Ankara Sanayi Odası “ASO Gündem Toplantısı” 25 Mart 2011 tarihinde Merkez Bankası Başka - Ankara Sanayi Odası

Ankara Sanayi Odası “ASO Gündem Toplantısı” 25 Mart 2011 tarihinde Merkez Bankası Başka

Ankara Sanayi Odası   “ASO Gündem Toplantısı”  25 Mart 2011 tarihinde Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın  katılımıyla yapıldı.
 
 
Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir yaptığı konuşmada;
Hatırlarsanız, Odamızı son ziyaretinizde, “tünelde bir ışık göründüğünü, ama bu ışığın tünelin çıkışı mı yoksa üzerimize gelen kamyonun ışığı mı olduğunu bilemediğinizi” söylemiştiniz.
 
Daha sonraki gelişmeler bu ışığın tünelin çıkışı olduğunu göstermişti. Ufukta yeni tüneller görüyor musunuz?
 
Sözü Başkanımıza bırakmadan önce,  Sayın Başkanımız döneminde uygulanan para politikası hakkındaki görüşlerimizi  kısaca özetlemek istiyorum. Sayın Başkanın dönemini iki bölüm de  değerlendireceğiz. İlk bölüm, Sayın Başkan’ın göreve başladığı 2006 yılından 2008 Eylül ayına, küresel krizin başladığı aya kadar geçen süredir. Hatırlayacağınız gibi Sayın Başkan, açık enflasyon hedeflemesine geçtiğimiz 2006 yılının başlarında görevine başlamıştı. Para Politikası Kurulu, enflasyonla mücadeleyi faiz oranlarını yüksek tutarak sürdürüyor, bu ise yabancı sermayenin ülkemize gelmesiyle birlikte TL’nin değerlenmesine neden oluyordu. O dönemlerde biz, “yüksek faiz-düşük kur” olarak adlandırılan bu para politikasını eleştiriyorduk. Değerli TL’nin, hem cari işlemler açığını artırarak ekonomik istikrarı riske atacağını hem de sanayimizin rekabet gücünü olumsuz etkileyeceğini ifade ediyorduk. Değerli TL’nin sanayi üretimi üzerindeki olumsuz etkilerinin iyice hissedilmeye başlandığı 2008 başlarında biz, Merkez Bankası’na katı enflasyon hedeflemesinden esnek enflasyon hedeflemesine geçmesini önerdik. Eğer önerimiz kabul edilseydi, artık “kur garantisi” olarak algılanmaya başlayan para politikasının diğer hedeflere de dikkat edeceği yönünde bir sinyal verilmiş olacak ve faiz indirimlerinin daha hızlı yapılması imkanı doğacaktı.
 
 Bu önerimiz kabul görmedi ve sanayi üretimi, önce yavaşlamaya sonra da düşmeye başladı. Sizlere üç grafik sunacağım. İlk grafikte toplam sanayi üretim endeksi görülmektedir. Mart 2006’da endeksin değeri 111 idi. Endeksin değeri Eylül 2010’da 114 idi.
 
Son bir kaç ay dışarıda bırakılırsa sanayi üretiminin 2006 başlarından beri yerinde saydığını söyleyebiliriz.  İkinci grafik sanayinin sağladığı katma değeri sabit fiyatlarla vermektedir. Burada da toplam sanayide sağlanan katma değerin 2006-2010 yılları arasında yerinde saydığı görülmektedir. Üçüncü grafik ise sanayimizin nasıl bir rekabet içinde olduğunu göstermektedir. 2006-2009 döneminde imalat sanayii fiyat deflatörü yüzde 10 artarken GSYİH’da bu artış oranı yüzde 26 olmuştur. 2006-2009 döneminde göreli fiyatlar imalat sanayii aleyhine gelişmiştir.
 
Görüldüğü gibi 2006-2010 döneminin sanayimiz için çok parlak geçtiği söylenemez. Hatta bu dönemi kayıp yıllar olarak da nitelendirebiliriz. Aynı dönemde cari işlemler açığı da hızla artmıştır.
 
Özet olarak, 2006-2008 döneminde uygulanan para politikasının gereğinden fazla sıkı olduğunu ve küresel ekonomideki gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerinin doğru okunmadığını düşünüyoruz. 2008 Eylülünde derinleşen küresel krizle birlikte Sayın Başkanımızın dönemindeki ikinci bölüm başladı. Merkez Bankası küresel krize, hızla faiz indirerek cevap verdi. Merkez Bankası bu faiz indirimlerini yapmasaydı, krizin ekonomi üzerindeki etkisi çok daha fazla olurdu.
 
Bizce Merkez Bankası, başarılı bir kriz yönetimi sergilemiştir. Bu nedenle Sayın Başkanımıza teşekkür ediyoruz.
 
Son zamanlarda, Merkez Bankası’nın munzam karşılıkları yükselterek uyguladığı para politikası bazı tereddütlere yol açmıştır. Örneğin Merkez Bankası, bilinçli olarak piyasalarda bir belirsizlik yaratmaktadır. Sayın Başkanımız bundan bir süre önce sürprizlere hazır olmamız gerektiğini söylemişti. Ama bu sürprizler, piyasaları hep ters köşeye yatıracak  biçimde olmaktadır.
 
Merkez Bankası’nın yaptığı bu sürprizler kanımızca Banka’nın güvenilirliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca munzam karşılıklardaki artış, piyasa faizlerini de yükselterek TL’nin değerlenmesine yol açmaktadır. Para politikasındaki belirsizliğin, tüketim ve yatırım talebi üzerinde olumsuz bir etki doğurması beklenebilir. Ancak, yaklaşık üç aydır uygulanan bu politika beklenen etkiyi doğurmamıştır. Tüketici güveni artmaktadır. Yatırım harcamalarında da hissedilir bir yavaşlama henüz olmamıştır. Ayrıca, munzam karşılıklardaki artışın cari işlemler açığını azaltacağı yönündeki beklenti de henüz gerçekleşmemiştir.  Bu tereddütler, uygulanan politikanın başarı şansı konusunda iyimser olmamızı engellemektedir.
 
Önceki gün Para Politikası Kurulu’nun munzam karşılıkları ortalama dört puan artırması, Para Politikası Kurulunun da izlenen politikanın başarısı konusunda tatmin olmadığını göstermektedir.
 
Sayın Başkanımız, konuşmasında bu tereddütlerimizi giderecek açıklamalar da yaparsa çok memnun olacağız.
 
Burada Merkez Bankası’na da haksızlık etmek istemiyoruz. Türkiye, cari işlemler açığı vermeden büyüyemeyen bir ülkedir. Bu yapısal sorunun bir çok nedeni vardır ve sadece para politikasıyla bu nedenleri ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bu yapısal sorunun giderilmesi için büyüme stratejisinin ve sanayi politikalarının gözden geçirilmesi ve yerli kaynaklarımızdan daha fazla yararlanmamızı sağlayacak tedbirlerin alınması gerekir. Bu konuda Hükümete de önemli görevler düşmektedir. Sözlerime son verirken, Sayın Başkanımıza Odamıza teşrifleri nedeniyle bir kez daha teşekkür ediyorum.
 
 
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz:
Dünya ekonomilerinin içinde bulunduğu duruma bakıldığında, 2010 yılının ortalarında bazı Avrupa ülkelerinde kamu borçlarının sürdürülebilirliğine ilişkin sorunlar nedeniyle bozulan küresel risk iştahının, aradan geçen zaman zarfında daha olumlu bir seyir izlediğinin görüldüğünü kaydeden Yılmaz, fakat sorunların henüz bitmediğini, özellikle son dönemde Portekiz’de yaşanan olayların belirsizliği daha da artıran unsurlardan bir tanesi olduğunu söyledi.
 
Yılmaz, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan siyasi gelişmelerin de küresel ekonomi üzerinde kalıcı bir etkide bulunup bulunmayacağı konusunun belirsizliğini koruduğuna dikkati çekti.
 
Küresel krizin zirve yaptığı dönemden bugüne kadar Türkiye’nin, risk primi benzer kredi notuna sahip ülkelerden daha olumlu bir performans izlediğini anlatan Merkez Bankası Başkanı, kredi, gayrimenkul ve emek piyasalarına bakıldığında küresel ekonomiye ilişkin belirsizliklerin henüz ortadan kalkmadığını vurguladı.
 
Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de emek piyasasının daha hızlı bir toparlanma gösterdiğini ifade eden Yılmaz, ”Bununla birlikte ülkemizde işsizlik oranlarının bir müddet daha kriz öncesi seviyelerin üzerinde seyredeceğini tahmin ediyoruz” diye konuştu.
 
-PETROL FİYATLARI-
Dünyadaki enflasyon gelişmelerine bakıldığında, özellikle son dönemde petrol ve diğer emtia fiyatlarının artış eğilimine girdiğinin gözlemlendiğini kaydeden Durmuş Yılmaz, bu gelişmelerde küresel ekonomideki toparlanma kadar gelişmiş ülkelerde uygulanan parasal genişleme tedbirlerinin de büyük rol oynadığının düşünüldüğünü söyledi.
 
Yılmaz, ”Son günlerde özellikle ham petrol fiyatlarında yaşanan hızlı yükselişin kalıcı olup olmaması, önümüzdeki dönemde küresel ekonominin gideceği yön konusunda belirleyici olacaktır. Dolayısıyla şu anda içinden geçmekte olduğumuz ve uluslararası emtia fiyatlarını da etkileyen faktörlerin ne kadar kalıcı olmadığı son derece önem arz ediyor” dedi.
 
-TÜRKİYE EKONOMİSİ-
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, mevcut veriler ışığında 2010 yılı büyüme hızının Orta Vadeli Program hedefinin oldukça üzerinde gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini, yani yüzde 8-9 arasında bir büyüme beklendiğini söyledi.
 
Türkiye’de 2010 yılının ikinci çeyreğinden sonra, kriz öncesi seviyelerin üzerine çıkılmaya başlandığını anlatan Yılmaz, şu ana kadar ortaya konulan ekonomik performansın, büyümenin motorunun da yurt içi talep olduğunu ortaya koyduğuna dikkati çekti.
 
Üretim göstergelerine bakıldığında Aralık ayında sanayi üretim endeksinde aylık ve çeyreklik bazlı yüksek oranlı artışlar gözlendiğine işaret eden Merkez Bankası Başkanı, bununla birlikte imalat sanayi kapasite kullanım oranının hala kriz öncesi seviyesinin altında olduğunu ifade etti.
 
Yılmaz, ileriye yönelik olarak sipariş eğilimlerine bakıldığında, iç talepteki artışın desteğiyle iktisadi faaliyetlerin güçlenmeye devam ettiğini, dış talebin ise bir miktar hızlanmakla birlikte zayıf seyrini sürdürdüğünü bildirdi.
 
-SON ALINAN KARARLARIN NEDENİ-
Sıkılaştırıcı yönde olacağı belirtilen politika tedbirlerinin yılın ikinci çeyreğinden itibaren kredi kullanımı ve yurtiçi talebin artış hızını sınırlayacağını tahmin ettiklerini belirten Yılmaz, şöyle konuştu:
 
”Tüketici kredileri, otomobil satışları gibi tüketim talebine ilişkin göstergelerde gözlenen yavaşlama eğilimi bu öngörüyü doğrular niteliktedir. Ancak ‘yeterli midir?’ diye sorarsanız, henüz yeterli değildir. O nedenle son aldığımız kararları bu çerçevede değerlendirebilirsiniz.
 
Yatırım talebindeki iyileşme devam ediyor. Ancak yatırım talebi yine 2008’in birinci çeyreğini 100 olarak aldığımızda hala kriz öncesi seviyelerin altında. En son geldiği nokta 89,9 ve son zamanlarda yatırım harcamalarındaki artış yüzde 34-35 seviyelerine gelmiş durumda, ancak bu hala bizim gibi ülkelerde kriz seviyesinin altında.”
 
İstihdamdaki gelişmelerin Merkez Bankasının, ”3. çeyrekte tarım dışı istihdamda yaşanan duraklamanın geçici olduğu ve yılın sonuna doğru tarım dışı istihdam artışının tekrar başlayacağı” yönündeki öngörüsünü doğrular nitelikte gerçekleştiğine dikkati çeken Yılmaz, nitekim güçlü üretim artışlarına paralel olarak sanayi istihdamının da son çeyrekte belirgin bir artış kaydettiğini söyledi ve ”öncü göstergeler tarım dışı istihdamın önümüzdeki dönemde artmaya devam edeceğine işaret etmektedir” dedi.
 
İşsizlik oranlarının bir müddet daha kriz öncesi düzeyinin üzerinde seyredeceği ve birim iş gücü maliyetindeki artışı sınırlamaya devam edeceğini tahmin ettiklerini ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti:
 
”Kayıt dışı ve kayıt içi istihdama baktığımızda 2006 Ekim ayından bu yana, son 4 senelik dönemde kayıt dışı ücretli istihdam yaklaşık 200 bin kişi azalırken, kayıtlı istihdamın 2 milyon kişiden fazla artması ekonominin istihdam yaratma kapasitesinin kalitesini gösteriyor. Gerçekten ekonomimizde büyüme var. Bu büyüme belki çok fazla istihdam yaratmıyor ama kriz dönemlerinin özelliği bu. Kriz dönemlerinin arkasında iş adamlarımız daha dikkatli oluyorlar, ihtiyatlı davranıyorlar ve verimlilik artışları oluyor. Bizde de yaşanan bu, dünyada da yaşanan bu.
 
Kriz sırasında duraksayan bu eğilim, ekonominin toparlanma sürecine girmesiyle birlikte tekrar ortaya çıkmış. Ücretli ve yevmiyeli çalışanlar içinde kayıtlı istihdam oranı artmaya devam ederken, kayıt dışı istihdam yatay bir seyir izlemiştir.”
 
-”İŞ-KUR’A KAYITLI AÇIK İŞ ORANI KRİZ ÖNCESİ SEVİYESİNE ULAŞTI”-
Öncü göstergelerin sanayi sektöründeki istihdamın üretim gelişmelerine paralel olarak artışının sürdüğüne işaret ettiğini belirten Yılmaz, bununla birlikte dış talepteki toparlanmanın gücüne ilişkin belirsizliklerin sanayi istihdamı üzerinde sınırlayıcı bir unsur olmaya devam ettiğini söyledi.
 
Yılmaz, işsizlik sigortasına yapılan başvuruların düşük seviyesini koruduğu, İş-Kur’a kayıtlı açık iş oranının kriz öncesi seviyesine ulaştığının görüldüğünü kaydederek, hane halkının iş bulma olanaklarına ilişkin beklentilerinde kademeli artış devam ederken, işsizlik sigortasına yapılan başvuruların da kriz öncesi eğilimine geri döndüğüne dikkati çekti.
 
-MERKEZ BANKASININ ALDIĞI KARARLAR- 
Yılmaz, bugün artık kredi genişlemesinden şikayetçi olunduğunu, ekonominin orta ve uzun vadede sağlığını koruması için kredi genişlemesinin sürdürülebilir bir çerçevede gelişmesi gerektiğini söylediklerinin altını çizdi. Bugün itibariyle kredi hacmindeki genişlemenin ekonominin büyüklüğüne kıyasla kriz öncesi seviyesinin üzerinde seyrettiğini söyleyen Yılmaz, şunları kaydetti:
 
”Kredi hacmindeki bir yıldan diğer bir yıla artışa baktığımızda milli gelire oranı eğer düşükse, oranın çok büyük olması çok önemli olmayabilir ama asıl bakılması gereken milli gelirle kıyaslanması. Dolayısıyla bugün bizim geldiğimiz nokta itibariyle milli gelirimizin yüzde 12’sine yakın bir kredi hacmi söz konusu. Kredi hacmine baktığımızda artış hala belki 2008 seviyesinin altında olabilir ama milli gelire oranına baktığımızda artışın oranı daha yüksek. Dolayısıyla Merkez Bankası olarak bu konuda dikkatli olmamız gerekir diye düşünüyoruz.
 
Yeni açılan kredi miktarında geçmiş yıllar ortalamasına kıyasla ortaya çıkan yukarı yönlü sapma alınan tedbirler neticesinde azalma eğilimine girmiştir. Merkez Bankası’nın Kasım ayından bu yana aldığı tedbirlerin yılın 2. çeyreğinden itibaren krediler ve iç talep üzerinde etkili olmaya başlayacağı beklense de finansal istikrara ilişkin riskleri azaltmak için zorunlu karşılıklarda bir miktar daha artışa ihtiyaç duyulduğu değerlendirilmiştir ve bu konuda tedbirler alındı.
 
Kredi maliyetlerine baktığımızda kredi faizlerinde önemli bir değişiklik gözlemlemiyoruz. Tabii bu son aldığımız karardan önceki durumu gösteriyor. Önümüzdeki günlerde bunun farklılaştığını göreceğiz. Bu durumun para politikasına ilişkin alınan son kararların, daha ziyade likidite kanalı üzerinden etkili olduğuna ve BDDK’nın yeni düzenlemeleri doğrultusunda bankaların kredi standartlarını sıkılaştırmaya başladıklarına işaret etmektedir.
 
Son aldığımız tedbirler her zaman olduğu gibi etkisini gösterecektir. Bu, bir miktar kanalı üzerinde, kredi verilebilir toplam miktarı üzerinden onu daraltıcı etki yapacaktır ve bir de maliyetler üzerinden. Bizim üzerinde durduğumuz asıl etki kredi verilebilir toplam miktarı etkilemesi yönünden. Ama demek değil ki fiyatlar da etkilenmeyecek.”
 
-”SON 2 GÜNDE TL’DE DEĞERLENME OLDU”-
Kriz döneminde ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya paralel olarak işadamı, sanayici ve tüccarın yazdığı çeklerle ilgili sıkıntıya düştüğünü anımsatan Yılmaz, artan ekonomik aktivite ve sanayici ile işadamının göreceli olarak daha iyi olması sonucunda karşılıksız çek sayısında gerek miktar gerek adet olarak bir düşme söz konusu olduğunu söyledi.
 
Yılmaz, önümüzdeki dönemde iktisadi temelleri sağlam ve yüksek büyüme potansiyeline sahip ülkelerin para birimlerinin daha istikrarlı performans göstereceğini düşündüklerini, Türkiye’nin de bu grup ülkelerin başında yer aldığını ifade ederek, ”Son dönemde özellikle son aldığımız para politikası kararlarıyla, para politikası sıkılaştırıcı olduğu için bunun sıkılaştırıcı etkisi nedeniyle son 2 günde TL’de bir miktar değerlenme oldu.” diye konuştu.
 
-CARİ AÇIK-
Yılmaz, cari açığın arttığını belirterek, ”Cari açığın sürdürülebilir olması lazım. OVP’de öngörülen cari açık seviyesinin gerçekleştirilebilmesi için kredi genişlemesinin yüzde 25 civarında olması gerektiğini söylemiştik. Bu bir hedef değildi, bir sınır da değildi ama bir egzersizdi. Cari açığın sürdürülebilir olması için yüzde 25’ler civarında kredi büyümesinin ülkemiz ekonomisi için uygun olacağını söyledik. Ama bu kontrol edilmesi gereken bir hedef değil, bu bir egzersizdi” dedi.
Gelişmiş ekonomilerde uygulamaya konulan ek parasal önlemlerin küresel risk algılamalarında yol açtığı iyileşmenin etkisiyle gelişmekte olan ekonomilere sermaye girişlerinin gözlendiğini, bunun halen devam ettiğini söyledi. Yılmaz, özellikle Japonya’nın yaşadığı deprem felaketi sonrasında Japon Merkez Bankası’nın piyasaya sürdüğü likiditenin sonuçlarının ne olacağının önümüzdeki dönemde görüleceğini ifade etti.
 
Son dönemde diğer gelişmekte olan ülkelerdeki gibi Türkiye’de de sermaye akımlarının kompozisyonunun değiştiğini, doğrudan sermaye akımlarının payı azalırken, portföy yatırımlarının payının arttığını belirten Yılmaz, ”Merkez Bankası tarafından alınan tedbirler son dönemde cari açıkta meydana gelen artışın önceden öngörülmüş olmasıyla ilişkili” dedi.
 
Yılın ilk çeyreğinde cari açığın yıllıklandırılmış bazda yavaşlayarak da olsa artmaya devam edeceğini, ancak bu artışın baz etkisinden kaynaklanacağını tahmin ettiklerini belirten Yılmaz, bu nedenle alınan parasal tedbirlerin etkilerinin daha iyi anlaşılması açısından aylık verilerin mevsimsellikten arındırılmış değerlerinin takip edilmesinin sağlıklı olacağını anlattı. Bu şekilde incelendiğinde Aralık ayında cari dengedeki bir miktar iyileşmenin dikkati çektiğini, enerji hariç dış ticaret açığının da azalma eğilimine girdiğini kaydeden Yılmaz, alınan tedbirlerin dengeleyici etkilerinin yılın ikinci çeyreğinden itibaren belirginlik kazanacağını tahmin ettiklerini belirtti.
 
Yılmaz, şu anda gerek ABD gerek Avro Bölgesi, Avro Bölgesi dışındaki ülkeler ve Japonya’nın karşı karşıya olduğu bir kamu maliyesi sorunu olduğunu belirterek, ”Dünya sıralamasında durumumuz gayet iyi. Biz buraya bir bedel ödeyerek geldik. Bu bedelin kıymetini bilmemiz gerekir, diyoruz” dedi.
 
Merkez Bankası Başkanı, 2010 yılında bütçe performansındaki iyileşmenin temel kaynağının ekonomideki hızlı büyüme eğilimine bağlı olarak artan vergi gelirlerini oluşturduğunu, bunun yanı sıra faiz dışı harcamaların artış hızının göreli olarak yavaşlaması ve iç borçlanma faiz oranlarındaki gerilemeye bağlı olarak faiz giderlerinde ortaya çıkan düşüşün kamu maliyesi dengelerinde olumlu katkı sağladığını anlattı.
 
Bu durumun Türkiye’de mali disiplinin süreceğine ilişkin beklentileri olumlu yönde etkilediğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:
 
”Burada bir belirsizlik söz konusu. O da şu, ‘torba yasa’ diye adlandırdığımız yasayla kamuya olan borçların yeniden yapılandırılması söz konusu. Buradan ne kadar gelir elde edileceği henüz belli değil. Taraflar ilgili mercilere müracaatların yaptılar. Buradan ek bir gelir mutlaka gelecek. Bunun boyutunun ne olduğunu bilmiyoruz. Bu gelen gelirler eğer iç borç itfasında, genel olarak kamu borcu itfasında kullanılırsa bu tasarruf demektir, tasarruf edilirse orta vadede ülkemiz için daha hayırlı olacağını düşünüyoruz. Onun dışında bu bütçeye konmuş bir gelir değil. Orta ve uzun vadede ülkemizin üretkenlik kapasitesini artıracak altyapı yatırımları da çok önemli. Oralara harcanırsa da bunun, orta ve uzun vadede ülkemiz için faydalı olacağını düşünüyoruz.”
 
-”FİYAT İSTİKRARI BİR NUMARALI MERKEZ BANKASI GÖREVİ”-
2010 yılı Ekim ayında açıklanan Orta Vadeli Program’da (OVP) kamu maliyesine ilişkin belirlenen hedeflerin maliye politikasında önümüzdeki dönemde dengeli bir yaklaşıma işaret ettiğini belirten Yılmaz, bu anlamda bütçe açığının GSYİH’e oranının 2011 yılı içinde Maastricht kriterinin altına gerileyeceğini, kamu borç stokunun oranında azalışın 2011-2013 döneminde de devam edeceğini öngördüklerini söyledi.
 
”Merkez Bankası’nın yasasında, fiyat istikrarından sorumluyuz, görevimiz o, onun yanında finansal istikrardan. Açık ve net şekilde yazılmış böyle bir görevimiz de var” diyen Yılmaz, fiyat istikrarından tek başına sorumlu olduklarını ancak finansal istikrarın yalnız Merkez Bankası’nın kendi başına sağlayabileceği bir durum olmadığını ifade etti.
 
Başkan Yılmaz, ”Merkez Bankası bu konuda üzerine düşeni yapmaya devam ediyor ve yapacaktır. Ancak bu yeterli olmayabilir. Dolayısıyla diğer kamu otoritelerinin de bu konuda üzerine düşeni yapması gerekir. Bunlar kimdir, düzenleyici ve denetleyici otoriteler ve kamu maliyesi hazinesi. Burada da eğer yapılması gereken bir şey, zaman içinde çıkabilir. Bunun da yapılması ve Merkez Bankası’na destek olunması gerekir diye düşünüyoruz” dedi.
 
Yılmaz, son dönemde, ”Acaba Merkez Bankası fiyat istikrarı görevini ikinci plana mı attı, finansal istikrarı ön plana çıkarmaya başladı” şeklinde bir algılama ortaya çıktığını, ”Merkez Bankası fiyat istikrarını unutsun, finansal istikrarı yapsın” diyenler de olduğunu belirterek, ”Merkez Bankası’nın varlık nedeni fiyat istikrarıdır. Finansal istikrar fiyat istikrarının alternatifi değildir, tamamlayıcısıdır. Bir bütündür. Biri olmadan diğeri de olmaz. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın konumu budur” diye konuştu.
 
Dünyada gelinen noktada, bütün krizlere rağmen ”fiyat istikrarından vazgeçelim, Merkez Bankalarının böyle bir görevi olmasın” söylemi bulunmadığını ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
 
”Fiyat istikrarı, bir numaralı Merkez Bankası görevi ve bütün ülkeler de bunun hassasiyetle üzerinde duruyor. Bu konuda kesinlikle herhangi bir tereddütün olmaması gerekir. Ancak şu tartışılıyor. Fiyat istikrarına götürecek olan politika nedir? Şu anda enflasyon hedeflemesi yapılıyor. Enflasyon hedeflemesi fiyat istikrarını sağlamakta yeterli değil mi? Akademik dünya ve karar alıcılar bunu tartışıyorlar. Yöntemin tartışılması ayrı, fiyat istikrarının bizatihi hedef olması ayrı. Merkez Bankaları hiçbir ülke, kamu ve merkez bankası dahil bugün, ‘fiyat istikrarı artık gereksiz değildir’ gibi bir söylemi yok. Böyle bir şeyin de olması düşünülmemeli, düşünülemez.”
 
Enflasyon gelişmelerine de değinen Yılmaz, son dönemde enerji ve gıda fiyatlarında yaşanan arz yönlü şoklara rağmen fiyatlama davranışlarında bir bozulma olmadığının görüldüğünü söyledi. Tüketici fiyatları enflasyonunun Şubat ayında yüzde 4,2’ye gerilediğini, petrol ve diğer emtia fiyatlarının ise enflasyon raporundaki varsayımların üzerinde gerçekleştiğini belirten Yılmaz, ”Bu çerçevede önümüzdeki dönemde temel fiyat göstergelerinin yıllık artış oranındaki yükselişin bir süre daha devam etmesini bekliyoruz. Buna karşılık hizmet enflasyonunun daha ılımlı bir seyir izleyeceğini tahmin ediyoruz” dedi.
 
Yılmaz, ”uluslararası gıda fiyatlarındaki artış eğilimine paralel olarak işlenmemiş gıda enflasyonunun önümüzdeki dönemde kademeli olarak yükseleceğini”, özellikle işlenmemiş gıda fiyatlarında geçen yıl gözlenen dalgalı seyrin oluşturduğu baz etkinin yıllık enflasyon üzerinde belirleyici olmaya devam edeceğini tahmin ettiklerini kaydetti.
 
Başkan Yılmaz, enflasyon dinamiklerinin enflasyon raporunda öngördükleri çerçevede geliştiğini de belirtti.
 
Belirleyici olanın başta petrol olmak üzere emtia ve gıda fiyatları olduğuna işaret eden Yılmaz, en son enflasyon raporunda varsaydıkları yıllık gıda enflasyonunun yüzde 7,5, ithalat fiyatlarının artışının ise yüzde 10,9 olduğunu, Mart ayı itibariyle 10,9’un üzerine çıkıldığını anlattı.
 
Özellikle temel mallarda ithalat fiyatları, ithalatın dolar fiyatındaki artış ve TL’nin değer kaybından dolayı fiyatlara bir miktar geçişkenlik gözlemlediklerine işaret eden Yılmaz, bunun, üzerinde dikkatle durulması gerektiğini söyledi.
 
Yılmaz, bugün itibariyle arz yönlü şok dedikleri gıda fiyatlarından ve diğer unsurlardan gelen ikincil etkileri henüz gözlemlemediklerini de belirterek, dünya genelinde artık bunun yavaş yavaş kıpırdamaya başladığını, burada da temkinli olmak gerektiğini kaydetti.
 
Başkan Yılmaz, İngiltere’de şu an enflasyonun belki de son ay itibariyle Türkiye’deki enflasyonun da üzerine çıktığını, çıkacağını, ancak İngiltere Merkez Bankası’nın buna, ”şu anda bizim gözlemlediğimiz arz yönlü bir şok. Buna faiz oranını artırarak tepki vermenin faydası olmayacak. Çünkü biz bunun ikincil etkilerini görmedik” gerekçesiyle tepki vermediğini anlattı.
 
İkincil etkileri henüz gözlemlemediklerini bu nedenle arz yönlü şokları, uluslararası emtia fiyatlarındaki gelişmeleri çok yakından takip etmek durumunda olduklarını ifade eden Yılmaz, ”Şu anda özellikle ithalat fiyatlarında Ocak ayı enflasyon raporunda varsaydığımızın üzerinde bir artış söz konusu. Bu da sözünü ettiğim mekanizma üzerinde fiyatlara geçiyor” dedi.
 
2010 yılı içinde 3 aşamalı bir para politikası izlediklerini anlatan Yılmaz, birinci aşamada krizle birlikte piyasaya likidite verdiklerini, ikinci aşamada da işlerin normale dönmeye başlamasıyla çıkış stratejisini açıkladıklarını ve daha önce ortaya koydukları tedbirlerin bir kısımını tedricen geri aldıklarını hatırlattı.
 
Şu anda ise üçüncü aşamada bulunduklarını ifade eden Yılmaz, bu aşamada kredi genişlemesi sürdürülebilir cari açığı tehdit ettiği için makul sürdürülebilir kredi büyümesini hedef alan bir politika bileşimi geliştirdiklerini söyledi. Bu çerçevede bir taraftan ülkeye gelen kısa vadeli sermayeyi caydırmak için, ”gelmesin” şeklinde değil ama uzun vadeye gitmesini teşvik etmek için faiz indirimlerine gittiklerini belirten Yılmaz, sıkılaştırma politikası çerçevesinde de zorunlu karşılık oranlarını artırdıklarını bildirdi.
 
Kendisine daha önce pek çok kez ”bundan sonraki hareketiniz ne olacak” diye sorulduğunu ve çeşitli platformlarda yaptıkları konuşmalarda ”elimizdeki verilere bakacağız ve bu veriler çerçevesinde alınması gereken yeni tedbirler varsa bunları alacağız” dediklerini anlatan Yılmaz, en son Manisa’da yaptığı sunumda da 23 Mart’taki Para Politikası Kurulu Toplantısında durumu değerlendireceklerini söylediğini ifade etti. Bir yabancı gazetecinin, kendisinin bu beyanından sonra gelerek tekrar aynı soruyu sorduğunu ve kendisinin de 23 Mart tarihini vermeden ”Mart sonu” ifadesini kullandığını belirten Yılmaz, bu beyanlar arasındaki bir haftalık farkın eleştirilere yol açtığını ifade etti.
 
En son Para Politikası Kurulu Toplantısının 23 Mart’ta yapıldığını ve bu tarihte ayın sonuna bir hafta olduğuna işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti:
 
”Şu anda piyasada bizim Mart sonuna kadar bekleyeceğimiz varsayımından hareketle, verdiğimiz sözü tutmadığımız, piyasa oyuncularını ters köşeye yatırdığımız söyleniyor. Benim Manisa’da söylediğim (Mart ayında Para Politikası Kurulunda gelen verileri değerlendirerek karar alacağız) şeklindeydi. Arada bir hafta fark var. Eğer bu bir kusursa ben bu eleştiriyi de kabul edeyim. 
 
Merkez Bankası’nın görevi kendisinin çekildiği yöne, istenilen yöne gitmemesidir. Söylemleriyle, yaptıklarıyla piyasayı kendisinin görmek istediği yere çekmektir. Onun için de iletişimi güçlü kullanması gerekir. Söylemlerinde tutarlı olması, piyasayı aldatmaması, ters köşeye yatırmaması gerekir. Bu genel prensibi kabul ediyoruz. Kredibilite kolay kazanılmıyor ama kolay kaybediliyor. Dolayısıyla bu eleştirileri dikkate alıyoruz. Martın 23’ü ile sonu arasındaki 1 hafta bir eleştiri konusuysa bu eleştiriyi kabul ediyorum. Elimizdeki verilere baktık ve alınması gerektiğini düşündüğümüz için bu kararları aldık.”
 
Gelinen noktada küresel toparlanmanın devam ettiğini, ancak iç talebin de canlılığını koruduğunu belirten Yılmaz, ”Maliyet yönlü baskılar artıyor. Ülkemizde petrol fiyatlarındaki artışlar bir yandan enflasyonu artırırken diğer yandan da cari dengedeki düzelmeyi geciktiriyor. Enflasyonda da yılın ikinci çeyreğinden itibaren bir artış olacak. Dolayısıyla mevcut konjonktürde Merkez Bankası’nın bir yandan finansal istikrarı gözeterek diğer yandan da emtia fiyatlarından enflasyona gelen tehdidi de göz önüne alarak sıkılaştırıcı bir para politikası uygulaması gerektiği sonucuna vardık ve son Para Politikası Kurulu Toplantısında da munzam karşılıkları sıkılaştırıcı yönde artırdık” dedi.