Ankara Sanayi Odası Haziran ayı olağan meclis toplantısı 24Haziran2015 tarihinde yapıldı. - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Haziran ayı olağan meclis toplantısı 24Haziran2015 tarihinde yapıldı.

    25 Haziran 2015

Ankara Sanayi Odası Haziran ayı olağan meclis toplantısı 24 Haziran 2015 tarihinde yapıldı.
ASO 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde gerçekleşen toplantıda, Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir gündemdeki ekonomik gelişmeleri değerlendirdi.
 
ASO Başkanı Nurettin Özdebir toplantıda şöyle konuştu;
‘‘Değerli Meclis üyeleri,
Ekonomi yılın ikinci çeyreğinde beklentilerin üzerinde 2,3 büyüdü. Beklentiler 1,5 ile 1,7 arasındaydı. Ama yine de bu 2,3’lük büyüme, Türkiye’nin gerçek potansiyelinin yarısından azdır. Ekonomi 22 çeyrektir büyümektedir. Dünyanın içinde bulunduğu şartlar dikkate alınırsa bu durum olumlu olmakla birlikte milli gelirimiz son iki çeyrektir düşmektedir. Yani 2014’ün son çeyreği ile 2015’in ilk çeyreğinde milli gelirimiz 2014’ün üçüncü çeyreğine göre azalmıştır. Diğer bir deyişle TL olarak reel milli gelir 2014’ün son çeyreğinde yüzde 4,6 ve 2015’i ilk çeyreğinde yüzde 6,3 oranında düşmüştür.
İlk çeyrekteki büyüme yüzde 4,5 artan iç talepten kaynaklanmıştır. Milli gelirimizdeki azalış, iç talepteki bu artışın orta ve yüksek gelirli kesimlerin harcamalarından kaynaklandığını düşündürmektedir. İlk çeyrekte artan lüks otomobil tüketimi de bu görüşü desteklemektedir.
Diğer yandan, iç talep artışının yılın geri kalanında da bu şekilde devam edip edemeyeceği tartışmalıdır. Ayrıca, yatırım harcamalarının bir önceki yılın aynı dönemine göre artmaması düşündürücüdür. Tabii talep artmayınca yatırımlar da artmıyor, ama biz ülke olarak üreterek büyümek mecburiyetindeyiz. Onun için her halükarda bizim yatırımlara devam ediyor olabilmemiz lazım.
Değerli Meclis üyeleri,
Yılın ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre ihracat binde 3 azalırken, ithalat yüzde 4,1 arttığı için dış ticaretin büyüme üzerindeki etkisi olumsuz olmuştur. 
Bütün bunlar yılın ilk çeyreğindeki büyümenin işsizlik üzerinde fazla etkili olmayacağını göstermektedir. Diğer yandan, işsizlik oranının yüksek olduğu bir ortamda sanayicinin nitelikli, hatta niteliksiz işçi bile bulmakta sıkıntı çekmesi, işsizlik sorununun ekonomik olduğu kadar sosyolojik bir boyut içerdiğini de ortaya çıkartmaktadır. Bunun için çalışma kültürümüzün değiştirilmesi lazım. Geçenlerde ILO’nun Kore’de bir toplantısı vardı, ben de o toplantıya davetliydim İl İstihdam Kurulunda olmam hasebiyle. Benim takvimim müsait değildi İnsan Kaynakları Müdürümüzü o toplantıya gönderdim. Kore’nin insan kaynaklarındaki sorunu, herkesin imalat sanayinde çalışmak istemesi, hizmet sektöründe adam bulamamaları, yani bizim tamamen tersimiz. Bu tahmin ediyorum ki kültürel ve insanlara enjekte edilen doğrular, değerler, kıymetler, toplumun değer yargısı gibi bir sürü bir sürü faktörün bir sonucu olarak insanlar hizmet sektöründe değil dünyanın tersine üretmekte çalışıyorlar ve Kore mucizesinin altındaki nedenlerden bir tanesi de bu olsa gerek. 
 
Bütün bu gelişmeler ülkemizde yatırım ve üretim ortamını iyileştirecek yapısal reformlar gerçekleştirilmeden ekonomik büyümede anlamlı bir artışın sağlanamayacağını göstermektedir. Ancak yapısal reformlar kalıcı ve güçlü hükümetlerce gerçekleştirilebilir. 7 Haziran seçim sonuçları tek partili bir hükümetin kurulmasına imkan vermemiştir. Bu durumda Meclis’te temsil edilen siyasi partilerin bir an önce parti çıkarları yerine ülke çıkarlarını öne koyarak uzlaşmaya varması ve güçlü bir koalisyon oluşturması büyük önem kazanmaktadır; bizim temennimiz de bu yöndedir. Çünkü seçimlerin ardından ortaya çıkan siyasi belirsizlik, tüketim ve yatırım harcamalarının etkilenmesine yol açmaktadır. Bu durum aşılmazsa bu yılı da kaybetmiş olacağız.
Arkadaşlar, şu anda işte Millet Meclisimiz açıldı, milletvekillerimiz yeminlerini ettiler, önümüzdeki birkaç gün içerisinde Millet Meclisi Başkanı seçilecek. Ondan sonra da koalisyon çalışmaları herhalde resmi olarak olmuş olması lazım, resmi olarak su yüzüne çıkacak ve göreceğiz. Ancak bugüne kadar yaşamış olduğumuz atmosfer seçimlerde siyasi partilerin birbirlerine karşı olan sözleri dikkate alındığında ve ortaya koydukları kırmızı çizgileri göz önüne aldığımızda bir hükümetin bu parlamentodan çıkması zor gibi gözüküyor. Ancak şunu unutmamamız lazım: Bu insanlara bizler bizi temsil etsinler, bize hizmet etsinler, bizim için çalışsınlar ve ülkemizin geleceği, nesillerimizin geleceğini kurtarmak için gerekli olan düzenlemeleri yapsınlar ve ülkemizi daha refah seviyesi yüksek bir yere taşımak üzere görevlendirdik. Şu anda yapılması gereken şey; bu parti taassubunu ve oradaki menfaat çelişkilerini bırakıp millet için gerçekten ne yapılabileceğini çalışmaları lazım. Bir taraftan işsizlik rakamları artarken, bir taraftan protesto olan çek ve senetlerin miktarında ciddi artışlar yaşanırken, bir taraftan da gelmekte olan müthiş bir teknoloji tsunamisi altında ezileceğimiz, bu günleri çok iyi değerlendirmezsek önümüzdeki dönemlerde her zaman üçüncü sınıf bir ülke olmak mecburiyetinde kalacağımız kritik günlerden geçerken, siyasetçilerin de şahsi kaprislerini bir kenara bırakıp vatan için, millet için el ele verip gerçekten güçlü, kararlı ve dört yıl sürecek reformları yapacak bir hükümeti oluşturması lazım.
Her türlü görüşün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edildiği bir meclis aritmetiğine sahibiz, bu bir fırsat. Bu fırsatta reformlar dediğimiz, hepimize acı çektiren, Anayasadan başlamak üzere tüm kanunlarımızı, yönetmeliklerimizi, hepsini, bütün mevzuatımızı siz salondaki değerli insanları hayatın merkezine koyacak, üretimin önünü açacak, yenilikçi yatırımların önünü açacak, insanlara tekrar şevk ve heyecan verecek düzenlemelerin yapılması lazım. Dünyanın başka yerlerinde insanlar bizim gibi bu kadar çok şeyi, bu kadar çok mevzuatı bilmek mecburiyetinde değiller, bu kadar çok bürokrasinin altında da ezilmek mecburiyetinde değiller. Bizim de insan olarak layık olduğumuz o mertebeye, ülke olarak layık olduğumuz o mertebeye getirmek bu siyasilerin borcu. Biz oylarımızı verdik, millet olarak tercihimizi yaptık, onlar da bizi ileri götürecek, bizlere hizmet edecek bu hükümeti, bir koalisyonu bir an evvel kurmalılar.
Değerli Meclis üyeleri,
Biraz önce yapısal reformlardan söz etmiştim. Bu yapısal reformların başında üretim ve yatırım ortamının iyileşmesine önemli katkılar sağlayacak, yabancı yatırımları cesaretlendirecek bir hukuk reformu gelmektedir. Bu konunun aciliyeti Hükümet tarafından da kabul edilmekte ve seçim sonrasında yapılacaklar listesinde ilk 10 içerisinde yer almaktadır. Hukuk reformunun ne kadar acil olduğunu uluslararası karşılaştırmalardan da görmekteyiz.
Dünya Adalet Projesi, -böyle bir çalışma var- her yıl ülkeleri kural hakimiyeti, hukukun üstünlüğü konusunda sıraya koyan bir rapor yayımlamakta. Proje, ülkeleri 8 alanda puanlıyor: İdarenin yetkilerinin sınırlanması, yolsuzluktan arınmışlık, yönetimde saydamlık, temel haklar, asayiş, düzenlemelerinin etkinliği, medeni hukuk ve ceza hukuku. Bu yılın raporu, 2014 yılında 99 ülke arasında 59. sırada iken 2015 yılında 102 ülke arasında 21 sıra gerileyerek 80’inciliğe geldiğimizi göstermektedir. Bu ölçünün doğru bir ölçü olduğuna da kanaat getirmiyorum ben. Çünkü yaşadığımız süreçte o kadar çok dedikodular, o kadar çok şeyler yapıldı ki bütün bunların da bu algı üzerinde mutlaka etkisi vardır.
Bizimle aynı gelir seviyesine sahip 31 ülke arasında Türkiye 29. sırada yer almaktadır. İskandinav ülkelerinin ilk sıralarda yer aldığı tabloda, Tanzanya, Zambiya,  Rusya, Fas, Filipinler, Endonezya, Tunus, Ürdün gibi ülkeler Türkiye’yi geride bırakmıştır. Bu durum kabul edilebilir değildir. Bir ülkede hukukun üstünlüğünde sorunlar varsa, o ülkede huzurun da olmaması normaldir.
Ekonomi ve Barış Enstitüsü Küresel Barış Endeksi’ni açıkladı geçtiğimiz günlerde. Barış, huzur, ticaret, kültür, ekonomi ve siyasi faktörler göz önünde bulundurularak hazırlanan endekste İzlanda dünyanın en huzurlu ülkesi olurken, Türkiye 162 ülke arasında 135. sırada yer aldı. Zaten kötümser bir milletiz. Olayların iyi yanlarını değil bardağın hep boş tarafını görürüz genel olarak. Neyin olacağını değil nasıl olmayacağını hep söyleriz. Sonra da huzurumuz kaçıyor daha kötümser oluyoruz, bu kısır döngüyü de kırmamız gerekir. Davranışlarımızı millet olarak da keşke değiştirebilsek. Zor bir iş, ama değiştirmemiz lazım.
Değerli Meclis üyeleri,
İstanbul Sanayi Odası Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşunu açıkladı. 2014 yılına ait bilgilere göre, Türkiye’nin en büyük kuruluşları üretimlerini, net satışlarını ve ihracatlarını reel olarak artıramamışlardır. Örneğin, net satışlar 2013 yılında 236 milyar dolar  iken, 2014 yılında 217 milyar dolara gerilemiştir. 2014 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı yüzde 3,8 artarken, 500 büyüğün ihracatı yüzde 3,1 düşmüştür. İlk 500’e giren sanayi şirketinin borçları da yüzde 7,8 artışla 257 milyar liraya ulaşmıştır. Firmaların bankalara olan borçları da yüzde 12,6 artışla 140 milyar liraya yükselmiştir. Görüldüğü gibi ekonomideki yavaşlama sadece küçükleri değil büyük firmaları da etkilemektedir.
Değerli Meclis üyeleri,
2014 yılında 34 üyemiz en büyük 500 sıralamasına girmiştir. Bu üyelerimizin 6’sı kamuda, 28’i ise özel sektörde faaliyet göstermektedir. Meclis üyelerimizden de Türk Traktör, MAN, Nuhun Ankara Makarnası ve Koza Altın’ın da aralarında olduğu tüm üyelerimize başarılarının devamını diliyorum. Onlar çok çalışacaklar, büyüyecekler ki ülkemiz de büyüsün’’ dedi.
 
Meclis toplantısının ardından ASO geleneksel iftar yemeği gerçekleşti. İftar yemeğine Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım, Maliye Bakan Yardımcısı Abdullah Cantimurbaşta olmak üzere bürokratlar, belediye başkanları, sivil toplum örgütleri başkanları, ASO meclis ve komite üyeleri ile çok sayıda davetli katıldı.