Ankara Sanayi Odası 19. Gündem Toplantısı, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak’ın k - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası 19. Gündem Toplantısı, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak’ın k

    15 Ocak 2014

Ankara Sanayi Odası’nda düzenlenen 19. ASO Gündem Toplantısı’na, ASO Başkanı Nurettin Özdebir, TÜBİTAK Başkanı Yücel Altunbaşak ile çok sayıda ASO üyesi sanayiciler katıldı.

 
Ankara Sanayi Odası Başkanı  Nurettin Özdebir toplantının açılışında yaptığı konuşmada;  “Küresel ekonomiyle, değer zincirinin alt halkalarında düşük katma değer yaratarak entegre olmuş durumdayız. Bu durumu değiştirmek ve değer zincirinin üst halkalarına tırmanmak zorundayız. Ancak böyle yaparsak bilgi toplumuna geçişte mesafe katetmiş oluruz” dedi. 

Özdebir, son on yılda ekonomide büyük bir gelişme yaşandığını söyleyerek, “Dünya sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçerken biz bilgi toplumunun neresindeyiz? Ekonomimiz, yüksek katma değer içeren bilgi ve teknoloji yoğun üretimde ne kadar ilerleme kaydetti? Bazı uluslararası karşılaştırmalar yapıldığında ne yazık ki bu sorulara olumlu cevap vermenin zor olduğu ortaya çıkıyor. Bilindiği gibi eğitim, sağlık, finansal hizmetler ve iletişim hizmetleri gibi hizmetler bilgi yoğun hizmet sektörleri, hava ve uzay araçları, haberleşme araçları, yarı-iletkenler, bilgisayarlar ve büro makineleri, ilaçlar, bilimsel araç ve ölçme cihazları sektörleri ise teknoloji yoğun sektörler olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de 1990 yılında bilgi ve teknoloji yoğun sektörlerde yaratılan katma değer, milli gelirin yüzde 13’ünü oluşturuyordu. Bu oran, 1999 yılında yüzde 26’ya yükseldi ise de 2000’li yıllarda dalgalanma göstererek 2010 yılında yüzde 22’ye geriledi. Bilgi ve teknoloji yoğun sektörlerin milli gelire katkısında 20 yılda meydana gelen yüzde 70’lik artış memnuniyet verici görülebilir. Ama bazı karşılaştırmalar yaptığımızda bu artışla yetinemeyeceğimiz görülmektedir. 2010 yılında bilgi ve teknoloji yoğun sektörlerin milli gelire katkısı ABD’de yüzde 41, Kore’de yüzde 29, Almanya’da yüzde 31, İsrail’de yüzde 42 idi. Bilgi ve teknoloji yoğun sektörlerin dünya gelirine sağladığı katma değer ortalama olarak 1990 yılında yüzde 24, 2010 yılında ise yüzde 29’du” dedi.

1990-2010 döneminde Türkiye’nin bu kritere göre dünya ortalamasının hep gerisinde kaldığını belirten Özdebir, şunları söyledi:
“Türkiye’de yüksek teknolojiye dayanan sanayi üretiminin milli gelire katkısı 2010 yılında binde 5 oldu. Dünyada bu oran 2010 yılında yüzde 2,2 olarak gerçekleşti. Bu oran Çin’de yüzde 11, Kore’de yüzde 13, ABD’de yüzde 2,2. Görüldüğü gibi burada da dünya ortalamasının oldukça altındayız. Türkiye’nin imalat sanayi ihracatı içinde yüksek teknoloji ürünlerin payı 2010 yılında yüzde 3,4 idi. Bu oran ABD’de yüzde 28,5, Kore’de yüzde 27, Çin’de ise yüzde 33. Bir televizyonun ekranını, tüm elektronik aksamını ithal edip Türkiye’de monte edip televizyon olarak ihraç ettiğimizde önemli bir katma değer yaratmıyoruz.”

Hurda demir ithal edip, ithal enerjiyle işleyip demir döküm olarak ihraç edilmesinin önemli bir katma değer yaratmadığını söyleyen Özdebir, şunları kaydetti:
“Küresel ekonomiyle değer zincirinin alt halkalarında düşük katma değer yaratarak entegre olmuş durumdayız. Bu durumu değiştirmek ve değer zincirinin üst halkalarına tırmanmak zorundayız. Ancak böyle yaparsak bilgi toplumuna geçişte mesafe katetmiş oluruz. Günümüzde sanayide yüksek katma değer, bilgi ve teknoloji yoğun mal üretilen sektörlerde gerçekleşiyor. Bu sektörler, temel bilimler ve matematik donanımlı, sorunları tespit etme ve çözüm üretebilme becerisine sahip, değişen koşullara uyum sağlayabilen yaratıcı bireyler istiyor. Çünkü inovasyon ancak bu becerilere sahip bireylerle mümkün. Biz ise, bu becerilere ve donanıma sahip yeterli sayıda bireyler yetiştiremediğimiz için küresel ekonomiyle değer zincirinin alt halkalarında düşük katma değer yaratarak entegre olmuş durumdayız. Bu durumu değiştirmek, beceri açığını kapatarak inovasyona yönelmek ve değer zincirinin üst halkalarına tırmanmak zorundayız. Patentlerle inovasyon arasındaki ilişki birebir değildir. Ama patent sayısı, ülkelerin inovatif kapasitesi hakkında bir bilgi vermektedir. 2011 yılında Çin’de 526 bin 412 (110 bin 583’ü yabancı), ABD’de 503 bin 582 (255 bin 832’si yabancı), Japonya’da 342 bin 610 (55 bin 30’u yabancı), Kore’de 178 bin 924 (40 bin 890’ı yabancı), AB’de 142 bin 793 (70 bin 895’i yabancı) patent başvurusu yapıldı. Aynı yıl Türkiye’de 228’i yabancılar tarafından olmak üzere 4 bin113 patent başvurusu yapıldı. Türkiye 173 ülke arasında 27’inci sırada yer alıyor. Bu durumu değiştirmek, inovatif kapasitemizi geliştirmek için genç nüfusumuzu iyi bir biçimde eğitmeli, sanayinin ihtiyaç duyduğu becerilere sahip kılmalıyız. Beceri açığını kapatmak sınai politikalarımızın temel amacı olmalıdır.”
 

TÜBİTAK Başkanı Altunbaşak ise, TÜBİTAK’a ayrılan bütçenin yaklaşık 2 milyar lira olduğunu belirterek, “Bu 2 milyarın üzerindeki bu devletten gelen hazinenin verdiği, birde TÜBİTAK enstitülerinin yaptığı projeler var. Proje portföyde şuanda 2013 itibariyle 2,8 milyar liraya çıktı. 19 enstitü içerisinde 2,8 milyar liralık proje yapılıyor. Proje portföyü son senelerde yaklaşık yüzde 20, 2013’de yüzde 26 artmış. Ondan önceki sene de yüzde 17 artmış” diye konuştu.
Kanunen TÜBİTAK’a verilen bir numaralı görevin politikaların oluşturulması olduğunu ifade eden Altunbaşak, şunları kaydetti:
“Bilim, teknoloji, yenilik politikalarının oluşturulması. Bunu da Bilim, Teknoloji Yüksek Kurulu’na sekretarya görevini yaparak gerçekleştiriyor. Sayın Başbakanımızın başkanlığında Bakanlar Kurulu’nun hemen hemen üyelerinin katıldığı bir ortamda her altı ayda bir bilim, teknoloji, yenilik konuları masaya yatırılıyor.”