Ankara Sanayi Odası Aralık Ayı Meclis Toplantısı Yapıldı - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası Aralık Ayı Meclis Toplantısı Yapıldı

 
ASO Aralık ayı Meclis Toplantısı, Zafer Çağlayan Toplantı Salonunda gerçekleşti. 28 Aralık 2011
 
 
 
Fransa Meclisinin sözde Ermeni soykırımını inkar etmeyi suç sayan yasa teklifini oyçokluğuyla kabul etmesi üzerine görüşlerini ifade eden ASO Başkanı Nurettin Özdebir şöyle konuştu;
 
‘’Bu oyçokluğu da çok enteresan bir şey, yani meclisin aşağı yukarı yüzde 10’unun katıldığı bir toplantıda iki tane karşı oya karşılık, geri kalan 47 tane oyla kabul edilmiş bir yasa. Herhalde diğer milletvekilleri o toplantıya katılmak lüzumunu bile hissetmediler veya böyle bir ayıbın altında kendilerinin de isimlerinin geçmesini, imzalarının olmasını istemedikleri için  katılmadılar.  Bugüne kadar Ankara Sanayi  Odası olarak çok fazla bir ses çıkartmadık, çünkü olayın ilk ateşiyle her önüne gelen işte raftaki yoğurdu toplayıp, Türkiye’de üretilen, Türk sermayesiyle, Türk malzemesiyle, Türk emeğiyle üretilen ürünleri protesto etmeye başladılar. Aslında bu hoş bir şey değil, bu fırtınanın geçmesini bekledik. Bu yasa aslında yalnız Ermeni soykırımıyla ilgili değil, özünde ifade özgürlüğünü sınırlayan, üzerinde tarihçilerin bile ihtilafta olduğu bir konunun bilimsel ortamda bile tartışılmasını yasaklayan, siyasetin doğrudan doğruya tarih yazmaya ve bu olaylara müdahale etmesine son derece enteresan bir örnektir. Demokrasiden, insan haklarından, özgürlükten, düşünce özgürlüğünün simgesiyiz diyen bir parlamentonun böyle bir kararı almış olmasını da hayret ve esefle karşılıyorum. Bu, aynı zamanda Avrupa’nın sahip çıkmış olduğu tüm değerleri ayak altına alınmasıdır.  Umuyorum ki , Fransa bu yanlıştan dönecek ve tasarının da senatodan geçmesini engellenecektir’’ dedi.  
 
Olayın  tarihsel gelişimine  de  değinen Özdebir;
1916 yılında bu coğrafyayı  İngilizlerle oturup paylaşmışlar.  Musul’u Fransızlar almış, sonra İngilizlerle becayiş yapmışlar, bizim Güneydoğu Anadolu Bölgesi,  Akdeniz Bölgesinin bir kısmı dahil olmak üzere Suriye, Ürdün, Lübnan, o coğrafya olduğu gibi Fransızlara terk edilmiş,   Basra’ya kadar olan alanlar da İngilizlere terk edilmiş, bu paylaşma da 1916 yılında yapılmış. Enteresandır, Mondros Mütarekesinin kabulünden hemen sonra da o 1916’daki paylaşılan topraklar aynen işgal edilmiştir. Bu hala günümüzde devam ediyor. Hemen yakın geçmişte Irak olayını izledik, İngilizler yine aynı yere gittiler. 5-6 sene önce Lübnan’da birtakım olaylar oldu, Fransızlar hemen orada bittiler, herkes yerine sahip çıkmaya çalışıyor. Dünyanın jeopolitik olarak en zor ve en kıymetli coğrafyasında yaşıyoruz, bu topraklarda yaşayan insanlar olarak ve burada faaliyette bulunan hükümetler olarak çok dikkatli olmamız lazım. Bizim olaylardan etkilenip böyle hamasi nutuklarla çıkıp üç gün sonra da bunları unutmak gibi bir hakkımız yok. Bizim daha uzun vadeli stratejilerle konuyu gündeme taşıyıp olayı dünyayla paylaşıp ve bu konuda kamuoyu yaratmamız lazım’’ diye belirtti.
 
Avrupa’da yaşayan 5 milyona yakın vatandaşımızın olduğuna belirten Özdebir; ‘’Dünyanın her yerinde, her coğrafyada yaşayan insanlarımız var. Fransa’da yaşayan 500 bin insanımız var. Ama biz bunları organize edemiyoruz, bunlara sahip çıkamıyoruz, bunları tek bir hedef için yönlendiremiyoruz. Bizim bu konudaki gerçeklerimizi bunlarla dünyaya anons etmemiz lazım. Bugün gidin dünyanın büyük kütüphanelerine, üniversitelerin kütüphanelerine, Türk teziyle ilgili yazılmış yüzlerce eser olmasına rağmen hiçbirini yerinde bulamazsınız. Ama buna karşılık Ermenilerin tezini savunan kitapların hepsi yerli yerinde durmaktadır. Oradaki öğrenciler bile o kitapları alıp imha etmekte, insanların okumasına mani olmaktalar. Bu kadar bilinçli olarak çalışıyorlar. 1915’te oldu bu olaylar, 2015 yılında 100. yılı olacak. Bu olay giderek  olayı tırmandırılıyor, 2015’te bunun zirvesine ulaşacaklar. Bugüne kadar Fransa’nın almış olduğu karara benzeyen 20 ülkede karar alındı. Bunlardan bilebildiğim kadarıyla hapis cezası olan İsviçre var, bir de Fransa var inkar edilmesinin yasaklandığı. Bu coğrafya üzerinde bize laf söyleyen bu insanların aslında geçmişleri bizimle kıyaslanmayacak kadar kötü. Bu yanlış bir ifade oldu, ben tarihimle gurur duyuyorum. Bizimle kıyaslanmayacak kadar kötüden kastım şu: Bu Afrika kıtasında yapmış olduklarını, Cezayir’de yapmış olduklarını herkes biliyor. Ama maalesef biz kendi tarihimizle çok fazla barışık olmadığımız için onların aslında burada, bizim topraklarımızda, şu anda yaşamış olduğumuz topraklarda yaptıklarını bizler bilmiyoruz. Fransızlar Adana’yı işgal ettiklerinde, 1918 olması lazım yanlış hatırlamıyorsam, Kozan’da 200 tane Kozanlıyı Kozan’ın yukarı mahallesindeki bir fırında canlı canlı  yaktılar. Bir sürü insanımızı orada katlettiler ve   bunları Ermeni lejyonuyla beraber yaptılar. Yani, 1915-1918, arada çok fazla bir zaman geçmemiş.  Bunlar Ermeni lejyonu olarak Fransız askeriyle beraber burada katliam yapıyorlar. Aslında bu tezgah onlar tarafından daha önceden tasarlanmış bir oyunun parçası ve bu iddialarını hala günümüzde devam ettiriyorlar, bize kara çalmaya uğraşıyorlar, ama onlar bizden çok daha karalar. Bunu konuda  Başbakanımız dün çok önemli bir şey söyledi TÜBİTAK toplantısında, bilimin boşalttığı yeri siyasetçiler dolduruyor. Buna da hep beraber çalışmamız, bu konuda ülkemizin zenginlerinin de bu konuda araştırılmalar yapılması, bu konuda doktoralar yapılmasını teşvik etmeleri lazım’’diye konuştu.
 
2011 yılındaki ekonomik gelişmelere ilişkin görüşlerini de paylaşan Özdebir, Türkiye ekonomisinin yılın üçüncü çeyreğinde beklentilerin üzerinde büyüdüğünü söyledi. Özdebir, Türkiye’nin çok dinamik bir iç pazara sahip olduğunu ve bunun kıymetinin bilinmesi gerektiğine dikkati çekti.Büyümenin özel tüketim ve yatırım harcamalarındaki artışın yanı sıra ihracattaki artıştan da kaynaklandığını dile getiren Özdebir, bu yılın yüzde 8’in üzerinde bir büyümeyle tamamlanacağını düşündüğünü ifade etti. Son açıklanan veriler dikkate alındığında yüzde 8’in üzerinde bir büyümenin normal karşılanması gerektiğini dile getiren Özdebir, ”Ancak başta en büyük ticari ortağımız AB olmak üzere gelişmiş ülkelerdeki yavaş büyüme nedeniyle 2012’de bu kadar hızlı büyüme beklenmemelidir” dedi. Yüksek ekonomik büyümenin tek olumsuz yanının cari işlemler açığındaki artış olduğunu belirten Özdebir, Ekim ayı sonu itibariyle cari işlemler açığının 79 milyar dolara ulaştığını hatırlattı. 2012’de ekonomik yavaşlama ile birlikte cari işlemler açığının da daralacağını ve Türkiye’nin yabancı fon ihtiyacının bu yılki kadar yüksek olmayacağını ifade eden Özdebir, şunları söyledi: ”Ancak, özel sektörün önümüzdeki gelecek yılın Aralık ayına kadar vadesi dolan borcunun toplamı 64 milyar doları bulmaktadır. Bu borcun önemli bir bölümünün çevrilebileceğini düşünüyoruz. Ama yine de 2012’de her türlü sürprize hazırlıklı olmamız gerekmektedir. Ekonomi yönetiminin almış olduğu tedbirler cari işlemler açığının artış hızını yavaşlatmış olmakla birlikte açığın sürdürülebilir düzeylere gerilemesi zaman alacaktır. Cari işlemler açığını ekonomi için bir sorun olmaktan çıkarmak için parasal ve mali tedbirlerin yanı sıra yapısal tedbirlerin de alınması gerekmektedir.” Özdebir, yabancılara mülk satışını öngören yasanın çıkmasının da büyümenin finansmanına olumlu katkı yapacağını da dile getirdi.
 
Yüksek büyümenin en memnuniyet verici sonuçlarından bir tanesinin de işsizlik oranındaki düşüş olduğunu kaydeden Özdebir, açıklanan son verilerin, işsizliğin küresel kriz öncesi oranlara gerilediğini gösterdiğini söyledi. Buna karşın, 2012’de büyümedeki yavaşlamayla birlikte işsizlik oranlarında bir artış görüleceğini anlatan, ”Bu nedenle, işsizliği daha düşük oranlara kalıcı olarak çekebilmek için işgücü maliyetlerini düşürecek ve işgücü piyasasını daha esnek hale getirecek yapısal tedbirlerin alınması gerekmektedir” dedi. Uluslararası kuruluşların 2012 yılının oldukça zor ve çalkantılı geçeceği yönünde uyarılar yaptığını da anımsatan Özdebir, sözlerini şöyle tamamladı: ”Biz de reel sektör olarak küresel ekonomide olumsuz gelişmeler olabileceğini göz ardı edemeyiz. Özellikle, AB’deki ekonomik bir durgunluk ihracatımızı olumsuz etkileyebilecektir. Ayrıca, küresel ekonomideki olumsuz gelişmeler sermaye hareketlerinde sert dönüşlere de yol açabilir. Bu nedenle firmalarımızın aşırı borçlanmaktan kaçınmaları, iç ve dış talep şartlarında meydana gelebilecek ani değişikliklere ve ekonomik büyüme hızındaki yavaşlamaya karşı hazırlıklı olmaları gerekmektedir.”