ANKARA SANAYİ ODASI EYLÜL AYI MECLİS TOPLANTISI YAPILDI - Ankara Sanayi Odası

ANKARA SANAYİ ODASI EYLÜL AYI MECLİS TOPLANTISI YAPILDI

    26 Eylül 2012

 
Ankara Sanayi Odası Eylül ayı olağan meclis toplantısı 26 Eylül 2012 tarihinde gerçekleştirildi.

Toplantıda ASO Başkanı Nurettin Özdebir, ekonomi yönetiminin olumsuz senaryoları öne çıkaran yaklaşımlarının piyasadaki güveni bozduğunu ve ekonomik yavaşlamayı beslediğini belirterek, “Maliye Bakanlığı bütçe açığındaki hızlı artışı telafi etmek için kolay yolu tutmuş ve vergileri artırmıştır” dedi.


Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, ASO  Eylül ayı olağan meclis toplantısında şöyle konuştu;

Değerli Meclis üyeleri,
Ekonomideki yavaşlama devam ediyor. Ekonomi ikinci çeyrekte beklentilerin altında bir hızla %2,9 büyüdü. Yılın ilk çeyreğinde de ekonomik büyüme %3,2’de kalmıştı. Bu gidişle bu yıl büyüme hızı %4’ün altında kalacak. İkinci çeyrekteki büyümenin beklentilerin altında kalmasına özel tüketim harcamalarındaki binde 5’lik ve özel yatırım harcamalarındaki yüzde 7,9’luk düşüş neden olmuştur.

Sanayi üretimindeki yavaşlama da devam etmektedir. Yılın ilk altı ayında toplam sanayi üretimindeki artış %3’te kalmıştır.

Temmuz ayında sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre %3,4 artmıştır.
 
Temmuz ayında Sanayi Ciro ve  Sanayi Sipariş Endekslerindeki artışlar da yıllık enflasyonun gerisinde kalmıştır. Bu durum, sanayide ciro ve siparişlerin reel olarak gerilediği anlamına gelmektedir. İmalat sanayiinde kapasite kullanım oranı da Eylül ayında %74’e inmiştir. İhracat artış hızı da düşmektedir.

Reel sektör ve tüketici güven endekslerindeki gerilemeler de iç talepteki zayıflamanın önümüzdeki dönemlerde devam edeceğini göstermektedir. Merkez Bankası ayağını frenden çektiğini söylese de ekonomideki yavaşlama devam etmektedir.

Faiz koridorunun alt sınırı sabti tutulduğundan, üst sınırın %11,5’ten %10’a indirilmesinin kredi faizleri üzerinde önemli bir etkisi olmayacaktır. Ayrıca ekonomi yönetiminin olumsuz senaryoları öne çıkaran yaklaşımı da piyasadaki güveni bozmakta,  ekonomik yavaşlamayı beslemektedir.
 
Değerli Meclis üyeleri,
Bütçe dengeleri bozulmaktadır. Geçen yıl ilk sekiz ayda biraz fazla veren bütçe bu yıl ilk sekiz ayda 8,5 milyar lira açık vermiştir.

Açığın yıl sonuna doğru artacağı ve 21 milyar lira olarak tahmin edilen yıllık bütçe açığının 35 milyar lirayı geçebileceği belirtilmektedir.

Bu durum bütçe açığı hedefinde neredeyse yüzde yüzlük bir sapma olacağını göstermektedir. Orta vadeli program 2012’de %4 büyüme öngörmekteydi. Dolayısıyla ekonominin yavaşlayacağı, buna bağlı olarak da vergi gelirlerinin azalacağı bilinmekteydi.

Ayrıca, ekonomik yavaşlamayla birlikte ithalatın azalacağı ve ithalden alınan KDV gelirlerinin de düşeceği belliydi. Bütçe hazırlanırken, gelirlerdeki bu düşüş öngörülmeli ve harcamalardaki artış sınırlı tutulmalıydı. Bu yapılmadığı için yılın ilk sekiz ayında vergi gelirleri reel olarak düşerken harcamalar reel olarak artmıştır. Ekonominin reel olarak yüzde 3 dolaylarında büyüdüğü bir ortamda faiz dışı harcamalardaki reel artış %6,1 olmuştur. Harcamalardaki artış, gelirdeki artışın üzerinde olunca bütçe açığındaki artış da kaçınılmaz olmaktadır. Maliye Bakanlığı bütçe açığındaki hızlı artışı telafi etmek için kolay yolu tutmuş ve vergileri artırmıştır.
Elektriğe ve doğal gaza zam da yolda. KDV oranının yılbaşında 1 puan artırılarak yüzde 19’a yükseltileceği KDV’si %1 ve %8 olan bazı ürünlerde oranların da %19’a çekilebileceği söyleniyor. Motorlu Taşıt Vergilerinde de artış gündemde.

Maliye, gelirlerini artırmak için vergileri yükseltirken harcamaları azaltmak için hiç bir tedbir almamaktadır.

Başbakanlığın genelgesine ve sıkı denetimine rağmen bugün Ankara’da ya birbirinden lüks kamu binaları yapılmakta ya da kiralanmaktadır. Bütçede T cetvelinde yer almayan taşıt alımı yapılamamaktadır. Ama bürokrasi bunu kiralık araç yöntemiyle delmiş, kamuda lüks araç kullanımı hızla artmıştır. Kamuda personel sayısında da hızlı bir artış olmuştur.
 
Değerli Meclis üyeleri,
Maliye politikası enflasyonu indirmeye çalışan Merkez Bankası’nın işini zorlaştırmaktadır. Vergilerdeki artış enflasyonda bir puana yakın bir artışa yol açacaktır. Enflasyondaki artış faizlerdeki düşüşü engelleyecek, hatta faizlerde yükselişe yol açabilecektir.

Bu durum Hazinenin borçlanma faizlerini yükselterek bütçe üzerinde ek bir yük oluşturacaktır. Bu yılın ilk sekiz ayında bütçeden faize yapılan ödemelerde %4,5 reel artış gerçekleşmiştir. Bütçe disiplini adı altında getirilen vergi artışları ekonomideki belirsizliği de artırmaktadır. Her an değişebilen vergi ve harçlar, üretim ve yatırım kararlarını güçleştirmektedir. Tüm bu gelişmeler, ekonomik büyüme hızını olumsuz etkilemekte, reel sektör üzerindeki baskıyı artırmaktadır.

İSO 500 listesinde yer alan sanayi kuruluşlarının dörtte biri zarar ederken bankaların kârı bu yılın ilk yedi ayında %12’lik artışla 13 milyar liranın üzerine çıkmıştır. Hepimiz bankalara çalışıyoruz. Bankalar ise sanayiyi finanse ederken nazlanmakta, yüksek kredi faizleriyle kredi kullanımını imkansızlaştırmaktadır. Bankaların kredi açmalarını zorlaştıran diğer bir faktör de bankacılık yasasıdır.

2001 krizi öncesinde bankacılık sisteminde yaşanan usulsüzlükler ve yolsuzlukların maliyetleri çok yüksek olmuştur.

Bu usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların bir kere daha yaşanmaması için bankacılık sisteminde yapılan düzenlemelerde aşırıya kaçılmıştır.

Mevcut düzenlemelerde bankacılara getirilen sorumluluk sadece bankacıyı değil tüm ailesini ve yakınlarını da kapsamaktadır.

Bu durumda bankacılar kredi açarken çok titiz davranmakta en küçük bir risk gördüklerinde kredi açmamakta ya da kredileri geri çağırmaktadır. Biz bunu 2009 yılında çok yakından yaşadık. Kriz başlar başlamaz bankalar kredileri geri çağırmaya başladılar ve bunun reel ekonomi üzerindeki maliyeti çok ağır oldu. Her yatırımda olduğu gibi her kredide de bir risk vardır. Bu anlamda bankacılık bir risk değerlendirme ve riski yönetme sanatıdır. Bankacılık sistemini risksiz bir ortamda çalışmaya zorlamak onu asli fonksiyonundan uzaklaştırmak demektir. Nasıl ekonomik durgunluk dönemlerinde bütçe açığı artıyorsa firma bilançoları da bozulmaktadır. Bu nedenle, durgunluk dönemlerinde firmaların hayatiyetlerini devam ettirebilmeleri için finansman kanallarının açık tutulması şarttır. Bu kanalların açık kalmasını sağlamak için bankacılık yasasının gözden geçirilmesinde büyük fayda görmekteyiz. Çek yasasında hapis cezası kaldırılırken karşılıksız çeklerin bedelinin tahsilatını kolaylaştıracak ve hızlandıracak tedbirler alınmaması istismara açık bir ortam doğurmuş, piyasadaki güven sarsılırken, firmalar birbirlerine kredi açmaz olmuşlardır.
 
 
Değerli Meclis üyeleri,
Çek yasasında karşılıksız çeklerin tahsilatını hızlandıracak düzenlemelerin yapılması şarttır. Bunun yanısıra alternatif finansman araçlarının geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi, müşteri sigortası uygulamasının da yaygınlaşması gerekmektedir. Biz, ASO olarak ekonomide zor günlerin yaklaştığını görerek kamuya ait borçların yeniden yapılandırılmasında sürenin 60 ay olmasını önermiştik. Bizim önerimize rağmen yapılandırma süresi 36 ay olarak belirlendi.

Yavaşlayan bir ekonomi ve daralan piyasa şartlarında firmaların bu ödemeleri bu kadar kısa bir sürede yapamayacakları belliydi.

Sonuç olarak, sürenin kısa tutulması nedeniyle yeniden yapılandırmada beklenen fayda sağlanamamış, piyasadaki daralmayla birlikte buradan gelecek gelirler de azalmıştır. Kâr edemeyen, zor ekonomik şartlar içinde özkaynaklarından harcayan firmalar ekonomik yavaşlamayla birlikte daha da zor bir duruma sürüklenmektedir. Bu nedenle, dış pazarların durgunluk içinde olduğu bu şartlarda iç piyasanın önemi daha da artmıştır. Ekonomide çarkların dönmesi için iç piyasanın canlı tutulması, ithal malların haksız rekabetinden korunması gerekmektedir. Eğer çarklar dönmezse, iç piyasa canlı tutulmazsa firmaların hayatiyetlerini devam ettirmeleri zorlaşacak, üretim kayıpları yaşanacak ve yerli firmaların boşalttığı alanlar ithal ürünlerin işgaline uğrayacaktır. Bu nedenle iç piyasamızı kıskançlıkla korumalı ve canlı tutmalıyız.
 
Değerli Meclis üyeleri,
Bütçe disiplini tabii ki çok önemlidir. Biz sanayiciler olarak geçmişte yüksek bütçe açıkları ve bu açıkların neden olduğu yüksek faizlerden çok çektik. Bu nedenle sanayimiz için ekonomik istikrarın önemini çok iyi bilmekteyiz. Ancak, ekonomi yönetimi ekonomik istikrarı korurken şirketlerin rekabet gücünü olumsuz etkileyecek, onların kâr etmesini zorlaştıracak, kâr oranlarını düşürecek kararlar almaması gerekir. Çünkü vergi oranlarındaki artışlar hem maliyetleri yükseltmekte, hem de tüketicilerin alımgücünü azaltarak iç talepte daralmaya yol açmaktadır.
 
Değerli Meclis üyeleri,
Sanayi üretiminde, ekonomik ortamdaki değişmelere bağlı olarak dalgalanmalar olması doğaldır.  Ancak, sanayi üretiminin sağlıklı bir biçimde büyümesinin önünde yapısal engeller de bulunmaktadır.  Bu yapısal engelleri aşmak için sanayimizde de bir dönüşüm gerçekleştirmeliyiz. Öncelikle ölçek ekonomilerinden yararlanmak için şirketlerimizi büyütmeli ve yüksek katma değerli ürünlere yönelmeliyiz. Bunun için Ar-Ge ve inovasyon üzerinde yoğunlaşarak rekabetçi ürünler üretmek  zorundayız. Bunun için öncelikle işgücümüzün niteliğini yükseltmeliyiz. Biz ASO olarak nitelikli işgücü ihtiyacındaki artışı öngörerek 2006’da OSEP programını başlattık. Ancak OSEP programına katılan öğrenci profili şirketlerimizin ihtiyacını karşılamadığı için çıtayı biraz daha yükselterek ASO Teknik Kolejini kurmaya karar verdik. ASO Teknik Koleji’mizin açılış onayını MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden 26 Temmuz 2012’de aldık.  Elli dört günde okulumuzu eğitim ve öğretime hazırladık.  Okulumuza önce Seviye Belirleme Sınavı puanları ile ön kayıt yapı daha sonra da öğrencilerin mesleki yeteneklerini tespit ettik. Kendi tercihlerini göz önüne alarak puan sırasıyla öğrencilerimizin kesin kayıtlarını yaptık.

Okulumuz 465 tavan puanı, 401 taban puanı ile Ankara ilinde SBS puanı ile öğrenci alan 508 okulun 278’inin tavan puanından, ayrıca özel fen ve Anadolu liselerinin 56’sının taban puanından daha yüksektir. 18 Eylülde okulumuzda öğretim başladı. Bu hafta pazartesi günü de öğrencilerimizle birlikte Anıtkabir’i ziyaret ettik. Orada Atamızın gösterdiği hedeflere ulaşma için çalışmaya devam etme sözü verdik. Öğrencilerimize de Atamızın huzurunda “vatanını en çok sevenin işini en iyi yapan” olduğunu hatırlattık.

 

Değerli Meclis üyeleri,
Ankara Büyükşehir Belediyesiyle yaptığımız protokol çerçevesinde kurulan AR-Ge birimi OSTİM’de çalışmalarına devam etmektedir.

Bu ofis Belediyenin satın alabileceği ürünler için proje pazarı düzenleyecektir. Bu çalışmalar kapsamında Şaşmaz-İvedik arasında tamamı yerli üretim olan bir trambus hattı oluşturulacaktır. Bildiğiniz gibi Ankara metrosunda %51 yerli katkı oranı şartı aranmasında Odamızın katkısı büyük olmuştur. Şimdi de Mersin-Akkuyu’da kurulacak nükleer santrallerde yerli katkı oranını artırmayı hedefliyoruz. Akkuyu Nükleer Güç Santrali Genel Müdürü Alexander Superfin ile yaptığımız görüşme olumlu geçmiştir. Nükleer santralde kullanılacak malzemelerin Türkiye’de üretilmesi için bir ortak çalışma yapmaya ve MOU imzalamaya karar verdik. Bu işbirliği ile yerli sanayinin nükleer teknoloji ile tanıştırılmasını hedefliyoruz. Nükleer santralin maliyeti için 22 milyar dolar gibi yüksek rakamlar telaffuz edilmekle birlikta kurulacak MVER 1200 tipi santralin fiyatı 1,6 milyar dolardır. Dolayısıyla yapılacak yatırımın toplam tutarı 6,4 milyar dolardır. Biz santrallerin ülkemizde üretilebilecek bölümünün tutarının 2 milyar doları bulacağını tahmin ediyoruz.

Değerli Meclis üyeleri,
Sözlerime, Meslek Komiteleri Ortak Toplantımızı 12-14 Ekim tarihlerinde Şanlıurfa’da gerçekleştireceğimizi hatırlatarak son veriyor, hepinizi saygı ile selamlıyorum.