Ankara Sanayi Odası Ekim ayı olağan meclis toplantısı yapıldı - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Ekim ayı olağan meclis toplantısı yapıldı

    30 Ekim 2014

Ankara Sanayi Odası Ekim ayı olağan meclis toplantısı 30 Ekim 2014 tarihinde yapıldı. Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir toplantıda Karaman
Ermenek’teki maden kazası ve gündemdeki ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
Meclis toplantısında konuşan ASO Başkanı Özdebir; Milletin ortak malı olan madenlerin rödevans yoluyla işletildiğini ve en çok rödevans ödeyen firmaya işin verildiğini ifade etti. Özdebir, “Halbuki her zaman en ucuz ve devlete en çok para ödeyen doğru çözüm olmayabiliyor.”  dedi. Maden işletmeciliğinin ciddi bir iş olduğunu belirten Özdebir, işe başlamadan önce riskler konusunda düzgün çalışma yapılmasının önemine işaret etti. Düzensiz çalışan bir madenin, gelecek dönemde alınması gereken önlemlerin de alınamamasına sebep olduğunu anlatan Özdebir, şunları söyledi:  “İşte, 2000’li yıllarda terk edilen bir madenin tünellerinin altına girilmesi suretiyle orada biriken suyun madene bir anda boşalması ile böyle bir facia yaşadık. Halbuki bunlar o saha için daha önceden planlanmış olsaydı, ihaleye çıkarken, yapılan her tünelin istikameti, derinliği, eğimi ne olacak? Bunların hepsi daha önceden planlanmış olsaydı herhalde bu kazalar yaşanmazdı.” 
ASO Başkanı Nurettin Özdebir, sözlerine şöyle devam etti;
‘‘Değerli Meclis üyeleri,
Orta vadeli program açıklandı. Programda ekonomik büyüme hedefleri düşürülmüştür.
2014 için %4,1 olan büyüme tahmini %3,3’e, 2015 için %5 olan büyüme hedefi de yüzde 4’e çekilmiştir. Bizce bu program, bir yılgınlık havası taşımaktadır.
Açıklanan bu yeni düşük hedefler, Türkiye’nin gerçek potansiyelini yansıtmamaktadır.
Türkiye’nin ekonomik potansiyeli bu değildir. Türkiye’nin neden potansiyeline ulaşamadığının teşhisini doğru yapmak gerekir. Eğer önüne engeller konulmazsa, yatırım ortamı iyileştirilir, iş yapmak kolaylaştırılırsa Türkiye, yılda yüzde 7- 8 büyümeyi rahatlıkla yakalayabilir. Türkiye’nin potansiyelini açığa çıkarmak için Türkiye kurumlarının yeni baştan kurgulanması, bu yeni kurgulamanın da mutlaka özel sektörün gerçek temsilcileriyle işbirliği içinde yapılması gerekir. İşletmelerinin %99’u KOBİ olan Türkiye’de büyük şirketlerin, yani tuzu kuru olanların temsilcilerinden oluşan sivil toplum kuruluşlarının önerileri KOBİ’lerin derdine deva olmamaktadır. Ekonomik kararlar alınırken özel sektörün bu yapısı dikkate alınmalıdır. Ekonomi yönetimi, iş dünyası lehine kararlar aldığını söylemektedir. Örneğin, gelir vergileri, kurumlar vergisi indirilmiştir. Ancak, şirketler kâr etmedikten sonra bu indirimlerin bir anlamı yoktur.
İstihdamı teşvik için kararlar alınmıştır. Ancak, işçiye 2,000 lira ödenirken sendikalı işçinin işverene maliyeti 5.564, sendikasız işçinin maliyeti 4.000 lira oluyorsa istihdamı teşvik programlarının bir yararı yoktur. Yerli sanayiyi kollamak ve desteklemek için tebliğler yayınlanmakta, kanunlar çıkarılmaktadır. Ama bunlara uyan bakanlık ya da belediye neredeyse yoktur. Örneğin, biz metro ihalesinde yüzde 51 yerli ürün şartı koydurduk, Bakanlık da hızlı trende bunu uyguladı, bundan büyük memnuniyet duyduk. Ama bu uygulama yaygınlık kazanmadı.
Değerli Meclis üyeleri,
Türkiye’nin yüksek büyüme potansiyelini açığa çıkarabilmesi için eğitim sisteminin de mutlaka yeniden kurgulanması gerekir. Üniversitelerin, mesleki eğitimin, öğrencilerin, akademik kariyer şartlarının çağın ve teknolojik gelişmenin ihtiyaçlarına göre mutlaka gözden geçirilmelidir. Tüm kurumsal yapıların işetmelere ve  üretime odaklanması gerekir. Çünkü işletme yoksa iş de, üretim de, vergi de olmaz. Bu nedenle Türkiye cesur kararlar almak zorundadır. Unutmayalım ki korkak bezirgan ne kâr eder ne de zarar.
Bunun için cesaretle yapısal reformlara odaklanmak, üretimin, yatırımın ve istihdamın önündeki engelleri ortadan kaldırarak yatırımın ortamının iyileştirilmek gerekir.
Küresel rekabet endeksinde yerimiz 44’üncülük. İş yapma kolaylığında 69’uncu sıradayız. İnşaat izni alma kolaylığında yerimiz 148’inci, İşyeri açma kolaylığında 93’üncülük. Rekabet gücümüzü artırmak için yapısal reformları yapmamız gerekir ancak, yapısal reformlar uzunca bir süredir rafa kaldırılmıştır. Yapılan yanlışlar nedeniyle gayrimenkule yapılan yatırımlar özendirilirken sanayi yatırımları adeta cezalandırılmaktadır. Geç de olsa ekonomi yönetimi yeniden sanayiye yönelmiştir ve gerçek sanayi yatırımlarına yönelik çalışmalar yapmaktadır. Yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için bu hazırlıklar mutlaka reel sektörün gerçek temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilmelidir.
Değerli Meclis üyeleri,
Türkiye ekonomisi 2000’li yıllarda yüksek bir büyüme gerçekleştirdi ve bu büyüme gelir düzeyinde bir artışa yol açtı. Ancak, son yıllarda kişi başına gelirin 10.000 dolarlarda kaldığını ve büyüme hızının düştüğünü görmekteyiz. Dünya, yaşanan kriz nedeniyle düşük büyüme dönemine girmiş görünmektedir. Dünyadaki düşük büyüme ihracat artışımızı da frenlemektedir. Ayrıca, ithalatımızda dolar, ihracatımızda ise euronun ağırlığından dolayı dolar-euro paritesindeki gelişmeler de bizi olumsuz etkilemektedir.
Ayrıca sanayinin milli gelir içindeki payı da düşmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi bizde de ekonomik büyümenin istihdam üzerindeki etkisi azalmıştır. Bu istihdamsız büyüme, işsizliğin düşmesini engellemekte, özellikle gençler arasındaki işsizliğin yüksek seyretmesine neden olmaktadır. Eğer milli gelirimizi artıracak ver toplumsal refahı yükselteceksek, büyüme modelimizi gözden geçirmemiz gerekmektedir. Dünya, düşük büyüme dönemine girerken, tüm dünyada ihracat artışı yavaşlarken daha hızlı büyümek ve ihracatımızı artırmak için daha verimli çalışmamız ve yüksek teknolojili ürünlere yönelmemiz gerekiyor. Türkiye’de yüksek teknolojiye dayanan sanayi üretiminin milli gelire katkısı 2010 yılında binde 5 oldu. Dünyada bu oran ortalama olarak %2,2. Bu oran Çin’de %11, Kore’de %13, ABD’de %2,2. Türkiye’nin imalat sanayii ihracatı içinde yüksek teknoloji ürünlerin payı %3’ler düzeyindedir. Bu oran ABD’de %28,5, Kore’de %27, Çin’de  ise %33. Görüldüğü gibi yüksek teknoloji üretiminde yapacak çok işimiz var. İlk yapılacak iş, insani kalkınmayı gözeten ve işgücü niteliğini artıran politikaları ekonomik büyüme modelimizin bir parçası yapmalıyız.
Dünyanın en büyük 10’uncu ekonomisi olmayı hedefliyoruz ama insani kalkınmada dünyadaki yerimiz 69’unculuk.
Günümüzde sanayide yüksek katma değer, bilgi ve teknoloji yoğun mal üretilen sektörlerde gerçekleşiyor.
Bu sektörler, temel bilimler ve matematik donanımlı, sorunları tespit etme ve çözüm üretebilme becerisine sahip, değişen koşullara uyum sağlayabilen yaratıcı bireyler istiyor.
Çünkü inovasyon ancak bu becerilere sahip bireylerle mümkün.
Biz ise, bu becerilere ve donanıma sahip yeterli sayıda bireyler yetiştiremediğimiz için küresel ekonomiyle, değer zincirinin alt halkalarında düşük katma değer yaratarak entegre olmuş durumdayız.
Bu durumu değiştirmek, beceri açığını kapatarak inovasyona yönelmek ve değer zincirinin üst halkalarına tırmanmak zorundayız. Ama bu konuda da durumumuz pek parlak değil.
Avrupa inovasyon endeksine göre 35 ülke arasında Türkiye 0,21 puanla 34’üncü sırada yer alıyor. AB ortalaması ise 0,54. Türkiye’nin en zayıf olduğu alanlardan birisi “İnsan Kaynakları”.
Türkiye bu alanda 0,07 endeks değeriyle sonuncu sırada. Bunun nedenini eğitim sistemimizde aramak lazım. OECD’nin, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı raporuna göre Türkiye, ortalamanın altında kalarak 44 ülke arasında 34’üncü oldu. 15 yaş grubu öğrencilerin gerçek hayatta karşılaşabilecekleri problemleri çözme becerilerini sahip öğrencilerin oranı  Türkiye’de %2. OECD’de ise %11. Oysa bizim bilgiyi analiz edebilen ve yeni  problemleri çözebilen nesillere ihtiyacımız var. Günümüzde bilgiye erişim çok kolaylaştı ancak, analiz edemedikten bu bilgiyi problem çözmekte kullanamadıktan sonra  bu bilginin bir faydası olmamaktadır.
Bu yüzden, öğrencilerin problem çözme becerilerini geliştirecek bir eğitim felsefesiyle hareket etmemiz lazım. Bu beceri açığını kapatmak ekonomik büyüme modelinin ve sınai politikaların temel amacı olmalıdır. Genç nüfustaki işsizlik oranı Almanya’da yüzde 7,4 iken bizde %18’i geçiyor. Avrupa’nın bir çok ülkesinde genç nüfustaki işsizlik %20-%50 aralığında. Almanya’nın bu başarısı, mesleki eğitimdeki düal sistemden kaynaklanıyor. Öğrenciler haftada iki gün eğitim alırken üç gün işyerinde çalışıyor. Böylece becerilerini geliştirirken, hem çalışma disiplinini kazanıyor, hem de sistemin yararlı bir çarkı oluyor. Bizde ise şikayet her yerde aynı: nitelikli elemandan vazgeçtik, çalıştıracak adam bulamıyoruz. Gençlerimiz hem becerilerden hem de çalışma disiplininden yoksun. Biz ASO olarak OSEP projesini geliştirdik ama hem kursiyer bulamıyorum hem de işadamlarımız fazla ilgi göstermiyor.
 
Değerli Meclis üyeleri,
Bölgemiz zor bir dönemden geçmektedir. Bölgemizde yaşanan gelişmeler doğrudan ya da dolaylı olarak bizi de etkilemektedir. Ancak, karamsar olmaya gerek yoktur. Türkiye, hâlâ yabancı yatırımcıların ilgisini çekiyor. Ekonomik büyüme potansiyelimizi koruyoruz.
Bu zor dönem de er ya da geç geride kalacaktır. Bizler için doğru olan işlerimize yoğunlaşmak, geleceğin Türkiye’sine katkılarımızı sürdürmektir.
Değerli Meclis üyeleri,
Dün Cumhuriyetimizin 91’inci  yılını kutladık. Konuşmama son verirken Cumhuriyet bayramımızı yeniden kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum’’.