuz 20’lik bir alt sınırımız var. O alt sınırı da 14 günde bir tekrar belirliyoruz. Baktık ki o alt sınırı da aşağı çekmemiz gerekiyor, onu da belki bir miktar aşağı çekebiliriz. böyle bir imkanımız var, günlük likidite politikası uygulayabiliyoruz. Bir kaç gün içerisinde tüm faizlerin hepsi birden 5,75 civarına gelebilir, bir kaç gün içerisinde de hepsi birden 12’ye çıkabilir. Şu anda böyle bir yeteneğimiz var.” 
 
Tavsiyelerde de bulunan Erdem Başçı, ”Aşırı gitmeyin, tavsiyemiz bu. Yine işleri düzenli olarak yürütmekte fayda var. Yurt dışındaki risklerin son derece ciddi olduğunu bilelim, hiçbir zaman için özellikle borçlanmada aşırı gitmeyelim. Borçlanmalarda uzun vadeyi ve TL’yi tercih etmeye çalışalım” dedi.